Altın ve Yaratıcılık

Altın, dünyamızda hep önemli bir maden olmuştur. Hem toplumsal mutabakatımızla ilgili hem mitsel iletilerde, hem de kimyasal bileşimler olarak bakıldığında ilginç bir durum ortaya çıkıyor.

Örneğn homeopatide altın tuzları yaratıcılıkla ilişkilendiriliyor, gümüş tuzları ise tutarlılık anlamına geliyor. (Olimpiyatlar ya da başka yarışmalarda birinciye altın, ikinciye gümüş verilmesi bir tesadüf değilmiş, demek ki atalarımız yaratıcılığı tutarlılıktan biraz üstün görüyorlarmış) Bu durumda çağlar boyunca altın arayışıyla ilgili öyküler insanlığın yaratıcılık konusunda eksikliğini ve açlığını ortaya koyuyor olabilir.

Sümer yazıtlarından yola çıkarak Anunakiler kurgusunu geliştiren Zekeria Sitchin’in teorisini bu gözle irdeleyecek olursam; atmosferi yırtılan Niburu gezegenini (Marduk)tedavi etmek için gereken ilaç altındı. Ve bu maden yalnızca Dünya gezegeninde bulunuyordu! Ve onlar gelip dünyanın beşyüzbin yıl boyunca karnını deştiler ve kendilerine gereken altını gezegenlerinin şifalanmasına kullandılar.

Peki bu durumda dünya yaratıcılığını biraz yitirmiş, Niburuya (tanrılara) kaptırmış mı oldu?

Dünya için bu yerine konulabilir bişey midir, yani eskiden altını nasıl yaptıysa belli zaman içinde bunu yeniden üretebilecek midir? Yoksa tanrılara kaptırdığı altının peşine mi düşmeli?

Nibiru’nun 32 ismi:

 Eski çağlardan itibaren astronomide Planet-X’in pekçok ismi mevcuttur. Sümerler gezegeni “12. Gezegen” veya “Nibiru” (geçen gezegen olarak çevrilebilir) olarak isimlendirmişlerdir. Babilliler ve Mezopotamyalılar 3 isim daha kullanmışlar: “Marduk”, “Cennetlerin Kralı” ve “Büyük Cisim”. Eski çağ yahudileri yıldızların arasındaki uzun yörüngesi sebebiyle ona “Kanatlı Dünya” demişlerdir. Mısırlılar iki isim kullanmışlar: “Apep” veya “Seth”. Yunanlılar “Typhon” ismini koymuşlar ayrıca yazılı olarak çok sık geçen “Nemesis” ismini de kullanmışlardır. Diğer eski uygarlıklar “Göğün Lordu Şiva” ve “Yıkım Tanrısı” ismini kullanmışlar. Eski Çin halkı “Gung-gung”, “Büyük Siyah” veya “Kızıl Ejder” ismini kullanmışlar. Finikeliler “Büyük Phoenix”, Yahudiler “Yahweh”, Mayalar “Göksel Quetzalcoatl” veya “Tzoltze ek'”. Nibiru Latince “Lucifer” olarak kullanılmış. İncil’de 8:10-12 kısmında “Wormwood” olarak geçer. Diğer isimler ise: “Kırmızı veya Mavi Yıldız”. Ramala’da “Fiery Messenger” olarak geçer. “Büyük Yıldız” olarak İncil’de sözü edilir. “O’nun Yıldızı” olarak Edgar Cayce değinmiştir. “Büyük Kuyrukluyıldız” ve “Kıyamet Kuyrukluyıldızı” olarak Grail’in mesajında geçer. İlk çağlara ait ingiliz yazılarında “Shipton Anne”, “Kızgın Ejder” olarak geçer. Güneş Sistemimizle ilgili en son bilgilere göre “X”, “10. Gezegen” olarak isimlendirilmiştir. NASA tarafından “2001 KX76” ismi verilmiş, bu isim daha sonra “Ixion” olarak değiştirilmiştir.

http://www.bluepoint.gen.tr/nibiru2.html

Sümer ve Tek tanrılı dinler

Sümer kayıtları ve Zekeriya Sitchin’in faraziyeleri ile birleşen Niburu miti konusunda ben de biraz hayal ürettim. Neticede yazılı kaynak öncesine ait hemen her şey mitlerden, iç görülerden ve hayallerden ibaret değil mi?

MÖ.2000 yılları
civarında Soddom ve Gommoranın yokedilmesi ve ardından yükselen radyoaktif
bulutun 24 saat içinde tüm sümer şehirlerini cansız olarak yere sermesinden
sonra tüm tanrılar dünyayı terk ettiler, muhtemelen o sırada dünyaya zaten
çok yaklaşmış olan Niburuya yani evlerine döndüler bir kısmı ise dünya
çevresinde gözlemci olarak kaldı. Zaten uzun zamandır Niburunun atmosferi
artık düzelmişti, altına gerek de kalmamıştı.
Tüm tanrılar gittikten sonra dünyada yalnızca Enki’nin oğlu Marduk kaldı. Ve
yıkılan medeniyetin yeniden yeşermesi için büyük bir gayret gösterdi, bunun
sebebi dünyanın köleleştirilmesi için düzeltilmeye ihtiyacı olmasıydı!
Gelelim sizin tahminlerle bu hikayenin nasıl bütünleştiğine…
MÖ.2000 yıllarına kadar insanlar bilfiil tanrılarla birlikte yaşamakta, onları
görmekte, kudretlerine şahitlik etmekteydiler. Yaptıkları savaşlarda
Tanrıların fiili yardımlarını (silah, bilgi) almaktaydılar. Dünyanın büyük
tanrısı olan Enlil gitmeden önce yetkisini yarı tanrı (insan kızı ile tanrı birleşmesinden olma) İbrahim’e verdi ve
daha sonra da onu ve Musa’yı uzaktan destekledi; çünkü insanların ruhsal
gelişiminin bilgi seviyesi altında kalmasını onaylamıyordu
. Şüphesiz ki
yeğeni Marduk’un insanları teknolojik bilgiyle donatıp ne yapmak istediğinin
farkındaydı. Son bir gayretle, Musa kanalı ile  “somut tanrı” kavramını dünyadan
çekti ve ulaşılmaz (soyut)bir tek tanrı(göklerde) oluşmasını sağladı.
Marduk ise dünyada kalan son tanrı olarak sanırım bu duruma çok bozulmuştur!
O da bütün gayreti ile tek tanrılı dinlerin yozlaşması ve iktidar kovalayan
guruplar haline dönüşmesi için uğraştı ve başarılı da oldu.
Benim dikkatimi ilk baştan beri çeken başka bir durum daha var; Tanrı UTU…
Utu, Enlil’in torunu yani ünlü İnanna/iştar’ın kardeşidir. Enlil ve Enki
arasında oluşan anlaşmazlıklar ve savaşlar, dünyada yönetim
değişikliklerinden hiç etkilenmemiş bir tanrıdır, tarafsızlığı ve Anu
tarafından değeri şüphe götürmez, güneş tanrısı olarak literatürde yer
almıştır. Görevi ise büyük uzay gemilerinin iniş kalkış platformlarının
kumandanlığıdır. ( ve baştan sona 450 bin yılda bu hiç değişmedi). Ana
pentaonda bulunan beş büyük tanrıdan (anu, enlil, enki, Ninhursag ve İnnana) biri
olmamasına rağmen, gerek insanların gerekse büyük tanrıların dua/yaptırım
metinleri mutlaka UTU’ya bir mehdiye ile biter. Bu benim dikkatimi çekiyor.
İçime doğan ise UTU’nun şamanlar ile yakın bir ilgisi olduğu yönündedir.