Be the artist of your own life…

Dear friends,

You don’t need a paintbrush to be creative. Your own unique perspective is your brush.

You don’t need an instrument to be creative. Your body-mind is your instrument.

You don’t need a canvas to be creative. Your friends, family, and relationships are your canvas.

You don’t need a masterpiece or grand theory to be creative. Your life is your masterpiece.

In other words, you don’t need to be an artist to be creative. You just need to be someone who truly wants to awaken to the sublime beauty of this and every moment. We are all evolutionary artists, regardless of our particular skills or talents or styles of self-expression.

Because in the end, life is not about finding yourself.

It’s about creating yourself.

This is the primary intention of this year’s Integral Spiritual Experience event—to gather as many integral souls as we possibly can under a single roof, where together we can discover and explore our deepest creative and spiritual potentials. After all, as Carl Sagan reminds us, “if you want to make an apple pie from scratch, you must first create the universe.”

İkinci Düşünce Katı

Yeşil mimin tamamlanmasıyla insan bilinci, ikinci düşünce katı’na bir kuantum sıçraması yapar. Clare Graves buna, inanılmaz derinlikte bir anlam kanyonunun aşıldığı önemli bir sıçrama diye göndermede bulunur. Özünde ikinci bilinç katıyla kişi hem hiyerarşileri hem de heterarşileri kullanarak (hem sınıflandırarark hem de bağlantı kurarak) hem dikey hem de yatay düşünebilir. Bu durumda kişi, içsel gelişimin bütün tayfını berrak biçimde kavrar ve böylece her düzeyin, her mimin, her dalganın Spiral’in baştan sona sağlığı için çok önemli olduğunu görür.

Her dalga aşar ve içerir. (benim Oyun Kuramında bu kavram bariz biçimde tarif edilmekte ve “kapsama” sözcüğü ile yer almaktadır.) Böyle olduğu için, varoluşun her dalgası, art arda gelen bütün dalgaların temel bir bileşenidir, böylece her birini bağrına basar, kucaklar. Dahası her dalga yaşam koşulları izin verdiğince harekete geçirilebilir ya da yeniden harekete geçirilebilir.

Birinci kat mimlerinin hiçbirinin kendi başlarına yapmadığı, diğer mimlerin varlığını bütünüyle değerlendirmektir. Onların her biri kendi dünya görüşünün doğru ya da en iyi perspektif olduğunu düşünür. Zorda bırakılırsa olumsuz tepki gösterir; ne zaman tehdit edilse kendi aletlerini kullanarak çıkışlar yapar.

Mavi düzen hem kırmızının itici gücünden hem de turuncunun bireyselcilliğinden çok rahatsız olur.

Turuncunun bireyselcilliği, mavi düzenin enayiler için olduğunu ve yeşilin eşitlikçiliğinin güçsüz olduğunu düşünür.

Yeşilin eşitlikçiliği mükemmelliğe ve değerlerin sınıflandırılmasına, büyük resimlere ya da otoriter görünen hiçbir şeye kolayca dayanamaz, bu nedenle yeşil maviye, turuncuya ve yeşil sonrası her şeye şiddetli tepki gösterir!

Bütün bunlar ikinci düşünce katıyla değişmeye başlar; çünkü bu evre gelişimin iç evrelerinin bütünüyle farkındadır. Bir adım geriye gider, büyük resmi kavrar ve bu durumda ikinci düşünce katı çeşitli mimlerin tümünün oynadığı gerekli rolü değerlendirir. İkinci Bilinç Katı herhangi bir düzeye dayanarak değil, bütün varoluş spiraline dayanarak düşünür.

Yeşil mimin, farklı kültürlerde var olan çeşitli farklı sistemleri ve çoğulcu bağlamları kavramaya başladığı yerde, ikinci düşünme katı bir adım ileriye gider (aslında buna adım değil sıçrama demek daha iyi olur; çünkü öyledir); bu çoğulcu sistemlerle bağlantı kuracak ve onlara katılacak zengin bağlamlar arar ve böylece bu ayrı sistemleri alır, onları holistik spirallerin ve entegral ağların içine katmaya, dahil etmeye ve birleştirmeye başlar. Başka bir deyişle ikinci düşünce katının görelilikten holizme ya da çoğulculuktan entegralizme gitmeye yararı olur.

Graves, Beck ve Cowan’ın kapsamlı araştırmaları, bu ikinci entegral bilinç katında belli başlı en az iki dalganın bulunduğuna işaret eder:

7- Sarı: Entegratif:

Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır (yuvalanmış hiyerarşi). Nüfusun %1′i, gücün %5′i.

8- Firuze: Holistik:

Evrensel holistik sistem, entegratif enerjilerin holonları/dalgaları; duygu ile bilgiyi birleştirir; çok sayıda düzey bilinç sistemiyle birleşir. Dış kurallara (mavi) ya da gurup ilişkilerine (yeşil) değil, bilinçli tarzda, yaşayan bir evrensel düzen. Hem teorik hem de fiili olarak bir büyük birleşme (Her şeyin Teorisi) mümkündür. Kimi kez tüm varoluşun bir ağı olarak, yeni bir spiritüelliğin ortaya çıkışıyla ilgilenir. Firuze düşünme bütün spirali kullanır; karşılıklı davranışın çaşitli düzeylerini görür; uyumu, mistik güçleri ve bir oluşumun içine işleyen kapsamlı-akış durumlarını bulup çıkarır.

Nüfusun %0.1′i, gücün %1′i.

İkinci düşünme katında nüfusun yüzde ikisinden daha azıyla ikinci bilinç katı görece enderdir. Çünkü artık o, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

İkinci düşünme katı, birinci düşünme katının büyük direncine karşı ortaya çıkmalıdır. İlginç olan bu direnişin en büyük payının yeşilin çoğulcu göreliliğinden gelmesidir; çünkü yeşil mim; daha önce marjinal konuma getirilmiş insanları, fikirleri ve öyküleri dahil etmek için kültür araştırmaları yasasını soylu biçimde genişletirken, ikinci düşünce katını, alt mimlerin gereğini onaylar biçimde anlayış sunmasını baskıcı ve zorbalığa paye olarak görür. Böylece kendinden alt mimlere açtığı amansız savaşın aynısını ikinci düzey düşünce katına da yöneltir.

Burada Molla Nasreddin’in bindiği dalı kesme metaforunu tüm çıplaklığı ile görebiliriz; çünkü yeşil mim, bir sonra geçeceği entegratif ve holistik mimleri en acımasız şekilde yoketme, “kesme” gayretine girerek hem kendi doğal işlevini yapmakta ama diğer yandan kendi yolunu tıkamaktadır.

Akademik çevrelerde çoğulcu görelilik yaygın bir tutumdur, farklı insanların ve gurupların mantıklı olarak farklı anlayış kalıpları vardır. Sonunda inancın tek gerekçesi “benim için doğru” biçimini alır. Belki de konu çok açıktır: Çoğulcu göreliliğin böylesine şiddetli bir öznellik tutumu olduğundan özellikle narsizm ile beslenir. Sorunun çözümünün en güç yanı budur; çoğulculuk, farkında olmaksızın Narsizm Kültürü’nün yuvasına dönüşür ve narsizm genelde herhangi bir entegral kültürün büyük bir tahripçisi olur.

HŞT Kitap özeti-Sibel Atasoy

Çalışmanın tamamı için bakınız:

Kadın Odası-Bıyıksız profesyoneller Zirvesi için konuşma metni.

Sevgili misafirler, sözlerime ünlü kuantum fizikçisi Donah Zohar’ın Kuantum Benlik kitabının önsözü ile başlamak istiyorum:

“Bu kitaba başlamam çok garip oldu. Üç yıl önce bir televizyon ekibi, sezgisel bilgi ve modern fizik üzerine yazdığım başka bir kitap hakkında bir söyleşi yapmak üzere beni aradıklarında, özür dileyerek o sırada hamile olduğumdan bu kadar soyut bir konu üzerinde düşünebilmemin zor olacağını söyledim. Yapımcı bana “peki o zaman hangi konuda konuşabilirsiniz?” diye sorunca ellerimi açıp “annelik” dedim.

Bunun üzerine annelik ve modern fizik hakkınds hepimizi şaşırtacak denli uzun bir söyleşi yaptık. Hamileliğim süresindeki ruh halimi, ilk çocuğumun doğumunu ve kendimi anne olarak nasıl hissettiğimi, kuantum fiziğindeki atom-altı parçacıklarının garip dünyasının tanımlamalarıyla anlatırken buldum kendimi. Gerçekliğin kuantum fiziğinde çizilen tuhaf resmi aynı derece tuhaf olan hamilelik halinin ve anneliğe ilk adımın deneyimlerini anlatırken bana çok zengin bir imgeleme gücü vermişti. Daha sonra bu söyleşi, beni çok şaşırtarak, kuantum fiziği üzerine yapılan bir televizyon programının temelini oluşturup, bu kitabın da bir bölümü oldu. Ayrıca içimdeki bir şeylerin yeniden uyanmasını sağladı.”

Bu pasajı sizler gibi zeki ve kendini kanıtlamış kişilere açımlamaya çalışmayacağım, bunun yerine sizleri biraz kendi konuma, yani metaforlar dünyasına bir gezintiye davet edeceğim.

Metafor kelimesi Fransızcadan dilimize gelmiş ve artık lisanımıza mal olmuş bir kelime, hepinizin bildiği gibi “mecaz” anlamına geliyor. Hatta genç nesile mecaz desek belki anlamayabilirler. Burada sizlere bir sunum yapmak üzere davet edildiğimde bana verilen konuya baktığımda, ki durun hemen size okuyacağım:

–          Kadının İnsan Olarak Gelişimi İçin Evde Ve/Veya İş’te ‘Kendine Ait Oda’: Yalnız Kalma, Nefes Alma, Düşünme, Okuma, Yaratıcılık, Hobiler, Spor, Bakım Sığınakları. ” KADIN ODASI ” Kadın Olarak Yaşamda Ve İş Hayatında Kendi ” Odanı ” Bulabilmek, Kurabilmek ? ”

olduğunu gördüm. İlk anda bu konuda ne söylenebilir ki herşey yazıldığı kadar açık diye düşündüm. Üstelik böyle bir toplantıya katılan kişiler zaten bu içeriği yaşayarak en ince detayına kadar özlerine almışlardır. Peki o zaman ben buna ne ilave edebilirim?

Bir iki gün düşünmeden bekledim. Evet ben buna “düşünmeden düşünmek”, “istemeden istemek” derim kendi kuramımda. Başarısız olduğunu şimdiye kadar hiç görmediğim bir yöntem. Ve bu bekleyiş sonunda az önce okuduğum sunum konusunun bana metaforik bir işaret olduğunu anladım.

Ve işte şimdi bundan bahsetmek istiyorum izninizle:

Meslek hayatı boyunca seksenbin rüya analiz ettiği söylenen ünlü Psikiyatrist Gustav Jung, elli yılı aşkın yoğun çalışma neticesinde bizlere gerçekten daha önce bilmediğimiz, en azından modern insanlık tarihinde bilinmeyen, kavramlar hediye etti. Bunların başında kollektif bilinçaltı, arketipler gibi olgular geliyor. Bu alanda konuşmamın derinleşmesine izin vermek istemiyorum çünkü maalesef vaktimiz çok kısıtlı, ben sadece Jung’un geniş coğrafyalardan insanlar üzerinde yapmış olduğu araştırmalar neticesinde bulduğu ortak bir iki simgenin şu an konuşmak durumunda bulunduğum “kadın odası” ile ilişkilendirdiğim kısmını belirtmek istiyorum. Jung’un önerdiği ve izdeşlerinin onayladığı üzere insanlığın kollektif bilincinde “ev” sözcüğü “kişiliği”, “araba” sözcüğü “hayat yolunu” temsil eden ortak simgelerdir. Rüyalarımızda çok sayıda ev mekanı kullanılmasının sebebi de budur. Üstelik “ev” sözcüğü, hem edebi hem de mistik literatürde kadınla özdeşleştirilmiş bir simgedir. “Yuvayı dişi kuş yapar”… Birçok yeni evli çiftin karşılaştığı güçlüklerden biri, önce ev mi araba mı alınacağının seçimidir ve şahsen bu güne kadar önce ev almak isteyen bir erkek görmediğimi itiraf etmeliyim. Önce ev alınsın diyen kadınların sadece güvenlik anlamında bir tercihte bulunduklarını da hiç sanmıyorum. Şüphesiz güvenlik ihtiyacı da bu seçimin gereklerinden biridir ama tümü değil.

O halde günlük pratikler doğrultusunda baktığımızda kadının, “önce ev” diyerek, kişiliğin oluşmasına, erkeğin “önce araba” diyerek, hayat yolunun belirlenmesine daha çok önem verdikleri açıktır.

Varlığımızın iki yanı olan eril ve dişil yanı, atom-altı parçacıklar gibi hem parçacık hem de dalga yapısını her an gündelik yaşantımızda kendini ifade etmektedir. Bazen kuantum fiziğinin atom-altı işlemlerle ilgili olup gündelik hayatımızla hiçbir ilgisi olmadığını söylediklerini duyduğumda (çok şükür çevremde böyle kimse pek yok) şaşırıyor ve gülüyorum. Sanki biz milyonlarca atomdan oluşmuyormuşuz gibi…

Bir elektron hem parçacık hem de dalgadır ve bildiğiniz gibi ikisi aynı anda ölçülemezler, yani insan düzeyinde baktığımızda aynı şey söz konusudur; bir insan hem dişi hem de eril özelliklere sahiptir ancak ikisini aynı anda görmek olası değil (şimdilik), biz onun ya kadın tarafını yani dalga boyutunu kullandığını, ya da erkek tarafını yani parçacık kısmını kullandığını görürüz.

Eğer insanın dişi tarafı, dalga boyutu ise, üzerinde konuşmakta olduğumuz “kadın odası”, tam olarak dalga kişiliğimizdir!

Belki kelimelerin büyülü dünyalarına şimdiye kadar bu gösterdiğim şekilde bakmak aklınıza gelmemiştir ya da gelmiştir, bilemiyorum.

O halde nedir dalga kişiliğimiz? Neden onu oluşturmak durumundayız? Neden şimdi tam dünyanın geldiği bu anda  kadın odası oluşturmak elzem hale geldi?

Platon’dan beri Batı, akılcı ve analitik düşünceye vurgu yapmıştır. Bu da yaklaşık olarak ikibinbeşyüzyıl demektir! Analitik düşünce, bilinçli yaşamımızın bölümlerini (odalarını) oluşturan düşünceler ve karar verme kurallarından ibarettir. Bu mantık doğal olarak beynin hesaba dayalı ya da bilgisayar modeline varır, ancak bunun bedeli insanın diğer tarafını, yani erdem, hayal gücü, yaratıcılık, vizyon özelliklerini içeren yönünü gözden kaçırması olur. Modern nörofizyolojik terminolojide zihinsel yaşamımızdan sağ beyin/sol beyin ayrımı bağlamında söz edilir; batının ve bir süredir bizim de kültürümüz sol beyin kültürüdür. Tabi ülkemizin Batı ile Doğu arasında bir köprü oluşu burada doğmuş bizler için eşi bulunmaz bir hazine, bir hediyedir; çünkü genlerimiz doğu bakış açısını henüz unutmadı ve ortaya çıkarılması artık an meselesidir. Kuantum fizikten buna eşdeğer iyi bir metafor vermek istersek; parçacık/dalga ayrımını verebiliriz ve diyebiliriz ki; batı kültürü zihnin parçacık (eril) yönüne dayanır.

Holistler, bilincin her elemanının aslında gerçekliğin her elemanı her şeyle bağlantısı olduğunu düşünerek, deneyimin dalga yönü üzerinde dururlar. Bütün parçaların toplamından daha büyük bir şeydir ya da holografik modelin savunucularından Bohm’un dediği gibi, gerçeklik bölünmez bir bütünlüktür.

Modern zihne ulaşabilen bir metafor olarak hologram, ilişkiden ve işlemden kaynaklanan bilinç ve gerçeklik unsurları üzerinde yararlı bir rol oynar.

Bildiğimiz gibi gerçeklik hem dalgaları (ilişki) hem de parçacıkları (bireysellik) kapsar. Bu tıpkı insanın zihinsel yaşamının hem anlık bilinç (birlik ve bütünlük) hem de hesaplamayı (düşünce yapı) kapsaması gibidir.

Burada holistik düşünce nedir, kısaca göz atmak istiyorum. Her Şeyin Teorisi isimli kitapta Ken Wilber, son zamanlarda gördüğüm en yüksek algılama ve özleştirme çabasıyla insan bilincinin katmanlarını açıklamaya çalışmış ve bilincin katmanlarını temel olarak iki bölüm halinde sunmuştur, bunlardan ilki olan birinci düşünme katında altı düzey bulunmaktadır. Sırasıyla; İçgüdüsel, Animistik, Tanrıların Gücü, Mitik Düzen, Bilimsel Başarı ve Duyarlı Benlik olmak üzere dünyanın içinde bulunduğu bilinç katmanlarını oldukça sıkı bir araştırmalar dizisiyle incelemiş. Bu katmanların toplumun hangi bölümlerini ve genel nüfusun ne kadarını kapsadıkları ve genel bilinçte hangi oranda güç kullandıklarını gördüğümüz bu sıradışı araştırmanın detaylarına burada girmeyeceğim.

Benim ilginizi çekmek istediğim bilincin ikinci temel katmanı olan Entegratif ve Holistik olarak ikiye ayrılmış ikinci düşünce katmanıdır. İzin verirseniz Ken Wilber’den alıntıladığım kısa bir pasajı aktarmak istiyorum:

Graves, Beck ve Cowan’ın kapsamlı araştırmaları, bu ikinci entegral bilinç katında belli başlı en az iki dalganın bulunduğuna işaret eder:

7- Sarı: Entegratif:

Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır (yuvalanmış hiyerarşi). Nüfusun %1’i, gücün %5’i.

8- Firuze: Holistik:

Evrensel holistik sistem, entegratif enerjilerin holonları/dalgaları; duygu ile bilgiyi birleştirir; çok sayıda düzey bilinç sistemiyle birleşir. Dış kurallara (mavi) ya da gurup ilişkilerine (yeşil) değil, bilinçli tarzda, yaşayan bir evrensel düzen. Hem teorik hem de fiili olarak bir büyük birleşme (Her şeyin Teorisi) mümkündür. Kimi kez tüm varoluşun bir ağı olarak, yeni bir spiritüelliğin ortaya çıkışıyla ilgilenir. Firuze düşünme bütün spirali kullanır; karşılıklı davranışın çeşitli düzeylerini görür; uyumu, mistik güçleri ve bir oluşumun içine işleyen kapsamlı-akış durumlarını bulup çıkarır. Nüfusun %0.1’i, gücün %1’i.

İkinci düşünme katında nüfusun yüzde ikisinden daha azıyla ikinci bilinç katı görece enderdir. Çünkü artık o, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

Bu kısa pasaj çalışmanın bütününe vakıf olmayınca şüphesiz pek anlamlı değil fakat ben ilginizi, merakınızı uyandırmak gayesi ile bir parça bahsetmek ihtiyacı duydum. Şu an bize gerektiği kadarı ile; Evrensel Holistik sistem, şu temel işlevleri gerçekleştirmiş olur:

  1. Duygu ile Bilgiyi birleştirir.
  2. Dış kurallara ya da gurup ilişkilerini dikkate almaksızın, yaşayan (her an update edilen) bir evrensel düzen ortaya çıkarır.
  3. Esneklik, kendiliğindenlik ve işlevselliğin önceliği vardır.
  4. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilir.
  5. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle bağlanır.
  6. Bilgi ve uzmanlık; gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde algılanır.
  7. Bütün spirali kullanır, karşılıklı davranışın çeşitli düzeylerini görür; uyumu, mistik güçleri ve oluşumun içine işleyen kapsamlı-akış durumlarını ortaya çıkarır.
  8. Özetle, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

Sanırım holistik bakış açısını böylece biraz daha net hale getirebildim, vaktimiz kalırsa bu konuda sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duyacağım.

Biraz toparlamak istiyorum; insanın dalga yönü yani ilişki yönü, şu ana kadar parçacık yönü yani bireysellik yönü altında kalmış ve ezilmiştir. Varlığın, diğeri ile eşdeğer yönü olan dişi yönü, bir an önce uykuya çekildiği yerden günışığına çıkmalı, “kadın odaları” inşa edilmelidir, ki medeniyetimiz, evrensel boyutlara taşınabilsin. Aksi halde bilgisayar boyutu ile özdeşleşmek tehlikesi ile karşı karşıya kaldığımızı hatırlatmak isterim.

Bu metaforik tanımı ile “kadın odası”, ev hanımları tarafından gerçekleştirilemezdi, çünkü birşeyin gereği onu kaybedince anlaşılabilir, varlık yokluk sayesindedir. Tıpkı ışığın karanlık sayesinde anlam kazanabilmiş olduğu gibi. Çalışan kadın, son iki yüz yıldır, varlığının dalga boyutunu kullanmayı asgariye indirmiş ve eril yönünü geliştirmiştir. Bu herkesin söylediği gibi “çalışan kadın erkekleşti” beylik sözünden öte anlam ifade etmektedir; çünkü kadın aslında ne olduğunu ancak karşı faza geçerek görebilir anlayabilirdi! Aslında biz ikibinbeşyüz yıldır karşı kıyıda yüzmekteyiz ve fakat kendi kıyılarımızı artık özledik ve iki sahili BİR etmenin ihtiyacındayız, ve bence holistik düşünce katına geçmek için hazırız.

Teşekkürlerimle,

Sibel Atasoy

24.07.08 – Beylerbeyi

Bıyıksız profesyoneller Zirvesi için konuşma metni.

İnsan Bilinci Projesi

Don Beck ve Christopher Cowan’ın  Spiral Dinamik adını verdikleri bir yaklaşımda, insanın gelişmesinin sekiz genel evreden geçtiğini kabul eder, bunlara mimler de denilmektedir.

Spiral Dinamik için basitçe mim, herhangi bir harekette açıklanabilen temel bir gelişim evresidir. Beck ve Cowan, mimlerin (evrelerin) katı düzeyler olmadığını, sonuçta bir ağ örgüsünü ya da göz önüne serilen bilincin dinamik spiralini oluşturan, üst üste binen ve birbirine karışarak akan dalgalar olduğunu onaylar. Spiral simetrik değildir, saf tiplerden çok eklenen birçok karışımla düzensizdir. Bunlar birer mozaik, ağ gözü ve karışımdır.

İlk altı düzey, birinci düşünce katı ile gösterilen geçinme düzeyleridir. Sonra bilinçte devrim niteliğinde bir değişim oluşur; belli başlı iki dalganın bulunduğu var olma düzeylerinin ve ikinci düşünce katının ortaya çıkmasıdır bu.

İşte, sekiz dalganın hepsinin, her dalgadaki dünya nüfusunun yüzdesi, her dalgadaki toplumsal güç yüzdesinin kısa bir tanıtımı:

1. Bej: Arkaik-İçgüdüsel :

Temel hayatta kalma düzeyi; yiyecek, su, sıcaklık, seks ve güvence önceliklidir. Hayatta kalmak için alışkanlıklardan ve içgüdülerden yararlanılır.

Nerede görülür: İlk insan toplulukları, yeni doğmuş bebekler, yaşlılar, geç evredeki Alzheimer kurbanları, sokaktaki akı hastaları, açlık çeken kitleler, savaştan ileri gelen ruhsal çöküntü içinde olanlar. Yetişkin nüfusun yaklaşık % 0.1 i, gücun % 0’ı.

2. Mor: Sihirli-Animistik :

Düşünme animistiktir; iyi ya da kötü büyülü ruhlar olayları belirleyen kutsamalar, lanetler ve büyüleri miras bırakarak yeryüzünde kaynar. Etnik kabileleri oluşturur. Siyasal bağlantılar akrabalıktan ve soydan kaynaklanır. Kulağa holistik gibi gelir ama aslında atomistiktir; Nehrin her kavisinin bir adı vardır ama nehrin adı yoktur!

Nerede Görülür: Vudu benzeri lanetlere inanma, kan üzerine ant içme, eski kinler, şans getiren tılsımlar, aile ritüelleri, batıl inançlar, üçüncü dünya ortamlarında, çetelerde, atlet takımlarında ve birleşik kabilelerde güçlüdür. Nüfusun %10’u gücün %1’i.

3. Kırmızı: Tanrıların Gücü:

İlk kez kabileden ayrı olarak benlik bilinci oluşur; güçlü, itici güce sahip, benmerkezci, kahraman. Büyüsel-mitik ruhlar, ejderhalar, hayvanlar ve güçlü insanlar. Arketip tanrılar ve tanrıçalar, hesaba katılan hem iyi hem kötü güçler. Feodal imparatorlukların temeli- güç ve görkem. Fatihler, kurnazlar ve üstün gelenler; pişmanlık duymadan ya da esef etmeden benliğin en iyi şekilde keyfini çıkarır, şimdi burada olur.

Nerede Görülür: Müthiş ikililer, asi gençlik, hudut bölgesi zihniyeti, feodal krallıklar, destan kahramanları, Jemas Bond filmlerinin kötü adamları, çete liderleri, paralı askerler. Yeniçağ nersizmi, vahşi rock müziği yıldızları, Hun imparatoru Attila, Sineklerin efendisi. Nüfusun %20’si, gücün %5’i.

4: Mavi: Mitik Düzen:

Hayatın, çok güçlü bir Başkası ya da Düzen tarafından belirleyen sonuçları ile bir anlamı, yönü ve amacı vardır.Bu adil neden mutlakiyetçi ve değişmeyen doğru/yanlış ilkelerine dayalı bir davranış yasasını dayatır. Yasayı ya da kuralları çiğnemenin geri tepmesi ciddi, belki de süreklidir. Sadık kişiye ise ödül vardır. Antik ulusların temeli. Katı toplumsal hiyerarşiler, sokakların güvenliği, suçluluk duygusunun kontrol ettiği itici güç; herşeyi somut olarak kelimesi kelimesine yerine getirme ve fundamentalist inanç; şiddetli konvansiyonel ve konformist. Çoğunlukla dinsel ve mitik ama laik ya da tanrıtanımaz bir düzen ya da misyon.

Nerede Görülür: Püriten Amerika, Konfüçyüsçü Çin, Dickens’çı İngiltere, Singapur disiplini, totalitarizm, şovalyelik ve şeref yasaları, yardımseverlikle yapılan iyi işler, dinsel fundamentalizm (hristiyanlık ve müslümanlık), kız ve erkek izciler, ahlaklı çoğunluk, vatanseverlik. Nüfusun %40’ı, gücün %30’u.

5- Turuncu: Bilimsel Başarı:

Bu dalgada benlik, mavinin sürü zihniyetinden kaçar, bireysel terimlerle gerçeği ve anlamı arar. Tipik anlamda varsayıma dayalı çıkarsama, deneysel, nesnel, mekanik, eyleme dayalı, bilimsel. Dünya kişinin kendi amaçları için öğrenilecek, hakim olunacak ve yönlendirilebilecek doğal yasalarla mantıklı ve iyi yağlanmış bir makinedir. Başarıya özellikle maddi kazanca oldukça yönelimli. Bilimin yasaları; siyaseti, ekonomiyi ve insanla ilişkili olayları yönetir. Kazananlar üstünlük sağlayarak kaybedenlerin karşısında sevinirken dünya, üzerinde oyunlar oynanan bir satranç tahtasıdır. Pazar yeri ittifakları, kişinin stratejik kazançları için yeryüzünün kaynaklarını yönlendirir. Birleşmiş Devletlerin temeli.

Nerede Görülür: Aydınlanma, Ayn Rand’ın Atlas Shurugged’ı, Wall Street, dünyanın her yanında oluşan orta sınıflar, kozmetik endüstrisi, ganimet avcılığı, sömürgecilik, soğuk savaş, moda endüstrisi, materyalizm, laik hümanizm, liberal kişisel çıkar. Nüfusun %30’u, gücün %50’si.

6- Yeşil: Duyarlı Benlik:

Komüncü, ekolojik duyarlılık, ağ oluşturma. İnsan ruhu açgözlülükten, dogmadan ve bölücülükten kurtarılmalıdır;  duygular ve umursama soğuk mantıklılığın önüne geçer, yeryüzüne, Gaia’ya, hayata değer verme. Hiyerarşiye karşı; yatay ilişkiler ve bağlantılar kurar. Geçirgen benlik, ilişki kurabilen benlik, gurubu kaynaştırma. Diyalogu ve ilişkileri vurgular. Değer topluluklarının temeli. Uzlaşma ve oybirliği ile karar alır (alt yüzdeki eğilim:Bitip tükenmeyen”ele almalar” ve karar alma yeteneksizliği) Spiritiüelliği canlandırma, uyum getirme, insan potansiyelini zenginleştirme. Şiddetli eşitlik yanlısı, farklılık, çok kültürcülük.  Öznel, doğrusal olmayan düşünme; yeryüzüne ve üzerinde yaşayanlara büyük ölçüde duygusal sıcaklık, duyarlılık gösterir, umursar.

Nerede Görülür: Derin ekoloji, postmodernizm, Hollanda idealizmi, Roger tarzı danışmanlık, Kanada sağlık hizmetleri, hümanist psikoloji, kurtuluş teolojisi, birlikte yapılan soruşturma, Dünya Kiliseler Konseyi, Greenpeace, hayvan hakları, eko feminizm, sömürgecilik sonrası, Foucault/Derrida, siyasal düzgünlük, farklılık akımları, insan hakları konuları, eko-psikoloji. Nüfusun %10’u, gücün %15’i.

Yeşil mimin tamamlanmasıyla insan bilinci, ikinci düşünce katı’na bir kuantum sıçraması yapar. Clare Graves buna, inanılmaz derinlikte bir anlam kanyonunun aşıldığı önemli bir sıçrama diye göndermede bulunur. Özünde ikinci bilinç katıyla kişi hem hiyerarşileri hem de heterarşileri kullanarak (hem sınıflandırarark hem de bağlantı kurarak) hem dikey hem de yatay düşünebilir. Bu durumda kişi, içsel gelişimin bütün tayfını berrak biçimde kavrar ve böylece her düzeyin, her mimin, her dalganın Spiral’in baştan sona sağlığı için çok önemli olduğunu görür.

Her dalga aşar ve içerir. (benim Oyun Kuramında bu kavram bariz biçimde tarif edilmekte ve “kapsama” sözcüğü ile yer almaktadır.) Böyle olduğu için, varoluşun her dalgası, art arda gelen bütün dalgaların temel bir bileşenidir, böylece her birini bağrına basar, kucaklar. Dahası her dalga yaşam koşulları izin verdiğince harekete geçirilebilir ya da yeniden harekete geçirilebilir.

Birinci kat mimlerinin hiçbirinin kendi başlarına yapmadığı, diğer mimlerin varlığını bütünüyle değerlendirmektir. Onların her biri kendi dünya görüşünün doğru ya da en iyi perspektif olduğunu düşünür. Zorda bırakılırsa olumsuz tepki gösterir; ne zaman tehdit edilse kendi aletlerini kullanarak çıkışlar yapar.

Mavi düzen hem kırmızının itici gücünden hem de turuncunun bireyselcilliğinden çok rahatsız olur.

Turuncunun bireyselcilliği, mavi düzenin enayiler için olduğunu ve yeşilin eşitlikçiliğinin güçsüz olduğunu düşünür.

Yeşilin eşitlikçiliği mükemmelliğe ve değerlerin sınıflandırılmasına, büyük resimlere ya da otoriter görünen hiçbir şeye kolayca dayanamaz, bu nedenle yeşil maviye, turuncuya ve yeşil sonrası her şeye şiddetli tepki gösterir!

Bütün bunlar ikinci düşünce katıyla değişmeye başlar; çünkü bu evre gelişimin iç evrelerinin bütünüyle farkındadır. Bir adım geriye gider, büyük resmi kavrar ve bu durumda ikinci düşünce katı çeşitli mimlerin tümünün oynadığı gerekli rolü değerlendirir. İkinci Bilinç Katı herhangi bir düzeye dayanarak değil, bütün varoluş spiraline dayanarak düşünür.

Yeşil mimin, farklı kültürlerde var olan çeşitli farklı sistemleri ve çoğulcu bağlamları kavramaya başladığı yerde, ikinci düşünme katı bir adım ileriye gider (aslında buna adım değil sıçrama demek daha iyi olur; çünkü öyledir); bu çoğulcu sistemlerle bağlantı kuracak ve onlara katılacak zengin bağlamlar arar ve böylece bu ayrı sistemleri alır, onları holistik spirallerin ve entegral ağların içine katmaya, dahil etmeye ve birleştirmeye başlar. Başka bir deyişle ikinci düşünce katının görelilikten holizme ya da çoğulculuktan entegralizme gitmeye yararı olur.

Graves, Beck ve Cowan’ın kapsamlı araştırmaları, bu ikinci entegral bilinç katında belli başlı en az iki dalganın bulunduğuna işaret eder:

7- Sarı: Entegratif:

Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır (yuvalanmış hiyerarşi). Nüfusun %1’i, gücün %5’i.

8- Firuze: Holistik:

Evrensel holistik sistem, entegratif enerjilerin holonları/dalgaları; duygu ile bilgiyi birleştirir; çok sayıda düzey bilinç sistemiyle birleşir. Dış kurallara (mavi) ya da gurup ilişkilerine (yeşil) değil, bilinçli tarzda, yaşayan bir evrensel düzen. Hem teorik hem de fiili olarak bir büyük birleşme (Her şeyin Teorisi) mümkündür. Kimi kez tüm varoluşun bir ağı olarak, yeni bir spiritüelliğin ortaya çıkışıyla ilgilenir. Firuze düşünme bütün spirali kullanır; karşılıklı davranışın çaşitli düzeylerini görür; uyumu, mistik güçleri ve bir oluşumun içine işleyen kapsamlı-akış durumlarını bulup çıkarır. Nüfusun %0.1’i, gücün %1’i.

İkinci düşünme katında nüfusun yüzde ikisinden daha azıyla ikinci bilinç katı görece enderdir. Çünkü artık o, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

İkinci düşünme katı, birinci düşünme katının büyük direncine karşı ortaya çıkmalıdır. İlginç olan bu direnişin en büyük payının yeşilin çoğulcu göreliliğinden gelmesidir; çünkü yeşil mim; daha önce marjinal konuma getirilmiş insanları, fikirleri ve öyküleri dahil etmek için kültür araştırmaları yasasını soylu biçimde genişletirken, ikinci düşünce katını, alt mimlerin gereğini onaylar biçimde anlayış sunmasını baskıcı ve zorbalığa paye olarak görür. Böylece kendinden alt mimlere açtığı amansız savaşın aynısını ikinci düzey düşünce katına da yöneltir.

Burada Molla Nasreddin’in bindiği dalı kesme metaforunu tüm çıplaklığı ile görebiliriz; çünkü yeşil mim, bir sonra geçeceği entegratif ve holistik mimleri en acımasız şekilde yoketme, “kesme” gayretine girerek hem kendi doğal işlevini yapmakta ama diğer yandan kendi yolunu tıkamaktadır.

Akademik çevrelerde çoğulcu görelilik yaygın bir tutumdur, farklı insanların ve gurupların mantıklı olarak farklı anlayış kalıpları vardır. Sonunda inancın tek gerekçesi “benim için doğru” biçimini alır. Belki de konu çok açıktır: Çoğulcu göreliliğin böylesine şiddetli bir öznellik tutumu olduğundan özellikle narsizm ile beslenir. Sorunun çözümünün en güç yanı budur; çoğulculuk, farkında olmaksızın Narsizm Kültürü’nün yuvasına dönüşür ve narsizm genelde herhangi bir entegral kültürün büyük bir tahripçisi olur.

 

Ve narsizm enfeksiyonu bulaşmış çoğulculuğun resme girdiği yer burasıdır.

Narsizm enfeksiyonu bulaşmış Çoğulculuk

Narsizmin sözlük tanımı, “kişinin kendi benliği, önemi, yetenekleri vb. ile aşırı ilgilenmesi; benmerkezcilik”tir. Yine de narsizm sadece benliğe ve onun yeteneklerine aşırı değer vermek değildir, aynı zamanda başkalarının değerlerini ve katkılarını küçümsemektir.

Çok sayıda psikolog, narsizme bakışın bir çok yolu olmasına rağmen, genelde bunun ideal olarak, en azından önemli ölçüde vazgeçilen normal bir çocukluk özelliği olduğunda görüş birliği içindedir. Aslında gelişim, benmerkezciliğin giderek azalması olarak tarif edilebilir.

Ben merkezciliğin, birden altıncıya kadar tüm mimlerde nasıl değişim geçirdiğini yukarıda zaten görmüş idik. Bireysel  benmerkezcilik, giderek ailesel, ırksal ya da dinsel, dünyasal hallere girmekte ve sonunda yeşil mimde başkaları ile kendini eşitlemektedir.

Fakat burada bahsedilmeye çalışılan narsist yapıların, bu özelliği kaybetmeksizin yeşil mime kadar ilerlemeyi başardığı ve tam da orada hiç zarar görmeden yuvalanmaya imkan bulduğudur! Çünkü evrendeki her varlığı ve kavramı; özel, biricik ve değerli görmek durumuna gelmiş yeşil mim, narsistleri de aynı anlamda titizlikle korunacaklar listesine rahatça dahil edebilecek denli duyarlı benliklerdir.

Bu davranışı belki şöyle dramatize edebiliriz; “bırakın onlarııı, ellemeyin narsistleri, onlar bu halleri ile dünyayı zenginleştiriyor!”

Böylece yeşil mime kalıcı olarak yerleşen narsistler, Yeşil mimin çoğulculuğunda üreyerek, ikinci düşünce katına amansız bir engel oluştururlar.

Narsistik yapı, yeşil mim öncesinde kendine açıkça bir yer edinemez, bilindiği gibi o düzeylerde narsizm; önceki mimlerde kötülük, ilerleyen mimlerde hastalık olarak algılanmakta ve toplumdan temizlenme gayreti içinde olunmaktadır. Bu sebeple birçok narsist,  kendilerini zekice gizleyerek alt mimlerden geçer ve yeşil mimi kuvvetle teşvik eder, onun yaygınlaşması için mücadele eder.

Sevecenlik spirali

konvansiyonel Fr. conventionnel
Anlaşma ile ilgili, uzlaşma ile ilgili

Türk Dil Kurumu

Bu, -benmerkezcilikten ırk merkezciliğe, dünya merkezciliğe- üç genel evre, bilincin gözönüne serilen birçok dalgasının basit bir özetidir ama aynı zamanda gelişimin, benmerkezciliğin azalması/ ya da kitleye aktarılması olarak da algılayabilirsiniz.

Her bir gelişim dalgası narsisizmde bir azalma ve bilinçte bir artıştır (ya da daha derin ve daha geniş bakış açılarını gözönüne alma yeteneğinin artmasıdır).

Daha önce bahsettiğimiz 8 dalganın; konvansiyonel, öncesi ve sonrası olarak üç temel bölümde görülebileceğini ve bunun konuya hakim olmamız açısından önemli olduğunu sanıyorum.

Dünya görüşü                                               Mim                Benlik Kimliği

(ben ne görüyorum)                                                                (Ben kimim)

Konvansiyonel Öncesi (Ben-merkezci)

Arkaik (içgüdüsel)                                           Bej                  İtici güce dayanan

Büyü (animistik)                                              Mor                 Ben-merkezci

GEÇİŞ

Tanrıların gücü (kabile merkezci)                      Kırmızı Kahraman

Konvansiyonel (ırk-merkezci)

Mitik (üyelik)                                                  Mavi                Konformist

GEÇİŞ

Biçimsel (mantıklı)                                           Turuncu           Vicdanlı

Konvansiyonel Sonrası (Dünya merkezci)

Çoğulcu (göreli)                                              Yeşil)               Bireyselci

GEÇİŞ

Entegral (holistik)                                            İkinci Kat         Özerk

(Kişiötecil)

Gelişimin spirali, benden size, hepimize yayılan bir sevecenlik spiralidir: Orada durup entegral benimsemeye açılır.

Bunun, gelişmenin tatlılık ve ışık, gelişimin doğrusal merdiveninde bir dizi harika ilerleme anlamına gelmediğini eklemeliyim; çünkü her gelişim evresi sadece yeni yetenekler değil,  yani felaketler olasılığını da, sadece yeni potansiyeller değil, yeni patalojiler de, sadece yeni güçler değil, yeni hastalıklar da getirebilir. Evrimin genelinde, yeni sistem beraberinde yeni soru(n)lar getirir. Bilincin her artışının, can sıkacak derecede ödenecek bi fiyatı olabilir ve bu “ilerlemenin diyalektiği” (iyi haber-kötü haber) her zaman hatırlanmalıdır.

Yine de şimdilik konu, bilincin gözler önüne serilen her dalgasının, entegral benimsemeye giden yolda en azından daha büyük ilgi, sevecenlik, adalet ve merhamet olasılıkları getirmesidir.

Sistemle Mücadele Et!

Toplumun normlarını denetleyen, bunların üzerinde düşünen ve eleştiren konvansiyonel sonrası (KS) tutuma ancak önce konvansiyonel evrelerden geçilerek ulaşılabilir.; çünkü bu evrelerde kazanılan yeterlilikler konvansyonel sonrası bilincin gerekli önkoşullarıdır. Başka bir deyişle, konvansiyonel evreleri kat edemiyen biri, KS’sı bir toplum eleştirmeni değil KÖ’si bir isyancı olarak ortaya çıkacaktır. Narsisizmin çekirdeği olan “Ne yapılacağını kmse bana söyleyemez!” KÖ’si dalgalarda yoğun şekilde vardır.

Eleştirmenler, 1946-1964 kuşağının adı çıkmış isyancı bir kuşak olduğunda görüş birliği içindeler. Kuşkusuz bu isyanın bir bölümünü KS’sı bireyler oluşturmuştu; fakat yine büyük bölümünün (bunun için elde birçok amprik kanıt vardır) KÖ’si benmerkezcilerden oluştuğu da bir gerçektir. Altmışların, “Sistemle mücadele et!” den “Bütün otoriteleri sorgula!” ya kadar standart bağırmaları KS’sı kadar kolayca KÖ’sinden de çıkabilir, kanıtlar bunun, birinciden çok ikinci olduğunu akla getirmektedir.

Burada belrtmemiz gereken bir husus da KÖ’si dalga gibi KS’sı dalgaların hiçbiri konvansiyonel değildir. Önce ve sonra, çoğunlukla aynı konuşma sanatını ve aynı ideolojiyi kullanacaktır; ama aslında onlar kocaman bir büyüme ve gelişme uçurumuyla birbirlerinden ayrılırlar.

O halde birini dinlerken, önce mi sonra mı düzeyinde olduğunu karıştırmak çok kolaydır; yine de atasözlerimiz bunu test etmenin kolay yollarını gayet güzel açıklıyor: “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz!” ya da “Özün sözü  desteklediği” vb…

(Gurdjieff, kişide iki ana düzey olduğundan bahseder: Varlık derecesi ve bilgi derecesi.  En ideali iki düzeyin birbirini dengelediği durumlar olmakla birlikte, bilgi derecesinin varlık boyutundan birazcık önde olması da yadırgatıcı değildir; fakat aradaki fark büyüdükçe kişinin hem kendine hem de çevresine görünümü tedirgin edici olur.)

Egemen Hiyerarşilere Karşı Büyüme Hiyerarşileri

Çoğulculuğun, eşitlikçiliğin ve çok kültürlülüğün hepsi, en iyi şekilleriyle çok yüksek bir gelişim durumundan -yeşil mim- kaynaklanır ve yeşil mim bütün diğer mimlere eşit bir özen ve sevecenlikle, gerçekten soylu bir niyetle bu çoğulcu adalet ve ilgi duruşuyla davranmaya çalışır. Ama şiddetli bir eşitlikçiliği benimsediğinden kendi duruşunun çok ender, seçkin bir duruş olduğunu göremez. Daha da kötüsü, o zaman yeşil mim, en başta kendisini meydana getiren evreleri saldırganca yadsır; çünkü o hiçbir ast-üst yargısına varmamayı ister (bindiği dalı keser-kendi kuyruğunu ısıran yılan).

Bu çoğulcu karışıklığın büyük bölümü hiyerarşiyi ve onun doğal büyümede ve gelişmedeki yerini yanlış anlamaktan kaynaklanır.

Şimdi her bir mimin hiyerarşi fikrine nasıl baktığını görelim:

Mor mim (büyü) birkaç hiyerarşi tanır.

Kırmızı (benmerkezci güç) kaba kuvvet hiyerarşilerini (feodal imparatorlukların temeli) tanır.

Mavinin (mitik düzen) soydan gelen kast sistemi, ortaçağ kilisesi hiyerarşileri vb çok katı hiyerarşileri vardır.

Turuncu (bireysel başarı) bireysel özgürlük ve eşit fırsat adına mavi hiyerarşileri kararlı şekilde aşındırır. (Turuncu hiyerarşiler, soydan gelen ve yararlılık-erkineve mükemmelliğe ayrıcalık veren mavi hiyerarşilerden arklıdır)

Yeşile geldiğimiz zaman duyarlı benlik her tür hiyerarşiye karşı planlı ve fiili saldırı ve suçlama başlatır; çünkü bu hiyerarşiler çoğu kez gerçekten de korkunç toplumsal baskılara karışmıştır. Saldırganca anti-hyerarşik tutum genellikle yeşil mimin kuşku götürmeyen ayar damgasıdır.

Ama ikinci katın ortaya çıkışıyla hiyerarşiler tekrar geri döner, bu kez daha yumuşak ve yuva yapmış tarzda… Bu tarz hiyerarşilere çoğunlukla büyüme hiyerarşileri denir. Moleküllere, hücrelere, organizmalara, eko-sistemlere, biyosfere, evrene kadar giden hiyerarşi atomları gibi… Ne kadar altta olduğuna bakılmaksızın bu birimlerin her biri, bütün ardışıklık için kesinlikle önemlidir.  Eski dalgaların her biri kendinden sonrakini sarmalayarak gelişir, böylece her dalga daha kapsayıcı, daha benimseyici, daha entegral -daha az marjinal duruma getiren, daha az dışlayan, daha az baskıcı- olur. Birbiri ardına gelen her dalga “aşar ve kapsar”, diğerlerini kapsamak için kendi darlığını aşar.

Bu durumda eğer biz bütün hiyerarşilere olumsuz tepki gösterirsek, sadece egemen hiyerarşilerin haksızlığına karşı onurlu bir mücadele vermiş olmayız, büyük olasılıkla entegral ikinci kata gelişmemizi engellemiş oluruz. Gördüğümüz üzere, yeşil mim mutlakiyetçiliğe, evrensele, mavinin ve turuncunun egemen hiyerarşilerine etkili biçimde başkaldırır, sonra bütün hiyerarşileri aynı düzende görüp yanlış anlar, sonra da hepsini yadsır; bu da onu birinci düşünce katına sıkı sıkı kilitler.

Gelişim spirali, birçok doğal büyüme süreci gibi yuva yapmış bir hiyerarşi, ya da büyüme hiyerarşisidir. Aslında Beck ve Cowan, yuva yapmış hiyerarşilerin, ikinci düşünme katının ayar damgası olduğunu işaret eder.

 

Her Şeyin Teorisi- Ken Wilber’den özetleyen Sibel Atasoy

16.06.08 – Beylerbeyi