Tensegrity

“Tensegrity”, “tension“ (gerilim) ve “integrity” (bütünsellik) kelimelerinden oluşmuş, mimariden esinlenen bir terimdir. Birbirlerine devamlı şekilde gerilim uygulayan bir grup parçayla, birbirlerini sıkıştıran diğer bir grup malzemenin bir arada kullanılarak meydana getirdiği iskelet yapılardır. Bu yapı insan bedenini tarif etmektedir.

5000 yıla varan Toltek geleneğinin Carlos Castaneda tarafından günümüze uyarlanmış modern bir versiyonudur. Vücudun tendon ve kaslarını gerip gevşetmesinin mükemmel bir örneği olan bu devinimler, germe ve sıkıştırma prensiplerini kullanan, mimari yapıların iskelet niteliklerine verilen isimdir. Birçok antrenman sistemi vücudun yüzeyindeki görünen kas gruplarını çalıştıracak şekilde tasarlanmışlardır. Tensegrity ise tendon ve kaslardaki gerginliği vücudun derinlerine etki edecek şekilde germe ve gevşetmesiyle yapılır. Bu devinimler kas sisteminin ötesinde bedenin temel işlevlerini sağlamada çok önemli rol oynayan salgı bezlerini, ve enerji merkezlerini etkiler. http://www.yenibilinc.com/menu/tensegrity_icerik.html

CC serisini okurken Sihirli Geçişler kitabından karşılaşmıştım bu terimle, daha sonraki yıllarda bu hareketlerin bizzat CC topluluğundan-izdeşler tarafından hazırlanmış bikaç CD si geçmişti elime. Şöyle hepsini bir seyredeyim dedim fakat öyle çok sayıda ve bazıları oldukça karışık hareketlerdi ki ümitsizliğe düştüm. Öncelikle 12 temel hareketi öğrenmeye karar verdim (yapmayı düşündüğüm bi işin bütünü çok gözümü korkutursa ondan vazgeçmemek adına, bana uygun gelen bi parçasını yapmaktan başlarım, kendimi hepsini yapacağıma dair baskı altında tutmam).

Söz konusu temel movementları ezberledim, kendime hatırlatmak için not defterime hatırlatıcı ipuçları kaydettim. İlk zamanlar o defteri yanımda açık tutardım sırasını hatırlamak için, sonraları gerek kalmıyor. Son bir yıldır her gün olmasa da sıkça yapmaya gayret ediyordum. Fakat yakın zamanda (iki ay kadar önce) Tensegrity konusunda gayet bilgili ve azimli bir arkadaşımız oldu, onun katkıları ile kendi repertuvarımı 55 harekete kadar genişletebildim ve bir aydır her gün muntazam yapmaya başladım. Etkilerini anlatmayacağım uzun uzun, fakat yaptığım işten ziyadesiyle zevk aldığımı söyleyebilirim.

Şu adresten temel 12 hareketi görebilirsiniz:

https://www.dropbox.com/s/0p6swouy1ufmvgl/tensegrity%2012%20temel%20hareket.mkv

Herhalde tensegrity yapmaktan daha zevklisi gurup olarak tensegrity yapmak olabilir. Arkadaşlarımızı heveslendirmeye çalışıyoruz, belki zaman içinde bunu da başarabiliriz.

Not: Gurup çalışması için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=3496

Kaçınılmaz Randevu

Don Juan “Öyle çok yapacak şeyin var ki, tetik değilsin” dedi ve tetik olmayı “günlük dünyanın dokusundan haberli olmak” olarak açıkladı. Carlos Castaneda itiraz etmeye kalkınca, sıradan şeylerin arkasında saklanmamasını, ayakları üstünde durmasını, yaptığı ve söylediği herşeyi ölçmesini, hiç zamanı yokmuş gibi davranmasını istedi. Ancak bunun herkesin başına geldiğini, bir şeyi yapmak istediğimizde çok geç olduğunu, artık zamanımızın kalmadığını, teşekkür etmesi gerektiği halde arkadaşını yargıladığını ve şimdi de kuyruğunda bir hortlakla kalakaldığını ve asla borcunu ödeyemeyeceğini söyledi.

Bu söylenenlerin çok önemli olduğunu, eylemleri ile hiç bu kadar açık yüzleşmediğini ve şimdiye dek kimseye teşekkür etmediği kafasına dank etti. Zaten sarsılmış olan Castanedaya, Don Juan, Bill’in son düşüncesinin o olduğunu söylediğinde tamamen çöktü.

Castaneda herşeyin saklandığı dayanılmaz bir dünyada olduğunu ve şehire gidip gürültünün içinde kaybolmak isteği aklından geçerken don Juan “Bir sonsuzluk deneyimi yaşamaktasın. Kaçmak, insani bir şeye dalıp gitmek istersin ama sonsuzluk buna izin vermez, acımasız pençeleri ile seni yakaladı birkere” dedi. Büyücüler artık seslendiremiyecekleri teşekkürlerini arkadaşlarının anısını taze ve canlı tutmakla yapabileceklerini, hüzünün kişisel olmadığını, bir enerji, bir güç olduğunu ve büyücülerin bir radyo gibi açık olduklarında bu dalgayı yakaladıklarını ve büyücülerin hiçbir şeyin arkasında gizlenmediklerini söyledi.

Bu konunun devamı olan “teşekkür etmek” için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=380

Dünyayı Durdurmak

Yerinde çakılı kalmıştı, hiçbir yerini kıpırdatamıyor ve hissedemiyordu. Ama bir şeyler onu dimdik ayakta tutuyordu. Bu öyle bir görüntü getirmişti ki, Carlos için dağ, tepe, yer, ufuk diye bir derinlik yok gibiydi. Hatta düşünce, duygu diye bir şey kalmamıştı. Hepside yitip gitmişti. O artık özgürce uçar gibiydi.

Bu halin ne kadar sürdüğünü kestiremediği bir anda birden sanki bir şeyin vücuduna çarptığını hissetti. Sanki güneş üzerinde patlamıştı ve o güneşi ufuk çizgisi üzerinde görmüştü. Doğruca o ufka baktı ve sonra hafif hafif de olsa ‘’dünyanın çizgilerini gördüğünün farkına vardı.

Çevresindeki her bir şeyi her yönden ÖRERCESİNE saran olağanüstü beyaz floresan ışıklanmaların bolluğunu algıladı. Gözlerini kırpıp yeniden açıp baktı. Çizgiler oldukları gibi durmaktaydılar. Çevresindeki her şeyin üzerine doğru uzanıyor ya da onların içinden çıkıyor gibiydiler.

Bu durum ona bir sonsuz gibi gelmişti. Ama beklide birkaç dakikaydı yaşadıkları süre. Dünyadan ve bedeninden ılık, yatıştırıcı bir şeylerin fışkırdığını hissetmişti. BİR SIR KEŞFETTİĞİNİ BİLİYORDU. Öyle yalın bir şeydi ki bu. Hiç tanımadığı bir duygu seline kapılmıştı. HAYATINDA ÖYLESİ BİR İLAHİ ÖFORİ DUYGUSUNU, ÖYLESİ BİR DİNGİNLİĞİ, ÖYLESİ BİR HERŞEYİ KUŞATAN KAVRAYIŞI DAHA ÖNCE HİÇ TATMAMIŞTI. Fakat bu gördüğü ya da aldığı hali anlatması yada düşünmesi bile olanaksızdı. Onu ancak BEDENİ BİLMEKTEYDİ.

Carlos arabaya binerek doğruca DON Juan’ın evine gitmek için yola koyulur. Eve vardığında DJ tek başınadır. Yaşadıklarını anlatmaya başlar. Juan ise onu can kulağı ile dinler. Sonunda da ekler: DÜNYAYI DURDURMUŞSUN işte der. Bunun için de yardımlarından dolayı Genaro’ya teşekkür etmelisin

Carlos’un yaşadığı gerçeğin ne olduğunu şu cümleleriyle belirginleştirir Juan.

‘’Senin içinde duran o şey, insanların sana bu dünyanın nasıl bir yer olduğuna ilişkin anlatageldikleriydi. Anladın mı? Herkes bize, doğduğumuzdan bu yana dünyanın FALANCA FALANCA ŞEKİLDE, FİLANCA FİLANCA BİÇİMDE OLDUĞUNU ANLATIP DURMUŞTUR. ELBET BİZİM DE DÜNYAYI ONLARIN ANLATTIĞI ŞEKİLDE GÖRMEKTEN BAŞKA BİR SEÇİMİMİZ YOKTUR.

Büyücülerin ve sıradan insanların dünyaları birbirinden farklı olmayıp aynı dünyada, her şeyin aynı olduğu ve bu işin sadece GÖRMEK olduğunu anlatır Juan. Ola ki sen GÖRMENİN insanın yalnızca iki dünya arasına, sıradan insanla büyücülerin dünyası arasına sokulduğu zaman gerçekleştiğini öğrenmişsindir. Sen şu anda o iki dünyanın tam ortasındasın. Görmeyen herhangi bir büyücü de senin gibi çakalla konuştuğunu sanır. Ama GÖREN bir kimse bilir ki buna inanmak, büyücüler aleminde çakılıp kalmaktır.

Ixtlan Yolculuğu

Muhteşem bir bölüm bu. Belki de kendi görüşüme onay bulduğum için böyle söylüyorumdur, ki öyledir 🙂

Ben bunu (büyücüler alemine çakılıp kalmayı), Oyun Kuramı’nda, oyun evrenlerine sonsuzca hapsolmak şeklinde tanımlamıştım.

Oyunun mükemmel maddesi ve manası, insanın bilerek ya da bilmeyerek  ilgisiyle şekil alır ve sonsuzca sürebilir.

Şimdi hemen bunu unutalım. 

Çünkü Dünya yani dişi cinsi, deşifre edilmekten nefret eder.

Ve onun gazabına uğramak istemeyiz.

Bilecek ancak bilmediğinize kendinizi ikna edeceksiniz.

Görecek, görmemiş gibi yapacaksınız.

İsterken istemiyor gibi olacaksınız.

Kendin olmadan kendin olmayı başarmalısınız.

Yani İKİ arada BİR derede kalınız.

(BKÖ’den alıntı)

 

 

 

Sihirli Geyik

.”Ne düşündüğün beni ırgalamaz. Bir avcı olmak için yaşamın sıradanlığını kırman gerekir” der DJ. Yaşamının bir döneminde aslında o da CC gibi davranmıştır. Aslında hepimiz, peşinden gittiğimiz av gibi davranırız. Bu yüzden de bir başka şeyin ya da kimsenin avı olup çıkarız. Bütün bunları bilen bir avcının başlıca işi, kendisini av haline getirmemektir…

Ancak bazı hayvan türleri vardır ki izleri sürülemez. Çünkü sıradan bir programları yoktur onların. Onları büyüleyici kılan şey de budur. DJ, böyle sihirli bir varlıkla yaşadığı bir deneyimi anlatır: Orta Meksika dağlarında gezerken daha önce hiç duymadığı tatlı bir ıslık sesi işitir. Sesin çıktığı noktayı belirleyemez . Sesi yeniden duyunca, onun sihirli bir geyik olduğunu anlayıp ne kadar talihli olduğunu düşünür bir an. Bu sihirli geyik, sıradan insanların alışkanlıklarının ve avcıların davranış kalıplarınında bilincindedir. Böyle bir karşılaşmada insanın yapacağı iki şey vardır: Ya kaçıp gider yada silahı varsa olduğu yerde kalır. Oysa DJ bunlardan hiçbirini yapmaz o an. Amuda kalkıp hafif hafif inlemeye başlar. Uzun süre hıçkırarak ağlar. Bu durumdayken bir yelin estiğini duyumsar. Bir şey gelmiş ve kulağının arkasında saçlarını koklamaya başlamıştır. Başını çevirip onu görmek isterken yere düşer. Hemen doğrularak oturur ve yanıbaşında o pırıl pırıl yaratığın ona bakmakta olduğunu görür. Bu şekilde bakışırlarken Dj ona; onu incitmeyeceğini söyler, işte o an geyik DJ yle konuşmaya başlar.

Anlatının bu kısmında Castaneda elinde olmadan gülümser. Bir geyiğin konuşabileceğine inanmamaktadır. Şaka niyetine” ne dedi sana” diye sorar. “Sihirli geyik bana merhaba arkadaş dedi, ben de merhaba diyerek yanıtladım. Sonra geyik sordu: Niçin ağlıyorsun? Ben de dedim ki, çok üzgünüm de ondan. Bunu söyleyince sihirli yaratık kulağıma eğildi ve benim konuştuğum gibi açık seçik, üzülme sen dedi”…

Dj gözleri çakmak çakmak CC ye bakar bu anlattıklarından sonra. Ve kendine özgü kahkahasını patlatıverir. CC geyikle konuşmasını aptalca bulduğunu söyler. Sihirli bir geyiğin konuştuğuna inanmadığını dile getirir. DJ ona güven verircesine konuşur:”Hakkın da yok değil hani… Nerde görülmüş ki böyle bişi di mi?”

Aslında zaman zaman herkesin başına böyle sihirli bir karşılaşma geliyordur; göz göze bakışılıyordur ama biz rutini kıramadığımız için şans dönüp arkasını gidiyor olabilir. Ben bir kez hayvanın konuştuğunu duydum; fakat bu benim kabiliyetim sebebiyle olmadı. Bodrum’da evde yalnızdım, sezon dışıydı, etrafta kimseler yoktu (dağ başıydı diyebilirim), geç vakitte uyudum. Sonra bir ara seslerle uyanır gibi oldum, iki köpek havlıyorlardı ama konuşuyorlardı aslında, o an onların bildiğim Türkçe lisanında konuştuklarını duydum -saçma bir konuydu; maalesef şu an hatırlamıyorum, hatta gülümsedim, bana o an hem ilginç hem de çok normal geldi, sonra uykuya yenik düştüm. Belki buna rüya görmüşsündür diyenler çıkabilir fakat ben ne yaşadığımdan kesinlikle eminim.

Normal yaşamlarda rekabet ettiğiniz, ya da bir şekilde kıyasıya savaşa girdiğiniz kişiler/kurumlar ya da fikirler varsa ve bu bitip tükenmek bilmeyen bir sürek avı gibiyse Don Juan’ı hatırlayın: “Aslında hepimiz, peşinden gittiğimiz av gibi davranırız. Bu yüzden de bir başka şeyin ya da kimsenin avı olup çıkarız”

Ve belki onun tavsiyesine uyup alışılmadık, anlamsız ve saçma olabilecek bişey yapıp sonuçları gözlemleyebiliriz. Do Juanla Castaneda’nın buna benzer bir anısı daha vardı şimdi hatırladım:

DJ ile birlikte mutat bi kaç günlük çöl-tepe gezisine çıktıkları bir gün, karşılarına (aslında o bölgede bulunmayan) genç bir jaguar çıkmış ve onları afiyetle yeyip yutmak istemişti J

Jaguardan nasıl kurtulmaları gerektiği ile ilgili olarak DJ’nin vermiş  olduğu ilginç tavsiyeler vardı. Bunlardan biri zigzaglar çizerek koşmaktı; çünkü ona göre böyle büyük cüsseli hayvanların düşünme kabiliyetleri vardı ve kendilerinin ne yapmak istedikleri ile ilgili düşünceleri aynen sezebilirdi bu hayvan. Bu sebeple onun anlam veremiyeceği (mantıksız) hareketler yapmalıydılar. Bir süre kaçtıktan sonra ikinci tavsiyesi ayaklarıyla yerden toz kaldırmaları oldu. Bu da hayvanı şaşırtan bir diğer mantıksız hareketti.

Derken, DJ, Carlos’a ani bir talimat verdi:

“Devleş!”

Hatta kullandığı cümle aynen şöyleydi: “Şimdi gayet sakin yürüyeceğiz ve sen de koca bir devmişsin gibi kuru çamurları tekmeleyeceksin!” ve ekledi “ayaklarınla bir toz bulutu kaldır, kendini iri ve ağır hisset!”

CC, bunu yapmayı denedi ve hemen ardından bir yoğunluk duygusuna kapıldı.  Kendini devasa ve yırtıcı hissetmekteydi.  Ussal yetenekleri işlevini yitirdi O durumda ileri doğru itildiğini, bedensel olarak bir yerden diğerine büyük bir hız ve cuşkuyla hareket ettiğini, bunun bir baygınlık hissi olmadığını söylüyor CC.

Böylece o fundalıkta, kaktüslerin üzerinde saatlerce yol aldı Carlos, artık Jaguarı o takip ediyordu, hatta onu korkutmaya çalışıyordu! Eğer onun üzerine giderse, dikenlerin ona batıp canını acıtacağını biliyordu(!)

 O saatler boyunca CC sessiz bilgiye girmişti işte. Fundalığın üzerinden süzülürken, çöl zeminini ve çalıların üzerini aynı anda görmüştü!

“Ya da olduğum yerde dururken, aynı zamanda jaguarın da olduğu yerdeymişim. Böylece, kaktüslerin dikenlerinden kaçınmak için nasıl dikkatli adımlar attığının ayrımına varmışım. Başka bir deyişle, olağan burası ve orasını algılamam yerine, burası ve burasını algılamışım“

 Carlos bu inanılmaz deneyimi daha iyi anlamak için Nagual’ı sıkıştırdığında, o da kendi ilk deneyimini, işte meşhur nehir olayını anlatmıştı. Ki o olay, burası ve burası durumunu bariz olarak gözler  önüne seriyor.

Ha bir de şu hoş enstantane vardı.

DJ, ona jaguarın saldırısından rahatsız olup olmadığını sordu, acaba CC bundan incinmiş miydi?!

Ona incinmiş olabileceğimi düşünmesinin saçma olduğunu söyledim, o da bana; arkadaşlarımın saldırılarıyla ilgili olarak da aynı şekilde düşünmem gerektiğini söylemişti. Kendimi korumalı, ya da yollarından çekilmeliymişim, ama ahlakça ve haksızlık etmeden.

:)))

Dikkat Dereceleri

Görücülere göre üç tip dikkat vardır.Tüm hisseden varlıklar için değil, sadece insanlar içindir bu sınıflama. Aslında bunlar dikkat dereceleridir. Her biri kendi içinde bütün, bağımsız alanlardır.

İlk dikkat, sıradan bir insan olarak her şeyimizdir. Görücülerin gördüklerine göre, ilk dikkat farkındalık parıltısının çok yüksek bir parlaklığa ulaşmış halidir. Ama bu kozanın üstüne sabitlenmiş bir parıltıdır denebilir. Bu bilineni örten parıltıdır.

İkinci dikkat, farkındalık parıltısının daha karışık ve uzmanlık gerektiren bir durumudur. Bilinmeyenle ilgilidir. İnsanın kozası içindeki kullanılmayan yayılımlar değerlendirilirse oluşur. Uzmanlık ister çünkü, kullanılmayan yayılımları değerlendirmek için bir insanın alışılmadık, ayrıntılı taktikleri üstün bir düzence ve yoğunlaşmayla uygulamasını gerektirir. İnsanın rüya görürken, rüya gördüğünün ayırtına varacak yoğunluğa ulaşması ikinci dikkatin önkoşuludur. Bu, günlük hayattaki bilinçlilikten farklı bir bilinç halidir. Sol yan farkındalığı da denilen ikinci dikkat, insanın imgeleyebileceği en geniş alandır. Bu anlamda sınırsız sayılabilir. Büyük zorluk, ikinci dikkate girişin çok kolay, cazibesinin de neredeyse karşı konulmaz olmasıdır.

DJ, eski görücülerin, uzmanlıklarını kendi farkındalık parıltılarına uygulayıp onu akılalmaz boyutlarda genişlettiğini söyler. Esasında, kozaları içindeki yayılımların her seferde tek bandını aydınlatmayı amaçlamışlar. Başarmışlar da, fakat gariptir her seferinde bir bant aydınlatma başarıları ikinci dikkatin batağına hapsolmalarına neden olmuş.

“Yeni görücüler bu hatayı düzelttiler. Farkındalık ustalığının doğal sonuna ulaşmasını, yani tek bir vuruşta farkındalık parıltısının genişleyerek saydam kozanın sınırları dışına erişmesini sağladılar.”DJ

Üçüncü dikkate, farkındalık parıltısı içten gelen ateşe dönüştüğünde ulaşılır: Bu tek bir bandı değil, insanın kozası içindeki bütün kartal yayılımlarını alevlendiren bir parıltıdır.

DJ, ayrıksı insanlar ve diğer hisseden varlıkların bilinmeyen ve bilinemeyene farkında olmadan girişlerini bahse değer bulmaz ve bunlardan Kartal’ın armağanı olarak sözeder. Yeni görücüler için üçüncü dikkate girmek anlamı farklı bir armağandır. Bu ulaşılan nokta için bir ödüldür.

“Ölüm anında tüm insanlar bilinmeyene girer, fakat bazıları çok kısa bir an ve sadece Kartal’ın besinini arıtmak için üçüncü dikkate ulaşır. İnsanın en üstün başarısı, bu dikkat derecesine, yaşam gücüne sahipken, titrek bir ışık gibi Kartal’ın gagasına doğru yuvarlanan bedensiz bir farkındalığa dönüşmeden, ulaşmaktır.”

Bilinen ve bilinemiyenle ilgili sesli düşündüğüm şu yazıya göz atabiliriz: https://blog.sonsuz.us/?p=493

Gerçekten çok hassas bir konu olduğunu hissediyorum.