Seçimlerimiz, dönemeçlerimiz…

Bir sohbet üzerine Sibel Atasoy, “Sırıtkan Kırmızı Ay“ı okuyup okumadığımı sordu. 2000 yılında yazmış olduğu bir kitapmış. “Bir Kadını Öldürmek“i okumuştum Sıra “Laniakea” daydı.
Tesadüf olmayan tesadüfler sonucu mini tatilime giderken yanımda yeni kitaplar değil, “sırıtkan kırmızı ay” vardı 🙂
Kitaba başladığımda kıkır kıkır gülmeye de başladım. Sanki kitabı ben yazmıştım 🙂 Cümleler, anlam yüklemeler, sıfatlar, ne çok şey benzeşiyordu. Bu bana yabancı da değil, çünkü inanılmaz benzerliklerin olduğunu biliyordum aramızda.
Okumayanlar için spoiler vermek anlamına gelecek şeyler söylemek istemiyorum ancak gene de bir şeyleri vurgulamazsam kitabın bana ifade ettiği şeyler açıklanamaz sanırım.
Benim yaşamımda önemli dönemeçler vardır, hepimizde olduğu gibi, Bunlardan çok önemlisi 1999 yılıydı. Deprem, ardından 9.9.1999 da babamın göçü. Sonra bir minibüs çarpması ve tepetaklak giden bir süreç. Hastalanışım, aylarca raporlu yatışım, ardından apar topar emeklilik. Bildiğim alıştığım ne varsa hepsinin gidivermesi. Harbi paralel evrene düşüş öyküsü 🙂
Kitap , okuduğunuzda sizi size anlatacaktır. Seçimlerimiz, dönemeçlerimiz, seçmediklerimizin bir yerlerde başka evrenlerde kendi öyküsünü yaşaması. Talih mi, talihsizlik mi, bir gün bunlardan birine düşüvermeniz.
Hangimiz merak etmedik ki seçmediğimiz öykülerde başrol alsaydık bugün nasıl olurdu?
Ben ettim, keşkelerim yok, seçerken kriterlerimi kullandım, ancak 2015 ve 16 yılları bana ilginç armağanlar getirdi. Eğer başka yolu seçseydim nasıl olacaktı , gördüm smile ifade simgesi Hem de çok kritik konularda sonuçları izlettirdi bu zaman bana. Kitaptaki gibi olmasa da bilinçli bir izlemeydi bu. İşin ilginç diğer yanı, ah keşke o yoldan gitseymişim dedirtecek bir şey göremedim. Ben , ben oluşumu idrak sürecinde hangi yoldan gitseydim fark etmeyecekmiş. Fark etmez yani 🙂 Özne benim. Benim geri dönüş yolunda senaryolar muhtelif olsa da, hatırlamaya vesile olacak olay, kişi ve bilgiyi her yere serpmiş olmam.
Sibel, bütün bunları kendi öznesinde harika bir kurgu ve anlatımla aktarmış.
Kitabın benim için başka bir anlamı var , belki de birincil anlamı. Biz onunla beş yıldır tanışıyoruz. Önceleri sanal tanışıklıktı. Yazılarını okurken inanılmaz tanıdık bir uslup, enerji, hissediş biçimi görüyordum. Hatta bazılarını ben mi yazdım nasıl yaşadıklarımı , hissettiklerimi biliyor diyordum. Sonra daha da tanımaya başlayınca hastalığımızdan kan grubumuza kadar, şimdi burada detaylı vermeyeceğim çok fazla benzerlik olduğunu gördüm. Nüans vardı sanki aramızda. O toprak ben suydum, o dolarken, ben akıyordum.
Birimiz sağdan birimiz soldan çalışmayı daha çok seçmiştik. 2013 de tanışmaya giderken bunun heyecanını duyuyordum. Oturup bu benzerlikleri derinleştirecektik . Olmadı. O farklılıklara odaklandı. Bense hemen kapanmakla meşhurumdur
Arada paralellikten daha fazlası var gibi. Düşünün bir bilgisayar oyunu hazırlıyorsunuz. İki kahramanınız var temel olarak. Onlara Aile, sağlık, yaş, zihin melekesi, okuma , araştırma merakı tutkusu, birinin hayallerini sonsuz kılması , diğerinin onun içinden yazdıklarını kaleme alması,kesişen yıllar, detay veremediğim için derine girmek istemiyorum daha pek çok şey ve ilahi kanal açıklığı veriyorsunuz. Diyorsunuz ki, benzer donanımlara sahip bu iki kişiye ufak bazı ayarlar çekeyim ve bu bilgisayar oyununda benzerlerin ufak farklarla neler elde edeceğini göreyim. Elde ettileri bilgiler, deneyimler benim server’imda toplansın ve müthiş bir zenginlik oluşsun. Aynı seçimleri yapmasınlar, aynı olayla karşılaştıklarında biri diğerinin tersini seçsin ve deneyimlesin. Görelim bakalım farklı yollar ne sonuçlar veriyor. Ben onun okuduklarını , araştırdıklarını difüzyon yoluyla çekiyorum, o benim deneyip sezdiklerimi çekiyor. Aramızda transfüzyon var karşılıklı. Bu biraz irkiltiyor, insan tek, biricik, özgün. Ancak ve ancak bütüne tık dediğim noktada en yakın, benzer, neredeyse klonuma rastlamak benim için parlak bir son 🙂 12 tamam, 13. kokusu burnumda…
Müthiş bir oyun ve biz bunu neden yaptık, yaradanın bundan gayesi neydi, başkaları da var mı? Çok aradım bu kadar benzer var mı diye, benzerlikler var, ne de olsa yaşayan herkes benim vechem, ancak neredeyse …. neyse:)
Çok yakınız ve aynı zamanda uzağız. Aynı seçimleri yapmamızı hiç beklemiyorum 🙂 Kendini kopyalamaz “olan”. Bütünün bu kadar şakacı olması içimi gıdıklıyor!
Bu da belki başka bir araştırma ve kitap konusu. Bu konuda bir şey yazmış mıydın Sibel ?
Sanki bunun da zamanı gelmiş. Ya da yeni kitapta rastlayacağım.
Her neyse ne, bu oyunu seviyorum. Çok derin yalnızlığı olan tek’in bu oyunlarını seviyorum, çoğaltıyor içini.Ruh yolculuğunu böyle yapıyor çoğaltarak ve sonra toplayarak. Tayfın daralması bir anlamda bana bir şey fısıldıyor, zaman bu zaman 🙂
Varlığına duacıyım hemşire, iyi ki varız.

berr

*

Sibel Atasoy un her roman karakteri her yazısı tanıdık bildik geliyor ve gülümsetiyor . O konuda sana %100 katılıyorum. Bu kitabı okurken içinde yer alarak okudum çok hoş bir histi. Hani nasıl desem karakterle örtüşen yanlarım vardı da fark ettim değil, bire bir içine girdim. Laniakea yi elime aldım daha kayıp motorcu hatunla gittik biz 🙂 Spoiler vermemek için duruyorum. Anne kaz ve yavruları gibi hissediyorum sen le veya sibel le yazışırken ya da yazdıklarınızı okurken ♡

Selcan Yıldırıcı

Laniakea -Sonsuz Cennet

Yapısı itibariyle heyecanlı bir fantastik-Bilimkurgu olan Laniakea, içinden Lemurya bilgeliği olan Huna Bilgisini geçiriyor, yani urban shaman rüyası görüyor.

İçinde hiç savaş olmayan bir Bilimkurgu (interstellar gibi) nasıl olur acaba diye merak edenler için bir öneridir Laniakea.

Tıklayınız

Laniakea:Bilimsel bir öngörü-Akademi Politik

Özellikle belirtmek gerekir ki; bu roman kesinlikle sadece bir fantastik bilim kurgu değil, geçmişi ve geleceği birleştiren bilimsel bir öngörü.

Bir yazarın kitaplarına baktığınızda, hayatın içinde durduğu yeri de görebiliyorsanız, yazar yazının hakkını vermiş demektir. Sibel Atasoy da her romanında olduğu gibi bu gerçeği bir kez daha, hatta daha güçlü kanıtlıyor.

Aynı biçimde; insanların zihin ötesini kaleme almak gerçek bir ustalıktır. Yazar, farkındalık penceresinden bakıldığında, gerçek olanı, efsanevi bir masal tadında anlatıyor bu yapıtında.

Dünya’nın hızla değiştiği, kadim uygarlıkların önemli izlerinin birer birer su yüzüne çıktığı günümüzde, artık hiçbir şey eskiden olduğu gibi ‘öğretilmiş, kabul görmüş’ bilgi kirliliklerine pabuç bırakmayacak kadar uyanış halinde.

İnsanın içinde var olan ve en küçük zerresine kadar (DNA, atomlar, kılcal damarlar deyin isterseniz) doğadan şifrelenmiş kodları içeren “Yeniden yapılanma, yeniden doğuş, geniş ve kapsayıcı farkındalık” bir bir su yüzüne çıkmakta.

Yazının tümü için tıklayınız

Venüs Bağlantisina teşekkür

Yaşayan karakterlerle bir solukta bir kitap mı okudum,bir tiyatro mu izledim bilemedim…..Bir bulmacanın labirentlerinde gezerken onların gözbebeklerindeki ışığı gördüm,parfümün kokusunu duydum,dokundum tenlerine,yaralandıklarında canım acıdı…Duyguları bire bir hissettim.Merakları,açmazları,acıları,keyifleri,telaşları,aşka dokunuşları,yaşama tutunuşları….Venüs Bağlantısı….Öyle bir bağlantıydı ki,birbirlerini hiç tanımayan insanların,dokumadaki atkılar ve çözgüler gibi birbirleriyle doğrudan ilgili olduklarını gördüm….ve dokudukları hayattı…ve hayat güzeldi,sanal olsa bile:)))Sanırım bir rüya gördüm,bir rüyalar ustasının kurguladığı,çünkü ancak bir rüyadaki kadar gerçekti her şey…Teşekkürler Sibel Atasoy

Zeynep Şizen Ersoy