Yeni eski şeyler

Çürütemediğin fikrin, -velev ki en büyük başarın olsun- seni çürütür! Bundan emin ol. 🙂

Böcekler bekliyor.

Soru: Fikilerin kulanım süresi ne kadardır?

7-14 yıllık döngüler, ilk yedide yapamadıysan ikincide yapmalısın çünkü 14 den sonrası seni yemeye başlar!

**

Hayat çizgisel değil, organiktir. Keşke çocuklarımıza rehberlik ederken bunu hatırlayabilsek.

**

http://www.ted.com/talks/lang/tur/sir_ken_robinson_bring_on_the_revolution.html

Frekans kardeşim Ken’i dinleyin çok seveceksiniz, hatta belki
başkalarına da dinletmek isteyeceksinizz. Malum paylaştıkça zevkimiz
artar bizim 🙂

Onun ilk konuşması da çok güzeldi. Yeni dünya ve eğitim gerçekten de şu an en kritik konu. Çocukların hayalleri üzerine basıyoruz, mesele onları ayakkabılarımızın altında ezecek miyiz yoksa bizi yükseltmeleri için hafifleyecek miyiz?

**

Her şey boşluğa basamak dizmektir ve bütün öğretmenler de (kendi
derecelerine göre böyle yaptıklarını bilebilir ya da bilemezler)
boşluğa basamak dizerler. Amaç basamaklarla bi yere çıkmak değil,
basamaklar arasında ya da basamaksız boşlukta gezebilme kıvraklığı ve
özgürlüğü elde edebilmektir (Bakınız Kandırıkçı varlığımız)

**

Teoriye göre arkaplan yetileri denenmeden bilinemez. Bilinebilseydi ne kadar sıkıcı bi dünyamız olurdu düşünsenize 🙂
O halde her şeyi deneyecek miyiz? Buna vaktimiz (yeni ömrümüz-erkimiz) yeter mi?
Ben bu soruyla otuzuma varmadan bi kaç yıl önce ciddi olarak yüzleştim. Ve bi karar verdim, yalnızca hoşuma gidenleri, bende aşk benzeri bir coşku uyandıranları denemeye karar verdim ve öylece yaşayıp gidiyorum. 🙂
Aynı zamanda Çinlilerin I ching sisteminin (64 hegzagramdan oluşan) bu tür sorulara cevap verebildiği söylenir. Bu sebeple Human design sistemini önemsiyorum (https://blog.sonsuz.us/?p=4696 ), oradaki 64 kapıdan hangilerinin açık olduğu sizdeki yetenekler hakkında önemli ipuçları veriyor gibi…

**

Dozaj konusunda hep bi hassasiyetim olmuştur. Daha çok zevk, daha çok bişey için miktar artışının çare olmadığını hatta ters etki yaratacağını düşünüyorum.
Sebebi de basit, her şeye alışabilen ve uyumlanabilen bi yapımız var 🙂

**

Jung’a göre, kötülüğü de bilmek (yapmak değil) zorundayız.Kendini her yönü ile tanıma ancak bu şekilde gerçekleşebilecektir. Bütünleşmiş ancak birey olmanın farkındalığını da aynı zamanda hissedebilmiş bilinci yaşamaktır amaç. “Ölülere yedi vaaz”da şöyle geçer: “Kendimizi karşıt çiftlerden nasıl birer ayrı varlık haline getireceğimizi bilirsek kurtuluşa ulaştık demektir. İnsan Tanrıların özünü paylaşandır, tanrılardan gelir, tanrılara gider.”

“İnsanlar(yığınlar) zayıftır ve kendi çeşitliliklerini, farklılıklarını taşıyamazlar.”(sürüden ayrılanlar hariç)

**

Kerteriz ya da nirengi noktaları

Yön bulmak ve kaybolmamak için kerteriz noktalarına ihtiyacımız var.

Kerteriz noktalarının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bulabildiğim bilgi aşağı yukarı birbirine benzer,  şöyleki:

“Deniz üzerinde herhangi bir noktayı belirlemek için birbirinden farklı açılarda iki doğruya ihtiyaç vardır. Bu doğruların her biri için de aynı doğru üzerinde yer alacak olan iki farklı noktaya ihtiyaç olacaktır. Dolayısıyla deniz üzerinde herhangi bir noktanın kerterizini almak için iki farklı doğru üzerinde toplam dört farklı noktanın seçilmiş olması gerekir. Kerteriz noktaları uzaktan görülebilecek, önü kapanmayacak, sabit ve çevredeki diğer şekillerden ayırt edilebilecek özellikte olmalıdır. Aynı doğrultudaki noktalardan arkada olanı önde olandan daha yüksekte olmalıdır. Oluşturulan kerteriz doğrularının kesişme açıları en az 60° olmalıdır. Hata payını ortadan kaldırmak için bir başka nokta daha bulunmalı ve onun da diğer doğruyla açısı en az 60° olmalıdır. Kardaki kerteriz noktalarının yanı sıra, o nokta için derinlik değerinin de muhakkak biliniyor olması gerekir…”

Bu sonsunsuzluk denizinde bir insan olarak bizim de yaptığımız-belki farkında olmadan-aynı kerteriz alma işlemi ile kaybolmamaya çalışmak. Ancak benim görebildiğim bazı farklılıklar ya da eksiklikler de var.

Örneğiin tek referans noktalılar var, bu kişiler kendilerini açık denizde seyahat ediyoruz sanabilirler belki fakat muhtemelen, güvenli bir havuzda dolanıp durmaktalar.  Örneğin din, milliyet kültürü, fizik, spirütüalizm vs vs…

Bunların her biri kendi başına bir kerteriz noktası olabilir. Fakat tek başına sadece liman içinde kalınır.  Limandan  dışarı çıkınca bize dört kerteriz noktası -en az- gerekirmiş. Ve bunlar kolay değişmeyen, uzaktan rahatça görünen heybetli noktalar olmalı ve Doğruların açıları da en az 60 derece olmalıymış.

Şimdilerde dini referans almış kişilerin, özellikle genç ve orta yaş guruplarının karşı kerteriz noktası olarak bilimi kullanmaya çalışmaları ve aynı şekilde bilim yöntemini referans almış olanların bilgilerini sağlamak için herhangi bir dini kerteriz almaya çalıştıklarını hem de bunu can havliyle yaptıklarını sizler de fark ediyorsunuzdur. Can havliyle diyorum çünkü herkes yaklaşan fırtınadan bilinçli ya da bilinçsiz haberli. Öyle ileri safhada bi eşleşme var ki, aldığınız kitabın ya da tıkladığınız sitenin üst başlığı her ne ise -örneğin Bilim yazıyorsa, içeriği okuduğunuzda din referanslı olduğunu ya da tam tersini- içeriğin farklı olduğunu görmek olağan hale geldi. Üzülerek söylemeliyim ki, kerteriz noktaları da iyi incelenmemiş, kulaktan dolma çoğu kez. Fakat çok iyi ve sağlam basanlar da var.

Din ve bilim şeklinde genelleyişim aslında anlatmak istediğime uygun bir örnek değildi,  ben daha  spesifik ve somut konulara dikkat çekmek istiyorum. Aslında konudan bile değil, konuyla ilgili beğendiğin bir uzmana süreli-teslimiyetle oluşan bilgi değil de daha çok bilinç aktarımı sağlayan kerterizler bunlar.

Gelelim dört kerteriz noktasını da derin ve en sağlam şekilde edinmiş olanlara, bu kişiler limandan çıkıp kıyı kıyı dolaşmaya başladılar. Ve fakat okyanusta korkarım ki bunlar da yeterli olmayacak.

Sanırım orada holistik bir salınım gerekecek. Bu ise bağlanışın tam tersiyle yani kaybolma korkusunu kaybetmekle mümkün olabilir.

Sık sık kendime yüksek sesle hatırlatırım; “nereye kadar?!”

Bunun anlamı “daha ne kadar korkacaksın”dır muhtemelen 🙂

Önemli Not: Haberleri, yöneticileri dinlerken düz anlamlarından başka simgelerine de dikkat ediniz lütfen. Örneğin Başbakan Erdoğan, en az üç çocuk derken (ve kendisi dört yapmışken),   genç nüfusu koruma, güçlü olma  gerekçesinin ardında kendisinin bile bilmediği dört kerteriz noktasını işaret etmektedir.  Bildiğimiz gibi 3 sayısı sentezle ilgilidir ve bireyselliğe geçmek için olmazsa olmaz bir aşamadır. Ne demiştik; çocuk, evrimin doğal sentezidir. (Lütfen bakınız)

Benim önerim; evrimin sentezini bilinçli konuma taşımaktır. Çocuk yerine sentez yapınız.
Bu yazı size hitap etmediyse, ya da hiç rastlamadıysanız, hiç olmazsa çocuk yapmaya devam ediniz; çünkü belki çocuklarınızdan biri sentez yapmayı başarır.

Horton

Çok satılan kitapların yaratıcısı kariratürist Dr. Seuss’un çok sevilen bir masalı daha, yayımlanmasından 50 yıl sonra beyazperdede. ABD ve Avrupa’da izlenme rekorları kıran Horton, sevimli bir filin etrafında gelişen bir öyküyü anlatıyor.
Konusu
Mayıs ayının sıcak bir günü Nool ormanının derinliklerinde, fil Horton gölün serin sularını etrafına fışkırtarak oynamakta, ormanın keyfini çıkarmaktadır. Ta ki cılız, küçük bir ses duyana kadar. Havada uçuşan bir toz zerreciğinden gelen, belli belirsiz bir yardım çağrısıdır bu.Horton henüz bu küçük zerreciğin içinde Who-ville adında koskocaman bir şehir bulunduğundan, bu şehrin kendisi gibi mikroskopik boyutlarındaki halkından (Whos) ve şehrin yönetimini elinde bulunduran belediye başkanı Mayor’dan habersizdir.

Komşuları tarafından alay konusu olan, tehdit edilen Horton, tüm eleştirilere kulak tıkayıp bu cılız sesi dinler ve zerreciği kurtarmaya karar verir. Çünkü ona göre, her ne kadar küçük olursa olsun, insan insandır.

Horton’un bu tavrı hem çok basit, hem de çok derin anlamlıdır. Kendisiyle dalga geçen ve aklını kaçırdığından şüphelenen arkadaşlarına, “Uzayın derinliklerinde bir yerlerden şimdi yaşadığımız yere bakarsanız, aslında bizim de bir zerrecik gibi göründüğümüzü anlarsınız.” der.

Parolası ise şudur: “ Bir fil yüzde yüz sadıktır.” Ve Who-ville şehrinin içinde bulunduğu zerreciğe yeni bir ev ve yer bulma görevini asla aklından çıkarmayacaktır…

Yönetmen: Jimmy Hayward, Steve Martino
Oyuncular: SESLENDİRENLER: Jim Carrey, Steve Carell, Carol Burnett, Will Arnett
Dil: İngilizce
Tür: Animasyon

Not: Yeni Dünya’da eğitim bu animasyon gibi olacak muhtemelen, öğretmenler tiyatro oyuncularından seçilecek! Olabilir mi?

360

DÜNYA’NIN en çok satan oyuncağı Rubik Küpü (Zekâ Küpü) yarattıktan sonra köşesine çekilen mucit Macar  profesör Erno Rubik yeni bir zekâ oyunuyla gene akılları karıştıracağa benziyor.

 Zekâ Küpü’ne rakip gelen “360” adlı plastik topun çevresinde altı adet değişik renkte küçük top bulunuyor.  Oyuncuların, küreyi sallayarak, renkli topları içteki küreden, ortadaki iki delikli küreye, oradan da dış kürede bulunan deliklere geçirmesi amaçlanıyor. Rubik markasının kıdemli Başkan Yardımcısı David Hedley Jones, haftaya 30 dolardan piyasaya sürülecek olan kürenin Zekâ Küpü kadar karmaşık olduğunu ve kurnazca tasarlan-dığını söyledi.  (Milliyet-Dış Haber)

Kendisini köpek sanıyor

Rusya’nın Sibirya bölgesinde polisin, kedi ve köpeklerin arasında tutulan 5 yaşında bir çocuk bulduğu bildirildi. Rus polisi tarafından yapılan açıklamada, tüm hayatını Sibirya’nın Çita bölgesindeki bir kedi ve köpek şirketindeki odada geçiren çocuğun Rusça bilmediği ve polisin kendisini gözetim altına aldığı zaman köpek gibi tepkiler verdiği kaydedildi.
Açıklamada, dış dünyaya hiç çıkarılmayan çocuğun kedi ve köpekler tarafından büyütüldüğü belirtilerek, “Hiç yıkanmayan kirli elbiseler içindeki çocuğun tavırları tamamen bir hayvanınkine benziyor ve yanına yaklaşan insanların üstüne atlıyor” denildi.
Küçük çocuğun tutulduğu odada ne ısıtma, ne su ne da kanalizasyon sistemi olduğu belirtilen açıklamada, Nataşa adındaki kız çocuğunun bir yetimhanede psikologlar tarafından gözetim altında tutulduğu kaydedildi.
Açıklamada, gerçek yaşı 5 olmasına rağmen 2 yaşındaki bir çocuk gibi görünen Nataşa’nın kaşıkla
yemek yemediği ve birlikte yaşadığı hayvanların birçok tepkisini yansıttığı belirtilerek, “Bakıcılar odayı terk ettiğinde Nataşa kapıya doğru sıçrayıp havlıyor” denildi.
Polis, 5 yaşındaki Nataşa’nın annesini sorgularken,
kayıp olan babasının ise aranmasına devam ediliyor. (Milliyet)

Çocukların 0-4 yaş arası eğitiminin hayati derecede önemli olduğunu, “Dünyanın OLMAsının-Tonal” çocuğa kim tarafından öğretilirse bunun daha sonra neredeyse hiç değiştirilemeyeceğini savunduğum yazılarım ve toplantılarım oldu. Bazı arkadaşlarım bunu kabullenmekte zorlanıyorlardı, sanırım yukarıdaki örnek oldukça ikna edici!