Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.
Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.
O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’mn da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.
Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.
Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.
Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı (bence “ayva”yı!) cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.
13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır
Etiket: statik
HOUDİNİ’nin KAPISI
Ünlü sihirbaz Harry Houdini yanına hiç bir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve bununla övünürdü.
İngiliz Adalar’ındaki küçük bir kasaba Houdini’yi davet etti. Houdini kasabanın çağına göre modern hapishanesine geldiğinde, hücresine yerleştirildi. Heyecan doruktaydı. Kapılar kapandığında onun o hücreden çıkabileceğine kimse inanmıyordu. Houdini’nin kemerinde yirmibeş santimlik bir çelik parçası bulunurdu ve bütün kilitleri onunla açardı. Otuzuncu dakikanın sonunda, yüzündeki kendine güven ifadesi yok olmuştu. Bir saat geçtiğinde artık ter dökmeye başlamıştı. İkinci saatin sonunda kapının üzerine yığıldı ve kapı o anda kendiliğinden açıldı.
nasıl?
HAYATA GEL HAYATA
Amerikalı bir zengin, iş seyahati sırasında Meksika’nın küçük bir kıyı kasabasına uğramış. Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı
“Merhaba balıkçı” diye seslenmiş “bu balıkları ne kadar zamanda tuttun?”
Bir iki saatimi aldı demiş balıkçı
İştahlanmış bizim işadamı;
“Eeee, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın?” diye sormuş.
“Bu kadarı bize yetiyor da ondan” diye omuz silkmiş balıkçı.
Şaşmış balıkçının bu kanaatkarlığına işadamı; “Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki” diye üstelemiş.
Balıkçı , özetlemiş bir gününü:
“Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım. Öğleyin karımla biraz siesta yaparım.
Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp şarap içer, geç vakte kadar eğleniriz. Oldukça meşgul sayılırım senyor”
“Bak” demiş “ben sana yardımcı olabilirim. Bu işe daha çok zaman ayırmalısın. Daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın. Oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa sürede bir balıkçı filosuna sahip olursun. Böylece, yakaladığın balığı aracılara değil, doğrudan işletme tesislerine satarsın. Hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun…”
Balıkçı merakla “Bunları yapmak kaç sene alır” sinyör demiş:
“15-20 yılda hallersin” demiş Amerikalı, “Ama sonrası çok parlak: Zamanı gelince şirketini halka açarsın, hisselerini iyi paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın.”
“Milyonlar” ha diye tekrarlamış balıkçı “Eeee.sonra?”
“Sonra emekli olursun. Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin. İstersen zevk için balık tutarsın. torunlarınla oynar, karınla keyfince siesta yaparsın. Akşamları da arkadaşlarınla şarap içip gece yarısına kadar gitar çalarsın.”
Hayata Farklı Bir Bakış
Amerika’da bir adam lotodan bir milyon dolar kazanıyor,
arabasına giderken bir bayan kızının çok ağır, ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve beş yüz bin dolar bulamazsa yarın kızının öleceğini söylüyor.
Adam hiç düşünmeden parasının beş yüz bin dolarını veriyor.
Ertesi gün bu olaya şahit olan biri, adama o parayı verdiği bayanın bir dolandırıcı olduğunu ve onu kandırdığını söylüyor. (adam gerçekten de kandırılmış)
Bu konuşmanın sonunda adam sadece gülüyor, Bu duruma şahit olan oldukça şaşırıyor.
-Nasıl olur, kadın seni kandırdı hiç mi üzülmedin?
adamın cevabı ilginçtir:
-……………..!
siz olsanız ne söylerdiniz?
Yunusemre’nin kimliği
Şehrimizin en önemli kişiliklerinden olan Yunus Emre hakkında gördüğüm bu yazıyı, Yunus severlere aktarmak istedim.
Eski Kültür Bakanlarımızdan, Yunus Emre’nin şiirlerini İngilizceye çeviren Talat Harman “2018, Yunus’un doğumunun 777’nci yıldönümü olacak. O yılın tümünü yunus jübilesi olarak düşünüp önümüzdeki sürede yoğun ve yaygın Yunus çalışmaları düzenlemeliyiz. Kimliğinin araştırılması, belge taramaları, manevi ve düşünsel gelişiminin izlenmesi, halk ve divan şiirine etkilerinin saptanması, Türk kültüründeki ve Anadolu Hümanizmasındaki yerinin belirlenmesi, tüm şiirlerinin önde gelen dillere, seçme şiirlerinin de düzinelerle daha az yaygın dile çevrilmesi… Yunus’un 777’nci yılı, basit bir jübile değil, bir neo-hümanizma(yeni insacılık) dönemeci olarak düşünülmeli.” Diyor. Bu görevde Eskişehir’e ve Eskişehir’in Kültür-sanat çevresine düşmektedir.
Yunus Emre’nin kimliğinden başlayalım.
Yunus Emre Hicri 638-720 yıllarında yaşamış, kabrinde ve araştırmalarda böyle yazıyor. Miladi yıl olarak 1239-1321 yılları. Mezarı da Porsuk’un Sakarya ile buluştuğu,Eskişehir’de Mihalıççık ile Sivrihisar arasında Sarıköy’dedir. Dergahında piştiği Taptuk’un mezarıda o civarda, Narlıhan’da olduğuna göre Yunus’un doğup büyüdüğü yerde Eskişehir- Sarıköy’dür.
Molla Kasım’dan kurtalırmış, bir divanı, bir de “Risaleti Nushiyye” adında öğütler kitabı diye 5754 dizelik iki eseri vardır. “Cennet cennet dedikleri/ Bir ev ile bir kaç huri/ İsteyene ver onları” dizeleri nedeniyle şiirlerinin 1542 yılında Kanuni’nin Şeyhüslislamı Ebu Şuud Efendi’nin fetvasıyla okunmasının ölüm cezasıyla yasaklandığını, ta 1917’de Fuat Köprülü’nün araştırmasıyla tanıtmasına kadar bu yasağın sürdüğünü, insanımızın Yunus Emre’yi bu ilahileriyle, türkülerle bizlere ulaştırdığını biliyoruz.
Peki, şimdi; sanatın bir çok akımları yaratıp, geri de bıraktığı modern çağ denen insanın yaratıcılığının, estetik değerlerinin, yaşantısının değiştiği günümüzde Yunus Emre ile insanımızın buluştuğu yer neresi? Dünyanın küçüldüğü yerde Goethe, Dante, Shakespeare ile insanlığın şairleri arasında bulunan hatta onları söylediklerini onlardan yüzyıllar önce söylemiş Yunus Emre’nin yeri sadece Türkiye mi, bütün dünyamı olmaı? O zaman önce Yunus Emre’nin kimliğini ortaya koymamız gerekir. Ünlü karikatür ustamız Beytullah Heper’in karikatüründe Yunus Emre’yi konuşturduğu gibi Yunus Emre derviş mi, hoca mı, Şeyh mi, evliya mı, Şair mi, Edebiyatçı mı?
“Yunus Emre’nin düşünceleri siyasal çıkar doğrultusunda saptırılıyor” diyen Metin Ersan’ın dediği gibi “Yunus Emre, sevgi insanı değil, düşünce insanı mı?”
“Bir akıl, bir bilge, bir düşünce, bir bilgelik, bir karşı koyma, bir başkaldırı insanı mıdır? Büyük bir düşünür ve büyük bir yaratıcı mıdır?”
Yoksa “üstünde abası, elinde asası, başında acayip bir külahla dağlarda dolaşan Derviş Yunus imajının yanlış olduğunu” belirten Nezihe Araz’ın dediği gibi “gerçek bir Anadolu Türk Aydını” mıdır?
Doğan Aksan’ın sorduğu “Söyledikleriyle mi, olanı söyleyişiyle mi?” Neden büyüktür Yunus Emre?
Yabancı bilim çevrelerinin “Yunus Emre, yalnız sizin değil hepimizindir” derken. Bazılarımızın dediği gibi “Yunus Emre diye biri yaşamadı da şiirleri Aşık Paşa, Said Emre gibi başkalarının yazdığı şiirler mi? Yoksa Yunus Emre, mezarı şurada mı, burada mı?” Ömrü boyunca sofuluk (softalık) ile Sofilik arasında gidip gelmiş” biri gibi, Talat Harman’ın sorduğu “acaba”larla mı arayıp duracağız.
“Yunus Emre’nin kimliği imamlığa özenenlerce mi? yoksa gerçek aydın, bilim adamları, araştırmacılarla mı ortaya konulacak?”
Önce bunu halletmeliyiz. Yunus Emre kim?
Yunus Emre’yi evrensel sanat ortamına taşımazsak, taşıyamazsak ona ve ulusumuza en büyük kötülüğü yapmış oluruz…
sakarya-02.10.08