* …Ve Narsist İnsan, Narsist Tanrı’yı Yarattı…

Bir gölün kenarında kendi güzelliğini seyretmek için eğilen Narcissus o kadar çok eğildi ki, bir sabah göle düşüp boğuldu. Düştüğü noktada Narcissus(Nergis) adı verilen bir çiçek doğdu.

Ama kitabın yazarı hikayeyi bu şekilde sonlandırmadı…

Narcissus ölünce, Orman Tanrısı birden belirdi ve gölün taze suyunun tuzlu gözyaşına dönüşmüş olarak buldu. ‘Neden ağlamaklısın?‘ diye sordu Tanrıça, ‘Narcissus için ağlıyorum’ diye cevap verdi göl. ‘Ahh Narcissus için ağlıyor olman hiç de şaşırtıcı bir durum değil’ dedi ‘Aslında, biz her zaman onu, onun güzelliğini sadece senin en iyi yansıttığın konusunda ikna etmeye çalışırdık.’ , ‘fakat.. Narcissus güzel miydi ki?‘diye sordu göl. ‘Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki’ dedi Tanrıça şaşırarak.’Ne de olsa, kendisini seyretmek için her gün eğilip baktığı senin kıyındı. ‘ Göl bir süre sessiz kaldı. Sonunda, şöyle dedi : ‘Ben Narcissus için ağlıyorum; fakat onun güzel olduğunu hiç fark etmedim. Ağlıyorum çünkü o, benim kıyımda her eğildiğinde; onun gözlerindeki derinlikte kendi yansıyan güzelliğimi görebiliyordum.”

Tıpkı insan gibi.. Kendi güzelliğini başka biçimlerde görmeye çalışıp ve bunu bir maharet sanıp yaratır da yaratır, büyütür de büyütür. Hiç bir sey bulamaz kendi güzelliğini tasvir edecek ve bir Tanrı yaratır.Bilinmezlik ekler, ululuk ekler, doğmamışlık-doğrulmamışlık ekler, bilgelik ve sefkat ekler kendinde olmayan (ve olamayacağını düşündüğü ne varsa ekler) ve Tanrı’yı yaratır. Artık hamuru hazırdır ve herkes o hamurdan yemek zorundadır. Yemeyenler de, kendini ya bir gölün kenarından atılmaya zorlanır ya da hamuru yaratanların yandaşları tarafından sağdan soldan çekiştirilip etiyle kemiği ayrıştırılmak istenir.

Zamanla yaratılan, yaratandan daha narsist hale gelince artık işler çığrından çıkmıştır ve hem Narcissus hem de göl gibi birbirinden kibirli ve narsist iki ayrı kavram çıkar ortay:İnsan ve Tanrı.

Tanrı kendini beğendirmek için türlü vaatlere başlar cennetler mi dersin, ebedi yaşam mı dersin, hanlar hamamlar, mutluluklar, hazlar mı dersin artık aklına ne gelirse… Bir de kendine kaftanlarla bezenmiş imgeler oluşturtur ki değmeyin keyfine; insan o mükkemmel Tanrısında kendi güzelliğini görmek için eğilir de eğilir.. Sonunda suya düşüp boğulacağını bilse de eğilmeye devam edecektir.Eğilmeyenlerin de kafalarına bir balyozla vurup kalanları da kurda kuşa yem edecektir… Narsist Tanrı mı, narsist insan mı daha tehlikeli; bunu ayırt edemeyecek duruma gelince Dünya, bir çırpıda kendini yok edip evrenin o sonsuz sessizliğine gömülecektir.

Böyle bir efsaneyi de evrenin bir yerinde yıldızlar birbirne anlatıp binlerce yıldır ibret alıyor olacaklar… Efsane işte, kim bilir.

(Narcissus, who knlet beside a lake to contemplate
his own beauty.He was so fascinated by himself that, one morning, he fell into the lake and drowned.At the spot, where he felt, a flower was born, which is called narcissus.
But this wasnt how the author of the book ended the story…..

When Narcissus died, the goddes of the forest appeared and found the lake, which had been fresh water, transformed into the a lake of salty tears.
‘why do u weep?’ the goddesses asked
‘i weep for Narcissus’ the lake replied
‘ ahh it s no suprise that u weep for Narcissus’ they said ‘ for though we always persued him in the forest, u alone could conteplate his beauty close at hand’
‘ but… was Narcissus beautiful?’ the lake asked
‘who better than you to know that?’the goddesses said in wonder ‘after all,it was ur banks that he knelt each day to conteplate himself’
the lake was silient for some time.Finally, it said:
‘i weep for Narcissus, but i never noticed that he was beautiful.I weep because , each time he knelt beside my banks, i could see, in the depths of his eyes , my own beauy reflected……’
)

*Çoklu Kişilik Bozukluğu (Multiple Personality Disorder)

Çoklu kişilik bozukluğu denildiğinde şizofrenden daha ileri bir hastalık olarak kabul edilen bir tür kişilik çatışması şeklinde ifade edilen bir psikolojik bir rahatsızlık aklımıza gelir.Bu hastalar şizofrenlerin aksine birden fazla kişiliğe sahip olduklarının farkındadırlar ve bu da hastalığın tedavisini zorlaştırır.

Bazen çevremizde birden fazla kişiliği olduğuna inandığımız insanlara rastlayabiliriz.Mesela bir kadın çok çocuksu ve cadı, çok sevecen ve şiddet dolu, zeki ve suskun ya da bir erkek zeki ve sapsal, ataerkil ve uysal, umursamaz ve dikkatli olabilir.. (Verdiğim örnekleri aslında kadın-erkek olarak ayırmak niyetinde değilim.Sadece farkı göstermek amaçlı)

Aşağıda eklediğim ve çevirisini yaptığım kısa filmde anlatmak istediğim bir çok şeyi bulabilirsiniz.Ve çevrenizdeki insanlardan önce kendinizi tekrar gözden geçirmeye hazırlansanız iyi olur.İyi seyirler…

Ayağa kalk! Doktor seni görmek istiyor.Gidelim dedim!Sorun yaratma…
(İki görevliyle birlikte koridorda yürürler)
Aynı anda konuşan iç sesler: * Bu bir oyun, Kömürlere gidiyoruz,Sadece ölmeme izin ver
(Odada bir bayanla konuşma başlar)
Dr: Bir ismin olmadan, gerçekten kim olduğunu bilemezsin
Adam: Benim adım….
Dr: Justın, Heather, Thomas, Heras, Joey ve Bhoe. Haftalardan beri konuşuyoruz.Bana farklı isimlerde birçok insan tanıttın.Benim şu anki sorum “Şu anda ben kiminle konuşuyorum?”
Adam : Fark etmez!!! Fark eden tek şey benim bu yerden nasıl çıkacağımdır!
Dr: Gelecek hafta, senin bir sonraki değerlendirmen!! Eğer her şey yolunda giderse, “Yönetimli serbest bırakma programı” için hak kazanacaksın.Ve sonunda…
Adam: Çok üzgünüm doktor, berbat şeyler yaptım.Korkunç şeyler …Değişmek istiyorum…
Dr: SAnırım değişmek istiyorsun.İyileşmen için tek yol, egeeeer…
Adam: Sen hükümet için çalışıyorsun.Senin için benim kafamdakilerdir, düşüncelerimi okuyabilirsinisteğime karşı sağlıklı oluyorum!
Dr:Sen buradaşın! Çünkü kontrolünü ele geçiren değişim senin kafanın içinde!
Adam: Hahaha bu çok gülünç! Hey bekle, sen gerçek bir doktor musun 🙂 bana bir ara ver o zaman… Ben kim olduğumu biliyorum!
Dr: O zaman şöyle bana
Adam: Jhon Jacob, kömür çıkarmaya gider… (şarkı söylemeye başlar)
Dr: “D” dedin(?) Adın “D” ile mi başlıyor yoksa? Neyin “D”si??
…….
Dr: Durun! Hepiniz sessiz olun!Burada size yardım etmek için varım.Ama eğer dinlemezseniz bunu yapamam.Buradan çıkmanızın tek yolu bizim birlikte çalışmamızdır…! Şİmdi, sen bir şey söyleyecektin(?) Buyur!
Adam: Daniel’in “D”si.. Benim adım Daniel.
Dr: Seni geri kazanmak çok güzel Daniel.
Adam: Teşekkür ederim doktor.Geri dönmek güzel.
Dr: Çok uzun zaman olmuştu.
Adam: Evet, öyle…
Dr: Şimdi, çalışmaya geri dönebiliriz…
(Kapı açılır ve içeri bir kıravatlı bir adam girer)
Kıravatlı adam: Merhaba Daniel, Ben doktor Black. Bildiğin gibi gelecek hafta değerlendirilmeye tabi tutulacaksın.Eğer önemsemezsen, sana bir kaç sor sormak istiyorum.Yani, bugün nasıl hissediyorsun?
Adam: iyi hissediyorum, Doktor…

*Bana çocukken izlediğin çizgi filmi söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim :)

cizgi filmler

*3 yasından küçük çocukların televizyona olan ilgilerinin çok düşük oranda olduğunu herkes gözlemlemiştir.3 yasından sonra ise çocuk televizyonu ve rekli karakterler dünyasını keşfetmeye başlar ve beklenen odak noktası artık bulunmuştur: ÇİZGİ FİLMLER…

***Herkes çocukken izlediği çizgi filmleri paylaşabilir mi bizimle 🙂 ***

–>Yapılan araştırmalara göre 3-6 yaş arasındaki çocuklarda görülen taklit yapma ve etrafındakileri kopyalama yeteneği had safhadadır.Bu dönemde çizgi film dünyasını keşfeden çocuk haliyle gördüğü bütün şeyleri bilinçaltına işleyip kişiliğinin genel çizgilerini şekillendirmeye başlar. Çizgi filmlerin sizi yönlendirmesiyle birlikte “Merhaba sevgili ben” dediğiniz dönem başlar…

–>Artık çocuk düşünme ve kendi başına karar verme yeteneğini kazandığı yaşlarda (6-12 diyebilirz) çizgi filmlerin içeriğini ve konusunu seçer hale gelmiştir.Ve artık Tusubasa, Şirinler, He-man, Heidi, Candy Candy, Pokemon, Clementine, İnspector Gadget vb gibi çizgi filmler birbirinden ayırt edilip izlenmeye başlanır.Bu içerikler çocuğun hayatta karşı duruşunu ve davranışını belirler.Artık birey olarak toplumdaki yerini almaya hazırlanır duruma gelinir.

–>Biraz daha büyüyüp muhakeme yeteneği gelişen çocuklarda(12-17 yaş desem olur sanırım) işe etkilenme daha az görülür ve artık çizgi filmlerin misyonu tamamlanmıştır.Birey topluma karışmaya ve toplumdan etkilenip kişiliğini geliştirip hayatını devam ettirmeye hazır hale gelmiştir.

Çizgi filmlerin olumlu ve olumsuz etkileri:

cizgi film*Şiddete yöneltebilir.Özellikle 12 yaş öncesinde içerik bakımından şiddet içeren çizgi filmerin çocukları kolayca şiddete eğilimli hale getirdiği söylenebilir.

*Çevreye olan dikkat ve odaklanma sorunu yaratabilir.Televizyonun başında günde 2 saatten fazla çizgi film izleyen çocuklarda hipeaktivite ve dikkat bozukluğu gibi sorunların olduğu gözlemlenmiştir.Bu durum yetişkin hale gelindiğinde topluma ayak uyduramama, okulda ve iş yerinde başarılı olamama gibi sorunlar doğurabilir.

*Hayal-gerçek ayrımının yapılmasını güçleştirebilir.Gereğinden fazla çizgi film alemine dalan çocuklarda bir süreden sonra gerçekliğin ve hayalin ayırt edilemez duruma gelindiği saptanmıştır.Uçabileceğini düşünüp balkonlardan atlayarak hayatını yitiren çocuk haberlerini mutlaka okumuşuzdur.

*Negatif yönlerinin yanında, birçok pozitif yönleri de vardır.Bunlardan birisi hayal gücünün artmasıyla yaratıcılığın gelişmesidir.İzlenme dozunun aşılmaması halinde çok yaratıcı bireyler yetiştirilebilir.Oyuncaklar da bu gelişimde önemli rol oynarlar.

*Düşünme yetişinin hızlanması da bir diğer olumlu yöndür.Bazı çizgi filmlerin düşündürmeye yönelik eğitici tarafları göz önüne alındığında çocuk üzerinde hızlı düşünme ve sonuca ulaşma yönünden önemli derecede etkli olurlar.

*Dinleme ve görsellik algılarının oluşumu da bir diğer yapıcı yöndür.İşitsel ve görsel bireyler bu dönemde kendilerini belli ederek bir çok bilgiyi duyarak veya görerek bellekte saklamayı öğrenirler.Dokünşallık gibi diğer algılar da tabiki diğer etmenlerle geliştirilebilir.

Şimdi hadi bakalım! Çocukken izlediğiniz çizgi filmi söyleyin, size kim olduğunuz söyleyelim :))

*Zorunlu askerlik veya zorunlu kölelik!!!

Her Türk genci asker mi doğar? Vatan borcu namus(!) borcu mudur?

*20 yasında, henüz hayatı öğrenmeye çalışan gençleri toplayıp -zorunlu olarak- askere sürmek…
*Bir de düğünlerle halaylarla uğurlamak…
*Annesinin “Ölse de oğlum vatan sağ olsun!” demesi…
*Askerliği namusla ilişkilendirmek…
*Bir Mehmetçik gider bin Mehmetçik gelir düşüncesi…
*Bir koğuşta bir sürü insanın doluşması…
*Bozulan psikolojiler, intihar edenler, akli dengesini kaybedenler…

Kim ne zaman soracak “NELER OLUYOR BURADA!” diye??

*Otistik degil, OTİZMLİ…!

*Otizm, normal sayılan tepkilerin aksi yönde davranış sergileyen bazı çocukların algı düzeylerinin bilinenin tersi yönde hareket etmesidir.

*Çok dikkatsiz veya tam tersi aşırı duyarlı ve dikkatli olabilirler.Örneğin; çok alışılmış olan göz kontağı kurmak onlar için gereksiz olabilir veya göz kontağı kurduklarında da size değil de daha uzaklara bakıyormuş gibi görünebilirler.Her şeye karşı -özellikle koku, ışık ve sese- olan aşırı hassasiyetleri onları tahammülsüzlüğe sürükleyebilir.Normal sayılabilecek çocukların aksine tehlike ve korku anlayışları da farklıdır.Çok yükesek bir yerden atlamayı tehlikeli bulmazlarken, kaldırımdan aşağı inmekten korkabilirler.

*Beklenen türden davranmayan her çocuk bir doktora götürülüp gereken teşhislerin konması sağlanmalıdır.Son yıllarda bir çok filozof, sanatçı ve bilim adamının otizimli olabileceği üzerinde tartışmalar ve araştırmalar sürüyor. Bunu göz önünde tutup otizimli çocuğun içindeki cevheri çıkarmaya yardımcı olabiliriz, kim bilir…

*Otizm lanetli bir hastalık değil, zamanla çocuğun çevreye belli oranda kazandırılabilineceği bir tür farklı olma durumudur.

*UNUTMAYIN, sizin de çocuğunuz, kardeşiniz veya bir yakınınız otizmli olabilir.