Kuantum Denemeler -2

Kuantum Denemeler -2

İlk kısım için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=203

  1. Hücre zarları kendilerini B_E Yoğunluğuna getirecek yeterlilikte titreştiklerinde, doğada en tutarlı düzen şekli olan bozulmamış bütünlüğün düzenini yaratırlar. Bu belki de yaşamın, termonidamiğin ikinci kanununu (entropi) çiğnediği mekanizma olabilir.

  2. Son derece bütünleşmiş zihin/beden ilişkisinde dalga/parçacık ikiliği iyi bir metafor oluşturur. Fakat bilincin, beynin kuantum sistemindeki tutarlı sanal foton düzeninden (B_E Yoğunluğu) doğduğu fikrine bakılırsa bu, metafordan daha fazla bir şeydir.

  3. İki ya da daha fazla parçacıkla herhangi bir kuantum sisteminde her parçacık, hem “şeylik” hem de “bağıntılılık” özelliğine sahiptir. Birincisi parçacık olmasından, ikincisi de dalga olmasından kaynaklanır.

Örneğin Newton’un bilardo topları birbirlerine çarpıp, durum ve momentumlarını değiştirirler, ancak bu “dışsal” bir ilişkidir. Davranış biçimlerini etkiler fakat içsel özelliklerini değiştirmezler. Aralarında ceryan eden güçlere rağmen, yuvarlaklıklarını, sıçrama özelliklerini koruyup her biri kendi kütle, durum ve momentumuna sahip olan ayrı birer blardo topu olarak kalır.

  1. Bu çeşit”içsel” ilişki ancak kuantum sistemlerinde vardır ve buna ilişkisel holizm denir.

Bilinci bu yoldan görmenin ilginç yanı, insanın genel şeyler planındaki yeriyle ilgili önemli bir şey söylemesidir.

  1. İnsan beynindeki dalga düzenlerinin korelasyonuyla, basit bir kuantum sistemindeki iki proton ya da elektronun dalga yönleri arasındaki korelasyon aynıdır. Çok önemli bir anlamda bilincimiz temel kuantum parçacıkları arasındaki ilişkinin büyük ölçekte yazılmış halidir.

  2. Bilincin özü olan ilişkisel holizm aynı zamanda sanat ve hakikatin de özüdür. Böyle bir bütünlükle fiziksel dünya arasındaki köprü, sonunda her birinin dalga/parçacık ikiliği içinde kökenine inilerek anlaşılabilir.

  3. Bilince, maddenin temel bir parçası gibi davranarak kökenine inilmez; çünkü ortada iki ya da daha fazla parçacığın ilişkisi söz konusudur. Bilinç özünde ilişkiseldir (bağıntısal) ve oluşabilmesi için en azından iki şeyin bir araya gelmesi gerekir.

Tango yapmak için iki kişi gerekir.

  1. Doğada parçacıklar iki temel çeşitte vardır: Fermionlar ve Bozonlar. Fermionlar maddeyi oluşturmak için birleşen parçacıklardır (elektron, proton ve nötron) ve bunlar anti sosyaldirler. Bunların dalga fonksiyonları kısmen birbiri içerisine geçer ama asla tamamıyla bir geçiş sağlamazlar, yani bir dereceye kadar kendi başlarınadırlar.

  2. Diğer taraftan Bozonlar (fotonlar, W parçacığı ve nötr Z parçacığı, gluonlar ve gravitonlar) ilişki parçacıklarıdır. Bunlar evreni birbirine bağlayan gücü taşıyan parçacıklardır. Dalga fonksiyonları öylesine iç içe geçer ki, birbirlerinin kimliklerini paylaşıp kendi bireyselliklerinden vazgeçerler.

  3. “Ben” diye ifade ettiğimiz kendimiz, yani kuantum benlik, yeterince gerçek fakat zaman zaman net olmayan ve düzensiz değişen sınırlara sahip, bir yerden bir yere kayan bir şeydir.

  4. Parfit, insanın geçmişini, her biri birbirine ”fiziksel ve psikolojik bağlılık” derecesinde bağlı ardıl özelliklerden oluşmuş bir zincir olarak görür. Bir beyin durumuyla öteki arasındaki yakın sinirsel bağların beslediği fiziksel bağlılık kısa ömürlüdür. Çünkü beyni meydana getiren atomlar değişir.

  5. Benler arasında hafızanın beslediği psikolojik bağlılık fani bir şeyin merhametine kalmıştır. Ve hafızayı azaltarak ya da yok ederek benlikler arası bağlantıyı azaltıp yok ederiz.

  6. Psikologlara göre “şimdi” en fazla oniki saniyeye kadar geçen zaman dilimidir ve farkındalığımızın bir birleşik bütün olarak hazmedebileceği deneyimin genişliğini temsil eder.

  7. “Şimdi” geçmiş içinde yok olup giderken o zaman “ben” olan benlik, beynin uzlaşımsal hafıza sistemine “geçmişte bir anı” olarak kaydedilir. Kuantumcu görüşe göre; bir an önce ben olan benlik, her yeni deneyimin sonucunda oluşan yeni dalga fonksiyonlarının kendi dalga fonksiyonu ile çakışması yüzünden, aynı zamanda hem bir sonraki “şimdi” hem de gelecek benliğimle bağlantılıdır.

  8. Geçmiş anıları yeniden yaşarken kuantum benlik iki cephede yaratıcıdır. Bir yandan geçmişe yenilenmiş hayat ve anlam vererek onu canlandırır, diğer yandan da her an kendini yeniden yaratır.

  9. “Biz”in fiziksel olarak nasıl olup da hem “ben” hem de “sen”in bir bileşimi hem de kendine ait özellikleri olan yeni bir şey olabildiğini görmemiz gerek. Böylesi birey bileşimlerinin klasik fizikte yeri yoktur ama bunun kuantum fizikte bir kural olduğunu biliyoruz.

  10. Kuantum sistemler birbirlerinin içine girip Newton’un bilardo topları için söz konusu olmayan türden yaratıcı ve içsel bir ilişki oluşturabilirler. Kuantum sistemleri “buluşur” ve bu buluşmalar yoluyla evrim geçirirler.

  11. Evrenin evrimini sağlayan tek şey maddenin dalga yanı ve yeni bireylerin yaratılışıdır.

  12. Dalga/parçacık ikiliği içinde parçacık ve dalgalar arasındaki gerilim, olmakla oluşmak arasındaki gerilimdir. Bu kendi içimizdeki “ben” ve “ben olmayan” arasındaki, kendimizi kendimize saklamak ve mahrem ilişkilere girmek arasındaki gerilim, olduğumuz gibi kalmakla yeni bir şey olmak arasındaki gerilime benzer. Her ikisinin de anahtarı kuantum dalga mekaniğidir.

  13. Kişi olarak her birimiz kuantum alt-benlikler topluluğu olmakla beraber tek bir benliğizdir. Kendi alt-benliklerimizle içsel diyalogumuzu, benliklerimiz ve ötekiler arasındaki bir diyalogla karşılaştırdığımızda bunu görürüz.

  14. Dünyaya gelen bir bebek, çekirdek bir benlik olarak gelir, hiçbir deneyimi yoktur. Kuantum dilinde bebeğin dalga fonksiyonu annesininkiyle hemen hemen tamamıyla çakışmış durumdadır ve yansımalı özdeşlik ilişkisi içindedir. Bebek annenin ipliğiyle kendi benliğini örmeye başlar. Annenin dış dünyaya yanıtlarını, algılarını, duygularını, kaygılarını alır ve kendi kuantum hafıza sistemine dahil eder. Bunlar onun yapı taşlarıdır ve beyindeki sinir yollarının oluşumunu etkilerler.

  15. Bebek bütün yaşamı boyunca annesini kendinin bir parçası olarak içinde taşıyacaktır, tıpkı bir zamanlar annesinin onu rahminde taşıması gibi.

  16. Bebek büyüdükçe içgüdüsel davranış desenlerine duyuları aracılığıyla dış dünyadan aldığı bilgiyi ekler ve çevresine göstermek üzere bir “tepki repertuarı” oluşturur.

  17. Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır.

  18. Temel parçacıkların atom-altı seviyede kalıcı kayboluş anlamında ölüm yoktur. Her şeyin temelinde yatan kuantum vakum sonsuza dek var olur. Şiirsel olarak vakumu “varlığın kuyusu” diye tanımlayabiliriz. Tüm temel özellikler bu kuyuda muhafaza edilir, hiçbir şey asla kaybolmaz.

  19. Parçacıklar tek tek vakumdan dışarı yükselip kısa bir süre var olurlar, daha sonra diğer parçacıklarla birleşip ya yeni bir şey oluştururlar ya da çıktıkları kaynağa geri dönerler. Fakat bu kısa ömürleri boşuna değildir.

  20. Eğer iki temel parçacık buluşup tek vücut olurlarsa, her biri kendi başına var olmaya son verir, fakat oluşturdukları yeni parçacık onların kütlelerinin özüne sahip olacaktır.

  21. Eğer bir nötron dağılırsa onun kütlesi, yükü ve dönmesi; elektron, proton ve sonuçta oluşan antinötrino içinde olduğu gibi korunur.

  22. Biz insanlar ise kendimizi, ailemizin, okulumuzun, milletimizin, yıldızımızın biz göçüp gittikten sonra da devam edeceği düşüncesiyle avuturuz. Sonumuzun kaçınılmazlığı yaşamımızın hiçbir gününde bizi rahat bırakmaz.

  23. Kadın-erkek hepimizin kadın tarafı, “dalga yanı” var. Bu yan, kavramak yerine teslim olur. Çekirdek benliğin etrafına sınırlar çekmekle uğraşacağına, kendisini onun ötesindeki şeylere bırakır. Eğer yalıtılmışlığı ve bunu izleyen gereksiz ölüm terörünü aşmak durumundaysak, dalga yanımızı işlemek, onu daha verimli kılmak zorundayız.

  24. Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sanrılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

  25. Benim bu “olası düşünceler”  dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlık beni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

  26. Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır! Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir.

  27. Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.

Sibel Atasoy

11.10.2010

Kuantum Benlik kitabı özet çalışması

Devamı için tıklayınız

Seçim ve Alışkanlık

Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sansılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

Benim bu “olası düşünceler” (Ya da Don Juan’a göre bileşim noktası oynadığında geçtiğim ikinci dikkat alanları-Sibel’in notu) dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlıkbeni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır!

Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir. ( Don Juan ise buna Tinin işareti der- Sibel’in notu) )

Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ( erke noksanı-DJ-sibelin notu) ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde (ve daha radikal bir sıçrama için olabilir mi-sibelin notu) kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.

Danah Zohar- Kuantum Benlik

kitabından özetleyen S.Atasoy

Kuantum Denemeler

Kuantum Hakkında Denemeler

  • 1. Temelde kuantum denen şey aynı anda hem dalga hem parçacıktır.
  • 2. Fakat ölçmeye veya gözlemlemeye kalkarsanız ya dalgayı ya da parçacığı bulursunuz. İkisi aynı anda saptanamazlar!
  • 3. Dalga ve parçacığı aynı anda net bir şekilde saptayamama durumu, Heisenberg’in ünlü belirsizlik İlkesinin özüdür.

Bu olgu, tıpkı koca bir kazan çorba içindeki şeyler gibi, hiçbir şeyin sabit ve tam ölçülemediği, belirsiz sanki hayaletvari, kolay kolay anlaşılamayacak olma olgusunu Newtoncu determinizmdeki her şeyin sabit, belirli ve ölçülebilir olma olgusunun yerine koymuştur.

  • 4. Bu durumda ya elektron parçacık konumundaysa onun kesin durumunu, ya da dalga konumundaysa momentumunu (hızını) ölçebiliriz. Gerçeklikle ilgili her şey bir olasılıktır ve öyle kalmaya da mahkumdur.

Örnek: Dalgınlık anlarımızda birbirine bağlı birçok his bazen görüntü oluşur, bunların ayırımına varamayız, öylesine geçerler. Gözümüz dalmıştır sanki. Bir düşünceye odaklandığımızda ise yalnızca o düşünce oluruz. Bir yandan düşünüp bir yandan dalmamız mümkün değildir. Düşünmeye başladığımız anda dalga hareketi çöküşe uğrar.

  • 5. Elektronların çoğu ve atomaltı varlıklar ne tam anlamıyla parçacık, ne de dalgadırlar. Onlara daha muğlak bir karışımla “dalga paketi” diyebiliriz.
  • 6. “Tamamlayıcılık Prensibi“, varlığın iki türlü tanımı da birbirini tamamlar ve “tek bir paketten” çıkmış olur. Temel varlığın şu ya da bu şekilde görülmesi koşulların tümüne bağlıdır. (Herhangi birinin o varlığa bakıyor olup olmadığı, ne zaman ve niçin baktığı gibi koşullar)

Sir W.Bragg, “Temel parçacıklar, pazartesi,  çarşamba ve cumaları dalga, Salı, Perşembe ve cumartesileri parçacık gibi görünüyorlar” diyerek şaşkınlığımızı şakaya tahvil ediyor.

  • 7. Hem dalga hem de parçacık aynı derecede varlığın temel unsurudur; yani her biri maddenin beliriş yollarından biridir ve maddeyi birlikte oluşturur.
  • 8. Kuantum kuramı; hareketi, kesintiye uğramış bir dizi sıçrama diye tanımlar. Bu onun fizikte yapmış olduğu en belirgin kavramsal değişikliktir. Max Planck, tüm enerjinin bir spektrum içinde akımlar halinde sürekli akmayıp, “kuanta” denilen paketler içinde ışınlar yaydığını buldu. Niels Bohr ise elektronların, süreksiz kuantum sıçramaları şeklinde bir enerji durumundan diğerine atladıklarını gösterdi.

Film şeridindeki karelerin sunuluşundaki ardı ardına sıralanış, yukarıdaki ifadeyi andırmaktadır. Atomaltı parçacıklar belki daha doğal gelen bir sıralanış içindeki planı yok sayıp 2-3 sonraki kareye sıçrıyor olabilirler.

  • 9. Bu kesintili yolda “gerçekliğin” sabit bir edimsellikten değil, bilebileceğimiz bir takım edimsellik olasılıklarından ibaret olduğu dünyada, bir parçacığın hareketini ne kadar derinden incelerseniz o denli anlaşılması zor hale gelir. “Anlaşılmazlık” kuantum hareketinin en büyük sorunudur; daha büyük sorun ise bütün o kayıp olasılıkların nereye gittiğidir!
  • 10. Doğanın türlü olasılıklarından biri hangi aşamada ve niçin , kendini “gerçek şeyler” dünyasında sabitler?

Olasılık dalgası görünümündeki bir elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı     olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir.            Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” deniyor.

  • 11. “Sanal geçişler” enerji tutmazlar ve bu yüzden de enerjiyi daha ileri gitmeden tersine çevirirler. (Yukarıda dokuzuncu maddedeki “bütün kayıp olasılıklar” tanımı sanal geçişler için kullanılan bir ifade.)
  • 12. “Çok dünya” kavramı, her birinde bir versiyonumuzu bulabileceğimizi ve bu farklı versiyonların farklı olaylar zincirinin gelişmesini sağladığını öne sürer. “hiçbir kayıp olasılık yoktur!” Bunun izlerini evrimin mucizevi ilerleyişinde görebiliriz. Az ömürlü iki mutasyon uzun ömürlü (asıl geçiş) bir melez oluşturabilir. Biz insanlar büyük bir olasılıkla böyle iki “sanal türün” melez birleşmesinden oluştuk.
  • 13. Eğer tüm potansiyel şeyler tüm yönlere doğru sonsuz olarak uzanıyorsa bunlar arasında bir ayrılık olabilir mi? Bütün şeyler ve bütün anlar her noktada birbirleriyle temas halindeler; “tüm bu sistemin BİRliği onu mükemmel kılmıştır. Parça bütünde ve bütün her bir parçadadır. Zaman ve mesafeler anlam yitirirler. Kuantum şu ana kadarki en büyük kavramsal meydan okumadır.
  • 14. Gözlemlenmemiş kuantum olayı, gözlemlenmiş olandan tamamıyla farklıdır. Schrödinger’in Kedisi; Gözlenmeden önce dar iki yarıktan aynı anda gizemli bir biçimde geçmeyi başaran görünmeyen foton ışınları, biz gözlemlediğimizde ya birinden ya ötekinden geçmeyi seçerler ve biz bakarak kediyi öldürürüz!

Kısaca, sonsuz ve çok olasılıklı kuantum dalga fonksiyonu görüldüğü (ya da     kaydedildiği) anda tek ve sabit bir gerçeklik olarak çözünür.  Biz baktığımızda dalga   fonksiyonu neden çöker? (cevabı fizikçiler tarafından şimdilik bilinmiyor!)

  • 15. Kuantum fiziğinde bir şeyin varlığının onun tüm çevresine bağlı olma durumuna “bağlamsallık” denir. “Durum içindeki hakikat!”
  • 16. Gözlemci, gerçeği yaratmaz. Dalga fonksiyonu içinde zaten var olan bir olasılığa “somut bir şekil” verir. Görünür hale getirir.
  • 17. Yeni fizikte ifade edilen temel gerçekliğin davranış biçimiyle ilgili bir şey, bizden neredeyse tüm bilinç sorunsalını gözden geçirmemizi talep eder. Ve bu yalnızca kendimizle ilgili değil evrendeki tüm şeyleri kapsamalıdır.
  • 18. “Ya insan biricik değilse?” Bilinçli oluşumuzu evrendeki diğer şeyler ve yaratıklarla, belki de evrenin kendisiyle paylaşıyorsak?

Acaba biz insan varlıklar bildik Batı geleneğinin ileri sürdüğü gibi diğer bütün    şeylerden farklı mıyız yoksa bizim bilincimiz evrendeki diğer şeylere/şeylerle   süreklilik mi kazandırıyor/kazanıyor?

Oysa gerçeklik hem dalgaları (ilişki) hem de parçacıkları (bireysellik) kapsar.

  • 19. David Bohm’a göre; bir noktaya yoğunlaşmış düşünce, elektronun parçacık yönü, ilham ise dalga yönü gibidir, ikisini aynı anda deneyimleyemeyiz.
  • 20. “Bose-Einstein Yoğunluğu“: Belli bir çizginin üstünde enerji pompalanan moleküllerin birlik içinde titreşim yaydıklarını göstermiştir. Kendilerini olabilecek en düzenli yoğun dönem konumuna sokuncaya kadar devam ederler.
  • 21. Bose-Einstein Yoğunluğu’nun en önemli özelliği; düzenli bir sistem oluşturan parçaların yalnızca bir bütün olarak davranmaları değil “bir bütün oluşturmalarıdır“. Her parçanın kimliği öyle bir birleşime uğrar ki kendi bireyselliklerini tamamıyla yitirirler.
  • 22. Bilinçliyi bilinçli olmayandan ayıran şey, nöron bileşenleri arasındaki B-E Yoğunluğudur.
  • 23. Bir iş esnasında durup dalgınlıkla geçirdiğim anlar bilincin sınır bölgelerinde “zihnin alacakaranlığı” denen bölgede bulunurum. Ve bir çok olasılığı birinin üzerinde özellikle durmaksızın seyrederim/yaşarım. Bir an gelir bedenimde meydana gelen rahatsızlık beni yoğunlaşmaya kışkırtır. Gerilimden kurtulmak için yoğunlaşır ve bir seçim yaparak “olası düşüncenin dalga fonksiyonunu çökertirim.”
  • 24. Yani insan özgür iradeye sahiptir. Bedenimin rahatsızlık durumu, yalnızca seçim yapmamı gerektirdi; seçimin kendisi özgürdü. Rahatsızlık, seçimimin ne olacağının bağlayıcı ya da yönlendiricisi değildi.
  • 25. Kuantum işlemlerinde, bir şeyin olabilme olasılığı, onun olabilmesi için gerekli enerjinin miktarıyla ilgilidir.

D.Zohar’ın Kuantum Benlik Kitabından özetleyen Sibel Atasoy

2002- Ortaköy

Devamı için:

https://blog.sonsuz.us/?p=3567

Kuantum Benlik

Kuantum Benlik

Konferans-sohbet dizisi – Süre: iki ila dört saat

 

İçerik:

 

  1. Bilimin Kesinsizliği

Nobel ödüllü fizikçi ve aynı zamanda büyük bir eğitimci Richard.P. Feynman’ın “bilimin kesinsizliği” konferansından alıntılar. Gerçek bilimsel bakışın yerli yerine oturtulması.

 

  1. Kuantuma giden yol

2.a) Tarihçe

Newton klasik fiziğinden Einstein’ın görecelik kuramına nasıl geçtik? Ve daha sonra Kara nesne radyasyonu ile uğraşmakta olan Max Planck, yeni radyasyon yasasının temelini anlamaya çalışırken “sırf  bir umutsuzluk yasası” diye nitelendirdiği kuantumun ilk temelini buldu: Enerji değişimi sürekli değil, kesintiliydi.

1905 yılında Zürih’te doktorasını aldığında Einstein, Annalen Der Physik cilt 17 de yayımladığı üç yazıyla bilimsel tarihin gidişini değiştirdi ve yalnızca 27 yaşındaydı.

Fizikçilerin Tanrısı evrensel düzendir.

Determinist olmama hali, kuantum TEKİNSİZLİĞİnin ilk örneğidir diyor H.Pagels.

Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyor. Kuantum teorisinin determinist olmaması, neyin bilinebilir, neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur, bir deney tekniği değildir.

 

2.b) . Kuantum şu ana kadarki en büyük kavramsal meydan okumadır.

 

Donah Zohar’ın bakışı ile kuantumu anlamaya çalışacağımız bu bölümde, yüzyıllardır toplumumuza bir veba gibi bulaşmş yabancılaşmanın nedenleri, klasik fizik ve ortodoks bakış açısı, varoluş ve benzetme düzeyinde, nerdeyse günlük yaşamın deneyimlerine uygulanabilecek kadar zengin kuantum fiziği felsefesi üzerinde duracağız.

 

2.c) En belirgin kuantum kavramları

 

Elektron, dalga paketi, dalga ve parçacık, Belirsizlik İlkesi, Tamamlayıcılık prensibi, Kayıp olasılıklar, Sanal geçişler, zilli kız örneği, Schrödinger’in  Kedisi, bağlamsallık (durum içindeki hakikat), Gözlemci, Bose-Einstein Yoğunluğu…

 

  1. Her Şeyin Teorisi

 

“Entegral bir bakış” ya da Her şeyin Teorisi; maddeyi, bedeni, zihni can’ı ve ruhu benlikte, kültürde ve doğada ortaya çıktıkları şekilde dahil etmeye çalışır: Kapsamlı, dengeli olmaya çalışan, bilimi sanatı ve ahlakı kapsayan bir bakış. Fizikten spiritüelliğe, biyolojiden estetiğe, sosyolojiden dua etmeye kadar disiplinleri eşit ölçüde içeren Ken Wilber’in muazzam teorisini ana hatlarıyla açılımlayacağız.

 

 

Sibel Atasoy hakkında bikaç şey:

 

İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra aniden kariyerini bıraktı ve Fethiye’de bir adada yaşamaya gitti. Yedi yılın sonunda, ilk kitabı Sırıtkan Kırmızı Ay‘ı orada yazdı. 2000 yılında İstanbul’a döndükten sonra eğitmenlik ve danışmanlık işlerinin yanısıra, bir film şirketinin genel koordinatörlüğünü yaptı. Neredeyse bir fenomene dönüşen “7 Numara” dizisi bu güzel takım çalışmasının bir ürünüydü. Bu arada fantastik ve gerilim dalında yeni yazarları desteklemek üzere kurulan Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nün oluşumunda kurucu ortaklık yaptı. Gençlerin hayal dünyasını öğrenmemize vesile olacak pek çok toplantı, yarışmanın yanı sıra onların öykü ve romanlarını yayımlayan ilk girişimci oldu.

2002 yılında ikinci kitabı Venüs Bağlantısı yayımlandı.

Üçüncü kitabı “Bir Kadını Öldürmek” Altın Kitaplar Yayımevinden Haziran 2005 de çıkan yazarın, çok sayıda deneme yazısı, felsefi şiirler ve öyküleri var.

Son kitabı Sır Mısır, yine Altın Kitaplardan Nisan 2008 tarihi itibariyle yayımlanmıştır.

Rüya konusunda son on yıldır çalışmalar yapan Atasoy, pek çok kişinin rüya görüşmecisi olmasına katkıda bulundu.

Ayrıca, evrenin oluşumuna ilişkin bir kuram geliştirdi, OYUN kuramı olarak adlandırılan bu çalışmaya Bir kadını Öldürmek kitabı içinde geniş ölçüde yer verilmiştir.

Halen İstanbul’da yaşıyor ve bir oğlu var.