Birleşik alan Kullanımı

Birleşik alan Kullanımı, dünya oyunundaki mekanizmaları ve hileleri göz ucuyla fark etmiş olabilenlere hitap eden yeni dünyaya dair bir uygulama olup, sizi kendinizi serseme çevirmenizi engelleyen bir donanımla korur. Kuantum Fiziği ve psikolojinin temel önermelerini sadece söylemez UYGULAR.
Biz bu aşamaya rüyalardan uyanarak geçebildik.

Daha çok bilgi için Tıklayınız:

Facebook sayfamızdanbizi takip edebilirsiniz: http://www.facebook.com/pages/BAK-Birle%C5%9Fik-Alan-Kullan%C4%B1m%C4%B1/167561823381620?ref=hl

*

İnsanların çoğunda sabırsızlık gözlemlerim evvelden beri, istedikleri şey hemen şipşak olsun isterler, isteklerine ulaştıracak merdiven basamaklarını adımlama disiplininden yoksundurlar, çabucak sıkılıp başka bir isteğe atlarlar, o da olmayınca ağlayıp tepinirler, bu bir çocukluk özelliği değil midir?
Oysa evreler, kendimizinkiyle birlikte dünyanın evreleri var, beslenme, hazmetme ve posayı dışa atma adeta bu dünyanın en temel sistematiği gibi geliyor bana. Bu süreçleri ancak çocuklar ve ergenler bilmiyor olabilirler 🙂

Bir başka çocukça ve şirin edim ise “ölümsüzlüğe”, “tanrıya ulaşmaya” duyulan istek 🙂
Hani derler ya “yağmurlu bir cumartesi öğleden sonra ne yapacağını bilemeyen insan bir de ölümsüzlük ister!”
Genelde erkeklerde gözlemlerim bu yakıcı eğilimleri, kadınlar bunu pek dert etmezler çünkü içleri zaten ölümsüzlüğü ve tanrıyla mesafesizliği biliyordur, çocuk doğurabilme ve onun süreçlerine şahit olma, kadınları daha olgun yapıyor.

Yeni Dünya için Nöronlar

http://www.okyanusum.com/belgesel/tanri-noronlarda.html

Yirmi dakikalık bir video olduğu ve manken ya da futbolcu barındırmadığı için sabırla izlemek belki zor olabilir 🙂 Şaka yapıyorum…

Bu konu gerçekten de çok önemli; Kendin nedir? işte bu soruya oldukça yalın bir izah yapılıyor; çünkü orada burada devamlı söylenen kendini önemseme, egonu öldür gibi tembihlerin neden yapıldığına dair öncelikle  insanların ikna edilmeleri gerekir. KENDİN denen şeyin seçebildiğin bir arka plan tezine dayanıyor olması, yüceltip yere göğe koyamadığın DUYGUlarının düşünceler tarafından oluşturulduğunu anlamanın değeri çok büyük.
Hislerle duyguların bir an önce ayrılması lazım, TDK yı da göreve çağırıyorum, bu şaka değil çok hayati bir durum.

Videoda göreceksiniz ki bizler sürekli “akla yakın hale” getirmeye çalışan organizmalarız, yani yabani olanı ehlileştirmeye çabalıyoruz, eğer yapamazsak onu reddedip görüş alanımızdan atıyoruz. Dıştan ve içten sürekli ETİKETLİYORUZ. Bu ise mutluluğumuzun en büyük engelihaline geliyor. Şu anda yaşamaktan söz ederken her sözümüz eğer etiketse, anlıyoruz ki zor dostum zor. Aslında bu da şaka çünkü gerçekten zor değil.
Hiç bir şey DIŞSAL değil ve bu varsayımsal bir felsefe değil, günümüzün gerçekliği.
O halde ne yapalım:
1.Kendini gözlemle (bundan kaçış yok)
2.Kesinlik yerine olasılık kelimesini koy
3.hepimizin zincirleme bir reaksiyon olduğunu fark et

Veeee dördüncü önerim, bulabiliyorsan sık sık BAK oyna.

Bİrleşik alan Kullanımı BAK nedir-Tıklayınız–

Evrilme mekanizması

Evrim, kaza-şans olgusuna dayandırılmıştır. Ve pektabi varlıkların hayatta kalma dürtüleri ve en iyi olma arzularından beslenir. Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmel olma hadisesi . Narsizm var . Çok büyük bir ego var sanki 🙂 sistemin kendisinde .. bence mekanizma böyle gayet iyi. Eğer bu mükemmele evrilme kolunu iptal etsek . Sistem çökerdi.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmmellikten vaz geçmiyoruz, zaten mükemmel olduğumuzu anladık.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evrim sadece kaza ve şansa mı dayalıdır gerçekten?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet bence öyle. Gurdjieffin bahsettiği üçüncü kuvvettir bu. İlk ikisi aktif ve pasif kuvvetlerdir, bunlar hep bbirbirini dengelerler eğer üçüncü kuvvet olmasaydı hiç bişey değişemezdi der.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kaza ve şans neye dayalıdır?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sebebi şu an itibariyle bizim olayları sıralama kapasitemizce bilinemez durumdadır. Gurdjieff, onun bilinmeyen bölgeden ve yine bilinmeyen bir sebeple geldiğini söyler.Kuantum fiziği ise bu kavramı “sanal geçişler” babında açıklıyor ve bana oldukça uyumlu görünüyor.
  • Gayrı Ciddi Adam Mecburi… “I like to move it” Hareket hayatın mütemmim cüzüdür

    Nilgün Börükanlar çok güzel soru ..yanıtı da barındırıyor zaten içinde:)

    Bu deneyim boyutunda (3ncü yoğunluk) mekanizmanın değişeceğini düşünmüyorum. Bireysel evriminde bir varlık beslenecek kaynağını tüketirse artık daha üst yoğunlukta evrilmek üzere üst mekanizmaya dahil oluyordur heralde, veya başa dönüyordur “oyunu” anlayamadıysa 🙂

    İşte bu kutsal paradoks!
  • Ersin Koç Her şey değişiyor, gelişiyor(görece), hareket ediyor ve bunları yaparken bir yandan da aşınıyor. Aşınıyor ki boşluklar oluşsun ve bu boşluklar yeni olanla dolsun, böylece sonsuzluk kendisini deneyimleyecek yeni kanallar yaratabilsin.
    “Peki evrilmek mecburi mi?”
    Bireysel olarak mecburi değil bence. Fakat zaten evrilerek varolan bir bütüne dahil olduğumuzdan dolayı istemesek de evriliyoruz, bütün evrildiği için evrilmeyen parça da evrilmiş oluyor.
    Geniş bir ovada, sabit duran bir kaya, ovayla beraber evriliyor, dilediği kadar taş olsun yine de değişiyor!..
  • Turan Erdal ‎”Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?” Zihinsel evrim aslinda evrime ters gelecek bir seyler yapmaya calisiyor. O degisen dünyada sabit birsey yakalamaya calisiyor.

    Hürriyet Kalalı Evrilmek bir olasılık sadece; seçime tabi o yüzden…evrilmekle amaçladığına göre de biçim kazanır…yani evrim tek bir yapı değil, bilinci bir amaçla birleştirmek istemekle ilgilidir; öyleki bilinç sadece o amaç haline gelsin…
  • Sibel Atasoy: Bu konuda 2005yılından bi düşün pratiğim varmış: https://blog.sonsuz.us/?p=7393

Yaşama zar atmalı

İnsanoğlu kendi cehaleti ile ilgili cahil kalmaya, yanılsamalarla yanılmaya devam ediyor. Oyun yaşamı, insanın deli olduğunu ve en bilge insanın, rolünü sonuna kadar oynayan kişi olduğunu farzederek başlar.

Adlandırmak tecrübedir. Akışın bir kısmını sürekli aynı şekilde adlandırmak, hep aynı şekilde tecrübe etmek demektir. İşte bu yüzden yaşama zar atmalı ve ölüp ölüp dirilmeli.
Dinamik bir yaşam sürmek, sürekli yeni baştan yaratmak,adlandırmak, eski gerçekleri ortadan kaldırmayı ve akışa yeni isimler vererek yeni bir dünya, yeni deneyimler yaratmayı gerektirir. (Luke R)

**

“Bilge olmanın tek yolu vardır,” dedi Buda

“Nedir o efendim?”

“Deliyi oynamak”

Yeni Gerçeklik

Yeni bir dünya’ya, yeni bir enerjiye, yeni bir çağa geçeceğiz diye konuşuyoruz uzun zamandır.
Evet bence de bunların hepsi doğru.
Fakat…
O yeni olan dünya’ya geçiş o kadar da kolay olmayacak; oraya geçmek için çok hırçın bir denizi aşmamız gerekecek. Şu an zaten o denizin içindeyiz ve fırtına giderek çetinleşiyor; özellikle yaşadığımız coğrafya fırtınanın gözüne doğru ilerliyor ki zaten Afganistan, Libya, Filistin gibi ülkelere bakarsak ne kadar şiddetli olduğunu görürüz. Ve fırtına ülkemizde de şiddetini artırıyor.
Herşey iki günde toz pembe olacak sanan varsa rüyasından uyanmak için acele etsin çünkü fırtınaya çıplak yakalanabilir.
İnsanoğlu en büyük sınavını veriyor ve sınavın soruları gitgide zorlaşıyor ve belli ki 2012’de (ve sonraki 3-5 yılda) sınavın en önemli sorularını çözmeye çalışacağız.
Bu fırtınalı denizi aşmış olsak bile bu yolculuk bizi çok değiştirecek, yaşam tarzı dediğimiz şeyin büyük bölümünü değişime uğratacak. Kaybetmeden değerini bilmediğimiz olgular var, hatta çoğu değeri kaybetmeden anlayamıyoruz. Bu yüzden gereğinden fazla bağlandığımız alışkanlıklarımızı ve bizi körleştiren/köleleştiren nelerimiz varsa (para, insan, yüzeysel cinsellik, yeme-içme, eğlence… adını siz koyun) bunlar elimizden su gibi kayıp gitmeli. Gidecek ki meselenin özüne inebilelim.
Bu şu an dünyamızda birçok yerde oluyor zaten fakat bilmeyen, anlamayan kalmayacak şekilde (birlik bilinci) yayılacak bu “biliş” ve böylece uzuuun bir sessizlik eşliğinde, bulutların arasından göz kırpan güneş ışınlarının göz kamaştırması gibi “ayacağız” meseleye.
Bilinç dalgasının tepe noktasını gören, bilen ve o uçta sörf yapanlar belirleyecek yönümüzü; iyi ya da kötü. Ve umuyorum ki gezegen nüfusunun daha büyük çoğunluğu çok daha güzel, barış kokan, eşitliğin ve kardeşliğin hakim olduğu, açgözlülüğün bittiği, doğayla teknolojinin doğru biçimde biraraya geldiği bir gelecek vizyonuyla nefes alıp veriyor olacak tam o kırılma noktasında.
Ve diliyorum ki herkes bütün cesaretini toplayıp sevgisinin peşinden yürüyebilsin, doğru bulmadığı ortamdan uzaklaşabilsin, sonsuzluğun çağrısını duyabilsin, -gereğinden fazla- tüketimi durdurabilsin, yaptığı her işte, yürüdüğü yola kalbini koyabilsin.
Yaşamı ve sizleri seviyorum; sonsuzluğa, tek ve sonsuz yaratana tapıyorum, doğaya-gezegenime aşığım, uzayda gezebilmeyi arzuluyorum, boyutları öğrenmek, diğer insanlarla-ırklarla tanışmak, onlardan öğrenmek-öğretmek istiyorum, çocukların saf enerjisine hayranım, yaşam-ölüm döngüsü önünde diz çöküyorum ve ben varım! Öyleyse en iyi dostum ölümdür!
Sevgiyle, sevdiklerinizle kalın, sonsuzluk olun!

Nelerin değişeceğiyle ilgili öngörülerim, hislerim şöyle:

  • Ufak, kendine yetebilen komünler halinde yaşam yayılacak.
    – Gezginlerin sayı…sı gün geçtikçe artıyor; insanlar herşeyini geride bırakıp gezmeye başladıkça evrenselleşecek ve kültürler tek bir dünya kültürü haline gelene kadar birbirleri içerisinde eriyecek.
    – Sanat ve üretim demokratikleşecek (bu zaten oluyor), herkes ürettiği değere göre dünyada yerini bulacak, parasının miktarına veya elindeki “maddi güce” göre değil.
    – Evler ve ufak yerleşimler kendi enerjilerini, besinlerini ve sürdürülebilir ekonomik değerlerini üretebilecek şekilde evrimleşecek.
    – Modern tıp enerji tabanlı tıpla bütünleşecek, doktorlar evrensel niyetin (kuantum düşüncenin) önemini içselleştirecek ve enerji ve nefes çalışmalarıyla tıbbi çalışmalar aynı çatı altında birleşecek.
    – Organların yenilenmesiyle ve nakliyle ilgili büyük ilerlemeler olacak fakat bir yandan da insanlar yaşam tarzını sadeleştireceği için hastalık oranları düşecek, yaşam kalitesi artacak, yaşam süresi uzayacak.
    – Eğitim sistemi “yeteneği keşfetmeye odaklı” hale gelecek, sanat ve ilk elden hayat deneyimi ağırlıklı eğitim-öğretim sistemi oturacak. Okullar çok daha büyük bir sistemin parçası olmaktan çıkıp komünler kendi bireylerini eğitmeye odaklanacaklar.
    – Tüketim sistemi, yerini karşılıklı paylaşım sistemine bırakacak. Global çapta takas mekanizmaları gelişecek.
    – Büyük tekeller parçalanacak ve yerini ufak çaplı yerel üreticilere bırakacak. Alışveriş ve takas sistemleri internet üzerinden işleyecek ve herkes kendi ürettiği “değeri” dünyanın öteki tarafına gönderebilecek (Bu da zaten olmaya başladı).
    – Irklar devam edecek fakat sınırlar kalkacak, gen havuzu çorbası artık kaynıyor. Dünyanın her köşesi her ırktan insana ev sahipliği yapacak. Bu madden gerçekleşti, bilinç olarak sabitlenmesi gerekiyor sadece.
    – Hiçkimse hiçbirşeye sahip olmayacak, zaten bunu da istemeyecek çünkü herkes herşeyin sahibi, herkes herkesin kardeşi olacak!
  • Ersin Koç