Eğitim manipülasyondur.

 Eğitim manipülasyondur. Hatta ağzımızdan çıkan her söz, yüzümüzdeki her mimik manipülasyondur.

Manipülasyon/manipulation:Fransızca,Varlıkları yapıcı,açıklayıcı ve yararlı birbiçimde kullanma işi.

Bu kelime pozitif tanımlandığı halde, insanlar bu kelimeden iğrenirler! Çünkü yönlendirilme fikri kendilerine tahammül edilmez gelir. İlginç olan bunun zaten kendilerine doğuştan yapıldığı, hep yapıldığı (beşikten mezara), üstelik nasıl yapılacağının da öğretildiği, yani kendilerinin de sürekli manipülasyon yaptıklarını “inkar” etmeleridir. İnkar çok güçlü bir motivasyondur ve akla hayale gelmeyecek tepkiler verdirtir.

Herkes doğru bildiğini öğretmeye çalışır; bunun iyi niyetle yapıldığı şekline eğitim, kötü niyetle yapıldığı şekline, yönlendirerek güç sağlama denir ve aslında her ikisi de aynı işlemdir, yani manipülasyon.
İyi niyetle yaptığını sananlar dahi bu günahın içine dahil olurlar. Çok eski zamanlarda, bırakın bilfiil öğretmeyi, tavsiye vermenin bile en büyük günah olabileceğini söylemiştim.
Bu sebeple sorulmadan söylememeye çalışırım.
Konuştuğumda ise sadece kendi deneyimlerimden bahsederim. Üstelik bu deneyimlerden çıkarsadığım “tüm sonuçları” yine fazla zorluk çekmeden çürütebileceğimi eklerim. Ki bu doğrudur hepsini çürütürüm.
Berbat bi durum değil mi?

Horton

Çok satılan kitapların yaratıcısı kariratürist Dr. Seuss’un çok sevilen bir masalı daha, yayımlanmasından 50 yıl sonra beyazperdede. ABD ve Avrupa’da izlenme rekorları kıran Horton, sevimli bir filin etrafında gelişen bir öyküyü anlatıyor.
Konusu
Mayıs ayının sıcak bir günü Nool ormanının derinliklerinde, fil Horton gölün serin sularını etrafına fışkırtarak oynamakta, ormanın keyfini çıkarmaktadır. Ta ki cılız, küçük bir ses duyana kadar. Havada uçuşan bir toz zerreciğinden gelen, belli belirsiz bir yardım çağrısıdır bu.Horton henüz bu küçük zerreciğin içinde Who-ville adında koskocaman bir şehir bulunduğundan, bu şehrin kendisi gibi mikroskopik boyutlarındaki halkından (Whos) ve şehrin yönetimini elinde bulunduran belediye başkanı Mayor’dan habersizdir.

Komşuları tarafından alay konusu olan, tehdit edilen Horton, tüm eleştirilere kulak tıkayıp bu cılız sesi dinler ve zerreciği kurtarmaya karar verir. Çünkü ona göre, her ne kadar küçük olursa olsun, insan insandır.

Horton’un bu tavrı hem çok basit, hem de çok derin anlamlıdır. Kendisiyle dalga geçen ve aklını kaçırdığından şüphelenen arkadaşlarına, “Uzayın derinliklerinde bir yerlerden şimdi yaşadığımız yere bakarsanız, aslında bizim de bir zerrecik gibi göründüğümüzü anlarsınız.” der.

Parolası ise şudur: “ Bir fil yüzde yüz sadıktır.” Ve Who-ville şehrinin içinde bulunduğu zerreciğe yeni bir ev ve yer bulma görevini asla aklından çıkarmayacaktır…

Yönetmen: Jimmy Hayward, Steve Martino
Oyuncular: SESLENDİRENLER: Jim Carrey, Steve Carell, Carol Burnett, Will Arnett
Dil: İngilizce
Tür: Animasyon

Not: Yeni Dünya’da eğitim bu animasyon gibi olacak muhtemelen, öğretmenler tiyatro oyuncularından seçilecek! Olabilir mi?

Eğitim=Manipülasyon

Eğitim dediğin manipülasyonun en etkin, en yaygın ve azgın şeklidir demiş miydik bu güne kadar hatırlayamadım. Bu kadar geveze olmak zorunda değildim ki… Tabi bu yalnıca basitçe seçtiğim bir şey, ya da bana uygun bulunmuş rol, her ikisinde de sonuç değişmiyor ve ben çok gevezelik yaptım, öyle ki ne dedim ne demedim en ufak bir fikrim yok. Zaten bunun da önemi yok, madem önemi yok altı satırdır niye konuşuyorum?!

Neyse eğitimin en mükemmeli bile ancak mükemmel manipülasyon olurdu… Ki;  “mükemmellik” subjektifin en kanlı tarafından, şaibeli bi kavram olduğuna göre eşitliğin iki tarafından de kolayca sadeleştirilebilir. Herkesin bildiği gibi, “bir şey” tarafından eğitilmeksizin oyunda bir rol kapamazsınız! Yani bir diğer anlamda; eğitim=Tonal’e giriş!
Eğitimi diğer eşiti ile değiştirelim: manipülasyon= Tonal’e giriş

Hayırlı uğurlu olsun…
Küba’da okuma-yazma oranı %100 müş…!
Kim ki eğitimi ciddiye almış, sırtı yere gelmez (tabi eğitimden kastımız sadece ögretim değil). Şu anda dünyanın en büyük, en şahane öğretmeni/manipülatörü televizyon hazretlerine sonsuz saygılar sunarım efendim 🙂
Hani yediden yetmişe denir deyimlerimizde, bunu bile aştık; beşikten mezara! Beşikten mezara manipülasyon :)))
Şimdi düşünüyorum da tv hazretleri tahta çıkmadan önceki her usul çocuk oyuncağı bile değilmiş. Breh breh breh… Yarım bıraktığım bir roman vardı orada herşey yıkıldıktan sonra hala ayakta kalanların televizyonlar olduğunu söylediğimi hatırladım (arada ben bile bazı laflarımı hatırlıyorum)… Artık tüm pazarlık televizyon sahipleri/satıcılar ile alıcılar arasında geçiyor. Geleceğimiz onların iki dudakları arasında bir ağacın yaprakları gibi dalgalanıyor…
TV sahiplerine bizi satmaları için ne zaman yetki vermiştik?