Keşiften önce son durak/Adamus

Özgürlük. Ne diyorlar? Özgürlük, kaybedecek bir şeyi kalmamanın diğer adı. Orada mısınız? Kaybedecek başka bir şeyiniz kaldı mı diye bugün bakacağız?

Evet, bu aydınlanma denilen şey, insanın tasarımına bırakılsaydı ve izin verilseydi, bunun sonucunun aydınlanma gibi olacağını zannetmiyorum çünkü o zaman sınırlamalar olacaktı. Oturup da “Nasıl aydınlanacağım, aydınlanma böyledir, aydınlanmam budur” deseydiniz, çok fazla sınırlamalar, önyargılar, dengesizlikler olurdu. Ve insan, kendi enerji beslenmesine devam ederdi. Ve insan, Ben-im kimliğinden ziyade, insan kimliğini yüceltme çabasını sürdürürdü. İnsan, çevresindeki diğer tüm elementlere- toplu bilinç- karşı çok kırılgan olurdu. Kendi geçmişine, kendi zihnine, yaratıcı düşünmeye karşılık analitik düşünce biçimine karşı çok kırılgan olurdu. Böylece, bunun insan tasarımı olmaması iyi bir şey.

Adamus frekansıİnsan veçhesi ki, bugün onun bir parçası burada oturuyor. Olduğunuz insan veçhesi, iyi ki bu aydınlanma denen şeye izin veriyor- onu düşünmekten, onu tasarlamaktan çok, çok farklı, çok, çok faklı- yalnızca izin vermek. Bu izin verme, bu geçen Şaud’da konuştuğumuz gibi, var saymak çok fazla güven ister. Muazzam güven ister ve çok, çok az insan bu düzeyde güvene varabilir.

Şimdi olduğu gibi, rehberleriniz olmadığında, daha derine gidersiniz Yalnızca dram ya da korkudan öteye gitmek zorundasınızdır. Sıklıkla, seçimler korkudan yapılır. Önünüzdeki senaryolardan en az korkulanı, basitçe seçilir.

Deneyiminizde, bu noktada ilginç bir şey de olur. Ölüm korkusu, en çok kaçtığınız şeydi. Ondan kaçınırdınız. Bu dramatik ya da duygusal kararları verirken, bakıp, şöyle derdiniz, “ Bu karar beni, potansiyel olarak ölüme götürür mü? Özellikle acı veren bir ölüme” ve eğer yanıt “Evet” ise o potansiyelden kaçınırdınız.

Şimdi, birçoğunuz için, ölümün artık gerçekten bir belirleyici bile olmayışı, kayda değer ilginçlikte. Bir belirleyici bile değil. Öyle, bir bakıma, çünkü ruhun karanlık gecesinden geçtiniz. Ve bazılarınız hala burada olmak istediğinden emin bile değil. Bazılarınız, ölümün çözüm sağlayacağını düşünüyor ama sağlamaz. Sağlamaz. Size aniden müthiş bir iç görü vererek tüm sorunlarınızı ortadan kaldırmaz. Sadece, ölüsünüz anlamına gelir.(Bazıları güler) Ölü. Diğer her şey hala oradadır. Yani bunu böyle de düşünmelisiniz ya da burada hemen izin verebilirsiniz.

Ama bu duygusal faktörlere -korku faktörleri- dayalı seçimler yaptınız. En az korkulanı seçtiniz ama şimdi bunun ötesine gidiyorsunuz. Kendi gerçeğinize daha derin dalıyorsunuz.

Seçimlerinizi, aydınlanma, özgürlük dediğiniz şeyin bakış açısından yapıyorsunuz. Sizi ne özgürleştirecek? En yüksek düzeyde farkındalığa ne izin verecek? Ben-im‘inizin hayatınızla bütünlemesine, ne izin verecek?

Biz ilerlerken, giderek daha az dış rehberlik olduğunu anlayacaksınız. Bunu tam olarak takdir edeceksiniz. Gerçekten kendinizi takdir edeceksiniz.
Gerçekte dışarıda olmayan, dış varlıklar olarak yarattığınız, aslında içinizdeki varlıklar olan veçheler. Bu güzel. Ama bunlar giderek azalacak ve daha çok kendi hakikatinizi keşfedeceksiniz. Bu güzel, güzel, güzel bir şey.

Biz, aydınlanmak için buradayız. Enerjinizi bu fiziksel bedene akıttığınızdan, bu fiziksel bedene bu yaşamda özünüzü bütünlediğinizden beri, her şey aydınlanmaya ilişkindi. Her şey. Geriye dönüp bakabilirsiniz. Bu yaşamınızın tarihini yazabilirsiniz. Her şey aydınlanmayla ilgiliydi.

Komik olan – bu bana komik geliyor, size değil- komik olan hatanın olmamasıydı. Evet. Komik olan, çabalasanız bile hata yapamayacağınızdı. Komik olan, hata yapabilirmişsiniz gibi davranmaktı ve bunu hala yapabilirsiniz. Dışarıda bu seçimler varmış gibi yaptınız ve bir numaralı kapıda gerçek bir piç, iki numaralı kapıda çok iyi olmayan bir şey ama göreceli olarak iyi olan bir şey, üç numaralı kapıda inanılmaz içgörürler olabilirdi, ama aynı zamanda sizi, cehennemin çukurlarına ebedi olarak, sonsuzluk gibi daimi olarak atabilirdi.(Birkaç kişi kıkırdar) Böylece hata yapabileceğinize dair bazı toplu bilinç programlarını kabul etme rolü yaptınız. Bilin bakalım ne oldu? Yapamadınız. Gerçekten yapamazsınız.

Gerçekte – bunu daha önce söylemiştim- gerçekte siz, içinizden, varlığınızla uyumlu olmadığını bilerek, doğru olmadığını bildiğiniz bir yöne dümeninizi yönlendirebilirsiniz ve bilin bakalım ne olur? O sadece, sizi gerçek yolunuza yeniden yönlendirecektir.

Sizin gerçek yolunuz, aklımdayken, iyi kız, iyi çocuk yolu değildir. Bu çeşit “iyi bir şey seçimini yapmak zorunda olmayı” da bir yere sıkıştırdınız. İyi kız ol, iyi çocuk ol. Hayır, değil. Bazen aydınlanma sadece sevimli değildir. Hoş değildir. O…o…Bazı zamanlar diğerleri sizi sevmezler ama bu sizin için doğru seçimdir.

Neden böyle? Neden böyle? Pekâlâ, söyleyeyim size: Çünkü toplu bilinç, belli rahatlıklar ister, sizin şeyleri belli bir biçimde yapmanızı ister. Ebeveynlerinizin birçoğu, sadece iyi çocuklar olmanızı ve yaşlandıklarında onlara bakmanızı istedi. Öğretmenleriniz iyi çocuklar olmanızı istedi. Neden? Evet, bu onlar için en kolayıydı. Böylece, birçok seçim, bu iyi olma temelinde, doğru şeyi yapma temelinde yapıldı.

“ Aydınlanmadan beklentiler “ başlık. Hepsi büyük harfle. “ Herkes sizi sevecekti.” Ve gerçekte, bir dönemin içine gireceksiniz. Bazılarınızo dönemden geçti. Bazılarınız hala o dönemin ortasında. Sizi hiçte sevmeyecekler. Geçen ay ne konuşmuştuk? Pislik olmak, fevri olmak, ortada apaçık olan dram ve zırvaya karşı, artık sabrı ya da hoşgörüsü olmamak. Ve onlar, sizi sevmeyecekler. “Senin neyin var? Bu tahtırevana ne zaman çıktın ?”
Ve insan, insanı korumak istiyor. Çünkü gerçekten, komik bir biçimde Ruh (spirit)ya da ben-im dediğinizle, insan arasında bir paralellik var. Onlar, bu aydınlanma yoluna bir biçimde birlikte adım attılar ama birdenbire bu, farklı yönlere gitmeye başladı. Çünkü insan, popülarite istedi ve biraz sonra keşfedeceğiz ki çok para istedi. O, kendine bir mabet inşa etmek istedi. O ölmek istemedi. Tüm varlıkların en muhteşemi olmak istedi.

Böylece insan, aydınlanmayı idrakinde bir düzlüğe geldi. Başka bir anlatımla o, buna ilk başladığınızda, o kitabı okuduğunuzda ya da bir derse başladığınızda, ilk başladığınızda insanın coşması şeklindedir. “Ohh! Nihayet çözüm ve bir şey buldum! Ve delikanlı, bu her şeyi kolaylaştıracak! Ve ben artık, kimsenin beni sıkıştırmayacağından emin olarak, sihirli güçlerimi kullanacağım. Ama insan, aydınlanmada kendi düzeyine, kendi sınırlarına erişir. Ruh devam etmeyi sürdürür. Bu içteki Ben-im, devam etmeyi sürdürür. Ve sonra, bu ikisi arasında bir mücadele ve savaş olur. Oysa sadece insan savaşmaktadır. Ruh(spirit) aldırmaz.

Ruh( Soul ) benliği, gerçekten aldırış etmez. Ama insan, Ben-im’i sürüklemeye çalışır. Gerçeği ve öz, onun seviyesine geri adım atar. Ve bu böyle yürümeyecektir. İnsan sonunda “ Ne olduğunu sen biliyorsun. Ben gerçekte bu aydınlanma işinde iyi değilim ve benim gündemim en başından beri geçersizdi. Sanırım, başladığımda- ben, insan olarak-gerçekten bunun içine girdim. Aslında bütün bu ruhsal malzemeyi, bir biçimde kendimin muhteşemliği için, yalnızca kendimi biraz daha akıllı, biraz daha genç, biraz daha zengin yapmak için kullanıyordum” diyene kadar, kendini; korkunç bir dram, sefalet, kargaşa, kırılmışlık ve berbat bir sağlık içinde bulur. Ve en sonunda insan der ki; “Sen biliyorsun, ben yalnızca izin vereceğim. Bu her şeyden daha büyük bir şey.”

Çok az Üstat “Bedenlenmiş” Üstat olmuştur., onlarda sadece meraklarından . Çoğunlukla, Üstatlar,- şıp-diye bırakıp, gittiler. Evet, siz tümüyle aydınlanacaksınız, diyelim. Ve artık tökezlemeyecek misiniz?
Sence İsa, geceleyin bir taşa takılıp düşerek yüzünü hiç dağıtmadıı mı?
İsa’nın sakalında ekmek kırıntılarıyla bütün gün dolaştığını düşünmüyorsunuz ve belki de orada birkaç tane pislik olduğunu ve..
ben Bedenlenmiş Üstadın gerçekte aldırmayacağını düşünürdüm. Sakalında birkaç ekmek kırıntısı varsa bile-fark etmez. İşin doğrusu, bahse girerim ki birçoğunuz gerçekten, bilerek bir şeyler yapacaksınız. Üstünüze biraz leke bulaştırmak gibi, orada insanlar… gün boyunca şey gibi yapar….( Herkes, lekeyi işaret ediyormuş gibi yapar) ve sonra siz şey gibi…(Aptal bir sırıtma yapar; güler) biliyorsunuz. Ve iki farklı renkte çorap giymek gibi, bilirsiniz işte. Büyük marifet! Ya da normalde yapmayacağınız, yaptığınız takdirde sizi biraz utandırabilecek şeyler yapmak.

Aslında sanırım, bazı tiksindirici ve kaba şeyleri en sonunda yapabilmek için kendi yolunuzda çekileceğinizi düşünüyorum ve gerçekten artık aldırmayacaksınız. Çünkü bedenlenmiş bir Üstatsınız, ne olmuş yani! Ne olur yani. Ispanak dişlerinizin arasında duramaz mı? Onu oradan çıkarmak yerine, bir parçada öbür dişinizin üstüne koyarsınız. (Güler) Ve bütün gün, insanlara gülümseyerek ortada dolaşırsınız ve sonra da kendinize gülersiniz, bir çeşit…..(Hareketlerle gösterir; daha çok güler) ve birkaç kişi, size işaret etmeye çabalar ve…
Gerçekten bunlara güleriz ama bunları yapmaya çalışacağınız bir noktaya gelirsiniz. Çünkü uzun zamandır, baskı altındasınız ve kuralları izliyorsunuz ve dişlerinizde ıspanak yok ve sonunda yapabiliyorsunuz ve aldırış etmezsiniz. Gerçekten aldırmazsınız. Yalnızca bırakıp, yaparsınız. Evet. Güzel. İşin doğrusu, bunu biraz da diğer insanlar bulundukları monotonluktan çıksınlar, biraz ders alsınlar diye kullanırsınız. Sabahleyin tişörtünüzü giymeyi unutsanız ne olur yani?

Kadınlar yükselemez mi? Evet, buraya nasıl geldik… Hiç kadın yok, siz erkek olan Üstatların öykülerini okuyorsunuz. Bunda yanlış olan ne? (Birisi “Tarih”) der. Onun öyküsü (Kelime oyunu yapar-history- tarih, his story-onun öyküsü) Evet, onun öyküsü. Quan Yin, yükselmiş miydi? (Birisi “Evet” der) Kadın mıydı? (Başka birisi “Evet”der) Onun umurunda mıydı? Hayır. (Adamus kıkırdar)
Daha çok kadın var. Her şeyden önce eski Gizem Okullarında, bizim şaşırtıcı biçimde, erkekten çok kadınlarımız vardı. Son yaşamlarına, dişi bedende gelen çok fazla Yükselmiş Üstat vardır. Niye böyle?
Bunu sessizce yapabiliyorlardı. Çünkü bütün erkekler, etrafta savaşıyorlar ya da İsa hakkında böbürlenerek koşuşturuyorlardı. Ve kadınlar, sadece evde kalabiliyorlardı. Bilirsiniz, ev işleriyle ilgileniyorlardı ama aslında kendileriyle ilgileniyorlardı.
Çok kadın var diyebilirsiniz, ama onlar, Yükselmiş Üstatlar Kulübünde kadın değiller.- Benim hoşuma gitmesine rağmen erkektim. Ama dişi enkarnasyonlarla gelen çok fazla Üstat vardır, çünkü yapabiliyorlardı. Üzerlerinde talepler ve baskı yoktu.
Ve aslında, bu kadınlar için biraz daha kolaydır. Dişil enerji için biraz daha kolaydır. Evet, biraz daha sezgisel ve daha az sert. Evet. Ama aydınlanmadan geçerken, biraz daha şirret oldukları zamanlar olur. (Hafif bir duraklama olur) Bu komikti. (Güler) Doğru mu değil mi? Evet. Teşekkür ederim. Güzel.

Sizden isteyeceğim diğer şey, şimdi ile gelecek toplantı arasındaki zamanda, gerçekten aydınlanma araştırmanızda yaratıp, ortaya saldığınız veçhelerinize bakmanız. Onları geçmiş yaşamlarınızda yarattınız ama pek çoğunu, gerçekten bu yaşama getirdiniz. Sadece bir tane yaratmadınız. İki tane de değil, düzinelerce aydınlanma veçhesi yarattınız. Böylece ben, ruhsal olma beklentileri, aydınlanmış olma beklentileri, Üstat olma beklentileri veçhelerine, Beklenti Veçheleri diyeceğim. ( Expectation-beklenti ile aspect-veçhe sözcüklerini birleştirerek kelime oyunu ile yeni bir sözcük türetir. Aspectation) (Birisi biraz alaycı bir tavırla “Ha ha ha!” der ve bazıları kıkırdar) Bu size, hatırlamanız için yardımcı olacak. Bugün benim doğum günüm, lütfen alkışlayın.

Beklentileriniz var, aydınlanma beklenti veçheleriniz var. Bunların çoğu, bire bir veçheler. İlginç olan, birbirleriyle birlik içinde değiller. Birbirleriyle uyum içinde değiller. (Bu veçheler Gurdjieff’in muhtelif benleri! Sibelin notu)

Birçok farklı veçheniz var ve ben bunları gerçekten keşfetmenizi, isteyeceğim. Çünkü hala bir veçheniz var – oh! Bu beni deli ediyor – o kendini hala, bir Hint fakiri varlık olarak görüyor. Hint fakiri bir üstat olarak, kaba elbiseleriyle, yalın ayak, elinde bir teneke kupayla “ Evet, bir üstat, gerçek aydınlanmış varlık yoksuldur” diye düşünerek, kapı kapı dolaşıyor. Bu iğne deliği kadar bir şey. Yolda bir yerde, bir biçimde buna programlanıp kabul ettiniz. Kendinizin olarak kabul ettiniz ve taşıyıp durdunuz.

Bir başka aydınlanma veçheniz daha var. Bu veçhe, benim ve Tobias’ın bazı sözlerini duydu ve “ Pekâlâ, hayır refah ve bolluk içinde olmanız gerek” diyor. Ve bu iki veçheyle ne olur? Üff ! Üff! (Savaş) Böyle. Ve birisi, sizin favoriniz olan, “Evet, ama biz bollukta olmalıyız” derken, eski ve derinden işlemiş olan diğeri, “ Hayır, ama biz yoksul olmalıyız. Biz, orada herkesin hizmetinde olmalıyız. Dünya’yı gözetmeliyiz.” diyor. Ve bunların ikisi çelişiyor.
“Çalışmam gerek. Her şeyi bilmeliyim. Bütün filozofları bilmeliyim. İsa’nın söylediği her şeyi bilmeliyim. Dünyanın bütün dinlerini bilmeliyim. Ben ……meliyim“ diyen, aydınlanma veçheleriniz var. “ Bunların hiç biri sorun değil, hiç biri fark etmez” diyen başka veçheleriniz var. Ve bunlar-bazen savaşıyor ve bazen de entelektüel aydınlanma veçhesi, tüm zihni malzemesiyle püskürmeye başlıyor – olgular ve ifadeler ve tarihler– ve basitlik arayan bu veçheyi küçümsemeye çabalıyor. Ve onun bütün bu zekâsı ve çok akıllı olması karşısında, “Oh, sanırım hayat hakkında hiç bir şey bilmiyorum. Aydınlanmaya değer değilim “ diyen basit veçhenin kendini aptal hissetmesi, basit veçhe için çok boğucu. Bakın, bir ileri bir geri savaşıyorlar.
“ Aydınlanma- Etrafı ışıldayan, asla yaşlanmayan ve çikolatalı pasta dilimi gibi kokan, mükemmel bir bedenimin olmasıdır” diyen veçheniz, var.(Birkaç kişi kıkırdar) Ve sonra, “Bu fizik beden geçici ve gerçekten aydınlanmamı sınırladı. Bu fiziksellik beni ondan uzak tutuyor” diyen aydınlanma veçheniz var.
Bunda ki tehlike ya da zorluk… Bu veçheleri derinlemesine araştıracaksınız ve onları hissedeceksiniz ve Aandrah ne olduğunu tam olarak biliyor. Bunlar gelirler ve sizi, onların siz olduğunuzu düşündürerek, kendi içlerine çekmeye çabalarlar. Yani, uzaktan gözlemleyin. Tarafsız alandan gözlemleyin. İşlerine hiç karışmayın. Sadece nasıl iş gördüklerini izleyin. (Don Juan’ın Özetlemesi! Sibelin notu)

Evet, onlar sizin parçalarınız, kesinlikle. Ama onları gözlemleyebilirsiniz ve etrafınızdan oyalanan bütün veçhelerinizi -aydınlanma beklentilerinizi- görebilirsiniz.

Şimdi ne yapacağız. Yapacaksınız şey, onların tümünü bütünlemek. Onların tümünü bütünleyeceksiniz. Akılla değil, zorla değil. Onların tümünü, Ben-im’inize derin güzel bir nefes alıp, bütünleyeceksiniz. İçinize, hakikatinize, kendinizi sevmeye, güzel derin bir nefes alın. (Nithyananda’nın bütünlemesi! Sibelin notu)

Veçheleri bütünlemenin yolu, kendini sevmektir. Yol boyunca hiç hata yapmadınız, hiç yapmadınız. Buna günün birinde güleceksiniz. Hiç yanlış yapmadınız. Hiç hata yapmadınız. Kötü karmanız yok, bunların hiç biri yok. Öyleyse, kendinizi sevmekte özgürsünüz. Suçluluk, pişmanlık olmamalı. Kendinizi sevmekte özgürsünüz.

Böylece bunlar, aydınlanmanın beklenti veçheleri- ya da beklentileri- 

Onlardan, şimdi söz ettim. Çünkü özellikle Keşif Dizimize doğru ilerlerken, bütün bunların etrafta olmasını istemiyoruz. Biz, sizin 

(a) Onları tespit etmenizi, sizin üzerinizde nasıl çalıştıklarını görmenizi;

(b) Kendinizi severek, onları bütünlemenizi ve

(c) size hizmet ettikleri için, bütün bu veçhelerin dinamiklerini kullanmaya muktedir olmanızı istiyoruz. Onlar, hakikatin çeşitlerini araştırıyorlardı. Onlar, sizin için farklı potansiyeller araştırıyorlardı. Ve tüm bu enerji gelir ve size hizmet eder.

Aydınlanmanızın belki de en büyük engeli, diğer insanlar. Ve diğer insanlar, bu ifadeyi, çok kaba, bencil, yuva yıkıcı ve bunun gibi şeyler olarak değerlendirecekler. Aileler, aydınlanmaya bakmaksızın kendiliklerinden dağılır. Bu komikti. Bunun aydınlanmayla bir ilgisi yok. (Birkaç kişi kıkırdar) Diğer insanlar. Ve daha çok özellikle, size en yakın olanlar partnerleriniz ve eşleriniz, çocuklarınız, ebeveynleriniz, çocuklarınız, ebeveynleriniz, çocuklarınız, ebeveynleriniz (Kıkırdar) Sizin için önemli olan diğer insanlar, uyku eşleriniz, yatak arkadaşlarınız, Bunlar hayatınızda ki en sevinç veren şeyler ve aynı zamanda da gerçekten aydınlanmayı idrakten alıkoyan şeyler.
Peki, ne yapmalı? Valizleri topla? Çık git? Dağ başında yaşa. Bu gerekli değil. Gerekli değil.

Ama bu andan itibaren, size en yakın olan bu insanların ki bu insanlar size çok, çok yakınlar, bunlar, kendi dengesizliklerinizin rollerini verdikleriniz, korkularınızın rollerini verdiğiniz, boşluğunuzun rollerini verdiğiniz, düğmelerinize basma hakkı verdiğiniz insanlar. Kendinizi, kendi dengesizliklerinizi doğrudan onlara yansıtıyorsunuz. Çünkü onlar sizi seviyorlar ve bunları kabul ediyorlar. Ve sırası gelmişken bunu, siz de onlar için yapıyorsunuz. Siz onların, onlar sizin aynanız gibi.

Kendi ıvır zıvırınızı onların üstlerine atmanız ve sonra da o ıvır zıvırları kendiniz için oynattırmanızla ilgili izin verdiler. Onlar, onların bazıları sizin en büyük öğretmenlerinizden. Ama kendinizi diğer insanlarda rolleştiremeyeceğiniz bir an gelir. Evet, ben diğer insanlar dediğim zaman sevdiklerinizi, size en yakın olanları kastediyorum. Aslında bunu onlara siz yapıyorsunuz. Kendi şeylerinizi onlara yerleştiriyorsunuz, böylece onlarda size geri oynayabiliyorlar.
Onlar düğmelerinize basıyorlar çünkü basmaları için düğmeleri siz verdiniz. Onlar en büyük baş ağrısına neden oluyorlar çünkü oynayıp geri atsınlar diye kalplerinizi verdiniz. Onlar, kötü insanlar değiller. Aslında, harika insanlar ve sizi seviyorlar ve size bir hayli tahammül ediyorlar. Tıpkı sizin onlara bir hayli tahammül etmeniz gibi. Ama kendini keşfetmek için diğer insanları kullanmak gereksinimi bir sona ulaşmalı.(Birisi “Amin!” der) Amin.
Herkes, herkese bunu yapar. Ve yeri gelmişken, birçok ilişki bu nedenle yürümez yâda uzun sürmez. Çünkü belirli bir noktada, artık kendinizi diğer insan vasıtasıyla görmeye dayanamazsınız. Onları suçlarsınız, şüphesiz ama artık onlar vasıtasıyla kendinizi görüp durmaya tahammül edemezsiniz. Ya da belli bir noktada, artık bunu bir diğer insanla yapmak gereksiniminde olmadığınızı anlarsınız.

Evet, soru şu oluyor. İçten, saf ilişkiler için umut var mı?

Size bağlı. Size bağlı. Ama herhangi bir insanla olan çoğu ilişki, bu yansıtma oyunudur-kendinizi onlarda rollendirme, balıkçı filminde olduğu gibi değil, ama kendinizi onlarda rollendirme.

Ben, oyunun sonu diyorum. Kendinizi görmek için diğerlerini kullanmanızın sonu. Kendinizi keşfetmek için size yardım etmiş olan, ister rehberler olsun, ister melekler yâda diğer insanlar olsun, bunların herhangi birini, diğer insanları, kullanma biçiminizin sonu. Bu noktadan itibaren, sizi keşfedecek olan sizsiniz. Bunu karınız, kocanız, çocuklarınız ya da başka birisi aracılığıyla yapamazsınız.

Şimdi bu, biraz dram ve patırtı olmayacak demek değil, Çünkü insan insandır. Birileri kendi kancalarının dışarı atıldığını ve sizin kancalarınızın da onlardan çekildiğini hissettiği anda alt üst olurlar. Altüst olurlar. “ Neyin var senin? Şu kült toplantıda ne yapıyorsun? Sana ne anlatıyorlar” biliyorsunuz, bütün bunun gibi şeyler söylerler.. Bu derin bir nefes alacağınız zamandır. Orada bazı enerji dinamiği değişimleri oluyor.

Diğer yandan bu, diğer insana veya kendinize verebileceğiniz en güzel armağan. Bu salıverme. Bu, çok eski enerji esaretinden salıverme.

Aklımdayken, aydınlanma yolculuğun sonu anlamına gelmiyor. Aydınlanma, sadece yolculuğun, deneyiminin farkındalığı.

Aydınlanma, her şey bitti demek değil. Aslında eğlence başlıyor demek. Ve biz, Keşif Dizimize girerken bunu yapacağız.

Derin bir nefes alalım. Ahh! Güzel derin nefes.(Ben günde en az bi kere 11 farkında nefes alıyorum, pek mi az? Ya ne bileyim bi başlangıçtır en azından :)))) Sibelin notu)

Bütün bu aydınlanma beklentileri, aydınlanmanızı geride tutuyor gibi gözüken bütün bu insanlar, en azından iyi bir mazeret. Kendimizi bundan özgürleştirmenin, bunun ötesine gitmemizin zamanı.

Adamus

 

Buraya Neden geldiniz?

 

Buraya ruhsal aileleriniz adına geldiniz. Buraya, sıkışık enerjileri, çözmeye yardım etmek için geldiniz. Bu nedenle, hala sıkışık enerjileri çözmektesiniz. Buraya, ruhsal aileleriniz adına, daha sonra onlarla paylaşacağınız onları özgürleştirecek bir şeyin bilgeliğine geldiniz.

Biz burada, bu şaudda, özgürlükten, insan özgürlüğünden konuşuyoruz. Ama gerçekte, bu aslında ruhsal ailelerinizin özgürlüğü.  Onlar geride, evdeler diyebilirsiniz. Onlar enerjilerini, bilinçlerini tutarak bekliyorlar.  Onlar sizi bekliyorlar-evet, sizi-  hayatlarınızda enerjiyi temizlemeyi, enerjiyi hareket ettirmeyi ve kendinizi sevmeyi öğrenmenizi bekliyorlar. Ve böylelikle gerçek Standartlar olacaksınız

Ruhsal ailelerinizde,- burada insan sözcükleri kullanıyorum- en saygın isimlere sahiptiniz. Ruhsal ailelerinizde, en yüksek makamda ki grup liderleri değildiniz. Kesinlikle dini liderler de değildiniz, çünkü ruhsal ailelerde bunlar yoktur. Tümünün içinde en saygın olanlar, öğretmenler olarak bilinenlerdir. Öğretmenler,  liderlerden, hükümdarlıklardan ve tüm hiyerarşiden daha yüksek düzeydedir.  Öğretmenler hepsinin üstündedir.  Niye?  Çünkü öğretmen – eğer gerçek tanımını yaparsak- kendisine daha önce hiçbir insanın ya da meleğin deneyimlemediği bilinmeyene girme iznini verendir.  Onlar, yaratımda daha önce yaratılmamış, hatta hiç düşlenmemiş olanı yaratmaya girişebilenlerdir. Öğretmen, yeniyi deneyimlemeye girişir. Kendini deneyimler. Hiçliğe, BEN-İm varlığını, yaşam gücü enerjisini getirir.

Öğretmen, derine iner ve dışarıdan değil, kendi içinde deneyimler.  Ve öğretmen, bu yeni deneyimden,  tanrısallık tohumları ekmiş olarak, yaşam gücü enerjisiyle, BEN-İM  ‘iyle çıkarak, idrak edilecek potansiyelleri getirir. Ve başka zamanlarda diğerleri, bu potansiyellerle oyun alanına gelebilirler.

Öğretmen, bu deneyimden çıkar ve öğrendiklerini;  sözleri, hikâyeleri, hisleri, kalbi, bilincinin genişlemesi ve ruhunun(soul) yeni ışıması yollarıyla diğerleriyle paylaşır.

St.Germain

Fesetalar…

Bizim sizinle düzenli olarak yaptığımız bu toplantılarda, Adamus denilen fasetimi deneyimliyorsunuz, Ben-imliğimin sadece bir parçasını deneyimliyorsunuz. (İçinde baloncuklar olan cam bir küreyi eline alır)

Bir an için, bu kürenin ruhu (soul) temsil ettiğini düşünün ve ışığın, bu kürenin herhangi belirli bir parçasına vurduğunu, sadece o parçayı ışıttığını düşünün. Bu ışıklandırılmış parça Adamus, sizinle, her ay toplantılara gelen, konuşan, sıklıkla rüyalarınızda, korkulu zamanlarınızda, sizinle konuşan parça, . O parça Adamus.

Biraz daha yakından bakarsanız, bir başka faset daha var. Kürenin üzerinde parlayan bir diğer ışık. Ve o St.Germain. Pek çok yaşamlar boyunca yolculuk yapmış olan, St.Germain. Sizi, başlangıçta bu Kırmızı Çembere, Şambraya çekmiş olan St.Germain enerjisi. Sizinle, on yıl boyunca Tobias konuştuysa da, sizi buraya çeken St. Germain enerjisiydi.

Ve sonra, bu kürede, ona bütünüyle baktığınızda; Ebedi YHWH – konuşulamayan ama daima var olan “BEN-İM” – daima var olan.

“BEN-İM” aynı zamanda sizsiniz. Ve bu –güzel siz- tam şimdi, bir ışık huzmesi bir veçheyi ışıklandırıyor, kaybettiğiniz sürücü belgelerinizde ya da kimlik belgelerinizde taşıdığınız isminizin veçhesi parlıyor. (Birkaç kişi kıkırdar. Linda’nın daha önce anlattığı bir hikâyeye gönderme yapmaktadır.) Işık orada parlıyor. Ama başka bir isminiz daha olduğunu biliyor musunuz? Dünya yaşamlarınızın tümünün en yüksek noktaya ulaştığı, bir başka veçhe.

Şimdi, ben veçhe ve faset (faseta) sözcüklerini farklı kullanıyorum. Ben Adamus fasetim dediğimde, Adamus, ruhumun ebedi YHWH’inin bir yönü. Ama size, veçhe olarak bahsettiğimde, sizin, şimdi ve burada bulunan insan ifadenizi kastediyorum. Ve bu insan ifadesi, burada tüm yaşamlarını, geçmiş deneyimlerine uyanarak bütünleyen veçhe. Bu insan veçhesi-Veçhe diyorum çünkü- bütünlüğüyle, ruhuyla tamamlanana kadar, ona veçhe diyorum. Bir kez bütünlediğinde ise, o artık bir fasettir. Tamamlanmıştır.

Peki, bir insan bir veçhe olmaktan, ruhunun ifadelerini tanımaya, faseti tanımaya nasıl ulaşır?

Ruh (soul) bu güzel küre gibidir. Ruh başlangıçta boş gelir, boştur. O bir kaptır. O, kendini almayı bekleyen, tüm potansiyellerini yerine getirmeyi bekleyen bir kaptır. Potansiyeller, bu küredeki baloncuklar gibidir. Bu ruh ( soul) ,boş kap, sadece kendini bilmek ister. Bunun için, sonunda faset haline gelecek olan, bu veçhe denen şeyi yaratır. Ve veçheler, deneyimler yoluyla, bu boş kabı bilgelik, deneyim, biliş ve sevgiyle doldurmaya başlarlar.

Bu boş kap, başlangıçta potansiyellerle – ama deneyimlenecek, idrak edilecek potansiyellerle – doludur. Bu nedenle, boş gibidir. Ve boş gibi olan ruh(Soul), kendisini –BEN-İM’i bilmek için, potansiyelleri ve bunların deneyimleri ile kendini doldurmak ister. Ve bunu, ruh(spirit) yoluyla yapamaz. Başka bir varlık yoluyla yapamaz. Denese bile böyle yapamaz. Bunu sadece potansiyellerini deneyimlemek yoluyla yapabilir.

Ve bu kap dolduğunda, seçtiği kadar çok potansiyelleri deneyimlediğinde, ve hatta fiziksel gerçeklikte daha önce asla deneyimlenmemiş potansiyelleri yaşadığında, tam, saf, bütünlenmiş ve kristalleşmiş olur. Bu BEN-İM’dir.

Ve BEN-İM halinde bu kap, bu ruh, bilmenin ötesinde, hiçbir şüphe olmaksızın, hiç sorgusuzca, kendisini bilir Kendisinin tüm fasetlerini, tüm açılarını bilir ve şimdi soracaksınız – “Peki, deneyimlemeye devam eder mi?” Evet, eder. Ama artık insan deneyimi gibi değil, o kendini sevmeyi deneyimlemeyi sürdürür. Bu onun tüm ihtiyacı, tüm isteği, tüm arzusudur.

Kap tam olarak tamamlandığında, her nefeste, her anda, koşulsuz ve şüphesiz olarak kesinlikle utançsız olarak, kendine olan aşkı sürdürür. Kendine olan aşkı sürdürür, çünkü bu aşk her şeyden büyüktür.

BEN-BEN’İM her gün kendisiyle aşk içinde.

*

Sn Germain’in bu ay anlatmak istediği feseta ve veçhe durumlarını 2004 yılında Oyun Kuramında anlatmaya çalışmışım,Tıklayınız.

Düşün ötesine, özgürlüğün içine

Şimdi, bu spiritüel düşler, bu büyük umutlar hakkındaki ilginç şey… İlginç olan şey, o kadar kirlenip sulandılar ki, çoğunuz onun ne olduğunu unutmuş vaziyettesiniz. İnsan psikolojisinde bu ilginç bir olgu. Sizi ayakta tutan bu kocaman hedeflere sahip olabiliyorsunuz, sonra ne olduklarını unutuyorsunuz. Ama o düşlerin, aslında ne olduklarını bile unutarak, sizi ayakta tutmasına izin veriyorsunuz.

Daha pratik bir örnekle açıklarsak, bazılarınız spiritüel bir merkez açmak hayaline sahip. Bazılarınız, çocukları iyileştirebileceğiniz büyük bir klinik işletme hayali kuruyor. Gerçekten mi? Bazılarınız gidip, mağaralarından ejderhaları çıkarma hayalini kuruyor. Sahi mi?! Bunu söylediğimde kulağa aptalca geliyor, değil mi?

Bazılarınız, içine koyduğunuz bilgelik sayesinde, tüm dünyadaki insanların okuyup, aniden uyanacağı mükemmel bir kitap ya da kitap serisi yazmanın hayalini kuruyor.

Bazılarınız o kadar çok spiritüel olmanın düşünü kuruyorsunuz ki, etrafta süzülerek gezinmek istiyorsunuz. Süzülüyorsunuz ve etrafınızda sizi çevreleyen bir ışık var. Ve sizin yanına gittiğiniz saksılardaki bitkiler çiçekler açıyor.  Ve sonra sokaktaki  o hasta köpeği görüyorsunuz ve onun yanından süzülerek geçtiğinizde köpek aniden ayağa fırlıyor ve iyileşiyor. Ve ölü bir kuş ve kuş aniden… (Kahkahalar) Ciddiyim. Kendinize gülebildiğinize sevindim.

Başka hangi düşleriniz var? Hadi ciddileşelim, çünkü biz… Ve biraz sonra, bu düşlerin sizi neden geride tuttuğunu ve bununla ilgili ne yapacağımızı açıklayacağım. Ve bu arada, burada olan bazılarınızı gücendireceğim – belki de hepinizi, bilmiyorum – ama artık, bu ana konulara değinme zamanı, çünkü düşler bir dikkat dağıtıcıya, bir yanılsamaya dönüştü ve birkaç dakikaya kadar, bu düşlere ne olacağını açıklayacağım.

…o hayaller aslında hep sana karşı çalıştılar ve yaşamında çok fazla enerji tuttular. Neden bir işe yaramadığını, neden bu kadar güç olduğunu merak ettiğinde, o hayallere bakabilirsin. Onlar suni bulutlar gibiler. Onlar, bir çeşit büyük dikkat dağıtıcıları, gerçeklikten uzaklaştıran. Gerçeklikten.

Şimdi, gerçekliği sadece orada olan olarak değil, yarattığın şey olarak düşün.

Bu hedeflere sahip olmamız gerekmiyor muydu? Bunlara sahip olmayalım mı? Bizden sadece hiçbir şey olmamızı mı istiyorsun?” diye soracaksınız. Hayır. Onları fantezi ve “Hiçbir yer” ülkelerinden çıkarıp, tam buraya koymak istiyorum. Sorun da baştan beri buydu.

O düşleri buraya koymak, şimdiye kadar büyük ve rahat bir yastık gibiydi (Bulut gibi bir şey çizer ve onu işaret eder) başka bir yerde, X boyutunda ve – eh, çöp adamlar artık yok (Bir insan çizer) –ve yaşamı yaşamak için hayaller oradayken, bir çeşit kristal tavanla ayrılmış haldeyken, onları orada ayrı tutmak içindi. Bu küçük bir numaraydı. Bu küçük bir tuzaktı. Bu şekilde gerçeklikle asla yüzleşmeniz gerekmiyor. İlginç.

Peki, peki ya o hayalleri dağıtsak? Ve onu bu gerçeklikte yaratmaya başlasak ve bir sürü uzay gemisinden de, yeni enerji kavramından da, çok daha büyük olsa? Onlar bile sınırlıydı. Onlar sadece düştü. Onlar derin düşünmeydiler. Peki ya zarafet, kolaylık ve basitlikle gerçek olmaya başlarlarsa ve sadece hayal etmek yerine, onları burada gerçekleştirmeye başlarsak? Hmm. Birazcık korkutucu aslında.

Olan hep şuydu; “Hadi onu hayal düzeyinde tutalım ki, hiçbir zaman gerçekleştirmek zorunda kalmayalım.” Peki ya onu buraya getirirsek? Ya olayları burada yaratırsak ve bu rüya halinden kurtulursak? Bolca endişe mevcut. Peki ya işe yaramazsa? Ya elinize yüzünüze bulaştırırsanız? Ya, bu da o başarısızlıklarınızdan biri olursa? Bunu söylediğimde kimseye bakmıyorum. Ya bunların hepsi makyo ise?

Her birinize yönelteceğim soru şu: Denemeye değmez mi? Hayali düşler ülkesinden vazgeçip, onları gerçekten burada yaratmaya değmez mi? Başarısızlık olasılığına değmez mi?   Bunun makyo olduğuna ve hiç birinin gerçek olmadığı olasılığına değmez mi? O kristal tavanı, sonsuza dek tuzla buz etmeye değmez mi? Bu büyük bir adım, ama küçük de bir adım.

Bu büyük bir adım çünkü kendi kendinizle karşılaşacaksınız. Büyük adım. “Şimdi tam zamanı” diyeceksiniz. “Bu, performans zamanı, yaratım zamanı, enerji zamanı”. Ve bu büyük bir lokma çünkü onu orada dışarda, hiçbir yer ülkesinde tutmak ve kötü bir gün geçirirken oraya gitmek biraz daha kolay. “Hayali düşlerimi düşüneceğim. Onların olduğunu hayal edeceğim – dünyayı kurtarmak, belki de tüm yunusları. Oh! Benim hayalim bu. Ve bana hayalim için biraz para verebilirlerse eğer bunu başarabilirim” Hayır, çünkü görüyorsunuz ya, siz para yoku yaratıyorsunuz. Çünkü bir şekilde, hayalin gerçekleşmesini istemiyorsunuz. Onun burada olmasını istemiyorsunuz. Onu orada tutuyorsunuz.

Şimdi, onlar diğer boyutlarda, Yakın Dünya âlemlerinde, bir yerlerde havada uçuşuyorlar. Pek çok boktan düş var diyebilirsiniz. Hadi onları oldukları isimle çağıralım – boktan düşler.  aptalca düşler. Belki başlarda aptalca değillerdi ama şimdi aptalcalar. Pekâlâ, Eski Enerji Düşleri. Bu kadar. Onlar Eski Enerji’de düşünüldüler. Eski Enerji’de düşlendiler ve şimdi uygulanabilirlikleri kalmadı çünkü uygun değiller.

Düşler. Artık orada geçerlilikleri yok. Elde edilemez bir halde tuttuğunuz düşler. Onları asla buraya getirmeyeceksiniz. Onlar birer spiritüel havuçtular. Dikkat dağınıklığı, kandırmaca ve bir bakıma sizi yaşamaktan alıkoydular.

Düşünüz neydi? Bir anlığına onu düşünün. Ya da düşler. Birden fazla olabilir. Neydiler? Çok pratik bir şey olabilirler. Bir masaj merkezi açmak. Bunun negatif olduğunu söylemiyorum. Tüm söylediğim, eğer şuan onu doğru dürüst bir şekilde yapmıyorsanız, eğer hayalinizi gerçekleştiremiyorsanız, bu onu başka bir yerlere kaldırmışsınız anlamına geliyor. Ulaşılamazdı ve inanılmaz miktarda enerji tutuyordu. İnanılmaz miktarda kalbinizi, kaynaklarınızı ve umutlarınızı bağlıyor.

Hayalleriniz neydi?

Ve biraz sisli olması ihtimali büyük. Biraz sisli. Ne olduğunu hatırlamayabilirsiniz. Bu düşler çok başka bir yerlerde olduklarında, bu denli ulaşılamaz olduklarında, olan şey budur.

Düşleriniz neydi? Büyük vizyon… Evet.

Herkes bir anlığına düşünsün. Düşleriniz neydi?

Birkaç bir şey önereceğim. Öncelikle, gelecek ay içinde o düşlerin neler olduğunun farkına varmaya çalışmanızı istiyorum çünkü çoğu öylesine kirlenmiş, üzeri örtülüp belirsizleşmişler ki, ne olduklarını hatırlamıyorsunuz bile. Bir şeyler var. Bir şeyler var, biliyorsunuz ama pek çoğunuz ne olduğunu unutmuş vaziyette. Oldukça pratik bir şey olabilir. Dünyaya ışık tutmak olabilir. Bu güzel bir düş ama… (Adamus biraz kıkırdar) Neden? Neden? Böylece dünya size bunu yapsın diye mi?. (Orta parmağını gösterir) İşte yapacakları bu. Işığınızı yansıtın ve sizi ters yüz etsinler. (Kahkahalar) “Ne yapmaya çalışıyorsunuz?! Hah!” (Bazıları kıkırdar) Evet. Bu çok doğru.

Sadece ışığınızı yansıtın. Dünya üzerine değil. Sadece ışığınızı yansıtın. Diğer bir değişle, gündeminiz olmasın.

Düşlerinizi orada tuttunuz. Onlar Eski Enerji’den temel alıyorlar. Yepyeni bir sayfa açıyoruz. Hadi bu düşlerin gerçekten çok fazla enerji içerdiğini söyleyelim, enerji umut ve ya umut kaybı olsun yâda olmasın, tatmin ve ya tatminsizlik içersin yâda içermesin. Ne olursa olsun, şu anda hepsi bir miktar enerjiden başka bir şey değil ve hepsi kapana kısılmış durumda. Onlar, orada bir yerdeler. Orası gerçekten sisli bir yer ve… Nerede olduğunu görmüyorsunuz bile.

O bulutun aşağıya yağmur olarak yağmaya başlamasına, enerjinin yaşamınıza girmesine izin vermenizi öneriyorum. Bu birkaç şey yapacaktır. Bulutu, gizemi, şeylerin belirsizliğini, sis örtüsünü dağıtır. Onu o âlemden bu âleme taşır. Ve ayrıca gelirken, orada var olan kristal tavanın temizlenmesine yardım eder ve onun eriyip gitmesini de sağlar. Kristal tavan şekerden oluşuyor ve kendiliğinden eriyecektir. Enerjiyi bu gerçekliğe getirecek – orijinal düşleri değil, enerjiyi getirecek  – çünkü bu yaşamda her şey onu buraya getirmekle ilgili. Orada tutmakla değil. Eğer düşünüzü orada başka bir yerde tutarsanız, bu yıl sık sık bunu size hatırlatacağım. Onu, tanrısallığınız da dâhil, buraya getirme zamanı. O konudan da bahsedeceğim.

Ama önce onun üzerinize yağmasına izin verme zamanı. Sizi hiçbir şemsiye koruyamaz.

(Adamus, mükemmel bir şemsiye çizer ve birisi “Aferin” der) Teşekkürler. (Bazıları kıkırdar) Şemsiye yok. Bırakın üzerinize yağsın ve kendinize onu hissetme iznini verin. Hatta duştayken hayal edin, burada o bulutun sembolünü kullanıyorum, bulutlar uzakta bir yerlerde olduğundan, bu sadece kafa karışıklığını değil aynı zamanda da kütle ve mesafeyi de temsil edecek. O bulutun tüm enerjisiyle üstünüze, aşağıya yağmasına izin verin, elde edilemez düşleri yıkayıp temizlesin ve onları bu gerçekliğe ulaşılabilir yaratımlar olarak getirsin. Eski düşler değil, sadece tutku.

Sonra “Şimdi, onu neyin yerine koyacağız?” diyeceksiniz. O anda olacak. Burada aşağıda bulutlar yaratmayacağız ya da yanınızda olsa bile ulaşamadığınız türden bulutlar yaratmayacağız. Onların, eski düşlerin ötesine hareket edelim.

Çok önemli bir nedeni de onun bolca enerjiyi serbest bırakması. Sizi özgür bırakıyor. Size artık bu gerçeklikte yaratma imkânı tanıyor. Çok büyük miktardaki özünüz, oraya bir yerlere yatırım yapmış durumda, artık burada yaşayamadığınız gerçeği noktasına. Nerdeyse artık burada hiç bir şey yaratamıyor olduğunuz bir noktaya geldiniz. İstediğinizde yaratılacak inanılmaz şeyler var. Yaratılacak basit şeyler. İstemiyorsanız, hiç bir şey yaratmayabilirsiniz de. Tamamen size kalmış. Ama bu artık burada gerçekleşecek, orada değil.

Düşleri çıkarıp atıyorum. Gerçekten yapıyorum. Düşleri buraya indirin demiyorum. Onlardan kurtulun. Burada yaratmaya, olmaya, yapmaya başlayın. Tam burada.

Bunu net bir şekilde duymanızı istiyorum. Buraya sadece eski düşleri getirmeye çalışmıyoruz çünkü onlar eski düşler. Onlar, Yeni Enerji’de, zarafet ve kolaylıkla – sanırım ona daha büyük diyebilirsiniz – çok daha tatmin edici olabilirler. Onları buraya getirin. Bolca enerjiyi kendilerine çekecekler.

Pek çok inanılmaz potansiyel mevcut ama bu potansiyeller ayrıca bu eski düşlerin bazılarınca gölgelenmekte.

Hadi derin bir nefes alalım.

Derin bir nefes alın ya da… Bırakın nefes sizi solusun. Bu zarafettir.

Bu zarafettir. Sadece bırakın nefes sizi solusun.

Sevgili dostlarım, bu yılı öyle dönüştüreceğiz ki, artık düş bir yanılsama olmaktan çıkıp bir gerçek olacak, o sizin yaşamınız olacak.

O serbest bırakılmış düşten gelen tüm enerjiyi içimize çekelim… Özgürlüğü içimize çekelim. Düşün ötesine, özgürlüğün içine. Ne güzel bir başlık.
Mutlu yeniçağlar.

Adamus-Kırmızı Çember

Nasıl Uyuyorsunuz?

“Nasıl uyuyorsunuz?”

Öncelikle, uykuya dalmadan önce onların(tv,müüzik vs) dinlemesi oldukça yorucu. Bir ritüelden geçmek zorunda olmanız, uyuyabilmeniz için bir şeyler düşünmek zorunda kalmanız, ne hakkında rüya göreceğinizi bile kendinize söylemek zorunda olmanız. Kendinize söyleseniz de söylemeseniz de güzel şeyler göreceğinizi bilmiyor musunuz? Evet, kendinize örneğin, insan şunu söyleyebilir, “ Bugün çok yorgunum. Gerçekten de uyumam gerekiyor” çünkü pek çok kereler bu rüya haline geçiyorsunuz. Onlar gerçekten de inanılmazlar ve  oraya gidiyorsunuz. Sadece hatırlamıyorsunuz.

Nasıl uykuya dalıyorsunuz? Televizyonda Tarih Öncesi Uzaylıları seyrediyorsunuz. Bilgisayar oyunları oynuyorsunuz. Pek çok farklı şey yapıyorsunuz. Bu biraz doğal değil. Bu biraz garip. Yapmak zorunda olduğunuz bu şeylere, hadi açıkça sapıkça diyelim. (Adamus kıkırdar)

Söylemek istediğim şu. Uyku doğaldır. O şekilde tasarlandı. Onu o şekilde siz tasarladınız. Rüyalar çok ama çok doğaldır. Şuan sizler, yaklaşık bir düzine ya da daha fazlasında var oluyorsunuz. Sadece burada olduğunuzu sanıyorsunuz, ama orada, yakında sizlerin de giriş yapabileceği pek çok rüya âlemleri söz konusu. İşe gitmeye çalışırken bu bayağı bir kafanızı karıştıracak.

Bu uyumadan önce bir şeyler yapmak zorunda kalma durumu, hiç de doğal değil. Çünkü uyku durumu, doğası gereği çok doğaldır. Onu siz tasarladınız. O sizi tamamen kaybolmaktan koruyan küçük bir şey. Uykuya dalıyorsunuz ve doğal bağlantıların tekrardan kurulmasına, doğal yolla izin veriyorsunuz. Diğer âlemlere seyahat ya da deneyimleme diyeceğiniz doğallık. Geçmiş yaşamlarınız ve gelecek potansiyellerinizi içeren, doğal bir ara yüz. Ruhunuzla doğal bir etkileşim – sessiz bir etkileşim –  gerçekleşmekte.

Uyku olmasaydı burada kaybolma ihtimali gerçekten, gerçekten çok yüksekti. Bu nedenle bu akıllıca şeyi yarattınız. “Bütün kalmak için, yaşamımın bir kısmını vereceğim” dediniz. Ama şuan, insan uyumakta – uykuya dalmakta  – sorun yaşıyor. Doğal uyku durumuna müdahale ediyor. Nasıl uyuyabildiğini bile, şuan anlamıyor.

Bu konuya basit bir nedenden dolayı değiniyorum. Uykuya dalmak, insan için, şimdiye kadar yaptığınız en korkutucu şey olmalı. Öyle olmalı. En korkutucu şey. Niçin? Çünkü kontrolü bırakıyorsunuz. Tam anlamıyla kenardan aşağı atlıyorsunuz. Serbest bırakıyorsunuz. Bazen bunu aşırı yorgunluktan yapıyorsunuz. Aksi takdirde zihin çalışmaya devam ediyor ve olayları çözmelemeye çalışıyor. Ama sonunda, yorgunluktan uyuya kalıyorsunuz.

Diğer tarafa geçtiğinizde dostlarım, bu insanın yaptığı en korkutucu şey olmalı. Ama değil. Niçin? Sadece bu yaşamda, kaç yaşında olduğunuza bağlı olarak, bunu 18 000 kereden daha fazla yaptınız. Bu çok. Ona güvenmeyi öğrendiniz. Muhtemelen tekrar uyanacağınızı biliyorsunuz. Muhtemelen. Her zaman değil. Uykuya dalmak konusunu düşünmüyorsunuz bile. Sadece yatağa gitme konusunda çaba sarf ediyorsunuz.

Ama zihnin üzerinde çalışmaktan yorulmadığı bir şey var – “Peki ya şimdi ne olacak?” Neden? Çünkü onu hiç bu âlemde deneyimlemediniz. Onu tam burada hiç deneyimlemediniz. Bu nedenle, size bunu yaptıran pek çok endişe, dehşet, pek çok programlama, hipnoz, üstünü örtme ve alışkanlık mevcut.

Bunu bir dakikalığına düşünün. Uykuya dalma ile ilgili bu şeyi, bir düşünün.

Bu tamamen serbest bırakma. Bu tamamen serbest bırakma ve güvenme. Bu tamamen derin bir nefes almak ve ahhh, sadece serbest bırakmaktır. Diğer âlemlere gitmektir. Rüyalarınıza girmektir. Bunu yapacak kadar rahat hissediyorsunuz. Bunun olmasına neredeyse her gece izin veriyorsunuz.

Aydınlanma gerçekten de neredeyse aynısıdır. Onun için çaba sarf etmek zorunda değilsiniz. Onun için bir hap almanız gerekmiyor. “Bu gece nasıl uyuyacağım?” diye üzerinde düşünüyor musunuz? “Şu beni yorar ve uyumak istememi sağlar.” Hayır, sadece olmasına izin veriyorsunuz. Her gece, uykuya dalma tecrübesini yaşıyorsunuz.

Tam uykuya dalmak üzereyken, ne kadar harika olduğunu biliyorsunuz. Bir şekilde     “ Yapıları serbest bırakıyorum. Kontrolü serbest bırakıyorum.” diyor ve hemen uyku durumuna geçiş yapıyorsunuz. Aydınlanmada da aynı şey oluyor; ama uykuya dalmak yerine, siz gerçekten de uyanıyorsunuz.

Adamus