İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş…
Hep şikayetçi hep bıkkınmış…
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
” Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler ” diyerek başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş.
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi
“Everest’in tepesine saklayalım ” demiş, kimisi “Atlas Okyanusu’nun dibine” demiş.
“Tac Mahal’in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi, sigara paketi, lale bahçesi… ”
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş…
Derken meleklerden biri “kalplerine saklayalım ” demiş.
“Kimsenin aklına gelmez kalplerine bakmak” İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi kalbinde saklıymış…
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü… Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde……
Bu yüzden gözünüz hep içeride, kalbinizde olsun.
Çünkü; mutluluk kalbinizde saklı.
Kalplerine bakmayı bilenler, mutluluğu ıskalamaz.
Etiket: statik
Mimar Sinan’ın Mektubu
Birkaç yıl önce Süleymaniye Cami’nin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Bir çözüm bulunamazsa koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacak. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerinde. Bu kemerlerin ortasında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış ama elde yazılı bir belge olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyor.
Hemen Türkiye’nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış, her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken kazara gizli bir bölme bulmuş. Bölmede üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş. Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince ortaya şöyle bir metin çıkmış. “Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz.
Koca Sinan kademe kademe kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş bu notta ¨Her kim bu taşı eskidiğinde değiştirmek isterse eski taşın yerine takılacak yeni kilit taşının iki tarafından yağlı iple taşı bir taraftan sokup öteki taraftan çeksin ve sonra ipin dışarıda kalan kısımlarını kessin¨ Heyet Sinan’ın söylediklerini aynen yapmış Süleymaniye cami böylelikle kurtarılmış. O mektup şu anda Topkapı sarayında saklanıyor…
KAVAK AĞACI İLE KABAK
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
Hayattan ne öğrendim
1- Kendimi neşelendirmek istediğim zaman en iyi yolun başka birini neşelendirmeye çalışmak olduğunu öğrendim.
2 – Bir bebeğin evlilik sorunlarını çözemeyeceğini öğrendim.
3- Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yatağa gidilmemesi gerektiğini öğrendim.
4- İşyerinde romantik ilişkiler aranmaması gerektiğini öğrendim.
5- İnsanin kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi gerektiğinin öğrendim.
6- Çalıştırdığımız insanlara iyi davrandığımızda, onların da müşteriye iyi davrandıklarını öğrendim.
7- Bir toplantıda zekâmı ya da sohbetimi göstermek konusunda tercih yapmak gerektiğinde sohbeti seçmenin daha iyi olacağını öğrendim.
8- İnsanlara iyi davranmanın hiçbir maliyeti olmadığını öğrendim.
9-Gerçekten yasamaya başlamak için emeklilik beklenirse, çok uzun bir süre beklenilmiş olunacağını öğrendim
10-İyi kalpli olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu öğrendim.
11-Bir domuza ve bir çocuğa istedikleri her şeyi verirseniz sonuçta çok iyi bir domuzunuz ve çok kötü bir çocuğunuz olacağını öğrendim.
12-Kimle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
Jackson Brown’in “Şu Hayatta Neler Öğrendik Neler” adlı kitapçığından alıntıdır.
ZAMANI BULAN İNSAN
Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey İcat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki Parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, Bugüne dün diyor,
Dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi.
Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne
yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…
Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
Ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın
Ne de dün!