Satranç ve Ruh

satranc-siyah-beyaz

Satrançta insan zekası şartlı refleks veya alışkanlıkla açıklanmayacak bir özellik gösterir: yaratıcılık. Büyük satranççıların, çok satranç oynamak sonucu, bir çeşit otomatizm kazandığı ileri sürülmüştür. Büyük satranççı değişik satranç pozisyonlarına şartlanmıştır ve fazla düşünmeden en uygun hamleyi bulur; bir diğer deyişle oynadığı yüzlerce oyunun izleri belleğinde kalmakta ve o bir kompüter gibi belleğine baş vurarak en uygun hamleyi bulmaktadır. Gerçi satrançta pratik yapman önemi yadsınamaz, ancak unutmamak gerekir ki, satrancı çok oynayan herkes büyük satranççı olamamaktadır; nitekim bir insan çok konuşmakla hatip, çok şiir okumakla şair, çok keman çalmakla besteci de olamaz. Büyük satranççı için satranç teorisi ve geçmiş oyunlarda kazanılmış deneyimler elbette gereklidir; fakat bunlar yetmez Bir mucide de çalıştığı alandaki teorik bilgiler gereklidir, bir bestecinin elbette teorik müzik bilgisi olmalıdır, ancak bu teorik bilgiler “yaratıcılık” yolunu açmaz. Büyük satranççının hamlelerinde icada, keşfe, resim, heykel, ve beste yapışa, şiir, roman vb. yazışa benzeyen bir yaratıcılık vardır. Bütün yaratıcılarda ortak olan yön, geniş bir hayal gücü sayesinde gizli kalmış olanakları bulup çıkartmak ve bu yolla dünyayı değiştirmektir. Bir bilim adamının bir laboratuarı ve yeteneği bulunur, yapacağı keşif büyük ölçüde bu iki öğeye bağlıdır. Benzer olarak satranççının önünde pozisyon ve ruhunda yetenek vardır; en iyi hamleyi (veya satrancın şiiri denilen hamleyi) başlıca bu iki faktör belirleyecektir. Diğer faktörler, örneğin katılımla kazanılmış kişilik, duygular, tecrübe ve çevre de tabii rol oynar. Fakat bilim ve sanat alanında da görüldüğü gibi, büyük satranççılar diğer faktörler kendilerine karşı olduğu zaman bile, özel yetenekleri sayesinde turnuvaları kazanabilir.

Curielerin kötü laboratuarlarla, Bethooven’in kulakları ile savaştığı gibi, gerçek satranççılar da bir kere oyuna başladılar mı hiçbir şeyden etkilenmezler. Tabii gürültü hariç. Tüm dünyada satranç turnuvaları büyük bir sessizlik içinde yapılır. Seyirci turnuva salonuna alınmaz ve oyunları, binanın dışına asılmış büyük manyetik panolardan izler. Satrançta yenilginin tek sorumlusu oyuncunun kendisidir; kazandığında tek kahraman kendisi olduğu gibi. Satranç tek kişilerin yönettiği ordular arasında bir savaştır. Oyunun başında her iki tarafta eşit şansa sahiptir ve elinin altındaki kuvvetin başkomutanı durumundadır. Karşı tarafın yapması olası pek çok hamle vardır, fakat gerçek savaşta olduğu gibi her olasılığı değil, en olası olasılığı düşünerek hareket etmek gerekir. Çünkü zaten bütün olasılıkların sayısı düşünemeyeceğiniz kadar büyüktür.
Devamını oku “Satranç ve Ruh” →

Nedensellik Üzerine Bir Tartışma

Nedensellik konusu üzerine düşünülmesi gereken ilginç bir konu. Bugünlerde kafama takılmış durumda.

Şimdi nedensellik dediğimiz şeyi açıklamakla başlayalım. Basitçe neden sonuç ilişkisi olarak tanımlanabiliyor. Ama neden ve sonuç ne demektir? İkisi birbirini gerektiren tanımlar olduğundan birini tanımlamak yeterli olacaktır. Bu konuda tam sonuca varabilmiş değilim.

Örneğin A olayını gözlediğimiz “her seferinde” “bir süre sonra” “mutlaka” B olayı gözleniyorsa A, B’nin nedenidir diye tanımlanabilir. Ama bu tam olarak neden sonuç ilişkisini göstermiyor. A’nın B’yi “ortaya çıkarması” gerekiyor aslında. Bu tanım için de derine inmek işleri zorlaştırıyor. Ama bizi zor korkutamaz .

Bir örnek alalım. Mesela yüksekten bırakılan taşlar aşağı düşerler. Aşağı düşmek bir sonuç olduğuna göre bunun nedenini araştıralım. Yerçekimi! (taşı bırakmamız da bir sebep elbette ama es geçelim şimdilik). Güzel… Şimdi yerçekimi birşeyin “sonucu” olmak durumunda. O halde onun da bir nedeni var. Maddelerin graviton saçmaları(?)… Hmm şimdilik fena gitmiyoruz ama maddeler neden graviton saçarlar? İşler karışmaya başladı. (Hipotetik cevaplar vereyim) Quarklar arası belli bir etkileşim nedeni ile saçıyorlar diyelim. Peki neden quarklar bu şekilde etkileşir? Eee sıktın ama deyip kafaya bir tane geçirmenin sırası sanırım . Benim sorunum da burada başlıyor. Bu neden-sonuç ilişkisini sonsuza kadar götürebilir miyiz? Sonsuza kadar gider mi? Yoksa bir noktada nedensiz bir sonuç mu doğar? Doğanın sonsuzları sevmediğini ve sonsuza pek elverişli olmadığını düşünürsek bir noktada nedensizlik söz konusu olmak durumunda.
Devamını oku “Nedensellik Üzerine Bir Tartışma” →

Rastlantı Nedir?

Rastlantı Nedir?

Rastlantı sözcüğünü değişik anlamlarda kullanıyoruz. Anlamlarını birbirine karıştırarak tartışılmaya çalışıldığında da mantık hataları yapılıyor, tartışma sağırlar diyaloguna dönüşüyor. Ben de bu konudaki görüşlerimi kısaca özetlemek istiyorum.

Rastlantı kavramını iki farklı kategoriye ayırabiliriz: Nedensel Rastlantı ve Ereksel Rastlantı. Bu ikisi birbirinden gece ve gündüz kadar ayrı. Birisi nedensel rastlantıyı kastedip bir şey söylediğinde ikincisi ereksel rastlantı anlayıp yanıt veriyorsa, çok ciddi bir hata yapılıyor demektir.

Nedensel rastlantı

Nedensel rastlantı, ortaya çıkmasında belirli bir neden olmayan ya da bu neden her neyse tespit edilemeyen, bazı durumlarda tespit edilmesine pratik amaçlarla bir gerek görülmeyen olay demek. Bu durumda, nedensel rastlantıdan söz ettiğimizde de iki ayrı şeyden söz ediyoruz: birincisi, epistemik anlamda, yani bizim bilgimizin yetersizliği ya da ilgisizliği anlamıyla rastlantı ve mutlak olarak hiçbir nedeni olmayan bir olayın ortaya çıkması anlamında ontik (varoluşsal) rastlantı.
Devamını oku “Rastlantı Nedir?” →

Rus Ruleti

İki kişi, bir altıpatlar tabanca ile Rus ruleti oynamaya karar veriyorlar.
Bir tanesi, diğerinin de görebilecegi şekilde tabancaya YANYANA 2 gerçek mermi koyuyor. Sonra tabancanın topunu hızla çevirip mermilerin yerinin unutulmasını sağlıyor. Silahı kafasına dayayıp tetiğe basıyor. Silah patlamıyor. Tetiğe basıldığı için mermileri tutan top bir sıra ilerliyor.
Silahı karşısındakine veriyor.

Soru: Sıra kendisine gelen adam, tetiği çekmeden önce tabancanın topunu hızla çevirmeli midir, çevirmemeli midir? Niye?