Sekse dair -4

Konu başı için tıklayınız

sa: 1000 tane arkadaşım var burada(facebook) ve gördüğünüz gibi üç gündür davet üstüne davet yaptığım bu konuyu sadece dört kişi konuşabiliyoruz. Diğerleri aşk, mevlana,melekler, kelekler,sevgi-özellikle sevgi, cennetler ve her tarafında seks kokan şarkı videolarıyla devam ediyolar 🙂 Olsun ne yapalım gerçeğimiz budur ve ben tüm bu durumları anlayışla sevgiyle karşılamaya devam ediyorum. Velakin artık içinde yer almayacağım. LÖK diye söyleyeceğim her yayınladıkları şeyin içindeki kokuyu. Bu sebeple bundan çekinenler bir an önce beni arkadaşlıktan çıkarsınlar böylece ne yayınladıklarını görememiş ve söyleyememiş olurum.

Dörtmüş pardon. Eğer kişi sayısı gece onikiye kadar ona tamamlanırsa ültümatomumu(!)geri çekeceğim :)))

av: Bizler doğumların,düğünlerin ve cenazelerin değerli olduğu bir toplumun elemanlarıyız..Deniz bu..Balığı rencide etmeyelim bence..Bu 3 ritüel dışında ve arasında kalanlar “giz”dir.Giz olduğundan seslendirilmez açık açık.Ve bu nedenle iyileşm…ez hasta..Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ve yaşamakta olduklarımız bu sürecin içerisinde olduğumuz işaret ve mutluluğunu yaşatmakta bana..4/1000 bile olsa…:-) “Nerde aş durma yanaş” Atasözümüz doğrultusunda,biliyorum ki bu tencere burada kaynadık sıra yanaşanları da olacaktır..Bu bizim atalarımızın sözü….:-))) Kızmak yok değil mi…?

sa: Kızmış gibi mi göründüm ordan :)))) O halde ne diye “Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ” diyosun? Benim tedavi sistemlerimi bilenler bilir

av:”Kızmak” sadece bir eski konuya (atasözleri) gönderme yapmakla sınırlıydı..Değilse tedavi yöntemine itirazım yok..Ama “aş” kaynamaya devam etmeli,ta ki kokusu sarmalı her yanı..Bir gün “AŞ” pişip de “AŞK” olana kadar..

sa: namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmazmış.

av: İşimiz o ezanı duyulacak hale getirmek olacak bu durumda..Namazda göz oldurmak daha zor ve uzun süreli bir seçim.

sa: Ezan ha bire hoperlör sesi açılmakla duyurulmaz, bi bunu anladıklarında, çorap söküğü gibi gelecek arkası. Kurumsallaşmış dinler güç öğesi üzerine oturmuştur, güç ise cinsellik üzerine bi oturdu kalkamadı!

HS: Şunu söyleyebilirim sadece. Açık büfe yemekhane… ondan şundan bundan doluyor tabaklar, sonra onu beğenmedim bunu beğenmedim, şu iğrenç olmuş bu bilmem ne olmuş… Söylenip duruluyor sürekli. Yaklaşık 2 yıldır ben de standart olarak; …”yapmayın arkadaşlar… yemekhane aynı yemekler aynı arada garsonlar değişiyor sadece…” madem ki şikayet ediyosunuz almayın, ya da kararınca alın, deyip duruyorum. Çorbanın yarısı salatanın şu kadarı direkt çöpe… Açık büfe anlayışına karşıyım. yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim:)

BY: yemek pişirme konusunu hiç düşünmemekle beraber, yemek yeme biçimleri üstüne zamanında ben de düşünmüştüm. Fastfood kavramının tüm dünyaya sistemli olarak yayılması ne enteresan değil mi? ve bir de sokak satıcıları var elbet. her kültürde, …o kültüre has, restaurant ve evde değil de, özellikle sokakta tüketilen yemekler… bizdeki simit kavramı mesela… pastane simidi değil özellikle sokak simidi 🙂 bir de tersi durum da vardır hani… adına ev yemeği denir… ev yemeğinin lezzetini veren başka bir özen / düzen’dir. herkes illaki sever ve ister bu ev yemeğini… ev yemeği karnıbahar da olsa pirzola da olsa çok doyurucudur sanki..

sa: güzelll, açıldınız walla (zorbalık işe yarıyomuş). Ay ben o sokak simidini çok severim, ne olacak şimdi?

by: valla sanırım herkes sokak simidini sever… kimi benim gibi o simitlerin çıktığı fırına kadar bile gidip alır, en tazesini, en sıcağını ve en gevreğini yemek için… kendi doğamıza kabul sunmak lazım gelir bu noktada :))

hs: Sibel hanım; şu durumda Freud Libido kavramını icat etmese… mideden girseydi mevzuya… demek ki değişen pek bir şey olmayacaktı insan hayatında bunu diyebilir miyiz?

sa: Walla ben işleri karmaşıklaştırmaya gerek yok, bizler gayet basitçe avlanabilecek bi hayvan türüyüz derim. Bunu kabul etmekle başlarsak (ki Jung, Gurdjieff ve DJ böyle başlıyorlar), kendimize daha açık net samimi bi (yine hayali ama olsun daha güzel bi hayal) tasarımlayabiliriz.

by: belki de hepimiz dünyanın en asil ve aynı zamanda en karanlık varlıklarıyızdır. hiçbir kadın yoktur ki, kendini tanrıça gibi hissetmeyen ve o tanrıça kadınlar, söyler ya da söylemez, kendisi illa bilir içindeki en yüce fahişeyi…

sa Kahire sokaklarında gezerken arkamdan “goddess” diye bağırırlardı, genç yaşlı hiç fark etmezdi.Ve insana öyle bakarlardı ki bunu gerçekten hissetiklerini anlardın 🙂 En asil ve en karanlık varlıklarıyız evet bu sebeple muhteşemiz.

gt: Arkadaşlar, benim manava gidip de kiloyla bişey almışlığım pek yoktur. Ne kadar lazımsa o kadar alırım. 3 domates, 5 biber, 2 salatalık mesela.:)) Hatta fazladan aldığımda manav laf atar; abla hayırdır misafirin mi var diye.:)) Yiyeceğim ka…dar alır ve yiyeceğim kadar pişiririm. Bir kerelik yani. üç günlük yemek yapıp buzdolabında depolamak saçma gelir. Her defasında yeniden pişiririm hiç üşenmem ve yarını düşünmem … Ee şimdi ben israftan mı kaçıyorum yoksa başka bişey mi var… Bana gerçeği söyleyin, bunu kaldırabilirim!.:)))

sa: sen süpersin, israftan kaçıyosun ki, bu bir savaşçı için olmazsa olmaz bi gerektir, erk biriktiriyosun yakında görücü filan olursan şaşırmam, ikincisi taze şeyleri seviyorsun, üçüncüsü her pişirime yeni ve kendine özgü olabilme şansı tanıyosun ki bu nerdeyse ikinci düşünce katına tırmanmış birine yakışır. Özetle bana çok hoş geldi.

sa: Siz erkeklere iki çift lafım var (muhtemelen bi sonraki kitabımın ismi olacak bu nadide başlangıç!): Siz bu oyuna nasıl getirildiniz be hey avanaklar! Sizin gücünüzü,şununuzu bununuzu isbata ihtiyacınız yok ki, o pek önemsediğiniz şeyi evren sizin tam kalp cenahına yerleştirdi. Gücün ta kendisisiniz siz. Öyleyse neden zavallı taklidi yapan, size pek ihtiyacı varmış gibi sızıldanıp duran kadınları arayıp durmaya teşnesiniz? Neden sanki onlar varsa kendinizi güçlü sanma yanılgısına düştünüz? Siz bunlara cevap vere durun ben size bi hikaye daha anlatacağım.

Bi kadını öldürmekle başlamıştım ve işimi yarım bırakmayıp bi erkeği de öldüreceğim, şu an buna karar verdim sayenizde.

sa: Erkeklerden tıs yok (kabul etmediyseniz tespitlerimi, söyleyin! siz de bana avanağın önde gidenisin deyin) Neyse hikaye şu: Aslan ile boğa bir gün ormanda buluşmuşlar ve geç saatlere kadar geyik muhabbeti yapmışlar.
Gecenin 12 sine doğru aslan saate bakmaya başlayınca, boğa sormuş:
-“Hayrola aslan kardeş, sen ki koskoca ormanlar kralısın, sana yakışıyor mu bu telaş. Yengeden mi korkuyorsun yoksa?” Deyince aslan:
-“Seninki gibi evde bizi bir ‘inek’ bekliyor olsa hiç problem yok, ama evde bizi bekleyen bir inek değil, bir dişi aslan var dişi aslan”

nn: harikasın sevgili sibel 🙂 konu çok güzel, iç açıcı. içimi açtığımda şu çıkıyor, yemek yemek benim için büyük bir haz. lakin süslenmiş sofralar, süslü yemek tabakları iştahımı kapatır. toprak tencerelerde odun ateşinde pişip bakır kaplarda …yenen yemekler müthiş haz verir. tencerede pişip kapağıda olabilir 🙂 bu konuda ilkelliği seviyorum. yemek sonrası sofra keyfi yapmak, yağlı ellerle bir sigara içmekte benim için ayrı bir zevk.. tabi bu yemek zevkimi her zaman yaşıyamıyorum. ama olanaklar el verdikce yaratmaya çalışıyorum. ilginçtir diğer yandan bir kadeh şarap içmek istiyorsam bunu ilkel bir sofradan ziyade çok süslü olmayan fakat yinede bir beyaz masa örtüsü serilmiş, porselen tabaklı, üzerinde sade çiçekler olan vazolu bir sofrayı tercih ediyorum.. bu tezatlığı henüz çözmüş değilim, hele seksle bağlantısını hiç bilmiyorum..

sa: Ne kadar sade ve alçakgönüllü anlatmışsın Neva, ben çok sevdim. Seksle bağlantısında bi tezatlık var mı emin değilim. Terziyi seçen güzel kadını hatırlattı bana

sa: Erkekler kibarlık edip sen hangi hakla bizi genelliyosun öküz demediler henüz (bunu da kitapta belirteceğim çünkü onları çok seviyorum, güzel olan hiç bişeylerini atlamam), neyse… Aradıkları gücün göğüslerinde olduğunu öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde bazıları ceplerinde bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama kanıtı da var: Haftalarca sık bi ormanda anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner. Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın bedenlerinde olmayan bi organ). “Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak gerçek bir şaman/savaşçı onu kullanabilir.. Sadece büyük savaşçı, hastalıları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Sonuç olarak  yaklaşık 980 kişiyi şerrimden koruduğunuz için teşekkür ederim. Belki bu bi blöftü belki değildi, bunu bilemeyeceğiz. Şunu belirteyim ki poker oyununu tam altı yaşındayken oynamaya başlamıştım! 🙂 Şimdi henüz bu konuyu bence bitiremedik (yürüme konusuna geçemiyorum) çünkü benim aklımda hala ciddi sorular var. Dolayısı ile yardımlarınızı, katkınızı beklediğim konu devamını yeni başlıktan sunuyorum. Şimdiden kolay gelsin hepimize

sekse dair-2

Konu başı için tıklayınız

sa: Daha fazla katılım bekliyorum (hep aklınızda hep dilinizde ama nedense kendini doğrudan ortaya koyma erki yok ortalarda) ve yemin ediyorum bu konuda herkişi konuşmadıkça bu konudan başka hiç bir konu açmayacağım sayfamda. İlle de odunumun parası diyorum! :))))

ŞÖ: seçimi beden yapıyor, zihin geri kalan ayak işlerini..

GG: Ama sonuçta ne bulursak yiyoruz yani seçim sadece akılda,yaşamda yok:))

sa: Niye ama, eğer uzun zaman aç kalınmışsan ne bulursan onu yiyebilirsin herhalde, ölüm riski yoksa yemeyebilirsin bile?

FA: ikiside doğanın insana bir oyunu..uygulama insana göre değişir kimi kebap sever kimi soğan ekmek.kimi 90-60-90 sever kimisi ise akıl sever.buradaki tanımlamada bence zevk duymanın esiri olan her ikisine de yenik düşer.ve sadece omurilik insanı olur. omurilik insanlarıda bence hedonisttir.:)hedonistler o zaman hıreıstiyanlıktaki 7 büyük günahı zevkle işliyor sonucu da doğuyor ama olsun:)

YÖ: seçebildiğinin en iyisini seç al. getir eve koy tezgaha. şöle uzaktan bir bak, nasıl pişirsem? acele etme, içsesini bekle. duydun mu, güzel. o an için en uygun şekil ve lezzete sokmak için tüm aşkını da kat içine. pişti mi? hemen yeme! az d…emlensin… tepside hemencecik tüketme. sofrayı kur bi güzel. otur başına, bi güzel kurul. önce seyret, kokla, kutlamasını yap bu şenliğin. hızlı yeme, tadını çıkar. çok da yeme, hazmı zorlar. doyunca da şükret. ama doydun diye özensizce de koyma kalanını dolaba. bir güzel sar sarmala, yarına sakla. yarn yine acıkacaksın nasıl olsa :))

sa: Harika bi özetleme olmuş kardeşim. Hazım ve boşaltma işlemleri nasıl peki? Hangi durum neye karşılık geliyor?

YÖ: iyi seçilmiş bir besinin ve uygun koşullarda pişirilmiş bir yemeğin hazmı hissedilmez bile. onu beden kolaylıkla kendi iç haznesinde, gözlerden, kulaklardan ve burunlardan uzak halleder. yeter ki gereken dinlenme süresini ona sağlayalım. boşaltmaya gelince… ne zaman ki boşaltma vakti geldi, hiç zaman kaybetmemek gerekir, buna karşı uyanık olunmalı. yine beden işaretini verecek nasıl olsa. yok aman biraz daha tutayım, sonra hallederim demeye gelmez, çıkmak gitmek istediğinde hemen en keyifli tarafından şartları sağlayıp, zorlamadan ve zorlatmadan özgürleştirmek lazım. iç dışa çıkmadan, yeteri boşluk sağlanmadan tekrar beslenme hırsı, kalıcı zararlara yol açabilir. ki buna beslenme bile denemez, olsa olsa dolu çöp kutusunun sınırlarını zorlamaktır bu:))

sa: Mükemmel 🙂

Şu ana kadar yemek yeme alışkanlığımızla seks arasındaki benzerlikleri dile getirdik. Ve gerçekten de müthiş paralellikler var değil mi? Şimdi yeni sorularımı sıralıyorum: 1)Buna katılmayan var mı? 2)İkisi arasında hiç benzemeyen hususlar var mı? 3)Doğu ülkelerinde (bizimki de dahil), yiyeceklerden yemekten bahsetmek ayıptır (başkalarının canı çekmesin, övünme gibi sayılmasın vs sebepleriyle) fakat cinsellik/seks ise açıkça konuşulması yasaklanmış velakin her alakasız konunun içine sızmış durumdadır. Oysa batıda da bunun tam tersidir uygulama. Sebepleri hakkında konuşalım mı?

FA: belki en çok yiyenler ve yapanlar,gizlilik adı arkasına saklanıyordur. hatta Muzaffer Sarısözen Türkü derleme çalışmaları esansında çoğıu türküyü o zamanın denetleme kurulundan geçmez diye sırf bu sebepten literatüre geçirememiş.çünkü türkülerin içersinde çok ciddi cinselliğe dayalı simgeler varmış.bu sebeple …de denetleme kuruluna dahi sunamamamış sunduklarının bir kısmınıda kendisi elemiş diye duymuştum bir vakitler.şu manda yuva yapmış söğüt dalına türküsü mantığı gibi.bu türküde de zamanın yöneticileri hiciv ediliyor ama korku kültürü yüzünden türkü sözlü karikatür gibi kurgulanıyor.

HA: konuşulmayan, saklanılmaya çalışılan her şey gibi, cinsellikle ilgili her mevzu da doğal olarak alakalı alakasız her yerden sızma eğiliminde oluyor.

sa: Her ikinize de katılıyorum. Bben hem avrupada bazı ülkelerde bulundum ama esas sadece ingilizlerle çalıştığım (beş yıl) bi otelim vardı, orda epeyce gözlemim olabildi. İngilizler, safi ne yediklerinden, hangi lokantaya gittiklerinden konuşarak saatler geçirirler. Cinsellik seks gibi konularda ise en ufak bi kıvırmaları yoktur, gerektiği yerde en açık biçimiyle söyler geçerler.

FA: belki doğuya korku kültürünün hakim olmasınında etkisi vardır.doğu kültürnde kimse kimseye doğrudan birşey söyleme cesaretinede çok sahip değil mesela.korktukları iin her ikisini açık açık söylemekten geçmişte korktukları için bu durumda bilinçaltlarına yerleşmş olabilir.
YE: Bir özden yemek yemek vardır,birde onun yansıması.
Birde özden seks yapmak vardır birde onun yansıması.
Eğer bir kişi önünde yediğini sandığı yemeği özden yemek istiyorsa ya kendi yemeğini yapmalı yada karşılığını ödediği bir… yemeği.
Bunu şöyle açıklayalım.
Bir kadını lokantaya davet ettim,önceden rezervasyon yapıp ısmarladığım iki kişilik yemeği yiyip lokantadan ayrıldık.
Bu dünyadaki halime yansıdı ve kadınla o akşam güzelce yiyip eğlenip ayrıldık.
Burada yediklerimizin karşılığı olduğu için karnımız gerçekten doydu ve ne karın ağrısı,nede mide rahatsızlığı hissettik.
Bu önceden karşılığı olan bir çizimin dünyadaki halime yansımasıydı.
Şunu da hemen hatırlatmakta yarar var,kimse ezbere ne lokantaya gidebilir,nede kasaptan et alabilir.
Her şey önceden hazırlanıp yaşam filmine sokulmuş olmalı.
Bir başka akşam bu kez kadın beni lokantaya davet etti fakat tek kişilik rezervasyon yaptırmış.
Lokantaya gittik tek kişilik yemek geldi fazlası yok zaten.
Burada kadın bana çalım atmış oluyor,madem tek kişilik rezervasyon yaptırdın beni neden davet ettin.
O akşam kadın yemek yedi ben syrettim fakat kadın bunun yansımasını ayarladı ve biz yine boğazda bir lokantada yemek yedik.
Yedik ama kadın benim mideye hava pompaladı.
Yani bana olmayan balıkları yedirdi.
Şöyle ki tabağa yansıyan balıklar aslında yoktu onlar orada sadece göze hitap eden birer resim gibiydi.
Kadın asıl balıkları yiyip halinden memnun olurken benim midede bir kazıntı başladı.
Ne balıklar zehirliydi nede bayat,ikimizde aynı yemeği yedik.
Kadın boğazda yemek yemenin mutluluğunu tadarken benim mide bulanmaya başladı.
Lokantacıyı suçladık ve bize bayat balık yedirdi diye kızdık.
Oysaki asıl planda tek kişilik yemek ısmarlanmıştı.
Lokantacıda keriz değilya oda zaman ötesinden birilerini kerizlemeye gelip mal kazanmaya çalışan bir üstadı oynuyor.
Lokantacı diyor ki,ödeseydin eğer çift porsiyon onu yerdiniz,siz beni kazıklamaya geldiniz buraya.
Bu bağlamda kadın tıka basa yedi bense hava pompalanmış bir mideyle ayrıldım lokantadan.
Yansıması ise göz boyadı.
Sonrasında kadınla lokantadan ayrıldık ve evine gittik.
Amacımız seks yapıp günü düzeltmekti.
Eve geldik kadın bana şarap ikram etti fakat onunda karşılığı yok oda hava pompalıyor.
Sonunda yatağa girdik fakat bedenimi hareket ettirecek bir güç gerekliki beden seks yapabilsin.
Asıl planda ben çekildim ve bu kadınla yatağa girmem dedim fakat bir kez eve geldik.
Hiç fark etmez kadını soktum bedenime kendim çekildim kenara.
Bedenlerimiz yinede seviştiler fakat öylesine bir sevişme oldu.
Sabaha kadın isyanları oynadı ve bir daha görüşmeyelim dedi,çünkü yapılan seksten memnun olmadı.
Olmaz tabi organlarımı benim kullandığım gibi kullanamadı.
Bir anlamda bana yemek yerine hava yedirmeye çakışan bu kadına kendi kendini yaptırmış oldum.
Peki ben neden böyle yaptım?
Eğer hava yiyip görevini yinede yaparsan bu kadında alışkanlık yaratıyor ve yakanı bir daha bırakmıyor.
Gelelim erkeğe.
Erkeklerin çoğu programlamadır gerçek alemde onlar seks falan yapmazlar mutlaka arkadan birileri kurup geçiyordur.
Yani öz güçlerin dışında kalanlar onların oyun halleridir.
Yaptıkları seks ise hayali balık yemeye benzer.
Tabakla balık sofrana kadar gelir ve sen balık yediğini sanırsın oysaki o bir görüntüydü.
Seksin bir başka biçimide şöyle yaşanır.
Kadın veya erkek ön planda bedenleri karşılıklı seviştirirlerken hemen yanı başında bir başkasıyla aşna fişne olurlar.
Buradan ötesini yazmakta fazla yarar görmüyorum çünkü asıl gerçekleri bilmek insanı bir boşluğa atıyor.
Yani gerçekle yüzleşmek öyle kolay bir şey değil onun için bırakalım yalanlar devam etsin bizde hayali balıkla karnımızı doyurup mideye hava pompalayalım.
Sonrada midemizi elimize alıp şu hasta hane senin,diğeri benim deyip kapı kapı doktor arayalım.

sa: Bence bırakmayalım kenara, neyse halimiz çıksın falimiz.

Sabahın er vakti

Kendinize isimleri yük etmeyin, sadece olun. Kendinize vereceğiniz herhangi bir isim ya da şekil gerçek doğanızı gölgeler, örter. (Maharaj)

..

Özgürleşmeniz için dikkatinizin “Ben-im”e, tanığa çevrilmesi gerek. Kuşkusuz ki bilen ile bilinen birdir, iki değil. Fakat bilinenin büyüsünü bozmak için bilenin öne çıkarılması zorunlu. Hiçbiri öncelikli değil; her ikisi de daima yeni, daima şimdi, aktarılamaz ve zihinden daha hızlı olan o tarifi olanaksız deneyimin bellekteki yansımalarıdır. (Maharaj)

Bilinenin büyüsünü neden bozmak gerekiyor?

**

Cinsel üreme sonucu doğan organizmalar gelişiyor,olgunluk dönemine erişip çoğalıyor, ancak bölünme yoluyla yaşamını birçok kez yenileyen bakterilerin tersine, yaşlanıp ölüyorlardı. Cinsellik için ödemek zorunda kalmış olduğumuz bedel, ölümdür!
Ölümsüzlüklerini yitirme karşılığında, organizmalar bireysellik kazanmışlardır. Sonu olmayan bir sürecin geçici evreleri olmak yerine, kendilerine özgü benzersiz bir niteliğe sahip bireyler durumuna gelmişlerdir. (Ölüm Yanılgısı)
Aslında bu bedeli cinsellik için değil, evrim adına ödemiş olduğumuzu da yukardaki ifadeyi düzeltmek amacıyla söylemiş olayım; çünkü bölünme yoluyla farklı bir canlı elde edilemiyor ancak döllenme yoluyla İKİDEN bi ÜÇ elde ediliyor. ve sihir ÜÇtedir bana göre, yani benim uydurduğum söylemle ÜÇ=sentez :)))
Bunun için ölümsüzlüğü yitirmeye değmez mi?

**

Uğruna ölümsüzlüğünüzü kaybettiğiniz çocuğunuzun size benzemesi ve sizin ideallerinizi sürdürmesi için ona baskı yapmanız ahmaklık olmaz mı?

**

Yeni doğmuş bir bebeğin yaklaşık iki trilyon hücresi varken bir yetişkinin 60 trilyon hücresi vardır ve her 24 satte bunun bir çorba tabağını dolduracak kadarı ölür(ölür mü yoksa got mu olur bilmiyorum) ve bedenden ayrılır; ancak yetişkinlikten önceki dönemde yerine yeni hücreler doğar. Otuz yaşımızı geçtikten sonra her yıl sinir ağımızın ortalama yüzde birini yitiririz. (Ölüm Yanılgısı)

Daha önce yaşamda müşahade ettiğim; 29 yaşından itibaren adına “canlılık” dediğim şeyin nerdeyse kimselerde (özellikle erkeklerde) kalmıyor oluşuna ilginç bir kanıt gibi duruyor bu hücresel tespit. Çünkü yukardaki bilgiye baktığımızda otuz yaşından itibaren ölüm sürecimizin başladığını; ancak organizmanın tümüne ne zaman ölü diyebileceğimizin bilinmediğini anlıyorum ben.

Aman Sakral yaman Sakral

Çakra sistemine göre  Sakral, bedenimizdeki dokuz ana merkezden biridir ve bakın Human Design bu merkezi nasıl tanımlıyor kısaca:

SAKRAL: -Yaşam Kuvveti ve Dayanma Gücü- Aynı zamanda jeneratör merkezi de denen, yaşam kuvveti enerjisiyle çalışan motor odasıdır. Büyümeyi, genişlemeyi ve yaşamı tetikleyen, yaşamın zorluklarına dayanma gücü veren hiçbir farkındalığı olmayan bir enerji kullanır. Bazen buna “cinsel merkez” dendiği de olur. Dünya nüfusunun %70 lik bir kısmının, durdurulması imkânsız potansiyele sahip tanımlı sakralı bulunmaktadır. Cinsel istek ve dürtü bu merkezden yayılır ve insan etkileşimi ile birlikte yaratma arzularına fırsat verir.

İşte böyle, doğanın bizlere bahşettiği durdurulması imkansız ve üstelik farkındalıksız bir enerji kullanan bu güç merkezi, adeta kozmik bir şaka gibi önümüzde yükselen bir engel haline geldi. Daha önceki yazılarımda sık sık bahsettiğim; “tekamülün hizmetkarları” oluşumuz tam da bu merkezle ilgili.

Bu güç, öyle muazzam bir etkidir ki, insanın aklına hayaline gelmeyecek şekilde her ediminin her sözünün arkasına saklanır ve onu iştahla gökyüzüne yönelmiş alevden bir dil haline getirir.

En ilkel canlılardan en tekamül etmişine kadar tüm varlıklarda bulunur. Eğer bu güç ve iştah olmasaydı gezegenin geçmişteki vahşi şartlarına karşın ona tutunmamız mümkün olamazdı.

Yaratmanın, zorluğa dayanmanın, gelişip büyümenin itici kuvveti olan Sakral merkezi dünyadaki insanların yüzde yetmişinde tanımlı imiş. Neden cinsellikle ilgili tüm konuların ve onun ikamecisi savaşa ilgili her şeyin, tüm zamanların en reyting alan konusu olduğunu anlayabiliyorsunuzdur.

Bu merkezin yaratımdan anladığı bi şey yok; çünkü bilinçsiz!
İnsanın farkındalığını genişletmesi sonucunda sakralın kullanım alanları da değişip genişler, çocuk yapmaktansa sentez yapmaya iter öncelikle, fakat bu kez de kimin sentezi kiminkini döver şeklinde yarışa ve kavgaya giriştirir bu enerji 🙂 Yorulmak bilmez, asla pes etmez!

Ah evrimin bu şahane enstrümanlarına bayılıyorum. Bu mekanizmaların dahiyane yapıları gözümü kamaştırmaya devam ediyor.

Farkındalık ve cinsellik

Farkındalık döllenme anından itibaren gelişir. Sana her zaman cinsel erkenin çok önemli olduğunu dikkatle denetlenip kullanılması gerektiğini söylemişimdir. Sen bunu ahlaki açıdan anladın, bense erkeyi biriktirip başka tarafa yönlendirmeyi anlatmak istemiştim.

Kartal ın emri cinsel erkenin hayat yaratmak için kullanılmasıdır. Cinsel erke yoluyla Kartal farkındalık bağışlar. Yani hisseden varlıklar cinsi ilişkiye girdiğinde, kozanın içindeki yayılımlar farkındalığı yeni yarattıkları varlığa bağışlamak için ellerinden geleni yapar.

Seks eylemi sırasında, çiftlerin kozaları içine kapatılan yayılımların esaslı bir tahrik geçirdiğini ve eylemin zirvesinde her iki eşten gelen birer parça farkındalık parıltısıyla kozalardan ayrılan yayılımların birbiri içinde eriyip birleştiğini söyler.

Seks ilişkisi her zaman farkındalığın bağışlanmasıdır, her ne kadar bu bağış sağlamlaştırılamasa da. İnsanların kozaları içindeki yayılımlar eğlencelik ilişki diye bir şey bilmezler.

İnsanın yanılgısı varoluşun sırrına tamamıyla kayıtsız kalması ile hayatı ve farkındalığı bağışlamak gibi asil bir eylemi, kendi isteği doğrultusunda oyalanabileceği fiziksel bir dürtü sanmasında. Savaşçılar gerçekten sahip olduğumuz tek erkenin yaşam bağışlayan seks erkesi olduğunu bilirler. Eğer savaşçılar görmek için yeterince erke istiyorlarsa, cinsel erkeleri konusunda tutumlu olmaları gerekir. Castaneda, insanın doğal duyarlılığıyla ne yapılabilir diye sorar. Don Juan’ hiçbir şey’ der. İnsanın duyarlılığının yanlış bir tarafı yok .Yanlış olan, insanın sihirli tabiatı hakkındaki cahilliği ve kayıtsızlığı. Pervasızca yaşam bağışlayan seks gücünü harcaması ve çocuk sahibi olmaması hatadır ama çocuk sahibi olarak farkındalığın parıltısınıtüketeceğini bilmemesi de hatadır. Çocuk sahibi olduklarında ebeveynlerin farkındalık parıltısının sönüp, çocuğunkinin arttığı görülür. Çocuklar farkındalıklarını geliştirdikçe, ebeveynlerin parlak kozasında, parıltının alındığı yerin tam ortasında kocaman bir leke oluşur. 

Carlos Castaneda’dan derleme

Ben de dün gece aklıma gelen bir benzerliği dile getirmek istiyorum;

Cinsellik;
Birinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, hayatta kalma dürtüsü ile
İkinci çakra üstünden işlem gördüğünde, çoğalma ve zevk alma dürtüsü ile
üçüncü çakra üzerinden işlem gördüğünde, sosyallik ve güç elde etme dürtüsü ile
dördüncü çakra üzerinden işlem gördüğünde, sevginin paylaşımı dürtüsü ile
beşinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, kendini ifade ve bilgelik dürtüsü ile
altıncı çakra üzerinden işlem gördüğünde, bilgelikle donanmış sevgi, sonsuz bir şevkat dürtüsü ile
yedinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, her şeyle bir olmanın doğallığı ile
 
enerji aktarımı sağlıyor. Tarafların farklı çakralar üzerinden işlem gören cinselliği, enerji hatlarının karışmasına, çakralarda tıkanmalara neden olmaktadır deniyor (RA bilgilerinde böyle bir bahis vardı). Cinsel partnerinizle farklı çakralardan birleşmenin göstergesi ise; doyumsuzluk, cinsel açlığın had safhada artması ve tabi bunlara bağlı gelişebilen psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar şeklinde sayılabilir.
Şu başlığa da bi göz atmakta yarar var: