Bir Başka Gerçekliğe Giriş – 2

Daha önce bahsedilen “benlik” (ego) tanımına göre, yeni bir gerçekliğe uyumlu olacak bir şekilde yeniden yapılandıracak alıştırmaların tekniklerini açıklamaya başlayabiliriz;

Ölümün Farkındalığı
Genelde tüm çağdaş toplumlarda bireysel benliğin ana “yapmalar” dan biri Ölümün yadsımasıdır. Genç yaşlarda ölüm bize unutturulur, her ne kadar bu unutma bilinmeyenden kaynaklanan korkuları yatıştırsa da yaşamın büyülü doğasını unutmak bunun bir yan etkisi olarak karşımıza gelir.
Bu “yapma” lar arasında, hayat sigortası satın alma, kendi cenaze masraflarını taksitlendirip ödeme gibilerini sayabiliriz. Yakın geçmişte hristiyan kilisesinin cennette arazi satışı gibi oldukça aşırı olayların da olmasına rağmen genelde her dinin amacı ardıllarının cennete gitmesi için gereken yolun tarif edilmesidir de diyebiliriz. Tabi bu yolda “ideal insan” olma dışında farklı algılanabilecek birçok uygulamanın da olduğu aşikardır. Kiliseye veya başka bir dinsel kuruluşa bağışta bulunmak cennette bir yer ayrılması için verilmiş en kaba anlamı ile bir rüşvettir. Reenkarnasyon da, “bu sefer olmasa da gelecek sefer cennete gidebilirim” düşüncesi için iyi bir nedendir.
Ölümden korkan “benlik” tir, çünki ölüm bilinmeyendir ve hiçliği temsil eder. Ölüm yaşamın yok sayılması değil, benliğin yok sayılmasıdır. Yaşam ise ölümle beslenir; bedenimiz hayvan ve bitkilerin ölümü ile beslenir, tıpkı bizim ölümümüzün onları besleyeceği gibi. Ölümün farkındalığı, bizi canlı olarak benliğin sınırlarının ötesine taşıyabilecek tek yoldur ve varlığın farkındalığına açılan kapıdır.
Ölümsüzlük sıradan insanın başlıca “yapma” larından biriyse, bunun karşıtı olan “yapma-ma” ölümün farkında olmaktır. Don Juan’ın kullandığı şekliyle “büyüklenme” kendini önemseme anlamındadır ve kendimizi ölümsüz olarak hissetiğimizde oluşur. Bilinçli ölümlüler, kısa ve geri dönülmez zamanlarını yıkıcı çoşkulara heba etmezler ve her edimlerini bir meydan okumaya dönüştürebilirler. Her edimleri onların yeryüzündeki son edimiymiş gibi erkleri yettiği ölçüde kusursuzlukla ve tadını çıkararak yaşamayı şeçerler.

Asla şunları yapmayı seçmezler;
• bugün yapılacak işleri belirsiz bir yarına erteleme,
• kendine ait olan imajı savunmak,
• kendini nefret, kin, gücenme ve bayağılık hislerine kaptırmak,
• depresyona girecek ve derin acı çekecek kadar hayıflanmak,
• sabırsız davranma, yakınma ve yenilmiş hissetmek,
• her şeyi “çirkin” olarak görmeyi öğrenmek,
• sevgiyi bastırma ve onu ifade etmeyi yadsımak,

Ölümüm farkındalığı zihinsel bir kavram değildir, o bir beden bilinçliliği olayıdır ve öteki özün farkındalığının özelliklerinden biridir, ona yalnızca “yapma-ma” uygulamaları ile ulaşabiliriz.

Bir Danışman Olarak Ölüm
Ölümü bir danışman olarak benimsemek gündelik yaşam konularında, sıradan bir insana oranla, daha ölçülü, etkili, ve gerçekçi bir yaklaşım imkanı verir. Yaşamın sizi yıprattığı ve parçaladığı bir anda ölümü hatırlayın, bu şekilde durumun gerçekliğini daha doğru değerlendirebilirsiniz. Büyüklenmenin herhangi bir çeşidine düştüğünüzde, zamana ve kişiliğiniz üzerinde egemen olmaya başladığınız anlarda bu daha da önem kazanır; çok değerli bir şeyi kaybetmekte olduğunuzu hissettiğinizde, bir şeye gücenip intikam hissi ile yanıp tutuştuğunuzda, kortuğunuzda ve eyleme geçmekten ürktüğünüzde; bu anlar ölüme bakıp onun öğüdünü almanın tam zamanıdır. Ölümün yanında gündelik sorunların tamamının, en ağırının bile, hiçbir değeri olmadığını göreceksiniz. Yaşamaktasınız; ve ölüm hangi köşede saklandığını bilmediğiniz halde, her an sizi beklemektedir. Önemli olan tek şey budur.

İskeletin Uyandırılması
Bu çalışma tek veya grupla açık havada ve gece yapılmalıdır. Herkes tamamen hareketsiz ve gevşemiş bir halde ayakta durarak başlanır. Başta fark edilemeyecek kadar yavaş hareket etmeye başlayın, mesela bir parmağınızı oynatarak başlayın, daha sonra diğer parmakları, kolları ve giderek tüm bedeni ağır çekimdeymişçesine harekete geçirin. Burdaki en önemli nokta her hareketin fiziksel olarak farkına varmaktır.
Ayağa kalkar gibi hareketlerle önce yavaş gittikçe hızlanarak hareket edin, hereketlere uygun ritimde nefes alın ve hızlanmayı 15 dakikada doruğa ulaşacak şekilde artırın, süre sonunda duygusal boşalım anını bekleyin. Buna ulaştığınızda bunu vurguluyan güçlü bir çığlık koyverin. Bundan sonra şu ana kadar yapılanların tersini uygulayarak tamamen hareketsiz kalana kadar devam edin.
Bu süre zarfında bedensel farkındalığınızı geliştirerek bedeninizdeki tüm kemiklere yöneltin, tamamen kemikten ibaretmişiniz gibi hissetmeye başlayın.
Bir maymun gibi eller ayakların arasından yere değer durumda çömelin. İskeletinizin farkındalığını derinleştirin. Bir iskelet olarak, dünyaya merak ve şaşkınlıkla bakan bilinmez bir varlıkmış gibi hissedin kendinizi. Bu arada derin nefesler alın, ve iskelet olduğunuz hissi berraklaşana kadar çömelmiş durumda kalın. Bundan sonra çok yavaş hareketlerle önce ayağa kalkın sonra harket etmeye başlayın, üç adım öne, üç adım arkaya. Dünyayı bir iskeletin göreceği şekilde görmeye çalışın, diğerlerini iskeletmiş gibi algılayın.

… devam edecek …

Aki

Bir başka Gerçekliğe giriş – 1

Bir başka gerçekliğe girmek, bazı tekniklerin kullanılması ile olabilecek, sıradan insan için oldukça karmaşık sonuçları olan bir olaydır. Hazırlıksız olarak bu dünyaya giren kişilerde yaşanacak yoğun coşku, anlaşılmazlık ve korku, deliliğe açılan bir penceredir. Bu teknikler “Benlik” ve “Olağan Dünya” görüşünü yok edip sonra yeniden yapılandırmak için kullanılır. DJ bu teknikleri üç ana bölüme ayırır;

  • Ölümü Danışman olarak kullanmak
  • Kendini önemsemeyi bırakmak
  • Kişisel tarihi silip atmak

Bu tekniklere geçmeden önce anlaşılması gereken en önemli konulardan biri benlik’tir. İlk önce, benlik bir tanımdır ve olağan dünya görüşü ile doğrudan ilintilidir. Benlik, insanın kendini bilme, değerlendirme, düşünce ve davranışının kökenidir. Bazı bilimadamları benliği, alter (gerçek veya hayali bir şekilke kendimizi diğer insanlara karşı temsil etme şekli) ve ego (kendimizi algılama tarzı) olarak ikiye ayırmışlardır, bazıları da, ben (bireyin psikolojik kısmı, yaratıcı yanı) ve ego (sosyolojik yan, sosyal roller) olarak ayırmışlardır. Son dönemde ise benlik üç yönden araştırılmıştır;

  • benlik kavramı, kendimizi nasıl tanımladığımız başka bir deyişle bilişsel yanımız,
  • benlik saygısı veya özsaygı, kendimiz ile ilgili duygu ve değerlendirmelerimiz,
  • benlik sunumu, kendimizi nasıl sunduğumuz yani davrandığımız,

Benliğin oluşması yaşam boyu devam eden bir olgudur, yaşanan bir olay veya dışardan verilen bir eğitim olarak bilgi, önce zihinde değerlendirilir/yorumlanır, sonra ona bağlı olarak bir duygu ortaya çıkar, bu duygunun olumlu veya olumsuz olduğuna bilişsel çerçevemiz karar verir. Bu nedenle benlik hem istikrarlı hem de değişken bir nitelik gösterir. Hem içsel bir boyut, anılar ve şemalar gibi, hem de dışsal bir boyut, diğer kişiler karşısında takınılan roller ve davranışları içerir.
Bireyi birey yapan, diğerlerinden ayıran duygu, tutum ve davranışların toplamı “benlik” denilen kavramın içindedir. Benlik, insanın kendi benliğini anlama ve kavrama biçimi olup kendine verdiği değerdir. Buna göre diğer insanlarla olan ilişkileri biçimlenir. Mistiklerin dışında, bilimadamları da “İdeal Benlik” diye bir kavram ortaya atmışlar ve tüm insanları buna göre uyarlamayı görev edinmişlerdir. İdeal benlik “birinin nasıl olması gerektiğidir”, ancak çok açıktır ki bu kavram, en azından, zamana ve cografi bölgeye göre çok büyük farklılıklar taşımaktadır, o halde “ideal” olan biri 10 sene sonra olmayabilir veya Avrupada “ideal” olan biri Afrikaya gittiğinde artık ideal olmayabilecektir. Bir kavramı evrenselleştirmedikten sonra, pek de bir anlam taşımayacak, kimin için ve/veya ne için “ideal” sorusu devamlı gündeme gelecektir. Aslında “İdeal İnsan” fikri nerdeyse 2500 yıl önce Platon tarafında da düşünülmüş ve bir başka gerçeklikle açıklanmıştır. Platonun o zamanlar anlattığı “Mağara Örneği” şu anki konumuz benlik ve dolayesi ile bilgi ile doğrudan alakalıdır. Platon’un bu örneği antik çağlarda olduğu gibi günümüzde de geçerliliğini koruduğu için bir daha hatırlanmasında yarar var.

  • İnsanlar bir mağarada zincirlenmişlerdir. Yalnızca mağara duvarına vuran gölgeleri görür ve sesleri duydukları için bunları tek gerçeklik zanneder.
  • Aralarından biri zincirlerinden kurtulmayı başarır. Mağaranın dışına çıkıp diğer dünyayı görür, ışığa çıkış acı vericidir ve gördükleri anlaşılmaz şeylerdir.
  • Geri döndüğünde, bu sefer karanlığa giriş acı verici olur, hem ışıktan gözleri kamaşmış hem de bir başka gerçekliğin farkına vardığından sersemlemiştir, eskisinden daha da aptal bir durumdadır.
  • İçerdekiler, anlattıklarını hiç de hoş karşılamazlar, dillerinde bunları açıklıyacak kelimeler dahi yoktur, ve ne de olsa karanlık ve esaret rahatlıktır onlar için. Herhangi bir çaba gerektirmez. Işığa ve bir başka gerçekliğe bakmak ve onu kavramak ise cesaret ister.

Platon’a göre bilgi, duyuların algısı ile edinilmez. Bilgi “idealar” dünyasından derlenir.
İdeaları akıl yoluyla, akıl gözüyle görüp bilgilerini derliyebiliriz, bilgi almada duyusal algılarımızı karıştırdığımızda zorunlu olarak yorumlama mekanizması da devreye girer ki bu da saf bilgiye kendimizden birşeyler katmak anlamındadır. Bunun için de mağaradan kurtulmak ve dünyaya geniş bir açıdan bakmayı gerektirir. Platon’un bu görüşünün don Juan’ın duyusal verileri algılamanın, yorum katmadan yapılması gerektiği görüşü ile benzerliğine dikkat etmek gerekir.
İnsan, benlik tanımının içerdiği şey değil, ama, öyle olduğuna inanır, ve bu tanıma uygun davranır, yani benlik, sadece sözçüklerden oluşmuş sanki gerçekmiş gibi davrandığımız bir kavramlar/yorumlar yığınıdır. Benlik denilen tanımın içeriğinin aktif ifadesi, alışkanlıklardır ve sınırlarla tanımlanmış herşeydir. Biz, günlük yaşamın yapmalarıyız. Benliğin tek gerçekliğimiz olduğu ve sonsuza dek böyle kalacağına inandırıldık. Bir zamanlar biçimsiz/tanımsız olduğumuz unutturuldu.Yapma-mayı uygularken, bu tanımda yer almadığından, bunları olanaksız olarak düşünür ancak çalışma ile yapılabileceğini keşfederiz.
Gerçekliğin ve dolayesi ile benliğin yıkımı psikotik deliliktir. Burdaki “gerçeklik” olağan dünya görüşü anlamında öğretilmiş gerçekliktir. Sanrılanma, olmayan bir şeyi değil, olan bir şeyin algılanmasıdır, ancak olağandan farklı yorumlanması/düzenlenmesidir. Psikotik deliler normal insanların bilinçsizce zihinlerinden attıkları şeyleri algılarlar, bu durumda gerçeklik parçalanır ve benlik sürekliliğini kaybeder, sürekliliğini kaybeden benlik kesinlik duygusunu kaybeder ve kimlikle ilgili kuşkuya düşer. Benliğin özelliklerinin neler olduğundan emin değildir artık. Davranışın temeli benlik olduğundan ve bu da parçalandığından kişi düzensiz ve tutarsız görünür. Deli, savaşçı gibi ama denetimsiz bir şekilde yeniden yapılanma sürecine giren kişidir, alternatif bir varlık biçimi arayışı, normalliği red etmedir. Psikozlu delinin savaşçıdan farkı özgürlük hedefine varması için gereken erkin olmamasıdır.
Savaşçının özgürlük için benimsediği yol onu çıldırtabilir, ama bir savaşçı bunu kendini kaybetmeden gerçekleştirir. Don Juan’ın “denetimli delilik” dediği olgu budur. Burası açıktır ki psikozlular, deliliğe kendi seçimleri olmadan, denetleme güçlerinin ötesine dalarken, bir savaşçı benliğinin yeniden yapılandırma sürecinde uyumlu bir şekilde ilerler. Normalliğin azalması beraberinde enerji, denetim ve ölçülüğün artmasını getirir. Savaşçılar şasırtıcı ve giz dolu olan bu dünyayı gezinmek amacıyle kullanırlar.
Bir benlikle doğmadığımızı ancak bebekliğimizden beri bir benlik edinmeye zorlandığımızı anladığımızda bu sorunun büyük bir kısmını halletmışsiz demektir. Bu durumda benliği biçimlendiren biz olduğumuza göre onu silme ve/veya değiştirecek ve başka birini yaratacak olanağa da sahibiz demektir. Burdaki amaç yeni durumlara uyacak yeni bir varlık biçimi yaratabilmektir.
Bu tekniklerin hepsindeki amaç birleşim noktasını hareketi ve bu hareketin sağladığı özgürlüğün kabul edilmesidir. Ben dediğimiz şey “birleşim noktasının” belirli bir konumunur. Eğer birleşim noktasını hareket ettirebilirsek tanım değişecek ve dolayesi ile “ego” da farklı algılama seviyelerine uyum sağlıyacağı bir şekile bürünecektir. Gerçekte amaç “ego”nun kırılması veya yok edilmesi değil onun kemikleşmiş yapısının kırılarak farklı algılamaları kabul edebilecek düzeye getirmektir. DJ’nin benliği yok edip yeniden yapılandırma teknikleri mistiklerdeki gibi yok etme değil onu değiştirmedir. Mistik düşüncelerde ağırlıklı olmak üzere genelde felsefelerde “Benlik” (ego) kavramına pek de iyi bir gözle bakılmaz. Her zaman “Ego” ile alay edilir, onun varlığı küçültücüdür ve kırılması, mümkün olan en alt seviyeye indirilmesi gerekir, ancak bu şekilde mutlu sona ulaşılabileceği söylenir. Amaç birey olmamaktır, üst iradenin içinde erimek, yok olmaktır. Bu durumda özgür iradeye de karşı çıkılamadığı için aslında özgür iradenin sonucunun üst iradenin istediği olarak tanımlanır, kısaca benliği kırılmış mutlu insanın özgür iradesi mutlak iradenin aynısıdır. Burdan özgür iradenin olmadığı çıkarsamasının yapılmaması gerektiği de uzun uzun anlatılır, aksi takdirde özgür iradenin olmadığı bir durumda bireyin hiçbir şekilde sorumlu olmayacağı bilinir, ama sorumsuz bir varlık da istenmez nedense, hem sorumlu olunacak hem de serbest iradesi varmış gibi davranıp kendi iradesini kullanmayacak bir varlıktır istenen aslında, halbuki DJ bunun tam tersi varlığın tam anlamıyla özgürleşmesi için çalışmaktadır.

Aki

… devam edecek …

Michael Harner röp.3/4

Şamanist bakış açısına göre, çekip çıkarma şifacılığına konu olan hastalıklar nerden geliyor?
Şamanist bakış açısına göre, itibar edilse de edilmese de, tüm insanların bir de spiritüel yanı vardır. İnsan, kızar, kıskanır veya düşmanca bir tutum içine girdiğinde, sözlü veya bedensel olmaktan başka, bilmemesine rağmen, spiritüel olarak da zararlarlı etkiler açığa çıkar. Başka bir deyişle, eğer kişi şamanik prensipleri bilmiyorsa, başka kişilere spiritüel seviyede zarar verebilir.
Bir süre birlikte yaşadığım, doğu Ekvatordaki, Untsuri Shuar ve Jivaro kişileri bu davetsiz misafirleri “sihirli oklar” olarak tanımlamaktadır. Burda pek çok kan davası ve şavaş olmuştur, ve bazen şifaçı şaman kızdığı için öz disiplinini kaybederek güçlerini hesaplaşmak için kullanmaktadır. Yalnız ahlaki açıdan değil, aynı zamanda nefsini koruma açısından da bunun büyük bir hata olduğunun bilinmesi çok önemlidir. İnsanların o anda nasıl haklı olduklarını hissetmeleri önemli değildir, büyük, sevgi ve giz dolu evrenin temsilcileri olan spiritüel varlıklar aradaki bağlantıyı keseceklerdir. Bu, bizim şarj olabilen piller gibi olmaya benzer. Halen bir miktar erk’imiz var ve halen bir miktar zarar verebiliriz ancak artık bizi şarj eden güç kesilmiştir. Amazonda, buna çok şahit oldum. Şamanlar, kızgınlık anında, zarar verebilirler, ancak genellikle gönderdikleri her şey kendilerine geri gelmektedir, ve netice olarak yalnız kendilerinin acı çekmesine hatta ölmelerine neden olmaktan başka, yakın aile çevreleri de bundan feci şekilde etkilenmektedir.
Burdan, şamanın kişilere kızmaması gerektiğini çıkarmamız gerekmez. Yalnızca, bazı parametrelerin bulunduğunu ve disiplinini kaybetmemesi gerektiği anlamındadır. Birilerine kızabilir, ve sözlü olarak şiddetle bağırabilirsiniz, fakat aynı anda spiritüel yanınızı kontrol etmeniz gerekir. Fakat kendi nefsinizi korumak için, eğer acı çekmeye karşı deneyiminiz yoksa – özellikle buna karşı çalışmalar yapılmışsa – işiniz biter ve bir ihtimal ölürsünüz.
Eğer kavramı yanlış anlamadıysam, şamanlar insanların bütünlüğünü ve erkini düzeltir, sonra da bu bütünlük ve erk, insandaki yanlış giden herneyse onu düzeltir. Dolayısı ile erk doldurulmuş insan, kendini şifalama yeteneğine kavuşmuştur.
Dışardan bakan biri için bu sanki insanın kendi kendini iyileştirmesi gibidir. Fakat kendi kendini iyileştirme kavramı ruhları dışlar. Şamanik bakış açısına göre, bilsin veya bilmesin hiçkimse spiritüel yardım almadan yaşamaz. Kendi kendini iyileştirme dünyevi bir kavramdır, ve olabildiği sürece iyidir. İnsanların hastalıkları ile ilgili sorumluluk taşımalarını öğretir. Fakat aynı zamanda ölümleri ile ilgili sorumlulukları olduğunu da öğretir. Bu yaklaşım, insanların bütün yaşamları için sorumluluk yüklediğinden, herkesin ölüm anı için bir hatası olduğunu gösterir. Şamanist bakış açışına göre biz çok da önemli değiliz. Evrendeki en büyük olay biz değiliz. Şamanın daha mütevazi bir bakış açısı var, her ne kadar kendi kendini iyileştirme gibi gözükmesine rağmen bu aldığımız yardımla oluyor, ve tabi ki şamanın rolü bunu hızlandırmaktır.
Demek ki insan kendi kendini iyileştirmiyor?
Bu özel bir durum oluşturuyor. Bunu inkar etmek istemiyorum. Kendi kendine şifa dünyevi bir gerçekliktir, fakat bilinçli bir çabadır. Bu beynin bedene bağlı olduğunu kabul etmek gibidir.
Sıradan ve sıradışı gerçeklik arasındaki farkı anlatabilirmisiniz, özellikle ilaçları da dahil ederek?
“Sıradan gerçeklik” ve “Sıradışı gerçeklik” kavramları Carlos Castaneda ya dayanmaktadır. Sıradan gerçeklik herkesin idrak ettiği gerçekliktir. Duvarda bir saatin asılı olduğuna herkesin mutabık olduğu bir gerçeklik durumudur. Sıradışı gerçeklik ise şamanik bilince bağlı olan bir durumdur; bu, normal zamanda görmediğini değiştirilmiş bilinç durumunda görebildiğin bir gerçeklik durumudur.
Sıradan gerçeklik hemen hemen herkesin anlaştığı bir şeydir. Sıradışı gerçeklik ise kişiye özeldir. Sıradışı gerçeklikte edindiğin bilgiler ısmarlama elbise gibi tek’dir, herkesin aynı şeyleri algıladığı sıradaki gerçeklikte elde edilen bilgilere karşı olarak, diğer insanlar bunları tam olarak idrak edemezler.
Sıradışı gerçeklik deneyseldir; yani, insan onunla etkileşim içindedir, onu görür, dokunur, duyar ve hisseder. Şaman bu gerçeklikte yüreği ile görür. Sıradışı gerçeklikte, farklı insanlar için aynı olan birşey, yüreklerinde de aynı olmalıdır. Burda (sıradan gerçeklikte) aynı olan birşeyde duygunun ne olduğu önemli değildir; örnek olarak, bir şey odanın kapısı olarak görülür. Eğer şimdi rahmetli olan annemin bir resmini sana gösterirsem, senin ve benim bu resim hakkında aynı hisleri taşımadığımız görülecek. Ancak, “anne” kelimesini telafuz edersem, herkes tamamen olmasa bile çok yakın hisleri taşıyacak. Tamamen aynı olan şeyleri yürekten görmek, insanlara göre değişmektedir, çünki her insanın farklı bir kişiliği ve farklı bir yaşam hikayesi vardır.
“Sıradışı gerçeklik” terimi çok yararlıdır, çünki birilerine, ulaştığın bu dünyalara şamanik bilinç durumuyla girdiğini, hatırlatmaya izin verir. Düşüncelerimizi temizler. Senelerce, pek çok kişi şamanların dedikleri ile kafaları karışmıştı. “3 yıl boyunca bir yolculuk yaptım, o esnada bunlar şunlar oldu.” Şimdi, insan sıradışı gerçeklikte, başka bir yerde 3 yıllık bir deneyim geçirmiş, fakat sıradan gerçeklikte bu deneyim yalnızca yarım saat sürmüştür.
Kehanet ile ilgili ne söyleyeceksiniz?
Şamanizm ile ilgili çalışmalar kehaneti de kapsar. Bir sorunun cavabını bulmak için herhangi biri kendisi için veya bir şamanın onun için bu ruhsal seyahat yapabilir. İlginç olan şey tamamen yabancı olan bir kimsenin – şamanın, hakkında hiç bir şey bilmediği bir kişi – bir sorunun cevabını sorduğunda, şaman bir ruhsal yolculuk yaparak veya başka bir teknik kullanarak o kişinin yaşamı ile ilgili gerekli bilgilere ulaşır. Bu, herşeyin ruhlar tarafından bilindiği için olur. Şamanın yöntem dışında herhangi bir şeyi bilmesine gerek yoktur, yalnızca ruhsal bir rehberi olması yeterlidir.
Doktorlar ve hemşireler bu bilgiyi nasıl kullanabilir?
Bazen, gayri resmi olarak bizim kuruma “Şamanizm Üniversitesi” derim. Bunu, bizim en önemli amacımızın, şamanizmi bu dünyaya tekrar geri getirecek insanları eğitmek olduğunu düşünürüm. Bu kişilerden pek çoğu doktor veya diğer sağlık çalışanıdır. Şamanik çalışmalar esnasında öğrendiklerini kendi pratikleri ile nasıl birleştireceklerini, bu kişilerin bulmaları gerekiyor. Bunun için bir şablonumuz yok. Önümüzdeki yıllarda, sağlık personeli olan kişilerce bu yöntemleri kendi pratiklerinde nasıl kullandıklarını açıklayacakları geniş kapsamlı konferanslar olacağını ümit ediyorum.
… devam edecek …

Michael Harner röportajı 2/4

Ruhsal ele geçirme nedir?

Şaman bakış açısına göre travma geçiren biri ruhunun bir kısmını kaybetmiş sayılmaktadır. Ruh olarak kasdettiğimiz, bizim kültürümüzde yaşam olarak tanımlanan doğum anından ölüme kadar olan süredeki, bulunması zorunlu olan spiritüel öz’dür. Kaybedilen ruhun tedavi edilmesi için kullanılan teknikler ruhsal tekrar ele geçirme teknikleridir, ve klasik şaman metodu kayıp olan ruhun o kısmını bulup onu tedavi etmektir.
Batı dünyasında 8 yıl öncesine kadar pek çok kişi bu çeşit bir ruhsal tedavinin bir batıl itikat olduğunu ve geçerliliği olmadığını düşünüyordu, fakat şimdi bu değişmiştir. Bu değişimdeki ana neden “Ruhsal Ele Geçirme – Soul Retrieval” ve “Eve Geliş – Coming Home” kitaplarının yazarı olan iş arkadaşım Sandra Ingerman’dır. Yıllar önce, Santa Fe’deki şamanik çalışmaları esnasındaki kurs toplantılarında, çocukluğunda suiistimale uğrayan kadınlar, suiistimal esnasında kendilerini bedensel olarak bu durumdan bertaraf ettiklerinden bahsettiler. Bir şaman olarak Sandra hemen teşhis etti ki, bu durumdaki kişinin ruhunun bir kısmı bedeni terk etmiştir (eğer tamamı terketseydi ölüm meydana gelir) ve dolayesi ile mantıksal olan tedavi, ruhun kayıp kısmını ele geçirerek geri getirmektir. Böylece, çocukluklarında travma yaşayan kişilere ruhsal ele geçirme seansları yapmaya başladı, sonuçlardaki başarı inanılmazdı. Bugün, bu yöntem Batıdaki şaman şifacılığının önemli bir kısmıdır.
Gerçekten de, eğer bir grup insana “Aranızda kaç kişi ruhunun bir kısmını kaybetmiş olarak hissediyor?” diye sorarsanız, tipik olarak herkes elini kaldıracaktır. Kişiler, çok derinlerinde, bu sorunun doğal olarak farkındadırlar. Özet olarak, küçük bir travma dahi bir ölçüde ruh kaybına sebep olabilmektedir ve bu da düzeltilebilir.
Önemli bir diğer şaman tekniği de çekip çıkarmadır. Çekip çıkarma ruhsal bir davetsiz giriş ile ilgilidir. Olağan gerçeklikteki enfeksyonlar gibi, ruhsal davetsiz girişler de olabilir. Seytani bir ruhun girmesini kastetmiyoruz tabi ki. Daha çok ağaç bir eve karıncaların girmesi gibidir bu. Evinize karıncalar girmişse, bunların şeytan olduğunu söylemezsiniz, “Bunları dışarı çıkarmak istiyorum” dersiniz. Sağlıklı bir vucüda zarar veren şeyleri çıkarmak için şaman da aynı şekilde çalışır, davetsiz ruhsal girişleri bulur ve onları çekip çıkarır. Bu ruhsal alemde seyahat ederek yapılmaz. Bu dünyada, fakat değişik bir bilinç durumunda çalışılarak yapılır.

Şamanizmde farklı bir bilinç durumu nasıl sağlanıyor?

Şamanizmdeki farklı bilinç durumu dünyanın % 90’lık kısmında vurmalı çalgıların monoton sesi kullanılan bilinç değiştirme teknikleri ile sağlanmaktadır, bu vurmalı çalgı genellikle davuldur, ancak çubuklar, çıngırak veya başka estrümanlar da kullanılabilir. Bazı kültürlerde, ki bunlar toplamın % 10’u kadardır, şamanlar bilinç durumlarını değiştirmek için psikotrop maddeler kullanırlar.
Yerel psikotrop maddelerle tanışmam 1961 yılında Perudaki Conibo yerlileri ile katıldığım şamanik bir çalışmada oldu. Amerikaya döndüğümde ve artık “ayahuasca” temin edemediğimde tecrübelerime davul vuruşları ile devam ettim. Benim için sürptiz oldu amcak bu da işe yarıyordu. Aslında sürpriz olmaması gerekirdi çünki söylendiğine göre tüm dünyadaki şamanlarca davul kullanılmaktadır. Aslında şamanizmde her şey gerçekten işe yaradığı için kullanılmaktadır. On-binlerce yıldır şamanlar, zaman içinde en çok denenmiş, ruh, zihin ve yüreklerinden başka bitkisel ve diğer şifalandırıcı çareleri geliştirdiler. Sistem uzun bir zaman test edilmiştir. Eğer şamanik kültürlerin % 90’nında kullanılan teknikler aynıysa bunu önemsememiz gerekir, ve tabi ki bu teknikler işe yaramaktadır.
Eğer çekip çıkarma tekniğine geri dönersek; bu teknik farklı bir bilinç düzeyi ve hastanın bedenine farklı bir bakış gerektirir. Şamanik işlemlerden çoğu, seyahat etmek ve çekip çıkarma dahil, çok basit bir nedenle karanlık bir ortamda uygulanır. Şaman sıradan gerçekliği teşvik eden şeyleri – ışık, ses, ve diğerleri – çıkarmak ve görünmeyen gerçekliğe ulaşmak ister. Şaman, bedene bir röntgen cihazı gibi bakmayı öğrenir, hastalığı ve bulunduğu bölgeyi görerek böylece bu hastalığı çıkarır.

Ruh kovma gibi midir?

Ruh kovma, çekip çıkarma ile ilgilidir ancak aynı şey değildir. Şamanik bakış açına göre, spiritüel nedenlerle yapılan yolculuklarda orta dünyanın dışına çıkmak çok önemlidir. Eski zamanlarda, şamanların orta dünyaya seyahat etme nedeni, uzak diyarlardaki akrabalarının ne yaptığını görmek veya göçebe hayvanlara çobanlarını yerleştirmekti. Fakat bugün işlerimizin çoğu şamanların çok eskizamanlardan beri seyahat ettikleri Üst ve Alt Dünyalardadır. Şamanlar Orta Dünyadaki ruhları kullanmayı tercih etmezler, çünki onların çoğu sersemlemiş ve erkten yoksundur. Üst veya alt Dünyalara gitmekle şefkatli, güçlü ve bilge ruhlara erişilir.
Farklı bir şifa yöntemi uygulayan şamanlar yaşayanlara yadım ettikleri gibi ölenlere de yardım ederler. Bu tip şamanlara “psychopomps” veya ruhsal yol gösterici denir. Hatırlayın, şamanik bakış açısına göre, komada olduğunda ölü durumdasın. Şaman, komada olan bir kişinin ruhunu arayıp bularak onun geri gelmeye istekli olup olmadığına bakar. Şamanizm, insanları isteyip istemediğine bakmaksızın sıradan gerçeklikte tutmaya niyetli bir sistem değildir, çünki şaman bu gerçekliğin zorunlu olarak en iyisi olmadığını bilir. Komada olan kişinin ne istediğini öğrenmek için bir yolculuk yaparsın. Eğer kişi geri gelmek istiyorsa şamanın görevi onu geri getirmektir. Ancak geri gelmek istemiyorsa – daha açıkçası ölmüşse veya ölecekse – o zaman şamanın görevi onu Orta Dünyada başıboş dolaşması için bırakmamak yani hoşnut olacağı yere götürmektir.
O halde şimdi bu ruh kovma işine geri dönelim. Ruh kovma vakalarının çoğuna öldüğü halde burda, Orta Dünyada, kalıp da öldüğünü bilemeyen insan ruhları neden olur. Eğer insanlar ruhlarının bir kısmını kaybetmişse, veya erkleri zayıfsa, bu sersemlemiş ruhlara karşı bir çekim alanı oluştururlar ve bu istekleri dışında olur.
Şaman varlığa yol gösterir – öldüğünü anladığı anda ve onun kendi rızası ile – ve onu Orta Dünyanın ilerisindeki sevdiği kişilere kavuşacağı yere gitmesini sağlar. Bu işlem yapıldığında, artık o birine ait değildir, şaman onun eksik ruhunu ve erk bağlantılarını tamamlar böylece o artık bir bütün ve gelecekte ele geçirilmeye karşı savunmasız değildir.
Ruh kovma kültürler arasında küçük farklar gösterir, fakat temel ilkeler aynıdır. Umarım bir gün, bizim kültürümüz de, hastalıkların spiritüel yönünün tedavi edilme ihtiyacının olduğunu anlayacak ve şamanların sağlık personeli ile birlikte çalışmasına izin verecektir.

Sizce bunu niye şimdi yapmıyoruz?

Ne yazık ki, bilimin başlaması ile birlikte, biraz da Kiliseye karşı bir tepki olarak, can ve ruh’un gerçekliğinin olmadığı, dolayısı ile de bilimsel teorilerde göz önüne alınmaması gerektiğine karar verildi. Şimdi önsel olarak; diğer bir değişle ironik olarak, buna bağlılık ifadeleri 18. nci yüzyılda telafuz edilmeye başlandı. Aslında, bilim hiçbir zaman ruh’un varlığını çürütmedi. Şu anda, 21. nci yüzyılda ileri sürüyorum ki, inanca dayalı (ruhun olmadığı inaçı) bilimin terkedilmesi ve gerçek bilimsel uygulamaların yapılması gerekir, bu ise, hastalıkların pekçok farklı nedeninin var olduğunu kabul etmek demektir.

… devam edecek …

Michael Harner röportajı 1/4

Şamanik Şifa: Yalnız Değiliz
Bonnie Horrigan’ın Michael Harner ile röpörtajından çevrilmiştir.

Şamanizm nedir ?

“Şaman” kelimesi Tunguz dilinde, değişik bir bilinçle sıradışı gerçekliğe seyahat edebilen kişiyi tanımlar. Batı kültüründe yaşıyanlar bu kelimenin tam olarak neyi ifade ettiğini bilmedikleri için, kelimeyi bu şekilde kabul etmek yararlıdır. “Büyücü”, “Cadı”, “Sihirbaz” veya “Büyücü Doktor” kelimeleri kendi anlamları dışında, bir belirsizlik ve bir önyargı ile birlikte düşünülür. Her ne kadar bu kelime Sibiryadan kaynaklanıyorsa da Şamanizm pratiği ve uygulamaları yerleşimi olan tüm kıtalarda bulunmaktadır.
Yıllar süren kapsamlı araştırmalarının sonunda, Mircea Eliade “Şamanizm: Geçmişin Esriklik Teknikleri” kitabında, dünyadaki diğer tüm spiritüel geleneklerce desteklenen fakat şamanizmin tek olmayan, ancak en belirgin ayırdedici özelliği olan, değiştirilmiş bir bilinçle başka dünyalara yolculuk etmek olduğu kararına varmıştır.
“… bizim kültürümüzde, bir kişi zihin ve beden birliğinden bahsediyorsa onu aykırı biri gibi görme eğilimi vardır, fakat, beynin vucüda bağlı olduğu çok da heyecan verici bir düşünce değildir. Bu yüzlerce ve binlerce yıldır bilinen birşeydir. Bence, Şamanizmde en önemli olan, şamanın yalnız olmadığını bilmesidir. Söylemek istediğim, eğer bir kişi şefkatle diğer bir kişinin hastalığını iyileştirmek veya sıkıntısını hafifletmek için çalışıyorsa, rehber varlıklar (yardımcı ruhlar) bunun için alakadar olurlar.”
Şamanlar, yerel lisanlarda genellikle “görücü” veya “bilen kişi” olarak adlandırılırlar, çünki ilk elden deneyimlenen bir bilgi sistemi ile ilgilidirler. Şamanizm bir inaç sistemi değildir. Kişisel tecrübelere dayanan, şifa, bilgi edinme veya herhangi birşey için yol göstericidir. Dolayesi ile, eğer şaman yaptıklarından sonuç alamıyorsa artık toplumu tarafından önemsenmez. Pek çok insan bana şu soruyu soruyor, “Bir kişinin şaman olduğunu nasıl anlarsın?” Cevabım, “Çok basit. Başka dünyalara yolculuk yapabiliyor mu? Mucizeler yaratabiliyor mu?”

Şamanizm bir din mi?

Şamanist uygulamalar bir metodtur, bir din değildir. Pek çok kültürde dinsel yapı ile birlikte varlığını sürdürmektedir. Sibiryada, şamanizmin Budizm ve Lamaizm ile birlikte, Japonyada ise Budizm ile birlikte varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Şamanların genelde Animistik kültürde daha yoğun görüldüğü de doğrudur. Animizm, insanların “ruh” olduklarının varsayıldığı bir düşünce sistemidir. Böylece, şamanların şifa veya başka nedenlerden dolayı ruhlarla etkileşime girdikleri şamanik kültürlerde, insanların kendilerinin de bir “ruh” olduğuna inanmaları sürpriz değildir. Fakat şamanlar ruhlara inanmazlar. Şamanlar, ruhlarla konuşurlar ve onlarla etkileşime girerler. Yaşamak için bir evleri veya bir aileleri olduğuna “inandıkları” gibi, ruh olduklarına “inanmazlar”. Bu çok önemli bir çıkarsamadır çünki şamanizm bir iman sistemi değildir.
Şamanizm bir red etme değildir. “Biz tek şifa yöntemiyiz” demezler. Şaman şifa vermede, ruhsal manadaki şifacılığını, kişilerin tercihine göre bulunduğu toplumdaki bitkisel veya masaj gibi diğer teknikleri kullananlarla beraber uygulayan bütünsel bir yaklaşım sergiler. Şamanın amacı, bir tek kendi sisteminin doğru ve yararlı olduğunun ispat etmek değil, hastanın iyi olmasıdır.
Birçok kültürlerde şamanlara hizmetleri karşılığında hediyeler verilir, ancak, hastanın ölmesi durumunda alınan tüm hediyeler iade edilir, bu yöntemin bugünki sağlık hizmet maliyetlerinin göz önüne alındığında epeyi yardım edici ve övünmeye değer bir icat olduğu kanaatindeyim.
Benim görüşüm iki çeşit şamanik şifa yöntemi olduğu yönündedir. Biri medikal diğeri ise ruhsal.
Şamanlar bitkiler ve hayvanlarla olduğu gibi tüm tabiatla da konuşur. Bu bir metafor değildir. Bunu değişik bir bilinç durumuna girerek yaparlar. Bizim talebelerimiz bitkiler ile konuşmanın, onları şifalama için hazırlamada ne kadar faydalı olduğunu keşfettiler. Şamanlar bunu çok eski zamanlardan beri yapmaktadır. Zorunlu olmamasına rağmen onlar bitkiler hakkında pek çok şey biliyor. Örnek olarak; Eskimo şamanları bitkilere erişimleri ve dolayesi ile ilgileri yok ise de başka şeylerle çalışırlar. Fakat Amazonda; şamanlar pek çok bitkiyi ve bu bitkilerle ilgili pek çok destanı bilirler, bunları tabi ki bitkilerin kendilerinden öğrenirler.
Amerikadaki eski bir talebem, şifada nasıl kullanılacağını doğrudan bitkinin kendisinden öğrendiği bir pratik yol geliştirdi. Bu geliştirdiği yöntemin klasik Çin farmakolojisindeki, bitkilerin hangi hastalık için nasıl hazırlanacağı bilgisine ne kadar yakın olduğunu gördü. Almanyadan bir diğer eski talebem, mineraller üstünde çalışarak onların şifa için nasıl kullanılabileceklerini buldu. Bulduğu bu yöntemin ise çok eski zamanlardan beri Hindistanda kullanılan yönteme çok yakın olduğunu tespit etti.
Bu bizi çok önemli bir sonuca götürür: eskiden beri bilinen her şey; bilinebilecek her şey, ezelden beri şamanlarda zaten mevcuttur. Bunun için şamanlar birer kahin olabilirler; bunun için zamanda geriye gidip geçmişe bakabilirler. Disiplinle, eğitimle, çalışma ile ve ruhların yardımı ile bu bilgiler şamanlar için erişilebilir olur.

Hasta biri şifa için şamana başvurduğunda ne olur?

Örnek olarak; şaman hastanın problemlerini teşhis edebilmek için spiritüel bir seyahat yapar. Hastanın sıradan gerçeklikteki tanısının ne olduğunun burda önemi yoktur. Spiritüel ve sıradan gerçeklik arasındaki uyuşumun bire-bir olmasının da önemi yoktur. “Bu eşittir şu”, diyemezsiniz. Böylece şaman hastalığın spiritüel nedenlerini tanımlamak için şıkça yolculuklara çıkar, bu nedenlere göre tedavi yöntemine karar verir.
Şaman bakış açısına göre; yeterli erk sahibi olmayan kişiler hastalığa, kazalara ve talihsizliklere eğilimli olurlar. Bu bizim normal hastalık tanımlamamızdan farklı bir durumdur. Şaman, hastayı iyileştirmek için, kendi spiritüel güçüne bağlar. Bu spiritüel güç, spiritüel bağışıklık sistemine benzer birşeydir, fakat bu bire-bir eşitlik değildir, örneksel bir durumdur. Bu güç kişiyi hastalıklara karşı dayanıklı yapar. Eğer biri devamlı hasta oluyorsa, açıkçası, bu kişinin bir erk bağlantısına ihtiyacı vardır demektir. Hasta olmayan sağlıklı bir kişi bu erk bağlantısını sağlamak için bir esrime haline girmelidir, şamanın görevi ise bunu kendisi için yapamayacaklara yardım etmekdir.
Bugün bizim kültürümüzde, bir kişi zihin ve beden birliğinden bahsediyorsa onu aykırı biri gibi görme eğilimi vardır, fakat, beynin vucüda bağlı olduğu çok da heyecan verici bir düşünce değildir. Bu yüzlerce ve binlerce yıldır bilinen birşeydir. Bence, Şamanizmde en önemli olan, şamanın yalnız olmadığını bilmesidir. Söylemek istediğim, eğer bir kişi şefkatle diğer bir kişinin hastalığını iyileştirmek veya sıkıntısını hafifletmek için çalışıyorsa, rehber varlıklar (yardımcı ruhlar) bunun için alakadar olurlar. Tarafsız ve aileden olmayan biri veya cömert ve şefkatli olmayan biri –birden çok şaman olduğu zaman daha da iyi olur-, hastalık, ağrı veya ızdıraptan bir diğerini kurtarmak için yardım ettiğinde mucize gerçekleşir. Böylece büyük haber şu ki; şamanizm, beynin vucüda bağlı olduğunu değil, yalnız olmadığımızı söylüyor.

… devam edecek …