Self’le ilişki -devam

Yazının başlangıcı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=632

Jung, “Hiroşima Sevgilim” gibi bazı filmlerin içeriğine pek çok hastasının rüyalarında rastlamış ve diyor ki:

Bu filmlerin bilinçdışını etkilediği sanılabilirdi; oysa durum kesinlikle öyle değildi. Bilinçdışı, filmi kendini ifade etmek için kullanıyordu.

Kamuoyunu sadece manipüle eden yetkililer, ekonomik baskı ya da şiddet uyguladıklarında bir süre için halkın ruhunu etkileyebilirler. Ama bu yalnızca bilinçdışının bastırılmasıdır ki bu da kalabalıklar için, bireyde olan sonuçların aynını verir, yani ruhsal hastalığa yol açar. Çünkü bilinçdışını uzun süre bastırmaya yönelik bütün girişimler, içgüdülere aykırı olduklarından başarısız kalmaya yazgılıdırlar.

Bugün bireyselleşme sürecini tanıyabildiğimiz kadarıyla “self” her zaman bir gurup biçimlendirmeye eğilimlidir, bu da bir yandan bütün insanlar için bir duygu bağı, öte yandan belli bireyler için belirli duygu borcu oluşturmakla olur. Bu bağlar ancak self bütünlüğü tarafından kurulursa, gurur çatışmaları, kıskançlık ya da olumsuz yansımaların guruba sıçramıyacağı umulabilir.

Elbette bu, görüş farklarının ya da görev çatışmalarının olmayacağı anlamına gelmez, ama her bireyin her seferinde etkin bir şekilde geri çekilmesi, kendi selfinin yönlendirdiği pozisyonu bulmak için iç sesini dinlemesi gerekir.

… Ama tek bir birey kendi bireysellaşma sürecini tamamlamışsa onun çevresindekilere olumlu anlam bulaştıran bir etkisi vardır. Bu bir kıvılcım sıçraması gibi ve çoğu zaman da çok konuşulmadan, bilinçli bir amaç gütmeksizin olur.

… Mandala simgesinin aynı anda iki temel yönünden söz edilmekteydi. Mandala bir yandan eski düzenin yeniden kurulması gibi tutucu bir amaca, öte yandan da henüz olmayan bişeyi biçimlendirmek gibi yaratıcı bir amaca hizmet ediyordu. Bu ikinci yan birincisi ile çelişkili değildi; çünkü çoğunlukla eski düzenin yeniden kurulması aynı anda bir yeni yaratış olmaksızın yapılamıyordu. Yeninin içinde eski aynı zamanda daha yüksek bir düzeyde geri dönmüş oluyordu. Bu bir spiralin belli bir yönde geliştikçe durmadan aynı hizadan yeniden geçişi gibiydi.

… Böylece bilinçdışının çağımızda araştılışı bir kapıyı daima kapalı tutar. Bazılarının tercihiyle bir kimsenin kendi başına spiritüel bir gerçeklik olabildiği şeklindeki hayali ruhsal gerçek, kesinlikle dışlanır. Çağdaş Fizikte de Heisenberg’in “belirsizlik ilkesi” ile mutlak bir fizik gerçeklik bulabileceğimiz yanılgısı dışlanarakbir kapı kapatılmıştır. Ama bilinçdışının keşfi bu sevilen yanılgıların yitimini, önümüzde tahmin edilemiyecek kadar çok yönlü ve sınırları içinde tutulamayacak yepyeni bir gerçeklik alanını açarak gidermektedir. Bunda objektif araştırma ve kişisel etik serüven garip bir şekilde birleşmektedir. Bu  gerçeğin tanınması olasılıkla yepyeni türden bir “bilim” ortaya çıkmasına yol açacaktır. Çünkü o zaman duygu, moral değerlendirme işlemi artık dışarıda bırakılamayacaktır. Ama bu yeni alanın yolunun öğretilebilirliği görece azdır; çünkü bundaki birçok unsur biriciktir. İnsandan insana dille tam anlatılamaz. Burada da öbür insanların tam olarak anlaşılabileceği, onlara doğru olanın anlatılabileceği yanılgısına kapı kapatılmakta ama aynı zamanda onunla kıyaslanabilir bambaşka geniş bir alan, yani birçok tekil insanı etkileyen birleştirici işlevi açılmaktadır. Bugün egemen olan entellektüel gevezeliklerin yerini böylece psikenin gerçekliğinde olup biten anlamlı olgular alacaktır.

Jung-İnsan ve Sembolleri Kitabından özetleyen Sibel Atasoy

Self’le İlişki

…

Daha önce de işaret ettiğim gibi, bireyleşme süreci, başkalarının papağana benzeyen her türlü taklidini dışlar. Zaman zaman bütün ülkelerde insanlar içsel önderlerin temel dinsel yaşantılarını birtakın “dış” ya da törensel yöntemlerle taklit etmeye çalışmış, bu yüzden de “taşlaşmış”lardır. Büyük ruhsal önderi izlemekonun yaşamında sürdürmüş olduğu bireyleşme sürecinin tarzını kullanıp kopyalamak değildir. Daha çok onun başardığı gibi, aynı cesaret ve dürüstlükle kendi içsel yolunu izlemektir.

Bilinçdışının işaretlerini anlayabilmek için kişi kendini yitirmemelidir. Gerçekten de egonun normal yolda işlev görmeyi sürdürmesi yaşamsal önemdedir; çünkü ancak bilinçli bir insan olarak mükemmel olmadığımın bilincinde kalabilirsem bilinçdışının önemli içerik ve süreçlerini algılayabilirim. Ama bir insan kendisi ile evrenin birliği duygusunun gerilimini, o sırada yalnızca zavallı bir dünya yaratığı iken nasıl kaldırabilir? Bir yandan kendimi sadece istatistik bir sayı olarak algılarsam, yaşamımın hiç bir anlamı kalmaz. Ama öte yandan kendimi çok daha büyük bir şeyin sadece bir parçası sayarsam ayaklarımı sağlam basmayı nasıl sürdürebilirim? Bu içsel zıtlıkları içimizde birine ya da öbürüne düşmeksizin birlikte tutabilmek gerçekten çok zordur.

Kişi kendi bilinçdışının isteklerine uymaya çalıştığında yalnız kendine uygun olanı yapamaz, aynı şekilde sadece çevresinin isteklerini de yerine getiremez. Bu arada kendini bulabilmek için sık sık kendi gurubundan; örneğin ailesinden, eşinden ve öbür kişisel bağlantılarından farklı düşmeyi de göze almak durumunda kalır. Bunun sonucu olarak kimileri, bilinçdışını gözetmenin kişiyi toplum dışı ve bencil yaptığını ileri sürerler (ki bu bana aynen oldu-Sibel’in notu). Ama aslında öyle olmaz; çünkü burada daha az bilinen bir başka gerçek, yani self’in kollektif ya da toplumsal yönü oyuna girer.

Pratik bir bakış açısından bu etmen, düşlerini belli bir süre izleyen kimsenin, kısa zamanda çoğunlukla çevresindeki diğer kimselerle olan ilişkileriyle uğraştığını fark etmesiyle ortaya çıkar.

Düş yorumunun buradaki işi, kişinin hangi özel alandakiuygunsuzluğunun söz konusu olduğunu ortaya çıkarmaktır. (Buna özne düzeyinde düş yorumu denir)

…

Bu yüzden çoğunlukla ruhça birbirine uyan, aynı zihniyete sahip kişiler birbirlerini bulurlar ve bu guruplanış bütün dış toplumsal, örgütsel düzenlemelerden bağımsız olarak işler. Birleştirici unsur bilinen iliki, çıkar ortaklıkları değil, self aracılığıyla oluşan bir  bağdır. Böyle bir gurup başkalarıyla mutlaka çatışma halinde değildir. Yalnızca “özel” ve “başka”dır.

-devam edecek-

Jung-İnsan ve Sembolleri Kitabından özetleyen Sibel Atasoy