Düşün ötesine, özgürlüğün içine

Şimdi, bu spiritüel düşler, bu büyük umutlar hakkındaki ilginç şey… İlginç olan şey, o kadar kirlenip sulandılar ki, çoğunuz onun ne olduğunu unutmuş vaziyettesiniz. İnsan psikolojisinde bu ilginç bir olgu. Sizi ayakta tutan bu kocaman hedeflere sahip olabiliyorsunuz, sonra ne olduklarını unutuyorsunuz. Ama o düşlerin, aslında ne olduklarını bile unutarak, sizi ayakta tutmasına izin veriyorsunuz.

Daha pratik bir örnekle açıklarsak, bazılarınız spiritüel bir merkez açmak hayaline sahip. Bazılarınız, çocukları iyileştirebileceğiniz büyük bir klinik işletme hayali kuruyor. Gerçekten mi? Bazılarınız gidip, mağaralarından ejderhaları çıkarma hayalini kuruyor. Sahi mi?! Bunu söylediğimde kulağa aptalca geliyor, değil mi?

Bazılarınız, içine koyduğunuz bilgelik sayesinde, tüm dünyadaki insanların okuyup, aniden uyanacağı mükemmel bir kitap ya da kitap serisi yazmanın hayalini kuruyor.

Bazılarınız o kadar çok spiritüel olmanın düşünü kuruyorsunuz ki, etrafta süzülerek gezinmek istiyorsunuz. Süzülüyorsunuz ve etrafınızda sizi çevreleyen bir ışık var. Ve sizin yanına gittiğiniz saksılardaki bitkiler çiçekler açıyor.  Ve sonra sokaktaki  o hasta köpeği görüyorsunuz ve onun yanından süzülerek geçtiğinizde köpek aniden ayağa fırlıyor ve iyileşiyor. Ve ölü bir kuş ve kuş aniden… (Kahkahalar) Ciddiyim. Kendinize gülebildiğinize sevindim.

Başka hangi düşleriniz var? Hadi ciddileşelim, çünkü biz… Ve biraz sonra, bu düşlerin sizi neden geride tuttuğunu ve bununla ilgili ne yapacağımızı açıklayacağım. Ve bu arada, burada olan bazılarınızı gücendireceğim – belki de hepinizi, bilmiyorum – ama artık, bu ana konulara değinme zamanı, çünkü düşler bir dikkat dağıtıcıya, bir yanılsamaya dönüştü ve birkaç dakikaya kadar, bu düşlere ne olacağını açıklayacağım.

…o hayaller aslında hep sana karşı çalıştılar ve yaşamında çok fazla enerji tuttular. Neden bir işe yaramadığını, neden bu kadar güç olduğunu merak ettiğinde, o hayallere bakabilirsin. Onlar suni bulutlar gibiler. Onlar, bir çeşit büyük dikkat dağıtıcıları, gerçeklikten uzaklaştıran. Gerçeklikten.

Şimdi, gerçekliği sadece orada olan olarak değil, yarattığın şey olarak düşün.

Bu hedeflere sahip olmamız gerekmiyor muydu? Bunlara sahip olmayalım mı? Bizden sadece hiçbir şey olmamızı mı istiyorsun?” diye soracaksınız. Hayır. Onları fantezi ve “Hiçbir yer” ülkelerinden çıkarıp, tam buraya koymak istiyorum. Sorun da baştan beri buydu.

O düşleri buraya koymak, şimdiye kadar büyük ve rahat bir yastık gibiydi (Bulut gibi bir şey çizer ve onu işaret eder) başka bir yerde, X boyutunda ve – eh, çöp adamlar artık yok (Bir insan çizer) –ve yaşamı yaşamak için hayaller oradayken, bir çeşit kristal tavanla ayrılmış haldeyken, onları orada ayrı tutmak içindi. Bu küçük bir numaraydı. Bu küçük bir tuzaktı. Bu şekilde gerçeklikle asla yüzleşmeniz gerekmiyor. İlginç.

Peki, peki ya o hayalleri dağıtsak? Ve onu bu gerçeklikte yaratmaya başlasak ve bir sürü uzay gemisinden de, yeni enerji kavramından da, çok daha büyük olsa? Onlar bile sınırlıydı. Onlar sadece düştü. Onlar derin düşünmeydiler. Peki ya zarafet, kolaylık ve basitlikle gerçek olmaya başlarlarsa ve sadece hayal etmek yerine, onları burada gerçekleştirmeye başlarsak? Hmm. Birazcık korkutucu aslında.

Olan hep şuydu; “Hadi onu hayal düzeyinde tutalım ki, hiçbir zaman gerçekleştirmek zorunda kalmayalım.” Peki ya onu buraya getirirsek? Ya olayları burada yaratırsak ve bu rüya halinden kurtulursak? Bolca endişe mevcut. Peki ya işe yaramazsa? Ya elinize yüzünüze bulaştırırsanız? Ya, bu da o başarısızlıklarınızdan biri olursa? Bunu söylediğimde kimseye bakmıyorum. Ya bunların hepsi makyo ise?

Her birinize yönelteceğim soru şu: Denemeye değmez mi? Hayali düşler ülkesinden vazgeçip, onları gerçekten burada yaratmaya değmez mi? Başarısızlık olasılığına değmez mi?   Bunun makyo olduğuna ve hiç birinin gerçek olmadığı olasılığına değmez mi? O kristal tavanı, sonsuza dek tuzla buz etmeye değmez mi? Bu büyük bir adım, ama küçük de bir adım.

Bu büyük bir adım çünkü kendi kendinizle karşılaşacaksınız. Büyük adım. “Şimdi tam zamanı” diyeceksiniz. “Bu, performans zamanı, yaratım zamanı, enerji zamanı”. Ve bu büyük bir lokma çünkü onu orada dışarda, hiçbir yer ülkesinde tutmak ve kötü bir gün geçirirken oraya gitmek biraz daha kolay. “Hayali düşlerimi düşüneceğim. Onların olduğunu hayal edeceğim – dünyayı kurtarmak, belki de tüm yunusları. Oh! Benim hayalim bu. Ve bana hayalim için biraz para verebilirlerse eğer bunu başarabilirim” Hayır, çünkü görüyorsunuz ya, siz para yoku yaratıyorsunuz. Çünkü bir şekilde, hayalin gerçekleşmesini istemiyorsunuz. Onun burada olmasını istemiyorsunuz. Onu orada tutuyorsunuz.

Şimdi, onlar diğer boyutlarda, Yakın Dünya âlemlerinde, bir yerlerde havada uçuşuyorlar. Pek çok boktan düş var diyebilirsiniz. Hadi onları oldukları isimle çağıralım – boktan düşler.  aptalca düşler. Belki başlarda aptalca değillerdi ama şimdi aptalcalar. Pekâlâ, Eski Enerji Düşleri. Bu kadar. Onlar Eski Enerji’de düşünüldüler. Eski Enerji’de düşlendiler ve şimdi uygulanabilirlikleri kalmadı çünkü uygun değiller.

Düşler. Artık orada geçerlilikleri yok. Elde edilemez bir halde tuttuğunuz düşler. Onları asla buraya getirmeyeceksiniz. Onlar birer spiritüel havuçtular. Dikkat dağınıklığı, kandırmaca ve bir bakıma sizi yaşamaktan alıkoydular.

Düşünüz neydi? Bir anlığına onu düşünün. Ya da düşler. Birden fazla olabilir. Neydiler? Çok pratik bir şey olabilirler. Bir masaj merkezi açmak. Bunun negatif olduğunu söylemiyorum. Tüm söylediğim, eğer şuan onu doğru dürüst bir şekilde yapmıyorsanız, eğer hayalinizi gerçekleştiremiyorsanız, bu onu başka bir yerlere kaldırmışsınız anlamına geliyor. Ulaşılamazdı ve inanılmaz miktarda enerji tutuyordu. İnanılmaz miktarda kalbinizi, kaynaklarınızı ve umutlarınızı bağlıyor.

Hayalleriniz neydi?

Ve biraz sisli olması ihtimali büyük. Biraz sisli. Ne olduğunu hatırlamayabilirsiniz. Bu düşler çok başka bir yerlerde olduklarında, bu denli ulaşılamaz olduklarında, olan şey budur.

Düşleriniz neydi? Büyük vizyon… Evet.

Herkes bir anlığına düşünsün. Düşleriniz neydi?

Birkaç bir şey önereceğim. Öncelikle, gelecek ay içinde o düşlerin neler olduğunun farkına varmaya çalışmanızı istiyorum çünkü çoğu öylesine kirlenmiş, üzeri örtülüp belirsizleşmişler ki, ne olduklarını hatırlamıyorsunuz bile. Bir şeyler var. Bir şeyler var, biliyorsunuz ama pek çoğunuz ne olduğunu unutmuş vaziyette. Oldukça pratik bir şey olabilir. Dünyaya ışık tutmak olabilir. Bu güzel bir düş ama… (Adamus biraz kıkırdar) Neden? Neden? Böylece dünya size bunu yapsın diye mi?. (Orta parmağını gösterir) İşte yapacakları bu. Işığınızı yansıtın ve sizi ters yüz etsinler. (Kahkahalar) “Ne yapmaya çalışıyorsunuz?! Hah!” (Bazıları kıkırdar) Evet. Bu çok doğru.

Sadece ışığınızı yansıtın. Dünya üzerine değil. Sadece ışığınızı yansıtın. Diğer bir değişle, gündeminiz olmasın.

Düşlerinizi orada tuttunuz. Onlar Eski Enerji’den temel alıyorlar. Yepyeni bir sayfa açıyoruz. Hadi bu düşlerin gerçekten çok fazla enerji içerdiğini söyleyelim, enerji umut ve ya umut kaybı olsun yâda olmasın, tatmin ve ya tatminsizlik içersin yâda içermesin. Ne olursa olsun, şu anda hepsi bir miktar enerjiden başka bir şey değil ve hepsi kapana kısılmış durumda. Onlar, orada bir yerdeler. Orası gerçekten sisli bir yer ve… Nerede olduğunu görmüyorsunuz bile.

O bulutun aşağıya yağmur olarak yağmaya başlamasına, enerjinin yaşamınıza girmesine izin vermenizi öneriyorum. Bu birkaç şey yapacaktır. Bulutu, gizemi, şeylerin belirsizliğini, sis örtüsünü dağıtır. Onu o âlemden bu âleme taşır. Ve ayrıca gelirken, orada var olan kristal tavanın temizlenmesine yardım eder ve onun eriyip gitmesini de sağlar. Kristal tavan şekerden oluşuyor ve kendiliğinden eriyecektir. Enerjiyi bu gerçekliğe getirecek – orijinal düşleri değil, enerjiyi getirecek  – çünkü bu yaşamda her şey onu buraya getirmekle ilgili. Orada tutmakla değil. Eğer düşünüzü orada başka bir yerde tutarsanız, bu yıl sık sık bunu size hatırlatacağım. Onu, tanrısallığınız da dâhil, buraya getirme zamanı. O konudan da bahsedeceğim.

Ama önce onun üzerinize yağmasına izin verme zamanı. Sizi hiçbir şemsiye koruyamaz.

(Adamus, mükemmel bir şemsiye çizer ve birisi “Aferin” der) Teşekkürler. (Bazıları kıkırdar) Şemsiye yok. Bırakın üzerinize yağsın ve kendinize onu hissetme iznini verin. Hatta duştayken hayal edin, burada o bulutun sembolünü kullanıyorum, bulutlar uzakta bir yerlerde olduğundan, bu sadece kafa karışıklığını değil aynı zamanda da kütle ve mesafeyi de temsil edecek. O bulutun tüm enerjisiyle üstünüze, aşağıya yağmasına izin verin, elde edilemez düşleri yıkayıp temizlesin ve onları bu gerçekliğe ulaşılabilir yaratımlar olarak getirsin. Eski düşler değil, sadece tutku.

Sonra “Şimdi, onu neyin yerine koyacağız?” diyeceksiniz. O anda olacak. Burada aşağıda bulutlar yaratmayacağız ya da yanınızda olsa bile ulaşamadığınız türden bulutlar yaratmayacağız. Onların, eski düşlerin ötesine hareket edelim.

Çok önemli bir nedeni de onun bolca enerjiyi serbest bırakması. Sizi özgür bırakıyor. Size artık bu gerçeklikte yaratma imkânı tanıyor. Çok büyük miktardaki özünüz, oraya bir yerlere yatırım yapmış durumda, artık burada yaşayamadığınız gerçeği noktasına. Nerdeyse artık burada hiç bir şey yaratamıyor olduğunuz bir noktaya geldiniz. İstediğinizde yaratılacak inanılmaz şeyler var. Yaratılacak basit şeyler. İstemiyorsanız, hiç bir şey yaratmayabilirsiniz de. Tamamen size kalmış. Ama bu artık burada gerçekleşecek, orada değil.

Düşleri çıkarıp atıyorum. Gerçekten yapıyorum. Düşleri buraya indirin demiyorum. Onlardan kurtulun. Burada yaratmaya, olmaya, yapmaya başlayın. Tam burada.

Bunu net bir şekilde duymanızı istiyorum. Buraya sadece eski düşleri getirmeye çalışmıyoruz çünkü onlar eski düşler. Onlar, Yeni Enerji’de, zarafet ve kolaylıkla – sanırım ona daha büyük diyebilirsiniz – çok daha tatmin edici olabilirler. Onları buraya getirin. Bolca enerjiyi kendilerine çekecekler.

Pek çok inanılmaz potansiyel mevcut ama bu potansiyeller ayrıca bu eski düşlerin bazılarınca gölgelenmekte.

Hadi derin bir nefes alalım.

Derin bir nefes alın ya da… Bırakın nefes sizi solusun. Bu zarafettir.

Bu zarafettir. Sadece bırakın nefes sizi solusun.

Sevgili dostlarım, bu yılı öyle dönüştüreceğiz ki, artık düş bir yanılsama olmaktan çıkıp bir gerçek olacak, o sizin yaşamınız olacak.

O serbest bırakılmış düşten gelen tüm enerjiyi içimize çekelim… Özgürlüğü içimize çekelim. Düşün ötesine, özgürlüğün içine. Ne güzel bir başlık.
Mutlu yeniçağlar.

Adamus-Kırmızı Çember

Yeni Dünya-Yeni Dönem

Üç yıl önce yazılmış bu yazı gerçekten ilginç. Gerçi o Sibelden sonra bi çok sibel geldi geçti şimdi farklı şeyler, ilaveler de yapmak mümkün, acaba sizler ne düşünecek, neler ekleyip çıkaracaksınıız frekanslar? Gurubumuz bizatihi YENİ olanla ilgilidir bu sebeple fikirleriniz hepimiz için tazeleyici olacak ve sevinçle karşılanacak 🙂
“Bildiğimiz gibi yeni bir şey öncelikle imajinasyon/hayal olarak oluşuyor, bunu en güzel ifade eden Feynnman’dır:
“daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek.”” (yazının bütünü için tıklayınız)

te: Sibel YENI konusunda simdi ne düsünüyorsun? YENIyi bulma/görme ögrenilebilir mi? Bilim adamlarinin da yapabildilerine göre görme teknigi olmasi lazim…..

sa: Ana temaya katılıyorum ancak  şimdi yazsaydım (şu anda) Castaneda kavramlarını (birleşim noktası,nagual,ikinci dikkat gibi) kullanmazdım; çünkü CC bilmeyenler için yazı yarı anlaşılır duruma düşüyor! Bu biir. İkincisi, YENİ’leri dar aralıktan geçirmeyi başaranlar için bunu ifade temek ve hatta yaşamak, özellikle 2011 den beri kolaylaştı; çünkü büyük gök cisimlerinin dizilimleri eskiyi tarumar etmeye başladılar ve yeniler bu fırsattan faydalanacaklar ve eskisi kadar darbe almayacaklar. Tabi bu geçici bi rahatlama, ne kadar sürer bilinmez. Bu frekans, üçboyutlu eski dünyamız gibi kısa ömürlü değil (bitmekte olan dönemin 75000 yıl olduğu söylenirdi bazı kaynaklarda), süresini tahmin etmek zor insani ölçülerimize göre oldukça uzun diyelim. Ama her şeyin sonu gelir! Çünkü bu bi spiral:) Bu dönemin de bir yerinden sonra YENİ’leri getirmek, ifade etmek yine zorlaşabilir. Fakat bu bizim işimiz değil şimdiden hahahahaha

**

Az önce bi kahvaltı molası verdim. Artık tüm yediklerim ve içtiklerimi Yaşayan belirliyor. Onun bügünün kahvaltısı için seçtiği menü şöyleydi: Rafadan bi yumurta (sütten sonra en çok bunu seviyor), küçük bi dil peynirli tost, iki sap roka, bir tane ceviz ve bi tane siyah zeytin. 🙂 Üstüne yarım fincan filtre kahve (tabi bunu ben seçtim ama o da onaylıyor)

**

Beklentilere stop, anda olmaya setup

**

Özgürleşmekiçin: aslında çok kolay, sadece bi “karar” verirsin olur. Zor olan o kararı verdirmeyen “öteki” kendinden gizlediğin arzular. Olsun boşver o kararı, ne yapsan etsen bişey kaybedemezsin. Levazye kulağın çınlasın

**

Güneşle aşkımız hep sürdü, sanırım 4.999.999.996 yıl daha var 🙂 Ben sıkılırım öyle sonsuz şeylerden :)))

**

ESKİ şeyleri muhafaza ederek YENİ’den doğamayacağınızı biliyosunuz değil mi? Salın, dağıtın o tüm “DOĞRU”larınızı, onları bekleyenler de var sırada. Size lazım değil artık onlar frekanslarım, canlarım benim.

Azıcık konuşsanız (ya da yazsanız), içinizden dışarı çıkan o nefes, sizi YEM olmaktan kurtaracak. Neden yapmıyosunuz? Korkacak ne var ki? Nereye kadar susacaksınız? Evrim sizi d-evirmeden, bu kez Ç-evrime girmeden, kurtulun dostlarım. Konuşun, bağırın, çağırın küfredin, ben buradayım, alınmam, küsmem, seviyorum çünkü

Yeni Enerji ve Zihin

Ustalık (Yüksek lisans) eğitimi 1′ e devam:

Kendi deneyimime, ve aynı zamanda sizlerle çok yoğun bir biçimde çalışmama dayanarak söyleyebileceğim tek şey, bu Yeni Enerjinin – onun çok, çok güçlü olduğudur. O çok, çok saftır. Zihninizi darmadağın etmenin yoluna sahiptir, diyeceğim. O zihinle pek bağdaşmaz. Bunu tam olarak anladık.  Ve ona baktığım zaman, zihninizle pek bağdaşmaması da bana çok mantıklı, ya da doğal geliyor. Sizin zihniniz bir Eski Enerji aracıdır. Tekrarlıyorum, biz bu Şaudlarda zihinle ilgili uzun uzadıya konuştuk, ama zihniniz titreşimsel enerjiyi alıp onun kalıplarıyla çok dikkatlice çalışmıştır. Zihniniz bunda kalıplaşmıştır.

Yeni Enerji zihinle hiç bağdaşmaz. Zorluklardan biri de, zihninizden çıkacak kadar kendinize güvenmek olacaktır. Ve işte bu, binlerce ve binlerce yıl boyunca Gizem Okulları’nda ve birlikte gerçekleştirdiğimiz çalışmalarda konuştuğumuz tanrısal prensiplere gireceğimiz noktadır. İnsan zihnini aşacağız; tanrısal zihine dalacağız. O farklı iş görür. Yargı kullanmaz, ve sizin analiz dediğinizi kullanmaz, ve düz mantık ya da hiyerarşik mantık kullanmaz.

Tanrısal zihin merhametli, onurlandırıcı, basit bir sistemdir, oysa insan zihni çok karmaşık olmaya yatkındır. Kendi karmaşıklığından gurur duyar. Akıllı insanlar çok karmaşık insanlar olmaktan hoşlanır, ama er ya da geç çok ruhsuz, sıradan, çok etkisiz insanlar olurlar.

Böylece size burada, kabul ettiğiniz üzere, tanrısal zeka ile, tanrısal zihin ile, adına her ne demeyi seçiyorsanız, çalışmaya başlamanız için meydan okunacak. Ama o  sizindir. İnsan zekasının ötesine geçer. Bir veri tabanı değildir, geleceğe bakarken kendini geçmişe göre değerlendirmez. Tanrısallık bunu hiç yapmaz. Tanrısallık çok basit bir prensibi bilir: Tüm yaradılışın başından sonuna herşey yolundadır.

Yani tanrısal zihin çok güvenen bir zihindir. Tobias’ın sözleriyle – “Farketmediğini” anlar. Muhafaza etmek yerine keşfetmek ister, ve bu, bazılarınıza meydan okuyacaktır. İnsan koşullarınız ve zihniniz, güvence, koruma ve güvenlik peşindeyken, Yeni Enerjiyle birleşik tanrısallık ise gerçekten bunu umursamaz. Böylece, insan benliğinizin “Koru beni, kurtar beni” diye avaz avaz bağırdığı zamanlar olacaktır.

Hemen şimdi anlayın ki, tanrısallık umursamaz. Herhangi bir şeyi korumaya ihtiyacı yoktur. Bu, yapay bir inançtır. Sizi neye karşı korusun? Zaten içinizde olan sevgiye karşı mı? Gerçekten zaten içinde bulunduğunuz yükseliş halinden mi, siz yalnızca oraya ulaşma halini deneyimliyorsunuz. Herşeyin kendi mükemmel varoluş halinde olduğu gerçeğinden mi? Çok uzun zaman önce ekilen ve ona göre davranılan tüm bu inanç sistemini, yani bir karanlığın ya da başka bir gücün sizi ele geçireceği inancını aşmak zamanıdır. Bu inanç iş görmez. Türlü girişimler oldu – siz başkalarıyla birlikte, onlar da sizinle birlikte (girişimlerde bulundunuz) – bu iş görmez.

Bir başkası tarafından tüketilemezsiniz. Bir gerçeklikte kapana kısılamazsınız. Siz gerçekten egemen/mutlak varlıklarsınız. Yani kesinlikle kaygılanacak bir şey yok, ve bu koruma ve kuvvetlendirme ve muhafaza etme anlayışı – sizi gerektiğinden çok daha fazla zorlukla ve hayal kırıklıklarıyla ve meydan okumalarla karşı karşıya bıraktı.

İlerlerken

Biz, burada, Dünya’dayken Ruh’un özgür doğasını araştıracağız. Şimdi bu, ilerlerken, eski Gizem Okulları’na göre oldukça farklı yaklaşacağımız bir şey olacak. Eski Gizem Okulları’nda biz içimizin  bazı kapılarını – Atlantis zamanından beri kapalı olan kapıları – açmak peşindeydik. Kendi içimize, kendi ruhsallığımıza ve gizemlerimize bir göz atmanın peşindeydik. Ama bunu genellikle dünyayla ilişiğini kesmiş bir yerde yapardık – gizlice o yere giderdik – ve bunu genellikle insan halimizi aşarak ya da insan halimizden çıkarak gerçekleştirirdik.

Bu, her birinizin kapılar açmasına izin verirdi, ve içeriye giden bu kapılardan bazısını açtığınızda, orada saklanmış bazı şeytanlar sizi alt üst etti. Eskinin Gizem Okulları’nda şeytanlarınızla yüzleşmek, karanlığınızla yüzleşmek, eski karmanız diyeceğiniz şeyle, yaptıklarınızla yüzleşmek, birçoğunuzda travmatik deneyimlere neden oldu.

Ama gerçekleştirilen bazı güzel şeyler de vardı. Kapıların bazısını en sonunda açmıştınız. Kendinizin bir mistik yanı olduğunu, sadece bir insan olmaktan çok, çok daha fazlası olduğunuzu nihayet anlamıştınız. Tanrı’nın inayetini yeniden kazanmak uğruna bir merdiven tırmanmaya çalışmıyordunuz. Dünya’da yaşamanın, günbegün sıradan alışkanlıkları yaşamaktan çok daha fazlası olduğunu anlamaya başladınız.

Böylece, Gizem Okulları’nda gerçekleştirdiğimiz çalışmanın böyle büyük bir yararı oldu. Şimdiyse biraz farklı olacak, çünkü biz bu içsel kapıların bazısını açmaya devam edeceğiz. Biz bunu çakraları açarak, kendi içinizde enerji kapıları açarak, ve, ah sevgili Tanrım, dünyanın geri kalanında enerji kapıları açarak gerçekleştirmeyeceğiz. Bunu spiritüel amatörlere bırakın. (kahkahalar) Biz, gerçekten… sizi harekete geçirmeye bayılıyorum. (Adamus kıkırdar)

Bu arada, Cauldre ve Linda’yla peşinen birkaç uzun konuşma yapmam gerekti. Evet, bazı rahatlık (rahat olma, yayılma) düzeylerini zorlayacağım. Doğrusu, onların rahatlık düzeylerini zorlayacağım. Birazdan öyle taleplerim olacak ki – Linda’yı değil ama Cauldre’yi kesinlikle – zorlayacak.

Şimdi sevgili Şambra, bu, Dünya üzerinde yeni bir zamandır ve şimdiye kadar olmuş en heyecan verici zamanlardan biridir. Bunu tüm çevrenizdeki dünyada görebilirsiniz. Yeni Enerjiyi içimize getirmenin, zihnin ötesine geçmenin, tanrısal ve mistik olup da hâlâ insan biçiminde olmanın nasıl bir şey olduğunu araştıracağız. Şimdi bu, İsa’nın yaptığı gibi suyun üzerinde yürüyeceğiniz türden bir şey olmayacak. Bazılarınızın içinde bu arketipsel enerji yapılanmış halde. İsa gibi olmak istiyorsunuz. Arkadaşları, komşuları, akrabaları ve müritleri etkilemek istiyorsunuz. (kahkahalar) Ama Yeshua’nın ne hallere düştüğüne bir bakın! (yoğun kahkahalar) Bu o kadar da iyi bir şey değil.

Böylece bizim buradaki amacımız ortaya çıkıp da başkalarını etkilemek değil, ama garip bir şekilde, evet öyle (de aynı zamanda), çünkü onlar sizde çok farklı bir şey görecekler. Gerçi şimdiden görüyorlar ama, şu anda sahip oldukları o alaycı ve kuşkucu tutumun ötesine geçecekler. (kahkahalar) Bakın, onlar aslında sizin dönüştüğünüzü anlıyorlar. Farklısınız. Bundan hoşlanmıyorlar. İnsanlık bundan hoşlanmaz. İnsanlar… insanlar, gerek bireysel olarak ve sonra da kolektif olarak herşeyin aynı hızda ve aynı kalıplar içinde hareket etmesinden hoşlanır. İnsanlar rutini (sıradan alışkanlıkları) sever. İnsanlar kısıtlılığı sever. İnsanlar bir başkasının çok ilerde olduğunu görmekten hoşlanmaz – yalanıp yutulacak kadar ilerde olmasını isterler (kahkahalar), ama diğer herkesi aşacak kadar değil.

Ve insan zihni, insan hali çok programlanmıştır, çok, çok programlanmış. Programlama, bildiğiniz gibi, Atlantis zamanlarına kadar uzanır ve şu anda da sürüyor. Biz bunun ötesine geçeceğiz, ve biz apaçık, aşikâr olanın ötesine geçeceğiz. Bakın, şu anda Dünya’da hakim olan inanç, bir yaratıcı olmamaktır, ya da bu örtücü-katman hakimdir. İnsanlar, hükümetler, şirketler, yaratıcılardan hoşlanmaz. Belki arada bir bu kelimeyi kullanırlar ama, aslında hoşlanmazlar. Onlar, başkalarının peşinden giden ve kurallara bağlı, konformist insanlardan hoşlanır. Biz, sevgili Şambra, baş kaldıranlar olacağız.

Adamus