Kırılamayan Şifrenin Açık Kapısı: İnsan Neden “Evet” Der?

Dijital güvenliği çoğu zaman bir kale gibi hayal ederiz: uzun şifreler, çok aşamalı doğrulama, biyometrik kilitler ve karmaşık şifreleme algoritmaları… Ne var ki kalenin duvarları titanyumdan yapılmış olsa bile kapıyı içeriden açabilecek biri vardır: insan. Sosyal mühendislik, makineleri yenmek yerine insanların karar verme biçimlerini hedefler. Çünkü bir algoritmanın merhameti, telaşı veya otorite karşısında mahcup olma korkusu yoktur; insanın ise vardır.

Bu nedenle en tehlikeli güvenlik açığı her zaman bilgisizlik değildir. Bazen nezaket, yardımseverlik ve görev bilinci de birer açıklığa dönüşebilir. “Acil bir durum var”, “Müdürün talimatı”, “Hesabınız kapanacak” ya da “Sadece bir dakikanızı alacağım” gibi ifadeler, zihnin düşünme hızını bilinçli muhakemenin önüne geçirir. İnsan, gerçekten doğru olanı değil, o anda sosyal bakımdan en uygun görüneni yapabilir.

İtaat: Üniformasız Otoritenin Gücü

İtaat yalnızca sert emirlerle ortaya çıkmaz. Kurumsal bir unvan, teknik terimler, kendinden emin bir ses tonu veya resmî görünen bir mesaj da otorite izlenimi yaratabilir. Zihin, her iddiayı baştan sona incelemek yerine güvenilirlik işaretleri arar. Bu yöntem günlük yaşamda enerji tasarrufu sağlar; her doktorun diplomasını, her görevlinin kimliğini sürekli araştırmak pratik değildir. Fakat sahte otorite, tam da bu zihinsel kestirmeyi kullanır.

Buradaki psikolojik tuzak şudur: İnsanlar çoğu zaman talebi reddetmekten değil, yanlış kişiyi reddetmiş olmaktan korkar. “Ya gerçekten yöneticiyse?”, “Ya yardım etmezsem işler aksarsa?” düşüncesi, şüpheyi bastırır. Böylece güvenlik prosedürü, teknik bir kural olmaktan çıkıp sosyal bir kabalık gibi algılanır. Oysa sağlıklı kurumlarda doğrulama yapmak itaatsizlik değil, profesyonelliktir.

Merhamet: İyiliğin Gölgesindeki Kör Nokta

Merhamet de benzer biçimde güçlüdür. Yardıma muhtaç görünen bir yabancı, zor durumda kaldığını söyleyen bir çalışma arkadaşı veya duygusal bir hikâyeyle destek isteyen kişi, eleştirel düşünmenin önüne ahlaki bir aciliyet koyabilir. İnsan beyni acı çeken birini gördüğünde uzun bir risk analizi hazırlamak istemez; yardım etmek ister. Bu tepki bizi toplum yapan değerlerden biridir. Sorun merhametin kendisi değil, merhamet ile doğrulamanın birbirine düşman sanılmasıdır.

Manipülasyon çoğunlukla insanın kötü yanlarına değil, iyi yanlarına tutunur. Açgözlülük kadar cömertlik, kibir kadar sorumluluk duygusu, dikkatsizlik kadar sadakat de kullanılabilir. Bu rahatsız edici gerçek, sosyal mühendisliği yalnızca bir teknoloji meselesi olmaktan çıkarır. Karşımızda güvenin nasıl oluştuğunu, korkunun zamanı nasıl daralttığını ve utancın neden soru sormayı engellediğini inceleyen uygulamalı bir psikoloji vardır.

Şüphecilik Değil, Doğrulama Kültürü

Çözüm herkesten kuşkulanmak değildir. Sürekli şüphe, toplumsal ilişkileri çoraklaştırır ve sonunda insanları başka türden hatalara sürükler. Daha iyi yaklaşım, kişiye değil talebe odaklanan bir doğrulama kültürüdür. Aciliyet iddiası varsa yavaşlamak, otorite iddiası varsa bağımsız bir kanaldan doğrulamak, gizli bilgi isteniyorsa prosedüre dönmek gerekir. “Size güvenmiyorum” demek yerine “Bu işlemi doğrulamam gerekiyor” demek hem ilişkiyi hem sistemi korur.

En güçlü zihinsel güvenlik duvarı, kısa bir duraklamadır. Çünkü manipülasyon hız ister; düşünce ise zaman. Bir talep bizi korkutuyor, aşırı heyecanlandırıyor, suçlu hissettiriyor veya hemen davranmaya zorluyorsa zihinsel alarm çalmalıdır. Derin paradoks şudur: İnsanlığımız güvenliğin zayıf halkası olabilir, fakat aynı zamanda en güçlü savunmasıdır. Öz farkındalık, sınır koyma cesareti ve sakin muhakeme geliştiğinde, merhamet saflığa; itaat ise körlüğe dönüşmeden varlığını sürdürebilir.

İnsanın En Eski Şifresi: Güven Nasıl Hacklenir?

Bir sistemin en zayıf halkası çoğu zaman eski bir sunucu, yamalanmamış bir yazılım ya da unutulmuş bir parola değildir. En zayıf halka, kahvesini yarım içmiş, toplantıya geç kalmış, telefonuna aynı anda üç bildirim düşmüş insandır. Toplumsal mühendislik ve phishing tam da burada sahneye çıkar: Teknolojinin kapısını kırmak yerine, kapıyı açacak kişiye nazikçe gülümser.

Phishing, yani oltalama, yalnızca sahte e-postalardan ibaret değildir. O, insan doğasına yazılmış güven kodunu okuyan bir manipülasyon sanatıdır. Bankanızdan gelmiş gibi görünen bir mesaj, patronunuzun acil ödeme isteyen e-postası, kargo şirketinden gelen sözde teslimat bağlantısı… Hepsinin ortak noktası teknik zekâdan çok psikolojik ustalıktır. Çünkü saldırgan şunu bilir: İnsan, anlam arayan bir varlıktır; belirsizlikten hoşlanmaz, otoriteye eğilir, aciliyete tepki verir ve kaybetme korkusuyla düşünmeden hareket edebilir.

Güven: Medeniyetin Harcı, Sistemlerin Açığı

Güven olmadan toplum kurulamaz. Her sabah bindiğimiz otobüsün şoförünün kurallara uyacağına, bankanın paramızı saklayacağına, doktorun bizi iyileştirmeye çalışacağına inanırız. Bu inanç, gündelik hayatın görünmez işletim sistemidir. Fakat aynı güven, dijital dünyada bir saldırı yüzeyine dönüşür. Tıpkı açık bırakılmış bir port gibi, insanın iyi niyeti de taranabilir, ölçülebilir ve sömürülebilir.

Burada mesele insanın aptal olması değildir; bu kolaycı ve kibirli bir açıklamadır. Asıl mesele, zihnin verimlilik için kestirme yollar kullanmasıdır. Beyin her bilgiyi sıfırdan analiz etmez. Logoya bakar, üsluba bakar, gönderen adına bakar, bağlama bakar ve hızla karar verir. Sosyal mühendis bu kestirme yolları bilir. Otorite, kıtlık, aciliyet, merak, korku ve aidiyet duygularını birer düğme gibi kullanır.

Bir e-postada şu cümleyi gördüğünüzü düşünün: Hesabınız güvenlik nedeniyle askıya alınacaktır. Bu ifade teknik olarak basit, psikolojik olarak güçlüdür. Çünkü size bir veri sunmaz; bir tehdit atmosferi üretir. Zihin hemen kaybı önlemeye odaklanır. İşte oltanın ucundaki yem budur: Bilgi değil, duygu.

Saldırı Kodla Değil, Hikâyeyle Başlar

Toplumsal mühendisliğin en rahatsız edici tarafı, saldırının çoğu zaman bir hikâye biçiminde gelmesidir. Sahte bir yardım kampanyası, kurumsal bir duyuru, dostça bir rica, acil bir görev… İnsanlar hikâyelere inanır çünkü hikâyeler kaosa düzen verir. Saldırgan da kurbanına teknik bir komut değil, içinde rol alacağı küçük bir senaryo sunar. Sizden yalnızca bir bağlantıya tıklamanız, bir dosya açmanız, bir kodu paylaşmanız istenir. Küçük bir hareket, büyük bir kapı açar.

Bu nedenle güvenlik yalnızca antivirüs programlarının, güvenlik duvarlarının ve karmaşık parolaların meselesi değildir. Güvenlik aynı zamanda dikkat terbiyesidir. Dijital çağın savaşçısı, kılıç taşıyan değil, dürtülerini izleyebilen kişidir. İçinde yükselen aceleyi fark eder. Korkunun karar vermesini engeller. Otoritenin maskesini sorgular. Şüpheyi paranoya değil, bilinçli bir duruş olarak kullanır.

Elbette çözüm kimseye güvenmemek değildir. Güvensizlik de toplumsal bir zehirdir. Asıl mesele, güveni doğrulamayla birlikte yaşamaktır. Bir mesaj gerçekten bankadan mı geliyor? Bir bağlantı göründüğü yere mi gidiyor? Bir yönetici olağan dışı bir talepte bulunduğunda başka bir kanaldan teyit etmek mümkün mü? Bunlar küçük ama güçlü sorulardır. Modern güvenlik kültürü, evet demeden önce bir saniyelik düşünme boşluğu yaratabilmektir.

İnsan Yamalanabilir mi?

Yazılımlar güncellenir, sistemler yamalanır; peki insan? Evet, ama güncelleme paketi farkındalıktır. Eğitimler kuru slaytlardan ibaret olduğunda işe yaramaz. İnsanlara yalnızca neye tıklamamaları gerektiği değil, neden tıklamak istedikleri de anlatılmalıdır. Çünkü phishing teknik bir sorun gibi görünse de kökü psikolojiktir. Korkularımız, alışkanlıklarımız, güven ihtiyacımız ve sosyal reflekslerimiz bu saldırıların beslendiği topraktır.

Sonuçta phishing bize rahatsız edici bir ayna tutar. En gelişmiş şifreleme algoritmalarının çağında bile hâlâ bir selam, bir logo, bir aciliyet cümlesiyle kandırılabiliyoruz. Bu, insan olmanın kusuru değil; insan olmanın bedelidir. Güven bizi bir arada tutar, ama sorgulanmadığında bizi ele geçirir. Dijital dünyada bilgelik, kalbi kapatmak değil, kapıya bir dürbün takmaktır.

Sepete Bir Şey Koymadın, Ama Ruhunu Bıraktın: Dark Pattern Tuzakları

İnternette özgür irademizle dolaştığımızı sanırız. Oysa çoğu zaman görünmez bir koridorda yürütülürüz: sağda parlak bir buton, solda soluk bir bağlantı, ileride acele ettiren bir sayaç, arkada suçluluk fısıldayan bir metin. Dark pattern, yani karanlık örüntü tasarımları, kullanıcının iyiliği için değil, onun dikkatini, zamanını, parasını veya verisini ele geçirmek için kurulmuş psikolojik mayınlardır. Bunlar kötü tasarım hataları değil; çoğu zaman fazla iyi tasarlanmış kötü niyetlerdir.

Arayüzün Gölgesi

Bir web sitesinde ‘Kabul Et’ düğmesinin yemyeşil, kocaman ve ortada; ‘Reddet’ seçeneğinin gri, küçük ve üç menü geride olması tesadüf değildir. Arayüz burada yalnızca bilgi sunmaz, davranış biçimlendirir. Kullanıcıya seçim varmış gibi gösterilir, fakat seçeneklerin mimarisi zihni bir yöne iter. Bu, bir kapının açık bırakılıp diğerinin önüne koltuk, halı ve çiçeklik dizilmesi gibidir. Teknik olarak çıkış vardır; psikolojik olarak yoktur.

Dark pattern’ların en sinsi yanı, kaba kuvvet kullanmamalarıdır. Kimse elinizi tutup abonelik başlatmaz. Bunun yerine bilişsel kestirmelerimize sızarlar. İnsan beyni enerji tasarrufu yapmak ister; hızlı karar verir, kalabalığın tercihine güvenir, kaybetme korkusuyla acele eder, karmaşık formlardan kaçar. Karanlık tasarımcı tam da bu zayıflıkları bilir. Bir savaşçı rakibinin açıklarını okur; burada rakip, kullanıcının zihnidir.

Suçluluk, Kıtlık ve Sahte Aciliyet

‘Hayır, daha sağlıklı olmak istemiyorum’ yazan bir kapatma butonu gördüyseniz, suçlulukla dürtülmüşsünüz demektir. Buna confirmshaming denir: reddetme eylemi ahlaki olarak utandırıcı gösterilir. Bir başka numara sahte kıtlıktır: ‘Son 2 oda kaldı’, ‘Bu ürüne şu anda 37 kişi bakıyor’, ‘Teklif 05:00 içinde bitiyor.’ Bazen doğru olabilir; fakat amaç bilgi vermekten çok panik üretmektir. Panik, düşüncenin oksijenini azaltır.

Abonelik tuzakları da modern labirentin Minotor’udur. Kaydolmak üç saniye sürer; iptal etmek için beş ekran, iki e-posta, bir müşteri temsilcisi ve varoluşsal sabır gerekir. Bu model, unutkanlığı gelir kalemine çevirir. Kullanıcı hizmeti değil, sürtünmeyi öder. Tasarımın ahlaki sorusu burada belirir: Bir sistem, insan zaafını bildiği halde onu kolaylaştırmak yerine sömürüyorsa, hâlâ sadece ‘kullanıcı deneyimi’nden mi söz ediyoruz?

Veri Açlığı ve Rıza Tiyatrosu

Çerez panelleri karanlık örüntülerin maskeli balosudur. Rıza, özgür ve bilgilendirilmiş olmalıdır; fakat çoğu panel, kullanıcının yorulup teslim olması için tasarlanır. ‘Tümünü kabul et’ tek tık, ‘tercihleri yönet’ sonsuz sekme. Bu, rızanın tiyatroya dönüşmesidir: sahnede demokrasi dekoru vardır, kuliste karar çoktan verilmiştir. Kullanıcı ‘evet’ der, çünkü ‘hayır’ demenin maliyeti yükseltilmiştir.

Jungiyen bir gözle bakarsak dark pattern, dijital dünyanın gölgesidir. Teknolojinin aydınlık yüzü kolaylık, hız ve bağlantıdır; gölgesi ise bağımlılık, yönlendirme ve görünmez tahakkümdür. Her arayüz, tasarımcısının bilinçli ve bilinçdışı değerlerini taşır. Eğer tek metrik dönüşüm oranıysa, insan yavaş yavaş ‘kullanıcı’ olmaktan çıkar, optimize edilecek bir refleksler yığınına dönüşür. Bu noktada mesele yalnızca yazılım değil, insan tasavvurudur.

Direnç Nasıl Kurulur?

Kullanıcı tarafında ilk savunma, yavaşlamaktır. Acele ettiren her şeye şüpheyle bakın. Bir buton fazla parlaksa, diğer seçenekleri arayın. Ücretsiz deneme istiyorsa iptal yolunu önceden kontrol edin. Çerezlerde ‘tümünü reddet’ yoksa bunun bilinçli bir tercih olabileceğini hatırlayın. Ekran görüntüsü almak, sanal kart kullanmak, abonelik hatırlatıcısı kurmak küçük ama etkili kalkanlardır.

Tasarımcı ve şirket tarafında ise soru daha keskindir: Kullanıcıyı ikna mı ediyorsunuz, yoksa onun zihinsel zaaflarının etrafına kapan mı kuruyorsunuz? Etik tasarım, dönüşümü düşman görmez; fakat dönüşüm uğruna iradeyi boğmaz. İyi arayüz, kullanıcının kararını netleştirir. Karanlık arayüz, kararı sisler içinde çalar. Dijital çağın yeni erdemi belki de budur: İnsanları tıklatmak değil, uyandırmak.

Manipülasyon Nedir?

  • Turan Erdal manipulasyon karşımızdaki insanı kendi iradesi dışında herhangi bir ise yeltenmesini sağlamaktır. En iyi manipülasyon bu yatırımların sanki istenmiş olarak yapılması, yani kendi iradesi ile yapıldığını ima ettirmektir.
    Sibel Atasoy İnsana iradesi dışında bişey yaptırılabilir mi? Örnekler nedir?

    Bu arada kelimenin ingilizcesi (aslı hangi dilden geliyor tam bilmesem de ingilizlerden geldiğini sanıyorum): manipulation, act of manipulating, act of handling or operating with the hands; act of managing or controlling; act of adapting or changing to suit one’s purpose

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gaza gelmek diye amiyane tabir vardır ya..Gaza gelmek-gaza getirmek.Manüpilasyon bana bunu çağrıştırıyor. Gaza gelmeyeleim,gaza getirmeyelim.vaka bazlı kalalım.:) Tabiiki kişi varlığında merkezlenmemişse gaza gelir de getiriri de bu bapta.
    Turan Erdal Evet, yaptirilabilir. Mesela reklam şirketleri bunu ustalastirmislar. Bir de su “izm”ler var.
    Turan Erdal

    Manipülasyon terimi eskiden el yetenekleri ile vücudu iyileştirme anlamında kullaniyormus. (Almanca bilenler için: „Insbesondere heißt Manipulation aber die Bearbeitung, Berührung und Streichung eines Körpers mit der Hand, um heilsame Verä…
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gaza gelmek manipülasyonun bir parçası evet fakat bu kelimebana göre çok daha kapsamlı. Sadece reklamcılar mı, izmciler mi manipule ediyor?
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü El yaratmayı sembolize ederse, anlam çarpıtılmasına uğramış sözcük
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü herkes heryerde yapıyor o zaman birbirine devamlı fikir kabul ettirmeye çalışarak
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü şimdi aydım tam olarak sanırım yaratmanın çarpıtılması söz konusu
    Turan Erdal Simdi her etkileşim manipüle etmektir. Bu iyiye de kullanılabilir, kötüye de. O halde sırf kendi çıkarı icin etkilemek iyi değildir. Karsimizdakini kendi istekleri dışında olsa bile iyiliği icin etkilemek iyi birşeydir. Değişim kendi iradesi dışında olursa kalıcı olmaz. Bu da yapılmak istenilen şeyin kötü tarafıdır.
    Turan Erdal ‎”Anlam carpitilmasi” denemez, bu kelimenin anlamı genişlemiş.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Katkılarınız aydınlatıcı oldu, o halde “kandırma”, “ikna” ve “manipülasyon” kelimeleri arasındaki ilişki nedir?
    Turan Erdal ‎”Kandırma” manipulasyonun negatif halidir. Ikna etmek karsimizdakini etkileyerek yapılması istenilen şeyin kendi iradesi ile yapılmasıdır.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Birbirimizle etkileşim kaçınamayacağımız bir şey o halde manipülasyon kandırma içinde ikna içinde yapılabilir.Kendini haklı çıkarmak adına yapılırsa her ikisi de uygun değil.Olay temelli yapılırsa ki bu hayli kolay olmayan bir durum ama uygun etkileşimi sağlayabilir.Yani yaratmanın çarpıtılıp çarpıılmadığı niyet in olay temelli olup olmadığına bağlı olarak değişir diye düşündüm.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet anlamı genişlemiş.Doğru.
    Turan Erdal Iyi etkileşim sırf manipülasyon kavramı çerçevesinde irdelenirse eksik kalır. Etkilesimde rezonansa da dikkat etmek gerekir.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çarpıtma yerine uygun kulanmak diyelim
    Sibel Atasoy biraz açar mısın Turan?
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kelimenin anlamı kutuplanarak genişlemiş.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gaza getirmek, diğer adıyla ajitasyon, duygu bazlı bir manipüle sistemi, özellikle politikacılar ve din kurumlarınca bilerek ve isteyerek uygulanan bir şekli. Arizi olarak tekil uygulamalar varsa da diğer ajitasyon görüntüleri genelde ne yapanın ne de yapılanın bilinçli olmadığı durumlardır.
    Turan Erdal Iyi bir etkileşim etkilemek isteyeni de etkiler, yani sürekli geri donusumludur. O halde iyi bir etkileşim her iki tarafında aynı mevzuda hem fikir olmalarinda gerçekleşir. Arka plan üzerinde hemfikir olunduğu zaman iyi bir etkilesim olur.
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Negatif ve pozitif anlamda ikiye ayırıyorsunuz bu aktiviteyyi, işte ben de bunu pek anlayamıyorum. Şimdi niyet üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi? diyesorulabilir ama kim çıkıp da bağcıyı dövmek kötüdür diyebilir ki, neyin ne zaman gerekeceğini bilemiyoruz. Ayrıca üzüm de çok tatlı, bazen insanın içi almıyor 🙂
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Arka plan temeli sakatsa???
  • Turan Erdal Hasta biri doktora gittiğinde o hastanın vücudu iyi olmasi icin manipüle ediliyor. Aynı şey zihin hastaligi olan biri icin de geçerli olabilir. Bence bu manipülasyon iyidir. En iyisi kendi sağlığını koruyabilmek icin iyi bir yaşamın nasil olabilecegi öğretildiği zamandir. O zaman o şahıs kendi vücudunu kendisi kendi istegi doğrultuda manipüle edecektir.
    Turan Erdal Manipulasyonda arka planin nasil olduğu onemli değildir. Sonuçta aynı fikirde olunduktan sonra arka planin ne oldugu önemli değildir.
  • Sibel Atasoy ‎0-6 yaş eğitimine ve sonraki okul eğitimine ve hayat boyu kişisel geliştirmelere ne diyorsunuz peki? Bunların manipülasyonla ilişkileri ne düzeyde?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü çok ileri düzeyde.her türlü koşullandırma manipülasyon ve hep yapılıyor iyilik adına !!

    Turan Erdal Her kültür kendi bulunduğu toplumu kendi değerleri çerçevesinde manipüle etmeye çalışıyor. Amaç iyidir ama her zaman çatışma bu manipulasyonu fark edenlerle olmustur. Bu manipulasyonlar dışında olmak isteyenlere nasıl davranilmalidir? sorusuna her kültür ayrı çözümler getirmiştir.

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kendisi koşullanmış olan kültürler çözüm getiremeiştir.
    Turan Erdal Kultur denilen olgu muhafaza edicidir. Bunlar o toplumdaki yaşayanların arka planını belirler. Gerçek eğitim bu etkenler uzerine fikir yürüyüp kendi değerlerimizi oluşturmaktır, yani kendi kültürümüzü inşaa etmektir.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü

    Turan, “O zaman o şahıs kendi vücudunu kendisi kendi istegi doğrultuda manipüle edecektir.”diyorsun, zaten insanın doğal olarak yaptığı budur fakat çoğu kez ortaya çıkan sonuçlar kendini ve başkalarını memnun etmez. Bu durumda kişinin bi re-manipülasyon yapması gerekecektir. Bunu kendiliğinden başarabilir mi? Bu rüyalar konusuna benzedi, eğer bilincin farkında olduğu bi şeyse neden rüya geleydi? Kendi rüyanı çözemezsin bu mantık üzerine söylenmiştir. O halde bunu senin için kim yapacak? Yani demem o ki, bu çok şikayet edilen manipülasyon olgusu insanın bizzat davet ettiği -hatta muhtaç olduğu bile iddia edilebilir- bi şey olabilir mi? Şeyleri basmakalıp şekilde dışımıza dehlemek bize dönüştürücü etki sağlamaz. Onlara konuşma kendini ifade etme şansı vermek kendime dönüşebilme fırsatı tanımaktır.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Rüyayı gören çözemezse neden rüya görsün?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü

    Arkadaşım,arkadaşlık konusunda çok baskı kullanır.Zamanımın olup olmaması onun için fark etmez o göröşmek isterse görüşmeliyiz,görüşememişsek başlar kurmaya.Yaptıklarını anlayabiliyorum.Beni önemsemez kurguladığını hayata geçirmeye odaklanır,ve o doğrultuda işaretler arar.Bunu anladığım an geri çekilir ve senin draman da rol almayacağım derim sessizce.Bu bana göre manipülasyondur.Sevilmemeye tahamülü yok! Farkında olmayarak zorla almaya çalışır.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Eğer biri sizi manipüle etmişse ,sizi delmiş demektir. Konuşma balonu gibi söyleyecekleriniz / enerjiniz dağılır . Başkasıda yapar insan kndi kendini de manipüle eder . Çok uyanık bir dikkati yoksa farketmez bu hali . Odağını doğru yere zoomlayamaz . Başka manzaların fotografını alır.Oysa onun içinde bulunduğu esas resmi ıskalar . Gördüğü resim , gözlernin/bakışlarının açısı kadardır
    Turan Erdal Manipüle edilip edilmedigimizi anlamak icin birkaç dakika o olaydan uzaklaşıp disardan seyretmek gerekir.
    Sibel Atasoy Eğer balon gibi delinmiş ve söyleyecekleri dağılmışsa demek ki o söyleyecekleri kendi ezberine odaklıymış ve ezberi bozulmuş olur. Bu pek mi fena bi şey?
  • Turan Erdal Yeni bir teori ile kendi ezberimizi kendimiz yaratmaliyiz.
    Sibel Atasoy hahahahahahaha ille ezber olsun benim olsun diyorsun
    Turan Erdal Tabi ki, ölürsem kendi manyakligimdan olsun :-)))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evet ezberlediğini söylüyorsa dağıldığı iyi olur 🙂 o zaman ben neyin peşindeyim diye bir kez daha kendine soru sorma imkanı olur , pek ala olur ..
    Turan Erdal Her dagilan seyi tekrar toparlamak gerelir.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Hayır her dağılan şeyi toplayamazsınız bir kısmı anlaşılmadığı için bir kısmı anlaşıldığı için ışığını bırakıp sonsuza karışır . Bir andan bir ana değişerek ilerlersiniz. Sabit kalmaya çalışmak gereksiz sarfiyatıdır

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü muhabbet güzel bir bölüm aldım kim dediyse farketmez yayın için:)))
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Madem farketmeze geldik yine,bunca söz de sarfiyat değil midir?
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sarfiyat değildi, herkes eteğindekileri döktü şimdi isterse yenilerini alacak .Seyrü seferine bakacak ..Olan hiçbirşey gereksiz değil..
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Eteklerden hep aynı taşlar dökülüyor gibi geldi bana.Kendi adıma sıkıldım,hep aynı sonuca gelmekten.
    Sibel Atasoy ‎”Sabit kalmaya çalışmak gereksiz sarfiyattır” Çok sevdim bunu
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Belki sıkılacağın vardı frekansım, örneğin ben sıkılmak ya da durduk yerde sevinmek için bir sebep gerekmediğini fark ettim kendimde.

Eğitim manipülasyondur.

 Eğitim manipülasyondur. Hatta ağzımızdan çıkan her söz, yüzümüzdeki her mimik manipülasyondur.

Manipülasyon/manipulation:Fransızca,Varlıkları yapıcı,açıklayıcı ve yararlı birbiçimde kullanma işi.

Bu kelime pozitif tanımlandığı halde, insanlar bu kelimeden iğrenirler! Çünkü yönlendirilme fikri kendilerine tahammül edilmez gelir. İlginç olan bunun zaten kendilerine doğuştan yapıldığı, hep yapıldığı (beşikten mezara), üstelik nasıl yapılacağının da öğretildiği, yani kendilerinin de sürekli manipülasyon yaptıklarını “inkar” etmeleridir. İnkar çok güçlü bir motivasyondur ve akla hayale gelmeyecek tepkiler verdirtir.

Herkes doğru bildiğini öğretmeye çalışır; bunun iyi niyetle yapıldığı şekline eğitim, kötü niyetle yapıldığı şekline, yönlendirerek güç sağlama denir ve aslında her ikisi de aynı işlemdir, yani manipülasyon.
İyi niyetle yaptığını sananlar dahi bu günahın içine dahil olurlar. Çok eski zamanlarda, bırakın bilfiil öğretmeyi, tavsiye vermenin bile en büyük günah olabileceğini söylemiştim.
Bu sebeple sorulmadan söylememeye çalışırım.
Konuştuğumda ise sadece kendi deneyimlerimden bahsederim. Üstelik bu deneyimlerden çıkarsadığım “tüm sonuçları” yine fazla zorluk çekmeden çürütebileceğimi eklerim. Ki bu doğrudur hepsini çürütürüm.
Berbat bi durum değil mi?