Ah o incir var ya o incir!

Ah o incir var ya o incir, ne karşı konulamaz, büyülü bişeydir o! İlk tanıştığımız günden beri bana yaşattığı his budur ve değişmedi.
Lezzet, koku, zerafet, ses her şeyi bir başkadır. Kabuğu bile başka bi lezizdir.

Bazı ülkelerdekinin kabuklarından kurutulup bir çeşit (şamanik) marakaslar bile yapılıyor. Son zamanlarda piyasada oldukça çoğaldı ve dolayısıyla da ucuzladı. Hatta ritm gecelerimiz için ben de almıştım, bi tane de hediye geldi geçenlerde.

Çok bilinen bi atasözümüz de var incir hakkında: Ocağına incir ağacı dikmek!

Tabi herkes bunun anlamını bilir 🙂 Bilir de bilhassa müşahade etmiş midir bilinmez. Ben bu atasözünün fiziken ne olduğunu defalarca gördüm. Bu incir ağacının kökleri fecidir, duvar, temel, beton filan dinlemez, patlatır geçer! Eh bu durumda ocağın(ev-yuva) kutsal bilindiği hayat için korkulu rüya olması çok normaldir.

Kökü böylesi anarşist olan bi ağacın meyvesinin bu denli baştan çıkartıcı, iç gıcaklayıcı olması hiç ilginizi çekmiş miydi bilmem.

A bir de, yaprakları ünlüdür hatta cenneten kovulmanın daha ilk başında sahneye çıkar. Nasıl mı? E tabi ayıp yerlerin örtülmesi için! Ki bu bizatihi Lilith’in günahı sebebiyleydi. (Havva’nın demedim çünkü sanırım o henüz yoktu)

Neyse gördüğünüz gbi incirin kökleri çok derine gider! 🙂

Otokontrol-2

Statik oyunun tanımını şöyle yapmıştı;

“Oyunumuzun adı OTOKONTROL; Dünyada ilk defa bir sitede denenecek olan bu oyunun patenti tamamen bana aittir;)) Oyun, etap etap oynanacak olup, her etap sonunda gelişmeler burdan bildirilecektir. Oyuna herkes katılabilir (üye veya değil) ancak; süreklilik açısından oyuna dahil olanlar oyunu sonuna kadar sürdürmelidir.
Haydi kolay gelsin…

ilk etapta sadece bir cümle ile istediğiniz herhangi bir konu üzerinde görüş bildirin. (sadece 1 cümle ve mantıklı olacak şekilde ) Cümleyi yaz noktayı koy gönder.

Etap2, Etap1 ile bağlantılıdır.”

Yaşasın Annem :))

Pazar günü çaldı telefonum.
-Kızım özledim ben seni.
“Çık gel o zaman anne. Ben de özledim seni.”
-İyi madem, geliyorum.

Öğleden sonra koca bir çantayla çıkageldi. Gözlerimin büyümesine engel olamadım sanırım.
“Hayrola, yerleşmeye mi geldin anne” deyiverdim.
-Uzun kalıcam bu sefer.
“Nasıl yani?”
-Fazla geliyorum değil mi, söylediği lafa bak şunun.
“Yok anne, aşkolsun, babam sensiz ne yapar, valla ondan dedim.”

Neyse, öpüştük koklaştık. Şöyle bir teftiş etti evi, beni… Hemen ele aldı kontrolü. Ne isterim, ne yerim diye sordu. Girdi mutfağa… Üç gündür de çıkmadı nerdeyse 🙂

İnsanın annesi gelince yaşı kaç olursa olsun çocuklaşıveriyor. En azından benim için durum böyle. Ben bir yayıl, bir gevşe, bir şımar… Eşek kadar olmuşum ne gam… Gak diyorum, ekmek, guk diyorum su durumları tam. Bir de işe gidip geliyorum ya, iyice bıraktım ipin ucunu… Bu gece; “Annecim yaaa, çay demler misin?” derken yakaladım en son kendimi… Aman Tanrım!!! Yaşasın annem durumları, eyvah annem durumuyla yer değiştirmek üzere… Annem, böyle böyle, özgürlüğümün kanına giriyor.

Her türlü rahatlığa alıştırılıyorsun önce, sonra da hoooooop bir bakmışsın kısılıvermişsin kapana… Tıpkı evlilik gibi…

Korktum mu ne 🙂

Küçük Prens’ten…….. Antoine De Saint Exupéry

……..Eğer size asteroid B 612 ile ilgili ayrıntıları anlatıp numarasını da bildirmişsem, bunu büyük insanların yüzünden yaptım. Bu insanlar rakamlardan hoşlanırlar. Onlara yeni bir dosttan söz ederseniz, asıl önemli olan şeyleri sormazlar size; hiçbir zaman “Sesinin tonu nasıl? En çok sevdiği oyunlar hangileri? Kelebek koleksiyonu yapar mı?” diye sordukları olmaz, “Kaç yaşında? Kaç erkek kardeşi var? Kilosu ne kadar? babası ne kadar kazanıyor?” diye sorar ve yalnızca o zaman onu tanıdıklarına inanırlar. Büyüklere deseniz ki: “Pembe tuğladan güzel bir ev gördüm, pencerelerinde sardunyalar, damında güvercinler vardı…” Bu evi gözlerinin önüne getiremezler. Onlara şöyle demek gerekir: “Yüz bin franklık bir ev gördüm.” O zaman haykırırlar: “Ne kadar güzel ev!”

Yine onlara deseniz ki: “Küçük prensin yaşamış olduğunun kanıtı şudur: Çünkü o çok hoştu, güleçti ve bir koyun istiyordu. İnsan bir koyun istiyorsa, bu, yaşadığını kanıtlar”, o zaman omuz silkip sizi çocuk gibi göreceklerdir. Ama, “Geldiği gezegenin adı asteroid B 612” derseniz, inanırlar ve artık sorularıyla başınızı ağrıtmazlar. Böyledir onlar işte. Onlara kızmamak gerekir. Çocuklar büyüklere karşı çok hoşgörülü davranmalı……………