İyi insan olmak ne demektir? Ve nasıl “iyi insan” olabiliriz?
Bence yorumlar eklendikçe forum kendini daha “iyi” şekillendirecektir.:-)
İyi insan olmak ne demektir? Ve nasıl “iyi insan” olabiliriz?
Bence yorumlar eklendikçe forum kendini daha “iyi” şekillendirecektir.:-)
Evet,insan mükemmel bir varlık mıdır?
Beş duyu organı aracılığıyla çevresini algılayıp hisseden, onunla diyaloğa giren, majör anotomik yapısı ve mekaniğinden tutun da ,hücre ve hücre altı düzeyde binlerce enzimin ve aracı molekülün devriye gezdiği mikro süreçleriyle birlikte,insan..mükemmel varlık mıdır?
Mükemmel ise bu nasıl bir mükemmelliktir ve nereden gelir, nelerden kaynaklanır.Ya da hangi özelliklerinden dolayı mükemmel olduğunu düşünülür veya farzedilir?
Ve tabiki,eğer mükemmel değilse, (ya da öyle düşünüyorsak),onun da nedenleri nelerdir?
Saygılar..
Benim kafama takılan bir şey var ve ilgili katılımcıların yardımını bekliyorum..
Kıyamet denilen an..Bu an sadece dünyamız ve onun üzerindeki hayatın mı sonu olacaktır, yoksa bizi bekleyen şey “evrenimizin cenazesi” midir?
🙂
Herkes kendince bir aşk hikayesi kaleme alsa..
İlkokul öğrencisi der ki; onu görünce heyecanlanıyorum, konuşmaya da utanıyorum, ama yarın sınav var, belki bu bahaneyle gidip birşeyler sorabilirim.. Biraz daha büyüyünce der ki muhtemelen, gözleri ne güzel, teni ne yumuşak, dokunsam.. Ortalama bir yetişkin kaleminden çıksa aşk, dağları delen Ferhat, ya da Romayı yakan Neron’u çağrıştıracak atıflarla şekillenir muhtemelen paragraflar.. Hey aşk, sen nelere kadirsin filan.. Bir edebiyatçının kaleminden dökülse aşk, beynine hapsolduğu kadının olası tüm kıvrımları arasında yolculuğa çıkar erkek..Ve edebiyatçı daha bir pervasız yazmak isterse eğer, beynine hapsolduğu erkeğin olası kıvrımları arasında dolanan yolcu bir erkek de olabilir şüphesiz.. Araya giren savaşlar, felaketler, kaos, hayatın çıkmazları ve paradokslar..uzar gider..Yani ilkokul çocuğunun algısından başlayıp, zihninde sayısız imgenin ve gölgenin uçuştuğu tüm büyük sanatçıların eserlerine kadar…senaryo hep başkalaşır.
…
Evren ve onun içindeki bizler için yazılmış olan ilahi bir senaryo var ise eğer, bu senaryo kusursuz olmalıdır değil mi? Bence öyle. Çünkü senarist hem evrenin hem de evrene ait tüm kanunların yaratıcısı ve sahibi olarak bu kusursuzluğu içermek zorundadır. Maddenin,ışığın, fiziğin, karadeliklerin ve ötesinin ve daha aklınıza gelebilecek herşeyin sahibinin böyle olması beklenir.
Siz peki, bize sunulan senaryoları bu anlamda ne kadar kusursuz buluyorsunuz?
Sizi yarattım.. Adem babanız ve Havva ananız sözümü dinlemeyince cennette, bu kez de hayat denilen bir başka sınavı başlattım.. yaşayacaksınız.. her hareketiniz gözlerimin altında.. iyilikler buraya, kötülükler şuraya yazılacak.. hepsi hesaplanacak.. sonra cennet, veya cehennem ..yaşarken şunlar helal şunlar haramdır..paranı faize vermeyeceksin, mirası şöyle dağıtacaksın, karına cinsel ilişki sırasında şuradan yanaşabilirsin, ama oradan yanaşamazsın,işini gördükten sonra boy abdesti alacaksın..vs.vs.vs..
Şimdi bu senaryoyu yazan senarist aynı zamanda evrenin ve içindeki herşeyin,yani maddenin, atomun,atom altı parçaçıkların, titreşen sicimlerin, yazılmış ve yazılmamış her türlü diferansiyel denklemin, kuantumun,ışığın, ve bunların hareketlerini düzenleyen tüm fizik, kimya ve biyoloji yasalarının, ve olmuş ve olacak herşeyin bizati sahibi ve hakimi olacak..
Kusura bakmayın ama, ne böyle bir senaristin kaleminden böyle bir senaryo çıkması, ne de böyle bir senaryonun yukarda anlatılan senariste ait olabilmesi öngörülemez.
Ermenilerin başına bu topraklarda neler gelmişti diye soruversek..Ama bunu akademik düzeyde değil de, öylesine soruversek geniş kitlelere..”öyle olmuştur” veya “hiç alakası yok, asla öyle olmamıştır” cevapları arkasında binlerce insan bulacağımız şüphe götürmez değil mi?
Sadece bir örnekti..Asıl sormak istediğim şey şu; Minimum neye (ya da nasıl bir öz sermayeye) sahip olduktan sonradır ki ancak, insan herhangi bir sorunsala taraf olabilmeyi hak ettiğine inanır?
Hadi kestirmeden söyleyeyim, Uğruna sokaklara dökülücek kadar kati taraftarı olduğumuz hususlarda, aslında söylediğimiz ve iddea ettiğimiz şeyin kendisine bazen hiç olmayacak kadar cahil olmamız ne ile açıklanabilir?-(ki bence bu durum kitlesel düzeyde realitenin kendisi olmakla kalmayıp,aynı zamanda test edilebilirdir de. Örneğin akademik bir konsey önünde yapılacak bir yoklamanın ardından, “taraf olduğu hususta bütünüyle cahildir” kanaatine varılması binlerce insan için pekala mümkün olurdu diye düşünüyorum)
Neden taraf tutarız ve nasıl taraf oluruz..Burada en az rolu “bildiklerimiz” oynuyor sanırım..
dip not:Olası cevaplardan birinin “inanç” olması işin ironik tarafı değil midir?Bir şeye neden, nasıl inanırız, inanç denilen şey,tesis edilmesi için kendinden başka bir şeye ihtiyaç duyar mı..vs,vs..