Vatanseverlik ve Vatan hainliği

Şu forumda kime sorsanız “vatanseverim” diyecektir. Vatansever olan hep biz oluruz. Elbette ortada bir “vatansever” varsa, bir de “vatan haini” olmak zorunda. Peki bu kimdir?

Elbette diğerleri! Bizim gibi düşünmeyenler, bizim gibi konuşmayanlar.

Daha önce benzer konular açmıştım -örneğin sevecenlik gibi- yine benzer konular var her yerde. Dindarlık gibi, gerçek müslümanlık gibi, ahlaklı olmak gibi.

Siyasi konular ne zaman çıkmaza girse ve iş bilgiden çıkıp kişisel duygulara, milli duygulara veya kısaca duygulara girse hemen yaftalarız karşı tarafı. “Vatan hainisiniz!!”

Kendisi nedir? Vatansever?!

Bu tanım da tıpkı diğer tanımlar gibi kendini var etmek için kullanılan bir söz. Kimde vatanseverlikölçer makinesi var da insanları hemen yaftalıyor bu terim ile.

Ama kolay. Diyecek bir şey kalmadı mı? Vatan hainisiniz dersin, haklı olduğunu düşünür bir de buna gerçekten inanırsın. Belki lise, üniversite yıllarında böyle şeyler söker de buralarda işe yaramıyor beyler bayanlar.

Sevecenlik

Yeni nesil pek bilmez, bir zamanlar İlhan İrem vardı. Ve İlhan İrem’in hayranları arasında bir sevecenlik tanımı. Bu da diğer her tanım gibi yozlaşmaya açık ve keyfi değerlendirmelerin esiri olmuş sevecenlik. Tıpkı birilerinin “gerçek Müslüman”, “gerçek ulusalcı”, “gerçek devrimci” veya “gerçek solcu” gibi tanımları kendileri veya kendi beğenilerine göre birilerine vermeleri gibi.

Sevecenlik de böyle bir hale gelmişti. Herkese göre farklı anlamı olan keyfiyete göre birilerini sevecen ilan edip birilerini de sevecen olmamakla itham etmeye başlamışlardı yok olmaya başlamadan önce.

Bütün tanımlar gibi o da yozlaşmıştı. Keşke sevecen kalabilseydik.

Ulusalcılık Nedir?

Ulus veya ulusalcılık doğru kişilerce ve doğru bir şekilde uygulandığında güzel bir şey. Fakat bu öyle suistimal edilmeye müsait bir kavramki, etnik veya inançsal bir baskı yöntemine her an dönüşebilecek bir potansiyele sahip.

Mesela bir ulusta olması gereken; azınlıkları, çeşidi, renkleri korumak olmalıyken çoğu zaman ayrımcılığa, tek tipçiliğe, aynı olmaya zorlanır.

Yurtdışı ulusal devletleri de konuşuruz elbette onları da örneklendiririz fakat gelelim Türkiye’ye. Bir sürü azınlık ve farklı inançlardaki insanlar ulusalcılık adı altında tektipleştirmeye, kültürleri, inançları yadsınmaya, yok edilmeye, baskı uygulanmaya maruz kalmıyor mu?

Bu tip davranışlar “gerçek ulusalcılık” anlayışına zarar vermiyor mu sizce? Zenginlikleri korumak yerine ötekileştirip sonra da kendileştirmek iyi bir şey mi kötü bir şey mi?

Hoşgörü

Nedir hoşgörü? Ve elbette hoşgörülü olmak…

Bu kelime bende önceleri olumlu bir anlam uyandırırdı. Aa ne güzel derdim, hoşgörülü olmak, hoşgörülü insanlar. Ama zamanla bu kelime bende olumsuz bir anlam yaratmaya başladı. Kim kime hoşgörü gösterme -sözde yüceliğine- lüksüne sahipti. Hoşgörünün temelinde olan şey rahatsızlıktır. Bir kimseden rahatsız oluyorsanız ona hoşgörü gösterisiniz.

Peki şimdi asıl sorulara gelelim. Bir insan bir insanın ırkından, cinsel yönelimlerinden, cinsiyetinden, dini inancından, maddi durumundan neden rahatsız olur? Ne hakla rahatsız olur da hoşgörü gösterir?

Hoşgörü değil durugörü istiyorum. Zaten kızmaya hakkınız olmayan şeylere bir de lütfedip hoşgörü göstermeniz sizi yüceltmiyor, küçültüyor gözümde.

Eğlence

Eğlence dediğimizde göreceli olarak kimine göre kahvede arkadaşları ile okey oynamak kimine göre disco/bar kimine göre gezmek kimine göre ise binlerce lira harcayarak bir şeyler yapmak.

Fakat alınan tat, duygu aynı. Ne kadar para harcarsanız harcayın bir başka kişiden daha çok eğlenemeyebilirsiniz. Bu içinizde olan bir duygu, basit şeylerden bile eğlenebileceğiniz bir anlayış.

Peki durum gerçekten buysa; bir yıl boyunca eğlence sektörüne harcanan para, emek, enerji ile yine bir yıl içinde 20 milyar insanın doyacağını biliyor muydunuz?

Dünyada aç insan olduğu sürece yüksek para harcayarak, enerji ve zaman harcayarak yapılan eğlenceler henüz daha insan evriminin tamamlanmadığını gösterir.

Yılbaşı eğlenceniz, neşeli ama ucuz olsun…