Bilincime Rağmen Bilinçaltım!

Bilinçaltında neler olup bittiği çoğumuzun merak ettiği bişeydir ancak bunların açığa çıkması yani bilinçli alana katılması gerçekleştiğinde (rüyalar usulüne uygun biçimde analiz edildiğinde) çoğu kez “ben ama ben” diye dönüp duran sınırlı ve sancılı kişiliğimiz (ego) ortaya çıkanlardan pek de memnun olmayabilir. İşine gelmez. Burada hayatii soru şudur; kişide bu karşı durma basıncına göğüs gerebilecek, bütünlüğüne erme isteğini uygulamada tutabilecek kararlılık var mıdır?
Şahsi kanaatim şu ki, bu gerçekten de bir erk meselesi.

*

Rüyalarımın analiz edilmesini istiyorum çünkü  neden hala sevdiğim biriyle evlenemediğimi  öğrenmek ve buna ulaşmak istiyorum,
Yoga öğreniyorum çünkü neden hala güzel bir arabam yok buna ulaşmak istiyorum,
Nefes tekniklerini öğreniyorum çünkü neden babamla durmadan kavga ettiğimi öğrenmek ve onu yenmek istiyorum,
Reiki öğreniyorum çünkü neden en iyi işleri başkaları buluyor öğrenmek ve buna ulaşmak istiyorum,
BAK uygulamalarına katılıyorum çünkü neden dünyanın böyle berbat olduğunu öğrenmek ve dünyayı düzeltmek istiyorum,
vs vs böyle gidiyor…
İnsanlar bu eğitimleri özgürleşmek için değil inatla istedikleri şeyi elde etmek için aldıkları sürece, ne eğitimciler ne de katılımcılar için büyük bir yol kat edilemiyor, çok küçük kıpırdanmalar sağlanabiliyor ama bu da kimseyi tatmin etmiyor.
Kendimize pek de açık değiliz sanki, istermiş gibi yaptığımız özgürleşme acaba sadece bir perde mi?

Özgürlük Serisi

Hayatınızda şu an omakta olan her şey, özgürleşmekle ilgili diyor Adamus, belki inkar edebilirsiniz ama öyledir. Ve gülüyor ben de gülüyorum. Gülmek güzel şey tıpkı rüyalar gibi ağlamak gibi bizi hafifleten bi şey.

Adamus, özgürleşmenin şu sırada dünyadaki tüm insanlar için tek uğraşı tek mesele olduğunu söylüyor. Özgürleşmek tüm bağlardan ve tanrıdan özgürleşmek hatta RUH’tan özgürleşmektir diyor.
Özgürlük serisinin ilk konuşmasında şu ana kadar olmadığı kadar cesur! Tanrının man made yani insan yapımı olduğunu açıkça ifade ediyor ki Don Juan bize bunu tüm kanıtlarıyla sunmuştu daha önceleri.
Tanrıdan özgürleşmek bazı çevrelerce hoş karşılanacaktır ama ruhtan özgürleşmek? İşte bu kolay bi lokma değil, sanırım artık sadece dindarları değil spiritülleri de kaybetmeyi göze alıyor. Bu öylesine bi lokma ki bilimle uğraşan ve kendilerini her şeyin üzerinde gibi gören büyük bir kesimin bile yutamayacağı denli büyük.
Peki Adamus bu cesareti neden takınıyor şimdi?

Yoksa o da benim zaman zaman sorduğum şu soruyu mu duydu: “Nereye kadar?”
Bugüne kadar bunu bilmiyor muydu yani, on küsür seneden sonra birden mi malum oldu ona? Hiç sanmıyorum. (buna sonrageleceğiz belki)
Ruhun saflık ve masumiyet olduğunu, nerdeyse bir çocuk gibi olduğunu söylüyor Adamus, o halde Ruh bu durumuyla her şeyi bilen olamaz, bi sonrakini bilen de olamaz. Ruh senin sayende görüyor, deniyor ve öğreniyor. Eğer sonsuzca her şey onun tarafından denenmiş ve bilinmiş olsaydı bizim hayatlarımız bi hastalıktan ibaret olurdu.
Gustav Jung, Kırmızı Kitapta, kendi vizyonlarını hiç sakınmadan paylaşmış ve oradaruhl karşılaştığında onun bir çocuk olduğunu görüp şaşırmıştı, nasıl yani o müthiş dini eğitimler, devasa bir tanrı, aklından geçirirken korku ve huşu ile titrediği o ruh bir çocuk muydu yani? Jung’un bunu hazmetmesi epeyce zaman almış olmalı.

Aslında bu söylemi tamı tamına Maharaj’ın “ben o ben’im” kavramıdır. Zaten hatırlanacağı üzre Adamus her konuşmasına “ben o ben’im”diye başlar.

Bilinç enerjiyi uyarır, yönlendirir.(A)
Sanırım geçen sene bir BAK uygulamasında yeni bilincin yeni enerjiyle ilişkilerini görüp şaşıp kalmıştık.
Birazcık özgürlük, hiç özgürlükten daha berbattır (A)
Sebebi açık değil mi?
Örneğin Amerikadaki milyonlarca homeless özgürleştiler mi? İşleri, eşleri,aileleri,evleri, güvenceleri, sorumlulukları yok… Sanki canlarından başka kaybedecek bişeyleri kalmamış gibi görünüyor. O halde onlar özgürleşti mi?
Kendine teşekkür etmeyi ne zaman hatırlatacak diyordum Adamus için, yapmış. Hatırlarsanız ben bunu tüm ömrümde ilk defa bikaç ay önce akıl ettim! Ne kadar ahmak olduğuma kaç sayfa güleyim.
Neyse. Demirle ilgileneceğimi söylemiştim az önce,birden kendi dile geldi. Demir neden önemli çünkü demirciler diye bi kavram var tarihte, özellikle kuzey asya kültüründe sıklıkla rastladım. Şamanların bile saygı duyduğu bir kurum. Merak ederdim işte neden emir demiri kesmez diye. imdi dile geldi demir ve kendini şöyle tanıttı: ben birliğim :))) Öyle bi birlik ki emirle değil ancak 1535 derece ısıyla eririm. Ve yeni bir kalıba dökülürüm. Hangi kalıba? Eritenin “Niyetinin” kalıbına… hahahahaha Demek ki demiri emirle kesip ancak dört köşe binalar yapabilirsiniz.  Gevezeliğim tuttu yine:)

Özgürlüğe mahkumiyet

J.P.Sartre, insanoğlundan “özgürlüğe mahkum” olarak söz etmiştir.

Bu ifadesinde özgürlük, insanın kendisinin efendisi olduktan sonra kendisini yaratmaya mahkum olduğu ölümsüz bir korkunç son gibi görünmektedir. Hatta ünlü sinekler romanında kahramanını “kendiminki dışında hiç bir yasaya mahkum değilim” diye bağırtır.

Demek ki, kendi sorumluluğunu almak kolay bi şey değildir. Yoksa insanlar dış emirlere neden boyun eğsinlerdi!

Sartre’a göre dış yasaya mahkum değilsen özgürlüğe mahkum olursun. Ve belli ki bu onu çok korkutmuştu. Dünyanın tamamına yakınını da korkutuyor zaten.

Oysa bunu sevinçli bir oyun gibi, kendini önemsemeden, çocuk masumiyeti (ve gaddarlığı) ile yapabilirsin, çok kolaydır. Sadece hedef belirlemişler için irileşir, devleşir ve korkutucu hale gelir.

‎”kendi sandığına” objektif bakılamaz; bu pinokyonun canlanmasına eş bi durum. Bir bilgisayarın, programına hakim olması imkansız gibidir. Fakat herşey cümle sonlarında gizlice açık bırakılmış minik bir olasılığı(tohumu) işaret eder.

Don juan bu farkındalığın iki yolla yapıla/olabileceğini söylemişti, yanlış hatırlamıyorsam şu mealde bi şeydi; Ya iç konuşmayı tamamen susturursun ki bu durumda mutabakat rüyası  çöker, ya da kendini tonalle dolup taşırırsın, bu durumda mutabakat rüyası patlar! Bana göre çökmüş, patlamış fark etmez. Velakin burada önemli ve ortak tek özellik, her iki yöntemin de savaşçı kusursuzluğu ile yapılması ve ehil bir iz sürücü olmaktır. Yoksa rüya çök/patlayınca sonsuzluk ırmağında yitip  gitme olasılığın vardır ve ancak denetimli bir deli, çökmüş bir rüyayı sanki duruyormuş gibi seyretmeye devam edebilir, bunu içine sindirebilir.

Şaşı Bak Şaşır!

Anlayacak kadar yaklaşıp, yutulmayacak kadar uzakta duran ve her an mevcut seviyesinden bütünü kolaçan eden kazanır.
Oyun Kuramı-sa

    • Hanife Altuntas bütünü kolaçan ederken aman ola odaklanmayın, şaşı bakın şaşırın:)
    • Sibel Atasoy Şaşı bak şaşır çok hoştur ve aslında galiba depresyonun ilacı da budur, hekimlere ve muzdariplere nacizane bi duyurmak isterim.

      Hanife Altuntas işin ilginç tarafı, bize, bünyemize, ruhumuza iyi gelecek her şeye dair, genel bir toplumsal öteleme iteleme kabullerimizin olması.şaşılıkta, şaşı bakmakta bunlardan biridir mesela.şaşı olanlar bize bazı durumlarda komik gelir, çocukları eğlendirmek içinde şaşı bakarız bazen:)

      Sibel Atasoy Şaşırma edimi zaten bizatihi şifadır! Fakat biz şifamızdan bucak bucak kaçıp hastalığııza sığınırız, gerçekten çok tuhaf varlıklarız

      Hanife Altuntas şaka gibiyiz:)
    • Hürriyet Kalalı Özgürlük korkutur.
    • Sibel Atasoy Yaşamda kalabilme dürtüsü çok vahşi

Dönence

Evreler çok önemli, biz kendi merkezimizde dönenirken herşey de çevremizde sonsuzca döneniyor. Olaylar ve etkiler tekrar tekrar gelir  ve geçerler, belki bu sebeple “ne oldum değil ne olacağım de!” denmiştir. Onların her geçişi farklı bir derinlik algısına sebep oluyorsa insan kendi evrelerini boşa geçirmiyor demektir. sa

**

Her gün bi kere ölür, bir kere de doğarız güneşle ama yılda bir kez bütün bunların farkına varmak için özel bi gün. Doğum günleriniz… İster somut ister soyut, fark etmez.sa

**

Söylenebilecek her şey EKSİK olur (sebebi algının bir anda sadece belli açıyı görebilmesi),TAM bi şey söylenemeyeceği için her şey tam bir saçmalıktır. Tüm bilgilerin ifadesi saçmalıktır. O halde değerli olan tek şey (benim için); kendi deneyimlerini seyredebilmek ve bunu dışarı atacak çeşitli ifade yolları bulabilmekten ibarettir.

Eril ve dişil kabiliyetlerin birarada kullanılması esastır, başka türlü özgürlük ve kendilik kazanmak mümkün görünmüyor.