Bebek Adımları ile güzel enerjiye

12-19 aylık bebekleri bir oyun odasına alıp oyuncaklar filan koymuşlar ve habersizce videoya almışlar. Bebekler bir saatte ortalama 2400 adım atmışlar! Bu ortalama sekiz adet futbol sahası eder. Bu bazen 4000 adıma kadar da çıkıyormuş. Ben çok şaşırtıcı buldum 🙂

*

Çoğu koku araştırmacısı koku alma duyumuzun yalnızca koku moleküllerinin burnumuzdaki reseptörlere uyumluluğu ile çalıştığını söylüyor. Ama Dr. Turin koku moleküllerinin titreşim ve salınımlarının etkili olduğunu düşünüyor – tünelleme olarak bilinen bir kuantum etkisi.

Bu fikir elektronların burunlarımızdaki reseptörlerin bir yanlarından kaybolup diğer yanlarında belirdiğini ve bu işlem sırasında geride bir parça enerji bıraktığını söylüyor.

PLoS One’da yayınlanan bir makaleye göre insanların titreşimleri farklı ama şekilleri aynı olan iki molekülü ayırt edebiliyorlar; yani molekül şekli koku almada etkili olan tek faktör değil. Araştırmacıları bu projeye çeken şey ise doğada bilmediğimiz ne kadar kuantum hilesi olabileceği.

*

aktör ve aktrislerin beyin faaliyetleri, rollerine odaklandıkları sırada değişiyor. Bundan önceleri de defalarca bahsetmiştik hatta olayı dünya sahnesindeki rollerimiz için de metaforik olarak çok kullandım. Burada bilimsel araştırmaı da varmış:

*

Görünüşü bile iç ısıtıcı, üstelik çölün süsü gibi, gayet şık

Termal güneş enerjisi santralleri, güneşin enerjisini elektriğe dönüştürüyor. Burada elde edilen en büyük fayda, güneş ışınlarının bulunmadığı zamanlarda bile ısı depolama sistemlerinin bunların enerji sağlamasına imkan sunmasıdır. Uzmanlar, çevre dostu teknoloji açısından bu alanda büyük bir gelecek öngörüyor.
Her biri yüzlerce metre uzunluğundaki 800
Dahasııı varrr…

Devamını oku “Bebek Adımları ile güzel enerjiye” →

Kokularla bitmeyen işimiz!

“Tavşanların yüz milyon koku alma siniri olduğu hesaplanmaktaydı. Burnunu durmadan kıpırdatıp durması boşuna değildi. O burun sürekli olarak dalgalanan bir aromatik fırtınanın uyarıları altındaydı.” Parfümün Dansı
Aromatik Fırtına beynimde fırtınaya sebep oldu 🙂 Tavşanlar bu fırtınayı algılamakla kalıyorlar mı? yoksa bunu yaygınlaştırmak için çoğalıp durmaları bir mesaj mı? Her bir aroma yani belirli frekansta yayın yapan bi ŞEY, varlık alemi üzerinden kendilerini, bazen nazlı nazlı bazen bıçak gibi keskin veya bomba gibi sağır edici şekilde, ifade eden birer imza gibi görünüyor bana. Belki DNA mızın 4 ve 5. katmanları boyunca yayılan imza budur?
*
“Bir milyon kere daha yaşasan da ne fark eder ki? Hiç değilse bu seferkinin tadını çıkarabilirsin.”
“Hayattan kaçmaya adanmış bir hayatta eksik olan bir taraf var” der Alobar
Bunu şöyle açıklıyor; arzulardan arındığımızda nötrleşiriz evet bu sebeple acımız ve korkumuz da olmaz belki ama yaşıyor da olmayız bunda bir eksiklik var diyor 🙂 o da benim gibi pratik, şimdi yararına davranmaya ve zevk almaya inanıyor.Üstelik bunu yaparken saçmalama ve abartıyı kast etmediğini de ekliyor.
*
Arzu ettiği şeyi (ölümsüzlük) kaybedeceğini anladığında Alobar, birdenbire her şey değişmiş fırtına dinmişti, kurtulmuşlardı. O bunu şöyle açıkladı: Arzum eskisinden daha az değildi ama artık kendimi o arzuyla özdeşleştirmiyordum. Belki arzular bu yüzden insanlara felaket getiriyor. Onlarla özdeşleşince, onları fazla ciddiye alınca, yalnız hayal kırıklığına karşı duyarlığımızı artırmakla kalmıyoruz, ayrıca o arzuların serbestçe ve kolayca yerine gelmesini zorlaştıracak bir atmosfer yaratıyoruz.
Küçük mucizeleri kabul ettiğimiz zaman kendimizi büyük mucizeleri hayal edebilecek yeterlilikte hissederiz.
2016-02-10 09.49.08
 Aristo, Pan’a asap bozucu bir darbe indirmişti. Ondan sonra İsa çıkmış, neredeyse boynuzlarını yolmuştu onun. Şimdi de Descartes’in son vuruşu yaptığı söylenip duruyordu. Pan’ın eski güçlerinden geriye kalanlar da Mantık Çağında buhar olup uçmak yazgısıyla karşı karşıyaydı. Pan, bu yorgun ve görünmez haliyle, durumu tartışamazdı. Decartes’ın cenazesini duyunca marazi (ya da keçice) bir merak çekmişti onu buraya. (yıl 1666 dıydı)
*
“Normallik uğruna yaşlanmak çok pahalı bir bedel” Der Alobar
Fakat insanların bunu neden istediklerini galiba biliyorum.
*
K23 bileşimindeki K harfi Kudra’yı temsil ediyordu. Tıpkı pencesine inci kıstırmış ıstakoz gibi tutuyordu pancar yasemini avucunda. Ne eziyor ne de parçalıyordu. Pancarın yasemini kaldırışı, sağlam yapılı bir erkeğin bir balerini kaldırışını anımsatıyordu. Ve her ikisi de ağaçkavununun verdiği işaretle çıkıyordu sahneye. Sanki yasemin güzel bir tablo kolleksiyonuymuş gibi, pancar onu burun galerilerinde sergiliyor, yangına ve hırsızlığa karşı sigortalıyor, onuruna bir de parti veriyordu. Davetiyeleri postalayan da ağaçkavunuydu.
K23, halsiz düşmüş tanrı Pan’ın üzerine, yer yer incecik, yer yer ağır işlemeli bir pelerin atmış gibiydi.
Tebeşir devrinin sonlarına doğru çiçekler, dinozorlarin soyunu tüketti
2016-02-14 11.58.26
 “Beş duyumuzdan belleğe en yakından bağlı olan, koku almadır. Koku en eski anılarımız için bir kanaldır. Bu arada insanı keyiflendirir, hayal gücünü körükle, düşünceleri biçimlendirir, davranışı değiştirir. Geçmişle en güçlü bağımız, geleceğe olan yolculuğumuzda en sadık yol arkadaşımızdır. Tarihöncesi, tarih ve sonraki yaşam hep onun alanıdır. Koku pekala ebediyetin simgesi olabilir.”
Doğduğumuz zaman bir rüya çorbasının içinden çıkarız.
Öldüğümüzde rüya çorbasına gerisin geri batarız.
İki çorbanın arasında, geçilecek kuru bir alan vardır.
Hayat, bir sevkiyattır. PD
Onu olabildiğince ilham verici, sevinçli, şefkatli, sağlıklı ve uzun yapmaktır asıl uğraşımız.
Rüya çorbası, tekil değil çoğuldur aslında ve kent şifacısı pek takılmaz çorbalara çünkü bilir ki kaç hayat tarzı varsa o kadar çeşit hatta belki daha fazlasıyla çorba çeşidi vardır. Robbins’in dediği gibi; rüya çorbası, belki düzinelercesinin arasından o ölünün kendisi için seçtiğiydi. O sebeple gezgin şaman ikinci cümleye odaklanır; yani “kuru bölge denen hayatı olabildiğince ilham verici, sevinçli, şefkatli, sağlıklı ve uzun yapmaya…”
“Kahramanlar şüpheciler gibi geri çekilmek yerine hayata doğru ilerlerler. Hayat çoğunlukla maddeseldir. Maddesel şeylerin de keyfini çıkarmak epey kahramanlık gerektirir. Maddesel şeyleri toplayıp biriktirmek, gerçi yüzeysel ve yararsız bir çabadır; ama bu tür şeylerle gerçek bir ilişki kurmak, hayatla ilişki kurmaktır ve dolayısıyla da ilahi olanla ilişki kurmaktır.” der Robbins tıpkı gezgin şamanın felsefesinin oturduğu kaide gibidir bu ifade. İlişki sağaltımı; zihin&beden, insanlar, durumlar ve insan, madde ve ruh, insan ve doğa arasındaki ilişkiler bağlamında iyileşmedir. Bu sebeple Hawaii şamanlığı kendisini kısaca ilişki sağaltıcı olarak görür.

Koku tattan önce gelir,

Koku tattan önce gelir, tatsa mide ağrısından önce. sa

Şimdi, yeşil sivri biberi alıyorsun, çok taze ve güzel GÖRÜNÜyor. İştahla ısırıyorsun, gerçekten güzel ve tatlı. üçüncü ısırmada bi koku gelip yalayıp geçiyor,acı biber kokusu! Bi daha ısırırsan ağzına acı tat geliyor. Devam edersen başına hoşuna gitmeyen şeyler gelmeye başlıyor. Sen bunlar konusunda şikayet edebilir veya tanrıdan geliyor diye kabul sunabilirsin, böylece sorumluluunu almayı istemeyebilirsin. Veya kokuyu ilk aldığında yönünü çevirir, kendine güvenmeyi, kendi tanrısallığını/üstatlığı takınmayı seçebilirsin.

Metaforları da biberleri de seviyorum 🙂

*

  • Turan Erdal Ama bir üstat “aci olsa da fark etmez” demeliydi diye düsünüyorum, cünkü onun icin aci-tatli kavrami duygusallik olmasi gerekir.
  • Sibel Atasoy hahahahahaha üstatlık aptallık değil. Velakin başka bi amaç için bile bile denetimli delilik yapabilir tabi, bu da dışarıdan hiç anlaşılmaz; koku mu almıyor, kendine mi güvenmiyor yoksa denetimli delilik mi yapıyor
  • Turan Erdal Tabii ki, eger “iyi” “kötü” diye tepki vermis olsaydi, degerlendirmis olacakti, o zaman da müdahale etmis olacakti
  • Sibel Atasoy evet sadece saygıyla ve doğallıkla yolunu değiştirdi.
  • Turan Erdal Bu nasil olurdu?
  • Sibel Atasoy Şunu da belirteyim (kısıtlı görümle); insanların hepsi aslında üstat fakat bunu takınmayı bir takım sebeplerle erteleyebiliyorlar, bunların başında kontratları geliyor, AN/KAN/İZAN bütünlüklerinin çeşitli aşamalarda devam eden konratları.

Kısa kısa

İstediğiniz şeyi/nesneyi zihinde tuttuğunuz takdirde evren ona zaten sahip olduğunuzu çıkarsıyor olabilir. Biz zihindeki şeylere gerçek demiyoruz ama daha üst bi noktadan hepsi “gerçek”olarak algılanıyor olabilir.

Gülen D Unutmak….Çok istediğini unutmak …Es kaza yaptığımda pat diye karşıma çıkıyor ve beni şaşkına çeviriyor .”Ah” diyorum “Evet ben bunu gerçekten istemştim bir ara, bir anlığına ama unutmuşım” Ne komik , ironik 🙂
Sibel Atasoy evet aynen. Zihinde evirip çevirmek yerine, bütünlüğümüzün ihtiyacına çekilenleri şaşkınlıkla seyretsek sanki daha sevinçli oluruz.

**

Bişeyden kokusunu(esans) çıkardığınızda, dokusunun nasıl birdenbire ortadan kaybolduğunu anlamak için ressam şirine (iki bölüm) derinlemesine bakmak lazım.

**

Beyindeki hücreler, kendi değerlendirmelerine göre bedeni korumaya çabalamaktadırlar. Milyarlarca yıllık geçmiş zaman bilgilerinden yararlanarak, kaçılması gereken durumlarda korku sinyali devreleri oluşturarak sahip oldukları bedeni güven altına almayı temel görev bilmektedir. Hücreselliğimizi ve onların bizleri nasıl sahiplendiklerini bilirsek, onlarla etkileşime geçerek, daha rahat ve huzurlu yaşanacak şekilde onların davranışlarında değişiklikler yapabiliriz.(Tıklayınız)

**

Çömez yaraşıklı düşmanın edimleri sonucunda ya parçalanır gider ya da köklü bir değişime uğrar. cc

Sekse dair -3

Konu başı için tıklayınız

sa: Kimileri iki dakikada üç kap yemeği yer bitirir, kimi bi saatte bitiremez. Kimisi yemeğin ortasında doydum der, tabaklarda bi sürü yemek artar! Kimi son lokmayı bi türlü alamaz, doydum da doydum diye tutturur. Kimi önceden iki bardak su, bi bardak kola devirdiği için yemeğe yer kalmaz. Onlar tuvaletle yakın arkadaş olurlar. Kimi sofrayı toparlamaz, tüm bulaşıklığı ve üstüne üşüşen sinekleriyle o sofra saatlerce ortada kalır. Kimi daha çatalınızı kenara bırakamadan önünüzden tüm yemek kanıtlarını toplar. Kimi de durun yahu aceleniz ne bi keyif sigarası içelim der. Bütün bunlar seks için de geçerlidir.

Kimileri yaw elde ne var bi bakalım diye dolapları açar malzemelere bakar,ne istediğine dair bedenini yoklar ve mevcut malzemeden en sevdiği lezzette yemeği pişirmeyi becerir. Kimileri öyle olmaz abi der, yemek programlarının müdavimi olur, falanca şefin, filanca ustanın programlarını seyreder de seyreder (oturduğu yerde zevk almaya uğraşır<) bi türlü mutfağa giremez. Kimileri bu işler bildiğiniz gibi değil tantirirk tantirik takılın der, kimileri de bununla ilgili ekstra uzuvlar satmaya çalışır,insan yerine robotler koyacak kadar ileri gider, hattabu malzemelerin en tutucu olduğu sanılan ülkelerde en iyi ciroyu yaptığına dair söylentiler dolaşmaktadır.

Hayat o kadar basit ayrıntılarda gizli ki insan buna inanmak istemez çünkü işi karmaşıklaştırmak yoluyla kendini mühimsemeye uğraşır. Şu yemek-seks konusunu bitirebilirsek eğer (ki cılkı çıkmadan asla başka konuya geçmeyeceğim) yürüme konusunu ele alacağım aklınız şaşacak 🙂

Av: Aklıma “hatır için çiğ tavuk yemek” lafı geldi..:-)) Kimi ayak üzeri atıştırır,kimi çok özenli ve görkemli ritüel eşliğinde yatıştırır açlığını..Kiminin ki doyurmaktır karnını diğerinin ki gözlerini doyurmaktır..Kimi için hayat ve yaşamak, …yemek içindir,kimi için yemek, hayat ve yaşamak içindir..Kimi bir lokanta camından seyreder yutkunurken yemekleri,diğeri o lokanta masasında beğenmez tabağındakileri…Ve gözü hep köşebaşında ki lahmacuncudadır…;-) Dünya bir büyük restauranttır sonuçta..Herkese ve dilediğince “yemek” var..Yeter ki istemeyi,seçmeyi ve şükredip bedelini ödemeye hazır olalım…

sa: Harika bi özetleme olmuş teşekkürler. Şükretme işi de önemli bi konu. Örneğin bizler yedikten yani doyduktan sonra şükrederiz ama hristiyanlar açken ve peşinen… Neden acaba

sa:  Örneğin ben taşı bile yiyecek bi yol bulurum, yemek ayırt etmem velakin tek şartım, o yemeği yaptığı işe aşık birinin pişirmiş olmasıdır.

ha: hıristiyanlık tarihi yüzlerce yıl süren kıtlık ve açlık dönemleri yaşamış.belki de önlerinde yemek olması bile onlar için bir şükür vesilesi..müslüman toplumlar biraz daha “tok” ve garantici belki de.

sa: kesinlikle katılıyorum. Bizim yaşadığımız coğrrafyalar hep güzel iklimler olmuştur, üstelik göçebe olduğumuz için yiyeceklerimizi de kendimiz sayarız, dolaştırıp dururuz. Yani açlık çekmedik. Ve bu sebeple de gerçek bi devrim yapamıyoruz, belki de ihtiyacımız yok. Neyse konu kaymasın

Bu işe neden bu kadar taktım biliyo musunuz arkadaşlar? İşi yapmayı beceremeyenlerin açlıklarının, konuyla alakasız her fikirlerinin, laflarının içine (kendilerinden habersiz) sızan ve pek fena kokan seks enerjisinden bıktım usandım artık!

ha: fena halde bıktığın belli çünkü ben seni neredeyse ilk kez bu kadar bi konuda ısrarcı gördüm. hadi arkadaşlar, pamuk eller cebe o zaman:)

sa: Bi eve giriyosun her yer değişik değişik yemekler kokuyo, bi apartmana giriyosun her kapıdan bi yemek kokusu fışkırıyo. anladık cinsellik pek önemli. Ancak tüm hayatımızı işgal etmeli mi yani, başka koku alamayacak mıyız? Bi eve girince çiçek kokmayacak mı, bi apartmanın önünden geçerken sevincin kokusu alınamayacak mı? Eğer yeme alışkanlıklarıyla seksin birbirine hiç benzemediğini düşünüyosanız lürfen onu da söyleyin (sebepleriyle lütfen)

ha:bir de, her evin kendine özel bi yemek kokusu vardır ve farklı her hangi bir şey pişse de o baskın koku hep evin içindedir. seks konusunda yeni deneyimlere arada sırada göz kırpan ama bu konuda ki geleneksel ve kendine özgü tutumunu terketmekten kaçınan birinin kokusu olabilir mi bu?

sa: İlginç bi yaklaşım

ha: yemeğin sofraya kadar geliş macerasını da ben cinsellik anlamında manidar buluyorum.Malzemeleri özenle seçmek, mutfağa getirmek, yıkamak, ayıklamak, bu esnada bir kadeh şarap yudumlamak, her bir malzemeyle konuşarak, meşkederek pişirmenin h…er aşamasında aşk ve tat katmak bazılarımızın olmazsa olmaz yöntemiyken, bir kısmımızda neredeyse ayaküstü sayılabilecek tarzda iki dakikada malzemeleri üstüste atıp yemeklerini hazırlar ve hazırladıkları süreden daha az bir zamanda da yutuverirler..ben diyorum ki, bu bahsettiğim iki ayrı yöntem, ön sevişme konusundaki tutumlarımızla örtüşüyor mu acaba?

av: Yemek konusuyla benzeşmediğine dair görüşgelmedi şu ana kadar..Kimbilir belki yemek hazırlığındadır varsa öyle düşünenler..:-) Bence sadece yemek değil,insanın bir çok konudaki tavırları ele verebilr seks hakkındaki düşünce ve eylemlerini…..Biri bütündür hayat..Seks onun dışında değildir.Düşündüğümüz ve düşlediğimiz gibi de olmayabilir her birey için..Herşey de olduğu gibi öncelikleri farklıdır insanların.Çünkü algılarımız farklıdır.İş görme biçimi bile eleverir kişiiyi.Bu yemek hazırlama,seçme ve yeme biçimi olabileceği gibi diğer şeyler de olabilir..
Bence kritik olan seksin kişi hayatında ana yemek mi,ara sıcak mı yoksa yemeğe keyif veren sos mu ? Olduğuna dair alınacak cevaplardır..

sa:Madem azıtmamı bekliyosunuz bi ucundan başlayayım: Küçük bi kasabada güzeller güzeli bi kız varmış. Evi nerdeyse her gün bir taliplinin ziyaretine uğrarmış, zenginler nüfuzlular başta gelirmiş velakin kız bunların hiç biriyle değil gösterişsiz bi terziyle evlenivermiş. Herkes (tüm talipler) üzülmüş ama iş bitmiş artık. terziyle bizim kız sessiz sakin şahane bi hayat yaşamışlar derken terzi ölüvermiş. Velaki kadın hala güzel mi güzelmiş. Eski yeni bi sürü talipli yeniden ümitlenmiş, sokağı yol geçen hanına dönmüş. Kadının yaşlıca bi kapı komşusu varmış, bi gün bizimkini kenara çekmiş “kızım bunlar seni rahat bırakmaz, dile düşersin, gel şunlardan birini beğen de başın bağlansın” demiş. Kadıncağız da buna boyun eğmiş, bi tanesine evet demiş evlenmişler, gerdek gecesi, kadın güzelce hazırlanmış yatağa girmiş, kocasını beklemeye başlamış. Adam bi türlü hazırlıklarını bitiremiyor neyse bitirip yatağın önüne gelmiş, çıplak pazularını şişirip kadına göstererek “baaak, bunlar o terzide var mıydı?” kadın sessiz seyrediyor “baaak şu sırtımdaki kaslara bak bunlar o terzide var mıydı?” sessizlik. “baaak şu baldırlara, şu şunlara bunlaraaa bunlar var mıydı o deyyusta? Neyi üstündü onun” deyince, kadın gayet sakin cevap vermiş “o şimdiye kadar seni beni büker(!) üstüne de iki takım elbise dikerdi” demiş.

ha: )))))))) süper valla.anladım ben onu:P

av: Terziyi seçme nedeni ne ola ki…?

ha: çok iyi yemek(!) yaptığı için:)

sa: Zaten fıkra diyemeyeceğim buna, hayat dersinin sonunda kadın cevabı vermiş: “terzi -şu senin gösteriş ve kendini kıyaslama, hazımsızlıkla geçirdiğin zamanda-beni büker üstüne de iki takım elbise diker” diyor. Yani bu cümleyi iyi inceleyin derim çünkü kadının beğenisi tek bişey değilmiş.

ha: tam zamanında, yerinde, mış gibi yapmadan, kusursuz bir savaşçı gibi davranıyor terzi.

av: Yani terzinin “iş görme” biçimidir,tercih edilen…O terzi yemeği de güzel yapardı,mesleğini de..Veya güzel demesek bile,kadının tercih ettiği biçimde diyelim buna..

sa: Süpersiniz.

sa: Kusursuz bi savaşçı, tam gerekeni gerektiği anda yapan, ne güzel söylemişsin. Azıtmaya devam ederken bi dağ çığlıkçısı aradım velakin yoktu! piyasada aslanlar var: http://www.akilli.tv/video/196468/Aslanlarin-Sex-Hayati.aspx Çok tatlılar 🙂

sa: 1000 tane arkadaşım var burada(facebook) ve gördüğünüz gibi üç gündür davet üstüne davet yaptığım bu konuyu sadece dört kişi konuşabiliyoruz. Diğerleri aşk, mevlana,melekler, kelekler,sevgi-özellikle sevgi, cennetler ve her tarafında seks kokan şarkı videolarıyla devam ediyolar 🙂 Olsun ne yapalım gerçeğimiz budur ve ben tüm bu durumları anlayışla sevgiyle karşılamaya devam ediyorum. Velakin artık içinde yer almayacağım. LÖK diye söyleyeceğim her yayınladıkları şeyin içindeki kokuyu. Bu sebeple bundan çekinenler bir an önce beni arkadaşlıktan çıkarsınlar böylece ne yayınladıklarını görememiş ve söyleyememiş olurum.

Dörtmüş pardon. Eğer kişi sayısı gece onikiye kadar ona tamamlanırsa ültümatomumu(!)geri çekeceğim :)))