- *Tarih çizgisinde, günümüz ve hatta dönemi için bile 'kesinlikle' otoriterdir.
- *Son derece demokratiktir, günümüzde de harfiyen uygulanmalıdır.
- *Dönemi gereği yapılması gerekenin en iyisidir; fakat şimdilerde miladi dolmuştur, bırakılmadır.
- *Düşünce sisteminde demokratikliğin etkisi görülse de genel anlamda tutucu ve baskıcıdır.
-
- İnsanlar tarafından Atatürk'e mal edilmiş, teorik dayanağı olmayan bir düşünce sistemidir
- *Başkaca bir şeydir. (Fikirlerinizi belirtiniz)
Etiket: G Milat
Ataerkil toplumu KADIN mı yarattı?!
KADIN VE ERKEK EŞİT MİDİR?

*Bu nasıl bir sorudur ki asırlardır herkes sorar; fakat cevabı bir türlü bulunmaz.Aşağıda yer verdiğim bazı ülkelerin sıralamasında kadına en azından seçme ve seçilme hakkı konusunda (sözde) “eşitlik” veren devletlere bir göz atalım.
*Sonra düşünelim; NEDEN kadınlara seçme hakkı vermek için bu kadar yüzyıl beklendi diye!!!! İlk bilinen demokratik seçimler -eşit olmasa da- M.Ö. IV.yy Antik Yunan şehirlerinde görülür. Soylu “erkekler” dönemin meclisinde oy verip fikrini söyleme hakkına sahıpken kadınlar, köleler ve o Yunan şehrinde doğmamış olanlar oy kullanamazdı. (Öncesi olmakla birlikte) O vakitlerde başlayıp kadının kölelerle eşdeğer tutulması yaklaşık 2200 yıl devam etti -hala da bu devamlılık bitmiş sayılmaz-…! Peki bu, kimin hatası? Yoksa kadınlar eşitliği yeteri kadar istemediler mi?
- Bir annenin çocukların yetiştirilmesindeki payı tartışılamaz derece büyüktür.Şimdi, bir kadının iki çocuğu olduğunu düşünün.Biri erkek, diğeri kız.Çocukların büyüme esnasında, kıza “Sus! Konuşma, ağabeyine karşı gelme!” ; erkeğe de “Sen erkeksin ne dersen olur” şeklinde yaklaşan bu insan yine bir KADINdır.Bunun asırlarca bu şekilde devam ettiğini düşünürsek bir noktadan sonra artık bu durum otomatikleşip olağanlaşınca erkeğin egemenliği kaçınılmaz bir hal almıştır.
*Acaba ataerkil bu düzeni KADIN mı yarattı?
—>Asagida, bazi ulkelerin yillara gore kadinlara secme ve secilme hakki vermesinin siralamasi yer almaktadir.
*Yeni Zellanda —> seçme hakkı 1893 yılında, seçilme hakkı 1918’de
*Avusturalya —>1902
*Finlandiya —>1906
*Norvec —>1903
*Danimarka —>1915
*Kanada —>secme hakki 1917 yilinda, secilme hakki 1920
*Sovyet Rusya —>1917
*Avusturya —>1918
*Almanya —>1919
*ABD —>1920
*Ingiltere —>1928
*G.AfrikaCmhr —> ırklarlarına göre; 1930’da beyaz ırka, 1984’de Hint ırkına , 1994’de de siyah ırka, oy hakkı tanımıştır.
*Turkiye —>1935 (Belediye secimleri icin 1930, muhtar secimleri icin 1933)
*Fransa —>1945
*italya —>1945
*Yugoslavya —>1946
*Romanya —>1946
*Bulgaristan —>1947
*Belcika —>1948
*Arnavutluk —>1958
*Isvicre —>1971
*Isvicre’ye bagli Applenzel—->1990
* Nevruz (Newroz) nedir
- *Baharın gelişinin kutlandığı geleneksel, masumane bir festivaldir.
- *Kürtlerin siyasi amaçları için kullandıkları bir gösteridir.
- *İnsanlar üzerindeki yarattığı izlenim düzeltirilip herkes tarafından kutlanmalıdır.
- *Sadece belirli bölgelerde kutlanmalıdır.
- *Amacından sapmıştır, yasaklanmalıdır.
- *Şimdiki haliyle bütün herkes kutlamalıdır.
- *Başka bir şeydir (Belirtiniz)
*Bir Tanrı / insan / nesne / Başbakan neden sevilir?
- *Sebebi yoktur, nedensizce sevilir.
- *Çıkar ilişkisi vardır, beklenilen karşılıktan dolayı sevilir. (cennet/seks/para/statü)
- *Mantığa çok uygun geldiği için sevilir. (vardır/yalnız kalınmaz/ihtiyaç/politik görüş)
- *Varlıkları haz verdiği için sevilir.
- *Ulaşılmaz oldukları için sevilir. (yüce/mükemmel/nadir bulunur/mevki sahibi)
- *Korkudan dolayı sevilir. (cezalandırılma/terk edilme/kaybetme/dışlanma)
- *Sevgi diye bir şey yoktur.Hiç bir şey sevilmez.
- *Diğer. (Fikirlerinizi belirtiniz)
PASLI KEDİNİN PENCERE AŞKI
Bir masal zannedilir hep, lakin masal değil gerçektir çoğu anlatılanlar.Karakterlerin isimleri değişir, şekilleri değişir, replikleri değişir, sahneleri değişir; ama ruhları değişmez, yaşananlar değişmez.Nerede başlar hikayeler ve nerede biter hiç bilinmez.Okuruz ve ağlarız/güleriz.İçimizde, yarası kalır bütün masalların.Gülsek bile bir izi, bir dokunuşu kalır hapsedilmiş derinlerde taaa en derinlerde bir yerde.Bir masal oldu kapımın önündeki kedinin aşkı…
Yağmur yağarken kokusu ne güzeldir toprağın.Islaklık bile hoş gelir.İçeride bir bardak sıcacık kahve eşlik ederken bana, bir kedi belirir her gün komşunun penceresinin önünde.Siyah tüyleri kirlenmiş gibi tam bir karakteristik gri olmayan içinde pas rengini taşıyan -kim bilir belki de yaşanmışlıklarıdır onu kirleten- pek de sevimli durmayan gecenin bir yarısında o pencere önünde ıslanmasına rağmen ne yapar bu kedi?Konuşsam, sorsam kızar mı acaba??
Günler geçer, kedi kalır.Arada bir yok olması da olmasa tam bir pencere aşığıdır diye düşünur insan.Bir sabah acele acele kapıyı açıp işe gitmek için koşmaya başlayacağım sırada yine kedi oradadır; fakat hiç de umurumda olmadığını söylemek isterim size.Onu ürküteceğimi bile düşünmeden yanından geçmeyi hiç de yanlış bulmadığım o anda gözüm ister istemez penceredeki o karartıya takılır.Bir kedi… Pencerenin diğer tarafında duran narinliği ve güzelliğiyle benim bile gözlerimi kamaştıran bembeyaz tüylerine vuran güneşin altında nazlı nazlı duran bir kedi.Bu zarif kedinin beni gördüğü andaki panigini ve geri kaçışıni gözünüzde canlandırmışsınızdır muhakkak. Diger yandan; yanından geçmeme aldırmadan hareketsizce duran bizim paslı kedinin beni hiç mi hiç umursamamasına alınmamış olduğumu düşünmeyin sakın! Durup ona baktığımda bile orada öylece pencereyi süzmesi…

Bu bir aşktı.İki kedinin pencere aski…
Daha uzun günler bu gizli olmayan; fakat imkanı da olmayan buluşmanın devam etmesi beni hiç de hayrete düşürmedi.Monoton bir aşk diye düşünüyor ve onlara olan ilgimin azaldığını düşündüğüm vakitlerde, gecenin herhangi bir saatinde dışarı çıkıp sigaram eşliğinde için için ağlayıp paslı kedi ile yıldızlardan medet ummaya başladığımızı hiç fark etmiyordum.Bir silüet bile yokken pencerede, paslı kedi ve ben işte tam da oradaydık.Bekliyor, bekliyor , hep bekliyorduk……….
Aylarca görüp selam bile vermediğim yan komşuya, aklarına kara bulaşmamış o fettan kediyi en azından pencere önüne çıkarmasının hiç bir sakıncasının olmadığını söylemeye karar verdim.Yahut bizim paslı kediyi de içeri alabilirdi.Bilemiyorum… Tek derdim bu iki kediyi bir araya getirmekti.Nasıl, neden, nerede bilemiyorum işte! Sandığım kadar kolay olmadı konuşmak, çekiniyordum.Her gece penceremden sokak kedisi paslıya bakıp ağlamaktan harap olmaktan bıkar oldum.Onlara değil belki de kendime ağlıyordum..Neden kavuşamasın ki iki canlı.Henüz ölmemişken, henüz vakit varken, henüz her şey bitmemişken, henüz aşk devam ederken, henüz o gözlerdeki o ışık sönmemişken, henüz oraya gelen o ayaklardaki derman ve o yürekteki ateş bitmemişken NEDEN iki canlı birlikte olmasın ki??? Paslı keninin pencere aşkı onun olsun yaşasınlar ölene kadar işte, ne var bunda! Aylar geçmiş ama ben hala konuşamamıştım ki bir gün yine sigara içerken kapımın önünde, işte orada bizim komşu…! “Merhaba Bayan Carmona, nasılsınız bugün?” Sessizlik içindeki saniyelik bakışmalarımız ve sonunda beklediğim cevap: “İyiyim, siz nasılsınız?Komşuyuz sanırım.Nerelisiniz?” Sıcak kanlı, hoş sohbetli ve sevecen bir kadın olduğunu anında sezdiğim, gidip posta kutusundan gizlice bakarak öğrendiğim soyadı Carmona olan bu sevimli ellili yaşlardaki bayanla sohbetimiz “Ben Türkiye’denim.Siz neredensiniz” şeklinde devam etti.”Ben Meksika’lıyım.Türkiye çok uzak değil mi Bayan….(?)” , “Pardon, bana Gwen diyebilirsiniz.İsmim Türk ismi söylemekte zorlanabilirsiniz :)”, “Pekala Bayan Gwen, memnun oldum.Şimdi acilen spora gitmem gerek.Müsadenizle… Kahveye beklerim bir gün mutlaka.Hoşçakalın.” Evet, gitti.Söyleyemedim.Ardından bakakalıdım öylece.İçeri girip kapıyı yavaşça kapattım ve kendime, yüksek sesle dinlemeyi sevdiğim o Fransız bestecinin şarkılarından birini açtım.Dinlerken yanaklarımdan akan o tuzlu sudan nefret ettim o gün.
Yine orada duruyor.Haftalar geçti.Hava iyice soğudu.Bir ayı aşkın bir süredir evde yoktum, özlemişim paslı kediyi.Bu nasıl bitmez bir askmış.Nasıl olurda günlerce usanmadan o soğuk sofada bekler bir kedi.Altı-üstü bir kedi!!! Bir kedinin sadakati çoğu zaman bir insanda yok, üzücü.Bir taraftan da sinirlenmiyor değilim şu nigah-ı mest beyaz kediye.Sıcacık içeride durmaktan başka yaptığı ne var ki?! Tüylerini falan yolsak da artık aşık etmese bizim paslı kediyi kendine(!)…
Kış ortasında güneşli bir gün… Tam arkamda bir ses : “Selam Bayan Gwen, güneşli bir gün değil mi?Bir sigara almaz mıydınız?Ben de bırakmaya çalışıyorum aslında; ne var ki hemen olmuyor.”, gördüğüme sevinmiş bir şekilde kocaman gülümseyerek: “Merhaba Bayan Carmona, teşekkür ederim.Siz nasılsınız?” diye cevapladım.Konuşma uzarken hemen konuyu beslediği kediye getirerek, bizim paslı kedinin durumunu anlattım ve fikrilerini almak istedim.İsterse ona bakımı için belli bir miktar para verebileceğimi söyledim.O gün aldığım cevap kanımı dondurmaya ve kadının önünde ellerimin titreyip başımın dönmesine yetti.Son 5 yıldır her gece ve bazen gündüz vakitlerinde de paslı kedinin pencereye geldiğinden ve öylece orada durduğundan bahsetti.Paslı kedinin bakışlarının konuştuğuna inandığını ve buna hayli fazla şaşırdığını da ekledi.Onca yıl… Hangi canlı sadık kalır ki diye düşünürken ben, kadın yavaşça başını pencereye çevirerek : “Bir gün o kediyi içeriye aldım.Yanlış hatırlamıyorsam 2 yıl önceydi.Öncelikle birbirlerine koşup bir süre bakıştılar.O anda ağladığımı size itiraf etmeliyim, Bayan Gwen.Görseniz birbirlerine sarılacaklar sanırdınız.Biraz yemek ve suyu yanlarına bırakıp çıkmak zorunda olduğum için, onları yalnız bırakarak evden ayrıldım.Akşam geç vakit eve çok yorgun döndüğüm için farkında bile değildim kedilerin nerede olduğundan.Öylece uyumuşum.Her sabah kedimin beni gelip uyandırmasına alışkın olduğum için sabah beni uyandırmayışı çok tuhafima gitti; ama gülümsedim.Ne de olsa yeni aşıklar, başbaşa kalmak istemişlerdir diye düşündüm:) Mutfaktan biraz mama alıp salona doğru yürüdüm.Her zamanki yerine mamayı bırakacaktım ki kedimin o bembeyaz tüylerinin kanlar içinde olduğunu ve diğer sokak kedisinin onun başında öylece durduğunu görüp dehşete düştüm.Hemen bir veterinere koştum.Elimin, ayağımın tutmadığını hissediyordum.Kedim baygın gibi öylece kucağımda… Yaraları temizlendi, ilaçlar sürüldü ve eve döndük.Kedimin aldığı tırnak darbesi ile bir gözünün artık göremeyeceğini öğrenmem üzerine içim sızlamıştı.Eskisi gibi tüyleri de güzel görünmeyecekti.Aldığı yarlar nedeniyle, izlerin olduğu yerlerde tüy çıkmayacağını söylemişti veteriner.Büyük darbe almıştı.Yaralanmıştı.Korkmuştu.Nasıl bir kavga etmişlerdi bu iki aşık kedi!!” dikkatle Bayan Carmona’yı dinlemeyi sürdürdüm.Nefesimi tutmuştum sanki.Devam etti : ” Tabiki o sokak kedisini dışarı atmadım.İzledim bir kaç hafta onları ve gördüm ki benim zavallı kedim ne zaman güneş için pencereye yönelse bir tırnak darbesi ile engelleniyor.Neredeyse mama yemesine bile izin vermiyor o haşin kedi!!! Kıskançlıktan, benim kedime zarar verdiğinin bile farkında olmadan yapabileceği bütün baskıları yapmaktan kaçınmıyor o aptal sokak kedisi” o anda durdurup ona paslı kedi demesini rica ettim ve bizim paslı kedinin şimdiye kadar yaşadıklarından etkilenip bu tür davranışlarda bulunmasının normal olduğunu savunmaya başladım.Psikolojisi bozulmuş olabilirdi sokaklarda.Bu da normaldi.Kim bilir neler yaşamıştı… Bayan Carmona bir süre bana baktı ve kendisinin de aynı şeyleri düşündüğünü; fakat kedisinin de gözü önünde yaralardan ölmesine izin veremeyeceğini söyledi.Daha bir çok yara aldığına ve veterinerin böyle giderse kedisinin daha fazla yaşayamayacağını söylediğine dikkat çekti.

…Ve paslı kedi yine sokakta.Bu gece selamlaştık.Bir süre durdum ve baktım.Kim haklı olabilir?Ortada bir his var, yok değil; çünkü paslı kedi hala pencere önünde bekliyor. Bu his aşkla başlayıp evrimini daha farklı yönde tamamlayıp başka şekiller almış, belli… Ev kedisi de pencerenin diğer tarafında belirir bazen. Dururlar ve bakarlar birbirlerine. İşte bu iki kedinin gerçek masalı…. İki kedi, bir gerçek, bir masal…