Sekse dair-1

Şuralarda (Facebook) iki yıldır geziniyorum da kimsenin hangi yemeği ne için yediği,ya da yemediğine dair hiç bi beyan ve anlaşmazlık görmedim. Öyleyse seks hakkında neden bu kadar gizli açık anlaşmazlık var anlamış değilim.Aslında sorun nedir gerçekten de merak ediyorum. Günaydıınnnn frekanslar, güneş tam gözümün içine girdi şu an 🙂

**

Yiyecek (seçiminden, hazırlanışından,tüketiminden, hazmından boşaltımına kadar tüm süreçleri) ile seks arasındaki benzerlikler ve farklılar nelerdir. Bence öncelikle benzerliklerden başlayalım. Herkes aklına geleni söylesin.

sa:Her ikisini de kadınlar seçip alılar ve eve getirirler, bazen de kocalarına sipariş ederler. (ben ucundan başlayayım dedim.)

gk: İkisi de iştahla ilgili.İkisi de bastırılınca hastalıklar ortaya çıkıyor.

sa: örneğin alış verişe açken gitmeyin diyor araştırmalar. Reklamlar da “açken sen sen değilsin” diyor. Astsolist tribi durumları da var. Peki yiyecekleri nerden nasıl alıyorsunuz, nasılseçiyosunuz, liste yapıyo musunuz önceden vs? bunlar çok önemli. Yemek pişirme aşamasına gelene kadar malzemelerin seçimi var, ben o kısmı daha çok önemsiyorum galiba.

gk: Koku beyin diyorum:)))Koku beyin olmasa yediklerimizden zevk almazdık,karşı tarafın feromonlarının da farkında olamazdık.Burun cinsel bir organ:))))

sa: Bu güzel bi nokta (hatta süper), yani yiyecek seçiminde dikkate aldığın tek unsur bu mu?

gk: Güzel kokması lazım.İştah koku ile ilişkili.Koku alamadığım durumlarda yemek yemeyi sevmiyorum.Saman gibi geliyor her şey:)))

sa: süper, velakin tüfek (parfüm-hay bat-may-ası fransızlar) icad oldu mertlik bozulmadı mı? bu durum nasıl aşılabiliyor? Ya da aşılabiliyor mu?

Ne işi var meranın burda demeyin şimdi, azıcık düşünürseniz bi ilgi bulabilirsiniz-ben buldum walla): Geçenlerde benim için müthiş aydınlatıcı olan Alıç Ağacıyla Sohbet kitabını gözden geçiriyordum ve gözüm meralarla ilgili bölüme takıldı. Yazar, meraların mümkünse bi kaç tane olması ve sırayla kullanılması gerektiğini söylüyor ve burada çok önemli ve hayati bi nokta olduğunu hatırlatıyor şöyle ki; meranın içindeki ot ailesi, belli bir orana ulaşılıncaya kadar yenirse ve sonra kendi haline bırakılırsa kendini kolayca yenileyebiliyormuş. Oysa belli bir oranın üstünde yenilirse artık bir daha bütünselliğini yeniden yapılaştıracak imkanı kayboluyor ve o mera zaman içinde ölüyormuş!

ha: seçimde benim için en önemli kriter- ve sanıyorum biçoklarımız için de- taze olması.bunu da renginden, görünüşünden anlarız, bi de elleriz mıncıklarız orasını burasını.yani, rengi tam da olması gerektiği gibi olacak, ne ham ne de çok beklemiş, bozulmaya yakın olacak. ben olgun seviyorum mesela:)

Sadece görünüşüne aldanıp eve getirdiğimiz sebzeler ve meyveler de var elbet. bir de bakıyorsunuz ki ne tadı var ne de tuzu.dünya kadar para verip aldığınıza mı yanarsınız, yemeğinizin berbat olduğuna mı?:)

sa: Doğru, zaten bi de çağdaş(!) dünyada yiyecekler hep ambalaj içine konuldu, kokusunu filan alamıyosun, mıncıklayamıyosun. Sadece reklamlerdaki kadınların erkeklerin ve çocukların ağızlarını şapırdatmalarını görebiliyosun. Bu durumu nasıl aşıyorsunuz?

ha: ben mümkün mertebe pazara gitmeye çalışıyorum.pazarcılarla kavga etme pahasına dokunarak koklayarak yapıyorum alışverişimi.alışveriş merkezinden almak zorunda kaldıysam da olası sonuçlarını hesaba katarak pişirme aşamasında yapacağım yemeğe daha fazla tat lezzet katmaya çalışıyorum.

sa: Peki internetten alışverişe ne diyorsunuz, örneğin ben bazen internet pazarlarından alışveriş yapıyorum. Senin deyişinle ne koklama ne mıncıklama ne de görme duyuları yok orda velakin ben yine de başka duyu organlarımın işin içine karıştığını ve beni pek yanıltmayan alışverişler yaptığımı biliyorum (deneyimlerden)

ha: internet alışverişi esnasında hep biraz endişeli oluyorum ben sanki.belki de duyu organlarımın önemli bir kısmı işe müdahil olamadığındandır bu.ama sonuçta bu alışveriş seçeneğinde canımı sıkan birşey yaşamadım hiç.geçenlerde ikinci el bir …kitap almıştım/k.onu elimde tutarken nedense hiç tanımadığım sahibinin onu ilk satın aldığı andan itibaren uzun bir yolculuğa çıkardı beni.tanımlamalar işin içine girmese dahi bir şekilde o kişiyle aramda enteresan bir bağ oluştuğunu hissettim nedense.
-gerektiği kadar devam edecek,siz de yiyecek seçme yöntemlerinizi bi zahmet edip yazıverin yorumlara lütfen-

Koku sezgiyle bağlantılı mı?

Koku konusuna zaman zaman dönüyorum çünkü onun sezgi dediğimiz gerekçesi açıklanamayan bilişe olanak sağlayabileceğini sanıyorum. Belki %100 etki edeni değilse de yoğunluklu sebebi olabilir. Daha önceleri de değindiğim gibi koku alma kabiliyeti kadınlarda daha gelişmiş durumda , onların sezgi konusunda da daha iyi olduklarını gözlemleyen araştırmalar mevcut. Yani aralarında böyle bir paralellik var koku ve sezginin.

Şimdi arasam belki bulabilirim, eski yıllarda günlüğüme not düştüğüm bazı önermelerim de vardı koku hakkında. Örneğin parfüm kullanmanın görünmeyen hedefinin “saklanmak” olabileceğini söylemiştim. Görünen sebep güzel kokmak ve bu sayede pozitif ilgi çekmek olsa da, geri planda -bilinçsiz biçimde- gerçek benliğin saklanmak istemesi yatıyor olabilir. Çünkü baskın bir koku ile karşıdakinin sezgisinde bir perdeleme oluşturuyor böylece onu beş duyuya mecbur bırakıyorsunuz. Olabilir mi?

Bekleyip göreceğiz fakat bu konuda sezgilerimin yanlış çıkacağını pek de ummuyorum, burnum iyi koku alır :)))

Aşağıda Dr Tarlacı’nın bir konuşmasından koku ile ilgili kısmı alıntıladım:

Şimdi size, 2007 yılına ait yeni bir bilgiden bahsedeceğim. Koku çok ilginç bir şey, bazı insanlar mesela parfüm uzmanları ya da şarap uzmanları, 5000’e yakın kokuyu ayırabiliyorlar. Koku algılayıcıları tam iki kaşınızın arkasında 2-3 cm derinde yer alıyor ve orada yaklaşık 1000 tane koku algılayıcısı var. 1000 tane koku algılayıcısı nasıl oluyor da 5000 tane kokuyu ayırabiliyor, buna şu ana kadar verilen bir yanıt yok, çünkü eski düşünceyle olaya bakılıyordu.

Nasıl oluyor bu iş? Mesela limon kolonyasını ele alalım, o 1000 tanenin içinden bir tanesini uyarıp limon kolonyası kokusu doğuruyor. Calvin Klein 900.ü uyarıyor diyelim, o da onun kokusunu doğuruyor, bunun cevabı bu şekildeydi eskiden; ama şimdi, yenilerde anlıyoruz ki, aslında cevap öyle değil.

1996’da, bir koku uzmanı olan ve kokular üzerinde araştırmalar yapan Turin, aslında koku almanın da kuantum mekanik bir olay olabileceğini öne sürmüştü. Ama o günlerde kimse buna dikkat etmedi, hatta bazıları güldüler, böyle bir şey olur mu, nereden atıyorsun falan diye. Aradan 11 yıl geçtikten sonra, çok haklıymış, çok doğru söylemişsin, pardon, yanıldık gibi şeyler söylendi. Koku almanın kuantum tünellemeleriyle çok sıkı ilişkisi olduğu kabul ediliyor ve tünelleme sırasında olan değişik titreşimlere bağlı olarak –bunun tabii, ayrıntıları var ama burada girmek çok zor– sadece 5.000 koku değil, eğer hatırlayabilirseniz 50.000 kokuyu bile farklı şekillerde algılayabileceğimiz söylenebilir.

Dr. Sultan Tarlacı

II. Uluslararası Parapsikoloji Konferansındaki konuşma: 24 Mayıs 2009- kısa alıntı