Hz. Hüseyin Mekke’de bulunduğu günlerde halk kendisini ziyarete geliyor, hatırını soruyordu. Bunlar, Umre yapmak için Mekke’de bulunan civar bölge insanlarıydı. Bu arada Kabe’nin yakınından ayrılmayan, gün boyu orada namaz kılıp, tavaf eden İbn Zübeyr de diğer ziyaretçilerle birlikte kendisini görmeye geliyordu.
Hz. Hüseyin, İbn Zübeyr için o sırada en önemli kişiydi. Çünkü Hüseyin Mekke’de bulunduğu sürece, Hicazlılar İbn Zübeyr’e bîat etmezdi.
Öte yandan Muâviye’nin ölümü ile Yezid’e bîat edildiği haberi Küfe’de duyulunca, halk Yezid hakkında ileri geri konuşmaya başladı. Şiîler ise, ileri gelenlerinden Süleyman b. Surad’ın evinde toplanarak durum değerlendirmesi yaptılar. Buradaki toplantıda Hz. Hüseyin’e, kendisine bîat etmek için davet mahiyetinde mektup yazmaya karar verdiler. Neticede yüz elliye yakın mektup gönderildi. Bu mektupları alan Hz. Hüseyin Kûfelilere şöyle bir cevap yazdı:
«Ne yapmak istediğinizi anlıyorum. Şimdi size kardeşim, amcamın oğlu ve güvendiğim akrabam Müslim b. Akıl’i gönderiyorum. Oraya vardıktan sonra sizin durumunuz ve düşünceniz hakkında bana mektup yazmasını söyledim. Eğer bütün halkın ve ileri gelenlerin düşüncesi bana yazılan düşünceler etrafında birleşiyorsa, yakında size gelirim. Yemin ederim ki, halife Kur’an’la amel eden, adaletten ayrılmayan, hak dini yaşayan bir kimseden başkası olamaz.»
Sonra Hüseyin, Müslim b. Akîl’i çağırarak Kûfe’ye gitmesini söyledi. Allah’ın yolundan ayrılmamasını, bu meseleyi gizli tutmasını tenbih etti. Eğer halk birlik olmuşsa en kısa zamanda durumu kendisine bildirmesini istedi. Müslim, Kûfe’ye doğru yola çıktı. Bu esnada Küfe valisi, Numan b. Beşir idi. Müslim, Küfe’ye. varınca Şiîler kendisine
gelip gitmeye başladılar. Bu durumu haber alan Numan, minbere çıkarak, kısa bir konuşma yaptı. Aslında mutedil, iyilik sever birisi olan Numan şöyle diyordu:
«Ey müslümanlar! Fitne ve ayrılıkta yarışmayın. Çünkü bunlar insanlann yok olmasına, kan dökülmesine ve malların yağma edilmesine yol açar. Şunu biliniz ki ben ancak benimle savaşanlarla savaş edip, bana saldıranlara karşı saldıracağım. Sizin uyuyanınızı uyandırmayacak, şüphe, zan ve delilsiz hiç kimseyi cezalandırmayacağım. Fakat siz durumunuzu açıkça ortaya koyar, biatinizi iptal eder, halifenize baş kaldırırsanız yemin ederim ki, kabzası elimde olduğu sürece kılıcımı kafanıza indiririm. Sizi benden kimse kurtaramaz ve yardım edemez. Umarım ki içinizde hakkı görebilenlerin sayısı yanlış fikirli olanlarından çoktur.»
Numan bu konuşmayı yapınca, orada bulunan Emevî taraftarı biri ayağa kalkarak, «Bu kargaşayı ancak cesur biri önler. Sizin bu görüşlerinizi ancak zayıf kimseler ileri sürerler» diye çıkıştı. Numan, bu adama, «Allah’ın yolundan ayrılmamış zayıf bir insan olmak, benim nazarımda Allah’a karşı gelmiş güçlü biri olmaktan daha iyidir» diye cevap verdi ve minberden indi.
Daha sonra bu adam Yezid’e bir mektup yazarak, Müslim b. Akîl’in geldiğini, halkın ona bîat etmeye başladığını bildirdikten sonra şunları ilâve etti:
«Eğer Kûfe’yi gözden çıkarmadınızsa, oraya güçlü, emrinizi yerine getirecek ve sizin düşmanlarınıza karşı aldığınız tedbirleri alabilecek bir kimse gönderiniz. Numan zayıf bir insandır.»
Bunun üzerine Yezid, Numan’ı görevinden aldı ve onun yerine Basra valisi olan Ubeydullah b. Ziyad’ı getirdi. Yezid’in Müslim’i yakalayıp idam etme veya sürgüne gönderme emriyle Kûfe’ye gelen Ubeydullah halkı toplayarak onlara şu konuşmayı yaptı:
«Halife beni şehrinize vali ve haraç işlerinize memur tayin etti. Bana mazlum olanınıza iyilik etmeyi, yoksullarınızı doyurmayı, devlete itaat edene iyi muamele etmeyi, âsi ve fitnecilere karşı katı davranmayı emretti. Ben burada onun emrini uygulayacak, isteklerini yerine getireceğim. İyilerinize karşı müşfik bir baba, itaat edenlerinize karşı bir özkardeş gibi davranacağım. Kılıç ve kırbacım emrimi kabul etmeyen, bana karşı çıkanların üstünde olacaktır. Artık herkes dilediğini yapabilir.» diyerek sözünü bitiren vali ayrıca minberden inerken şu tehdidi de savurdu: «Bana içinizde bulunan yabancıları, Şiileri, Haricîleri, fitne ve ayrılıkçıları yazıp bildireceksiniz. Kim bunların listesini verirse kurtulur. Bildirmeyenler ise kendi ailesinden herhangi bir muhalif ve başkaldırma çıkmayacağına dair bize garanti vereceklerdir. Bu iki şıktan birini yapmayandan sorumlu değiliz. Bu, onun mal ve can dokunulmazlığı kalkar, demektir. Eğer herhangi birinizin evinde bize bildirilmemiş bir halife muhalifi yakalanırsa o evin sahibi evinin kapısında asılır.»
Müslim, İbn Ziyad’ın yaptığı konuşmayı haber aldıktan sonra Hânî b. Urve’nin evine sığındı. Ev sahibi olsun, Müslim olsun bu durumu istemeye istemeye yaptılar. Şiîler bu defa oraya gelip gitmeye başladılar. Müslim’in orada kaldığını öğrenen İbn Ziyad, Hânî’ye haber gönderip, makamına getirtti ve: «Ben onun sağ kalmasını istiyorum. O ise beni öldürmek istiyor. Seni kim murad’dan salıverdi ise ancak o affeder» şeklinde bir şiirle karşıladı. Hânî, «Mesele nedir?» diye sorunca şu açıklamayı yaptı: «Ey Hânı! Evinde halife ve müslümanlar için düşünülen şeyler nedir? Müslim’i getirip evine alıyor, ona silâh ve asker topluyorsun. Bunların gizli kalacağını mı sanıyorsun?» Hânî bu sözlere itiraz edemedi. Bunun üzerine İbn Ziyad kendisinden Müslim’i teslim etmesini istedi. Fakat Hânî, halkın kınamasından çekindiği için bunu kabul etmedi. İbn Ziyad’ın emriyle tutuklanan Hânî, valinin sarayında hapsedildi. Bu durumu öğrenen Müslim adamlarına – aralarında parolaları olan – «Fa Mansur!» diye bağırdı.
O güne kadar Müslim’e bîat edenlerin sayısı on sekiz bin kişi olup bunlardan sadece Müslim’in bulunduğu ev etrafında nöbet tutanlar dört bin kadardı. Halk Müslim’in etrafına toplandı. Halkı ayaklandırıcı bir konuşma yapan Müslim valinin sarayına doğru hareket etti. Cami ve sokaklar insanlarla dolup, taşıyordu. Bu arada valinin yanında otuz muhafız, yirmi kadar Kûfeli eşraf ailesi ve kölelerinden başka kimse yoktu. Eşrafla bir görüşme yaptı ve daha sonra Kesîr b. Şihab’ı çağırarak kendisine bağlı adamlarıyla harekete geçip halkı Müslim’in etrafından koparmasını söyledi. Muhammed b. Eş’as’a da kendisine bağlı kimselerle ortaya çıkıp, kendilerine katılanların kurtulacağını ilân etmesini emretti. Diğer bir kısım eşraftan da aynı şeyleri istedi. Birkaç kişiyi ise yanında alıkoydu. Eşraf valinin emrini hemen yerine getirdi. Bu arada sarayda kalanlar da halkın karşısına geçerek devlete bağlı olanların korunacağını söylediler. İsyancıları tehdit ettiler. Bu durumu gören halk dağılmaya başladı. Öyle bir dağılma oldu ki, camide Müslim’in yanında sadece otuz kişi kalmıştı. Nereye gideceğini şaşıran Müslim kaçarak bir yere gizlendi. Fakat gizlendiği yeri öğrenen vali, Muhammed b. Eş’as’ı göndererek yakalatıp getirtti. Müslim yakalanınca Muhammed’e şöyle dedi:
«Görüyorum ki şu anda beni koruyamazsın. Fakat acaba bir elçi gönderip Hüseyin’e durumu bildirmesini, benim namıma ona, geri dönmesini, Küfelilere aldanmamasını, çünkü bunların onun babasına neler yaptıklarını söylemesini sağlayabilir misin?»
Muhammed, Müslim’in bu isteğini yerine getirdi. Valinin huzuruna getirilen Müslim orada öldürüldü. Daha sonra da Hânî öldürüldü.
Öte yandan Mekke’de bulunan Hüseyin artık Kûfe’ye gitmeye iyice karar vermişti. Amr b. Abdurrahman b. Haris gelerek kendisine şöyle dedi:
«Duyduğuma göre Irak’a gidiyormuşsun. Ben şahsen halifenin valisi, memurları ve hazinelerinin bulunduğu bir şehre gitmeni senin için mahzurlu görüyorum. Bugün insanlar paraya tapar hale gelmişlerdir. Sana yardım edeceğini vadedenlerin seni öldürmesinden korkarım.»
Hüseyin, Amr’a teşekkür etmekle yetindi. Daha sonra İbn Abbas da geldi: «Halk senin Irak’a gideceğini söylüyor. Bana ne yaptığını açıklar mısın?» dedi. Hüseyin, «Şu bir-iki gün içinde gideceğim» diye cevap verdi. İbn Abbas sözünü şöyle sürdürdü: «Allah böyle bir şey yaptırmasın. Bana söyler misin, sen başlarındaki valiyi öldürmüş, memleketlerine sahip olmuş ve düşmanını kovmuş bir millete mi gidiyorsun? Eğer böyle bir şey yapmadıklarına inanıyorsan, git. Yok eğer savaşa çağırıyorlarsa, seni aldatmalarından, cayıp sana karşı çıkarak, yalnız bırakmalarından, hattâ sana karşı ayaklanarak en fena kötülüğü işlemelerinden korkarım.»
Hz. Hüseyin: «Düşüneyim, bakalım ne olacak» diye karşılık verdi. O gün gidip ertesi gün yine gelen İbn Abbas bu defa şöyle diyordu:
«Amca oğlu, kendimi sabretmeye zorluyorum, ama sabredemiyorum. Eğer düşündüğünü yaparsan başına bir felâket gelmesinden korkuyorum. Iraklılar dönek insanlardır. Onlara sakın yaklaşma. Burada kal, sen Hicazlıların efendisisin. Eğer Iraklılar sana yazdıkları gibi gerçekten seni istiyorlarsa, sen de onlara yaz, önce memleketlerinden valilerini ve düşmanlarını çıkarsınlar, ondan sonra git. Şayet illâ gitmek istiyorsan, Yemen’e git. Orada farklı topluluklar var. Yemen geniş bir yerdir. Ayrıca orada babanın taraftarları da vardır. Bir tarafa çekilir, mektuplar yazar, halka gönderir, elçi ve propagandacılarını yayarsın. O zaman belki istediğin ortam doğabilir.»
Hz. Hüseyin bu sözleri kabule yanaşmıyordu. İbn Abbas şöyle devam etti: «Şayet gitmekten vazgeçmiyorsan kadın ve çocuklarının gözü önünde şehit edilmenden korkarım. İbn Abbas’ın bu uyarıcı sözleri Hüseyin’e hiç tesir etmedi.
Daha sonra hanım ve çocuklarını alarak yola çıktı. Yolda şair Ferezdak’la karşılaştı. Geldiği tarafta halkın ne durumda olduğunu sordu. Ferezdak şu cevabı verdi: «Halkın gönlü senin yanında, ama kılıçları Emevıler’i destekliyor. Kader gökten geliyor. Allah ise dilediğini yapıyor.»
Yolda ayrıca, Abdullah b. Cafer’den dönmesi için Allah adına and veren bir mektupla, Medine valisi Amr b. Saîd’den dönmesini ve kendisini koruyacağını ihtiva eden bir başka mektup geldi. Bu iki mektuptaki isteği de reddeden Hüseyin yoluna devam ediyordu. Yolda bir ara Abdullah b. Muti’ ile karşılaştı. Abdullah and vererek içinde bulunulan nazik durumu hatırlattı ve şöyle dedi: «Eğer Emevîler’in sahip oldukları halifeliği ele geçirmek istiyorsan, seni öldürürler ve artık ondan sonra çekinecekleri hiç bir kimse kalmaz. Ne olur, İslâm’ın, Kureyş’in ve Arapların hatırı için bunu yapma, Kûfe’ye gitme, Emevîler’le karşılaşma!»
Fakat Hz. Hüseyin yoluna devam etmekten başka bir fikre yanaşmıyordu. Sa’lebîye denilen yere gelince, orada Müslim b. Akîl’in öldürüldüğü haberi duyuldu. Beraberinde bulunanlardan bazıları, «Allah için buradan geri dön, Kûfe’de senin yardımcın ve taraftarın yoktur. Hattâ onların sana karşı tavır almış olmalarından korkarız» dediler. Müslim’in çocukları ileri fırlayarak şöyle dediler: «Ya intikamımızı alırız veya babamız gibi şehit oluruz. Ama asla geri dönmeyiz.»
Akabe girişine varıncaya kadar yola devam ettiler. Orada karşılaştıkları bir Arap da şöyle dedi: «Allah için dönünüz. Vallahi kılıç ve mızrakların üstüne doğru gidiyorsunuz. Şayet o, gelmen için sana haber gönderenler, savaşa girmeni önleyip, işleri düzene koymuş olsalardı ve sen de o zaman gelmiş olsaydın buna bir diyecek olmazdı. Fakat bu durumda bana kalırsa yapılacak tek şey dönmektir.»
Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Şiraf’ı terkeder etmez, Hurr b. Yezid komutasında bin kişilik bir süvari birliğiyle karşılaştılar. Hüseyin şöyle dedi:
«Ey insanlar! Allah da biliyor, siz de biliyorsunuz ki, ben buraya, sizin gönderdiğiniz mektup ve elçiler üzerine geldim. Halifeniz olmadığını, benimle durumunuzun düzeleceğini yazmıştınız. Eğer bana verdiğiniz sözlerinizde duruyorsanız, şehrinize girerim. Aksi halde sözünüzü yerine getirmez ve benim gelişimden dolayı rahatsız olursanız geldiğim yere geri dönerim.»
Kimseden bir ses çıkmayınca Hurr cevap verdi: «Sizinle karşılaştığımızda bir an bile beklemeden sizi yakalayıp, Kûfe’ye Ubeydullah b.Ziyad’a götürmemiz emredildi.»
«Ölüm bundan daha iyidir» diye söylenen Hz. Hüseyin, adamlarına, atlarına binmelerini, geri döneceklerini söyledi. Fakat Hurr bırakmıyordu. Hüseyin, «Anan seni kaybetsin, ne istiyorsun?» diye çıkışınca Hurr şöyle cevap verdi: «Senden başka biri bunu söyleseydi, kim olursa olsun aynı sözle mukabele ederdim. Fakat senin annenin adını kötü sözle ağzıma alamam. Olsa olsa ben onu en güzel şekilde anarım.»
Sonra Hüseyin’in Medine’ye dönmesini önlemek için onu takibe başladı. Hüseyin kuzeye doğru yönelmiş, Ninova’ya ulaşmıştı ki, orada İbn Ziyad’ın kendisiyle savaşmak üzere göndermiş olduğu Ömer b.Sa’d b. Ebî Vakkas komutasında başka bir birlikle karşılaştı. Ömer, Hüseyin’e bir elçi göndererek oralara kadar niçin geldiğini sordurdu.
Hüseyin ise, Hemşehrileriniz bana kendilerine gelmem için mektuplar yazmışlardı. Onun için gelmiştim. Eğer şimdi istemiyorlarsa geri dönerim» diye haber gönderdi. Ömer’den bu haberi bildiren mektubu alan İbn Ziyad: «Şimdi, pençelerimizi uzattığımız zaman mı kurtulmak istiyor? Bu zaman kurtulma zamanı değil artık» şeklinde bir şiir söyledi ve Ömer’e bir mektup yazarak, Hüseyin’den Yezid için bîat almasını emretti: »Eğer Hüseyin bu teklifi kabul ederse mesele biter. Aksi halde orada bulunan tek su kaynağıyla alâkalarını kes ve onları susuz bırakarak muhasara altına al» diyordu. Hz. Hüseyin, kendisini bıraktıkları takdirde geldiği yere döneceğini söylüyordu. Burada Hz. Hüseyin’in Yezid’e bîat etmeyi kabul ettiğine dair dolaşan rivayetler doğru değildir. Hz. Hüseyin, Medine’ye dönmek istediğini bildirdiyse de karşı taraf onların dönmesini kabul etmiyor, İbn Ziyad’ın vereceği hükme razı olmalarını teklif ediyorlardı. Durum ne olursa olsun böyle bir şey de Hüseyin’in kabul edeceği bir istek değildi. Artık savaşmaktan başka bir yol kalmamıştı.
H. 61 senesinin 10 Muharreminde (10 Ekim 680) iki taraf savaşa tutuştu. İçinde Suriyeli bir tek kişi bile bulunmayan Irak ordusu ile sayıları sekseni geçmeyen küçük topluluk vuruşuyorlardı. Çok geçmeden Hüseyin ve adamları şehit edildiler. Bu tarafın kaybı yetmiş iki kişiydi. Ömer’in ordusundan da seksen sekiz kişi ölmüştü.
Hüseyin’in başını, kızları ve kardeşleri ile hasta olan oğlu küçük Ali’yi İbn Ziyad’a götürdüler. İbn Ziyad bunları Yezid’e gönderdi. Şam’a varılıp da bu haber Yezid’e ulaştırılınca, Yezid ağlayarak şöyle dedi:
«Bana Hüseyin’i öldürmeden itaat ettirmenizi istemiştim. İbn Sümeyye’ye Allah lanet etsin. Hüseyin’le ben karşılaşsaydım , kendisini bağışlardım. Bütün bunlar neden oldu, biliyor musunuz? Hüseyin, şöyle demiş: ‘Babam onun babasından, anam onun anasından, dedem de onun dedesinden daha üstündüler. Ben de ondan daha üstünüm. Halifeliğe ben ondan daha lâyıkım.’ Babasının benim babamdan üstün olması meselesini Allah bilir. Her ikisi de Allah’ın huzuruna gitmişlerdir. Ayrıca halk, hakemlerin kimi üstün tuttuğunu da bilmektedir.
Muhakkak ki anası Fâtıma, Rasûlullah’ın kızı benim anamdan daha üstündür. Dedesi de benim dedemden daha üstündür. İmanı olan kimse onun bu dünyada bir benzeri olduğunu düşünemez. Fakat son sözünü, kendi içtihadına göre söylemiş ve: ‘De ki: Ey mülk sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden alırsın.'(Âl-i İmran Sûresi, 26. ayet) âyetini okumamıştır.»
Sonra kadınların kendi evine alınmalarını emretti. Yezid ailesinden olan bütün kadınlar, teker teker gelerek acılarını paylaştılar. Daha sonra mal ve zînetlerinden ne kaybolmuşsa kendilerine bedelini ödediler. Yezid, bir ara Ali b. Hüseyin’i yanına getirtti, Medine’ye gitmeleri için gerekli hazırlığı yaptırdı ve orada herhangi bir ihtiyaçları
olursa kendisine yazmalarını söyledi. Böylece İslâm tarihindeki bu elîm olay da arkasında silinmeyecek izler bırakarak kapanmış oldu.
Sorularla İslamiyet
Geniş bilgi için; Asım Köksal’ın İslam Tarihi 11. cilt 167-212 sayfalar arasını okumanızı tavsiye ederiz
Bozacının şahidi şıracı gibi olmuş. Getirdiğiniz kaynak ta site de zaten yezid yanlısı. Daha tarafsız araştırmalarınız yok mu? Yoksa size inandırmak istedikleri gibi olayları gösteren kişilerin görüşlerini mi yansıtıyorsunuz?
Hadi geçtim kaynağı falan, vicdan ve akıl denilen iki olgu var, onları neden kullanmıyorsunuz?
xenix
Birinin tarafsız araştırma yapabilmesi için önce kendisinin tarafsız olması lazım.Ama nerde…Adam baştan aşağı taraf.Şu hale bak.Saçma sapan konular.
Hani derlerya katılıyorum ama gülmekten katılıyorum diye..
Tarihin gerçekliğini tam anlamıyla bilmediğimiz kesin ama bu kadarda kendini aklamak ve dini, siyasi otoritesini masum göstermek isteyenlara karşı tamamen gerçekleri saptırmak insanlığa sığar mı diyeceğim ama zaten bu anlayış olsaydı din siyasete, kişisel çıkarlara hiç alet edilmezdi..
Kutadgubilig arkadaşım, araştırmacı zihniyetinizi takdirle karşılıyorum ama bunu yaparken siz kendiniz olarak, hiçbir din ve kültürün etkisinde kalmadan tamamen tarafsız bir gözlemle yapabilirseniz bizlerede daha faydalı olurdunuz..
Gelişimi şu aşamada en fazla sekteye uğratan bilinçsiz dini kalıplarda hapis kalmaktır..
Arkadaşlar İslam Tarihi uzmanı akademisyenlerin kitaplarından alıntı yapıyorum!! Yukarıdaki yazıda yanlış olan nedir söyler misiniz? Bremen mızıkacıları gibi gürültü yapacağınıza bilimsel konuşun biraz.
Başka kaynaklarda ekleyeceğim. Merak etmeyin.
link to geocities.com
Bence bu olayları anlatan “hadisleri” ekleyin, biz yorumumuzu kendimiz yapalım. Başkalarının ağzından çıkan çiğnenmiş yemekleri almak yerine, kendimiz çiğneyelim.
)kapa parantez
gürültü yapanın sen olduğunu ne zaman anlayacaksın diye site genelinde bahse tutuştuk, ama ben dayanamıyor ve sana bu gerçeği ifşa ediyorum. araştırmalarında kullan bu gerçeği…
kutadgubilig,
yanlış olan şurasıdır, dikkatli okursanız anlarsınız..
Yezid ağlayarak şöyle dedi:
«Bana Hüseyin’i öldürmeden itaat ettirmenizi istemiştim. İbn Sümeyye’ye Allah lanet etsin. Hüseyin’le ben karşılaşsaydım , kendisini bağışlardım. Bütün bunlar neden oldu, biliyor musunuz? Hüseyin, şöyle demiş: ‘Babam onun babasından, anam onun anasından, dedem de onun dedesinden daha üstündüler. Ben de ondan daha üstünüm. Halifeliğe ben ondan daha lâyıkım.’ Babasının benim babamdan üstün olması meselesini Allah bilir. Her ikisi de Allah’ın huzuruna gitmişlerdir. Ayrıca halk, hakemlerin kimi üstün tuttuğunu da bilmektedir.
Merak etmiyorum, Kutadgubilig. Size inancım tam. Bilimin şahlandığı ve gerçeklerin gün gibi ortaya döküldüğü bir dönemde yaşamaktan onur duyduğumuda sözlerime eklemeliyim. Ancak diğer ünlü Türkleride duymak için sabırsızlanıyorum. Lütfen daha hızlı çalışın.Gizli kalmış en hızlı Türkler adlı yazı dizimde sizden bahsetmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ancak biraz daha hız şart , biraz daha. Sürat çağında yaşıyoruz. Bu yazıları okuyan art niyetliler , büyük bir hızla tüm tarihi çarpıtmaya başlayabilirler.Hep öyle yapmadılar mı zaten. Kabaca Sümerlilerin ilk banka kurucuları oldukların hareketle(bkz.Sümerbank) Sümerlilerin İngiliz olduğunu açıklamaya kalkabilirler. Aman dikkat!
Bremen mızıkacıları İlk Türklerin hayvan eğitiminin bir sonucu otaya çıkmış Bremen türkleri tarafından yetiştirilmiştir. Bunu unutmayalım. Bir. Niye mi bütün gün davul zurna çalmaktan yorulan mehteran bölüğünün çorbacıbaşısı(maalesef ismi kayıtlardan silinmiş sanırım Mozart silmiş, birileri Vivaldi sildi der ama o rivayet kuvvetli değil) Şehrin dört yanında sabah namazı akşam yatsı derken perişan olmuş. Eskiden bu yapılırdı.O günler güzeldi. Mehter öyle bayramdan bayrama çıkmazdı.Tarihsel kayıtlar mevcut.Bunun üzerine işte Çorbacıbaşı yanına 3 çevgen, 2 boru , 1 zurna alarak bunlara enstrüman kullanmayı öğretmiştir.Ancak zurna çalmak bu hayvanlara zor gelmiştir. Zurnada peşrev olmaz sözü o gün söylenmiştir.Davul almamışlar derseniz , eski Türkler bütün hayvanlara davul çalmayı öğretmişlerdi. Nerden belli derseniz, bakın kediler tırnaklarını geçirip sürekli pıt pıt yaparlar aynı hareketi köpekler biraz daha pat pat biçiminde , eşekler çifte atarkan davul var sanır. Horoz eğitilmemiştir onun ki doğuştan.Bu yüzden her şeyi önce iyice bir inceleyin derim ben. Sözlerimizin nereye gittiğini bilelim.
Ama araştırıp unutulmuş gerçekleri su yüzüne çıkarmak zordur. Sümerlerle dalga geçip milleti rahatsız edeceğine şu yazımı okumanı öneririm misafir…
link to sonsuz.us
Eğer ingilizcen yoksa o zaman da Türkçe olarak şu yazıma bakabilirsin:
link to sonsuz.us
Evet resmen konuyu sulandırmışlar. Foruma girmeye niyetim yoktu ama bu son dönemlerde yazılanları okudukça dayanamadım.Bilgisev hocam ve kutadgubilig son derece dindar, türk-islam tarihine hakim kişiler.Bir onların yorumlarına bakın birde dalga geçenlere.Kim haklı göreceksiniz.Alevilerin zaten çoğu müslüman olduğunu kabul etmiyor.Sazla sözle ibadet yapıyorlar.Nerede var islamda bunlar?
Bu konunun alevilikle sünnilikle bi ilgisi yok..Ortada bi gerçek var ve bu gerçek bazıları tarafından çarpıtılıyor..
Forumda son zamanlarda çoğu konu sulandırılıyor zaten, özellikle de kutadgubilig’in açtığı konular..
Bilgisev Hocamız haklı, dalga geçmek kolay, bikaç üye sürekli dalga geçmekle meşgul..
Bende sizin alıntıladığınız bölümde ki yanlış olan yeri göremedim. Size nesi yanlış geldi konunun.
Çok doğru antiateist.Nerde var bunlar?Dindar olmayan,Türk-islam tarihine hakim olmayan kişilerin bir şey bildiği yok.Zaten araştırsalar gerçeği görecekler.Herşey bilim dahil bizden yana.Siz gönlünüzü ferah tutun.Yakında araştırmalarımı yayınlayınca göreceksiniz yer yerinden oynayacak.Mesela bugünlerde sudan sonra hava konusunu da araştırıyorum.Hava da bir oyun olabilir.Atalarımız havadan hiç bahsetmemişler, nefes alırken bizim bugün bildiğimiz havadan faydalandıklarına dair hiçbir bilimsel kanıt yok.Atmosferin yakın zamanda değiştirildiğine ve bizi daha uyuşuk hale getirdiğine inanıyorum.Bu sitede cereyan eden alaycılığın havanın muhteviyatıyla ilgisi olabilir.Bizi köklerimizden koparıyor olabilir hava.Bazı deliller buldum.Bekleyin hava ile ilgili gerçekleri çok yakında ortaya çıkaracam.
Çok şaşırdım bu soruya..
yezit Hz.Hüseyin’in şehid edilmesine ağlamıştır yazıyo yazıda görmüyormusunuz? Hz.Hüseyin’in kesik başını sallandıran biri mi üzülmüş, ağlamıştır? Babası benim babamdan daha üstündür lafına ne demiştir peki? Hz.Ali mi muaviye den üstün değil?
Yoksa Hz.muhammed mi muaviye’nin babasından üstün değil?
Babalarımızın kimin üstün olduğunu Allah bilir demiş işte Hz. Yezid. Haklı değil mi? Herşeyin en doğrusunu bilen Allah (cc) dir. Kimse kimseye üstünlük taslamamalıdır. Kaldı ki Hz. Yezid öldürülmesini istememiş, sadece itaat ettirilmesini istemiştir. Kendini bilmezin biri öldürmüştür. İslam’da insan öldürmek çok günahtır. Böylelerine lanet etmiştir Hz. Yezid.
Ne hazretisi be yezite hazreti deyip başka yerde de dinden imandan bahsetme sinirimi bozma benim..
yezit kim de Hz.Hüseyin ona itaat etsin, yuh artık yaa..saplantılı mezhepçi zihniyetinle benim yazdıklarıma yorum yapma bidaha..
Sahabeler arasında geçen savaşları nasıl değerlendirmek gerekir?
lovly 22-Aralık-2006 – 12:34:21
Soru
Kuran-ı Kerimde “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası ebediyen cehennemdir”buyurulur. Sahih hadiste de ïki müslüman bir birine kılıç çekerse ölende öldürende cehennemdedir” buyurulur. Peki Hz. Osman ve Hz Ali dönemlerinde büyük sahabeler bir birlerini farklı içtihadlar yüzünden öldürmüştür. Bunların durumu ahirette ne olacak ve farklı ictihad yüzünden müslümanların birbirini katletmesi doğru mu?
26-Aralık-2006 – 13:39:45
Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;
Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalmak üzere gireceği cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. (Nisa 93)
Mümin veya kâfir kim bir mümini kasten, bile bile, imanından dolayı hayatına kasdederek öldürürse onun cezası cehennemdir. Orada pek uzun müddet ve belki sonsuza kadar cezalandırılır. Çünkü Allah ona gazab etmiş, onu lanetlemiş, merhamete layık görmeyip onun için büyük bir azab hazırlamıştır.
Sahabeler arasındaki savaşın sebebi hakkı ve doğruyu bulmaktır. İki taraf da hak için savaşmışlardır. Nitekim hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur: “Allah’ın indinde şu iki adamın durumu çok hayret vericidir. Bunlardan birisi diğerini öldürür, fakat ikisi de cennete girerler. (Sünen-i Nesei; s. 411)”
Bir içtihat meselesinde bir mümin başka bir mümini öldürür fakat ikiside ehl-i hak olduğundan ikiside ehl-i cennettir. Mesela Hz. Ali ve Hz. Muaviye zamanında dahili savaş olmuş ve bir müslüman diğer bir müslümanı öldürmüştür. Bunun neticesinde ikiside hem din için, hem içtihat neticesi olduğu için ehl-i cennettir.
Müslümanların, sahabeler arasında meydana gelen ayrılıklara nasıl bakması gerekir?
“İsmet” yani, “ilâhî bir koruma ile günahlardan korunma” sıfatı, ancak peygamberlere mahsustur. Hatasız, kusursuz olmak ancak onlara hâstır. Sahabeler, bu sıfatla nitelenmediklerinden onların yüzde yüz hatadan âzâde oldukları söylenemez. Ancak şu var ki, herhangi bir Müslüman hata işlemekle İslâm dairesinden çıkmadığı gibi, bir sahabe de hata işlemekle sahabelik şerefinden çıkmaz.
Dört hak mezhebin bütün müçtehitleri, sahabe-i kirâm arasında geçen ayrılıkları şöyle değerlendirmişlerdir: Sahabe-i kirâmın her biri kendi başına birer müçtehittir. Kur’an ve hadiste açıkça beyan edilmeyen konularda içtihat yapma, en evvel onların hakkıdır. Fıkıh biliminin yönteminde kesinleşmiş bir kuraldır ki, bir kimsede içtihat rütbesi varsa, o kimse, başkasının içtihadına uymaya mecbur değildir. Ashap arasında çıkan muhalefetler, münakaşa ve muharebeler içtihat farklılığından doğmuştur. Hâşâ, nefsanî arzuların, isteklerin bu ayrılıklarda payı yoktur. Çünkü, onlar sohbet-i nebevi ile kin, adavet, düşmanlık gibi kötü sıfatlardan arınmışlardır. Nefisleri böyle süfli şeylerden temizlenip pâk olmuş, ulviyet kazanmıştır.
Evet, sahabe-i kirâmın her biri İslâm dininin tesisinde birer müçtehittir. Bilindiği gibi, içtihat eden bir kimse, yaptığı içtihatta isabet ederse iki sevap kazanır; isabet edemediği takdirde içtihat etmesine mükâfat olarak bir sevap alır. Canlarıyla, başlarıyla, her şeyleriyle İslâm’a mâl olan, O’nun yüceltilip yayılmasından başka bir gayeleri olmayan o seçkin insanların içtihatları da yine İslâm’ın yüceltilip yükseltilmesi içindir. Bu aşk, bu azim onlarda o derece ileri gitmişti ki, Uhud Muharebesi’nde Peygamber Efendimize zıt görüş bildirmekten çekinmemişlerdi. “Biz, İslâmîyet’in başarısını şunda görüyoruz,” diye görüşlerini açıkça ortaya koymuşlardı. Sahabenin çoğu Resulüllah Efendimize zıt içtihatta bulunduklarından, Peygamberimiz (sav) onların içtihadına uymaya mecbur oldular. Daha sonra gerçekleşen olaylar Peygamberimizi haklı çıkardı. O zaman Kur’ân-ı Azimüşşân’ın nâzil olması devam ettiği halde, Cenâb-ı Hak ashâbı uyarıcı bir ayet bile indirmedi. Herhangi bir ayetle herhangi bir ikazda bulunmadı; bilâkis peygamberimize eskisi gibi onlara fikir danışmaya devam etmelerini emretti. Resulüllah Efendimiz de onları ayıplamadı, yine bağrına bastı, şefkatle kucakladı, bu emir gereğince onlarla fikir alış verişine devam etti. Sadece bu hâl dahi, sahabe-i kirâmın, Allah ve Resulü indindeki beğenilirliklerini ve dinde içtihat sahibi olduklarını en açık bir şekilde göstermeye yeterlidir.
Şimdi, insafla düşünelim. İçtihatta Peygamber’le farklı düşündükleri halde, ne Allah, ne de Resulüllah tarafından uyarılmayan sahabeleri, aralarında çıkan ayrılıklardan dolayı biz mi yargılayacağız? Zerre kadar vicdan ve basiret ve anlayışı olan bir kimsenin bu cinayete tevessül etmemesi icap eder.
Haddimizi tecâvüz ederek İslâm’ın temeline kanlarını akıtan o seçkin cemaati yargılamaya kalkar ve birini haklı çıkarıp, diğerini tenkit edersek, o hidayet yıldızlarına hiçbir leke süremez, ancak kendi elimizle kendi felâketimizi hazırlamış oluruz.
Kaldı ki, o yargıladığımız kimseler, ashâbın ileri gelenleridir. Bir kısmı Cennet’le müjdelenmiştir. Bizim dedikodusunu ettiğimiz o kişileri Kur’an ve Peygamber Efendimiz medh ü senâda bulunmuştur.
Bu hususu hiç unutmamalı, ashap arasında çıkan ayrılıklarda mümkün olduğu kadar temkinde bulunmalı, haddimizi bilmemekten büyük ölçüde sakınmalıyız.
Şayet, sahabelerin ayrılığı Hakk katında meşrû ve mâkul olmasaydı, elbette bunun için onları engelleyecek bir emir indirilirdi. Nitekim sahabe-i kirâm, Peygamber Efendimizin (sav) yanında yüksek sesle konuştuklarında şu uyarı ayeti indirilmiştir:
“Ey iman edenler! Seslerinizi Resulüllah’ın sesinden yüksek çıkarmayın, 0’nun yanında, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi konuşmayın. Siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucürat, 2)
Hucürât sûresinde, müminlerin sû-i zandan sakınmaları şöyle emredilmektedir:
“Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi?” (Hucürât sûresi, 12)
Cenâb-ı Hak bu ayet-i kerimede bir mümini gıybet etmenin ölü eti yemek kadar çirkin ve mümine yakışmayan bir davranış olduğunu bize haber veriyor. Ya gıybet edilen bu mümin, sahabelerden, hem de onların en ileri gelenlerinden biriyse, artık meselenin tehlikesini siz takdir ediniz.
Resulüllah Efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde: “Ateş odunu nasıl yer bitirirse, gıybet dahi sâlih amelleri öyle yer bitirir” buyurmakla bizleri bu noktada şiddetle ikaz etmektedir.
Hem kendi ahiret hayatımızın selâmeti, hem de İslâm’ın geleceği adına, bu hakikatlere kulak vermemiz lâzım ve elzemdir. Bir mümin diğer bir mümine sû-i zan etmekten men edildiği halde, İslâm’ın temeli, Hz. Peygamberin çalışma ve silâh arkadaşları ve şu andaki bütün Müslümanların hidayetlerinin vesilesi olan sahabe hakkında, hele onların en ileri gelenleri hakkında sû-i zan etmenin ne kadar sorumluluk gerektirdiği açıkça anlaşılabilir.
Akıllı ve idrakli insanlar için en selâmetli yol, bu meselede ileri geri konuşmaktan kaçınmaktır. Biraz düşünmekle hemen anlaşılacaktır ki, insanlar bu âleme sahabeler arasındaki problemleri tahlil etmek, bu konuda bir tarafa haklı, diğerine haksız hükmünü vermek için gönderilmemişlerdir. Ve bu hususta bir kanaate sahip olmak, insanın yaratılış gayesi olamaz. İnsan bunun için değil, Allah’a hakkıyla kul olmak için yaratılmıştır. Yâni, dinimiz bizi sahabe ayrılıklarının tahliline değil, kulluğun gereklerini yerine getirmeye dâvet ediyor.
Ashâb-ı Kirâm Efendilerimiz, halifesinden neferine kadar aynı rızık ile hayat buldu ve aynı heyecanı paylaştılar. İslâm’ın gelişmesinde, yayılmasında, yücelip gelişmesinde gece gündüz demeyip, gizli ve âşikâre, durmadan çalıştılar. Canlarıyla, kanlarıyla cihat ettiler ve fedakârlıkta erişilmezlere eriştiler. Kur’an aşkı, Peygamber aşkı için aşiretlerine karşı koydular, ailelerini, çocuklarını, mal ve mülklerini feda ettiler. Peygamberimizin nefsini, kendi nefislerine, çoluk çocuklarına, anne ve babalarına tercih ettiler. İslâm binasının temeline kanlarını akıttılar.
O günden bugüne, tâ kıyâmete kadar bütün Müslümanların dünyevî ve uhrevî saâdetlerine vesile oldular. Onların hepsine karşı derin bir minnettarlık beslemek, onlara dua ve onları medh ü senâ etmek hepimiz için bir insaf ve vicdan borcudur.
Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet Editör
link to geocities.com
Bütün soruların cevaplarını güzel güzel vermişler. Eğer yöneticiler izin verirlerse bende oradan binlerce yazı taşımak istiyorum.
Sn. Karia lütfen sakin olunuz. Alıntıladığınız yerde geçen Yezid’in ağlamasına şaşmanız doğaldır. Çünkü Kerbela konusu malesef ülkemizde ve Dünyada çok duygusal şekilde ele alınmakta ve aşırı abartılmakta ifrat ve tefrite gidilmekte ve bir taraf göklere çıkarılırken diğer taraf yerin dibine geçirilmektedir.
Bize Yezidin çok büyük bir zalim olduğu inandırıldığı için bu satırlar bazılarımıza çok aykırı gelebilir. Oysa gerçekler araştırılmaya muhtaçtır.
O satırların doğru olmadığına dair elimizde bir kanıt var mıdır? Neden doğru olmasın?
Giriş yazısında kalın yazdım. Hz. Hüseyinin konuştuğu bütün herkes Iraklıların dönek olduklarını ve onlara güvenmemesi gerektiğini ve şimdi yanında olanların ona karşı savaşabileceği konusunda ikaz etmişlerdir.
Nitekim Hz. Hüseyini şehit eden ordu birliği Yezidin gönderdiği bir merkez(Suriye)halife ordusu değildir! Aksine bu insanlar Irakli Şiilerdir, ve esasında başlangıçta Hz. Hüseyine mektup yazıp destekleme sözü veren kişilerdir. Dolayısıyla Hz.Hüseyin Iraklı Şiilerden oluşan bir güçle çarpışmıştır! Yezidin Hz. Hüseyinin öldürülmesi yönünde bir talimatı yoktur. Sadece kendisinin biat ettirilmesini istemiştir.
Hz.Hüseyine karşı sert tavır takınan Irak valisi olan İyaddır!
Kaldıki bir üstteki son astığım yazıda da belirtildiği gibi sahabe arasındaki anlaşmazlıklarda taraf tutmak islam açısından mümkün değildir. Çünkü bu insanların hepsi sahabe derecesindedir ve bir kısmı cennetle müjdelenmiştir.
Hz. Hüseyin’in Peygamber torunu olmasının dışında, eğer takva olarak bir üstünlüğü yoksa, diğer sahabilerden bir üstünlüğü yoktur. Peygamberin torunu olması nedeniyle elbette özel bir saygı görür. Ama Devlet yönetmek ayrı bir olaydır. Siyaset çok farklı bir şeydir. Peygamberin akrabası olanın devletin başına geçecek diye bir kural yoktur.
Daha yakın zamana gelelim. Daha önce örnekler vermiştim. Osmanlı zamanında da iç savaşlar olmuştur. Bu tip savaşlarda mecburen ordu ikiye ayrılmaktadır. Diyelim Fatihin oğlu Cem ile Beyazıt savaşa tutuştu! Biz Beyazıt’ı tutup Cem’i zalim kafir mi ilan edeceğiz? İkisi de Fatihin oğlu!
Yezid de Mekke kralı Ebu süfyanın oğlu Muaviyenin oğludur. Elbette Hz. Muhammedle boy ölçüşemez! ama siyasi bir gelenekleri vardır.
Hz. Ali Peygamber tarafından çok övülmüş amcasının oğludur. İlim ve cesaret yönünden son derece üstündür. Ama siyaset yönünden Muaviye Hz.Aliden daha ileridir. Bunu Hz. Muhammedin kendisi de belirtmiştir.
Elbette Hz. Hüseyinin acı bir şekilde katledilmesi son derece üzücü bir olaydır ve bütün müslümanlar bu olayı lanetlerler. Ama bu bir fitnedir, iç savaştır. Bu olaydan dolayı Yezidi zalim ilan etmek doğru değildir. Hz. Hüseyini öldürenler Irak ordusu ve Şiilerdir!
Fatih kanunnamesine göre başa geçen padişah veya halife kardeşlerini öldürme yetkisine sahiptir. Halifeler de devlete karşı olan bir kalkışmada bu tip yetkilerle donatılmıştır. Daha çok şeyler yazılabilir..
Ben şahsen Hz. Ali ve Hüseyini daha çok seviyorum. Eminim Türklerin çoğunluğu da böyledir. Ama benim bu sevgim kalkıpta olağanüstü şartlardan dolayı meydana gelmiş son derece üzücü bir olayı bayrak yapıp, aşırı şiiler gibi, fanatikçe bir tutumla diğer sahabeleri zalim ilan edip hakaret etmeme neden olamaz. Bu İslam itikadına aykırı bir durumdur. Ha ne yaparım belki Muaviye ve Yezidi fazla sevmek gelmez içimden bu da normaldir. Ama küfür edemem, lanetleyemem!
link to geocities.com
Özünde siyasal olan bir konuyu, “sorularla islamiyet” gibi tamamen taraflı, anti alevi bir siteden alıntlılayıp bir de üzerine ahkam kesmen oldukça ilginç…
Yok yezid ağlamışta, yok onu bunu öldürmek halifelik bekaası içinmiş te… Çocuklara masallar…
Kerbela olayının özü, peygamberin ölümüyle başlar. Kısa bir özet yapacağım zira fazla vaktim yok.
Hz. ALi’nin hakkı ömer ve ebubekir tarafından gaspedilir.
Kureyşin emirleri(tacirleri) halifelik gibi bir gücü HZ. ALİ’ye vermek niyetinde değillerdir. Nitekim, aslında birbirleriyle bile anlaşamayan ebubekir ve ömer’in hilafeti sonrası kurulan hakem heyeti osman ve HZ. ALİ arasında karar kılar. Seçilen osmandır.(ne hikmetse). Osman diğerleri gibi emevi ve kureyşlidir. Harun gibi zengindir. 12 yıl hilafetten sonra büyüyen islam topraklarını idare edemez hale gelir. Suikasta kurban gider. Yerine mecburen HZ. ALİ geçer. Hz. Ali’nin halife olması emevi ailesini rahatsız eder. Muaviye orduları ile Hz.. Ali orduları arasında SIFFIN savaşı başlar. Muaviye ve oğlu yezid’in bitmek bilmeyen hırsı sonucu kendisi hariciler denilen grup tarafından öldürülür. Muaviye Kendilerine rakip olarak gördükleri ve halkın biat etmeye yöneldiği Hz. HAsan’ı zehirletir. Artık muaviye’nin oğlu yezidi halife yapabilmek için önündeki tek engel HZ.Hüseyin’dir. Üstüne bir ordu salar ve Kerbela’da Hz. Hüseyin’i şehit eder.
BU OLAYIN SİYASİ SONUCU: ALEVİLİĞİN DOĞMASIDIR.
BİZ KİM OLDUĞUMUZU, NERDEN GELİP NEREYE GİTTİĞİMİZİ İYİ BİLİRİZ.
Oik0s: Anadolu aleviliğinin kültürel kökleri araplardan farklı olduğu için başkaca ele alınmalıdır. Ancak Anadolu aleviliğinin kökleri de yezid’e dayanır, Gaznedeki Türk kentlerine saldıran yezid orduları korkunç kıyımlar yapar, bu olaylar HORASAN ERENLERİ denilen bir grup tarafından göçmen Türklere nesilden nesile aktarılır. Emevi karşıtı bu görüşler sonucu, Türkler yeni bir dinsel düşün sistemi yaratırlar.
demişsiniz ama dalga geçmeyi beceremeyip, parçacıkları fırlatmışsınız. Demek ki aşağılamak çabası daha kolaydır. Yazılanlarla dalga geçebilmek için bir şey daha gerekir, kendini dev aynasında görmemek. Sen benim , pardon Sümerlilerin kim olduğunu biliyor musun ha… dememek. Yezid’e Hz. ekleme noktasına gelebilecek boş magazin tezlerini orjinallik saymamak. Iraklılar ve İranlılar üzerine politika üretenlerle işbirliliği yapmamak. Alevilerin birazcık rahatlaması üzerine sinsi politikalar üretmemek ve sürekli bir karşıtlık havasını tezgah altında bulundurmamak.
Eğer tarih konuşuyorsanız; bugünden başka yolunuz yok unutmayın. Eğer bunları görmüyorsanız zaten dalga geçmek dediğinizden başka seçenek bırakmıyorsunuz. Rahatsız olmayın. Hem Emeviler ve hem de Sümerliler gibi eğlenin.
Konunun sulandırılması söz konusu bile edilemez konunun kendisi sudandır. Kendi kültüründen değilde kompleksinden yola çıkanların temelsiz ancak bol laflı , hamasi ,gürültücü ve çığırtkan, post modern milliyetçiliğidir. Mazlumun yanında olmak geleneğinin son kalelerininde yıkılmasıdır.
Yukarıda misafir olarak yorum yapan kişinim mantığını anlamakta zorluk çekiyorum.
“Eğer tarih konuşuyorsanız; bugünden başka yolunuz yok unutmayın” bu söz ile neyi kast ediyor? Tarih konuşuyorsak elbette ki bugünkü verilerle tarihi (arkeolojik ve dil) verilerini karşılaştırmak gerekir.
Ben burada demagoji yapmıyorum. Laf salatası ile kimseyi kandırmıyorum, göz boyamıyorum. Ama “Hem Emeviler ve hem de Sümerliler gibi eğlenin.” sözü laf salatası değildir de nedir?
Kendi kültürünü tanımayan, küçümseyen ve saçma sapan konuşan, kendi adını bile yazmaktan korkan, gizlenen ve insanları yanıltan insana kanmayın derim. Sözüm bukadar.
Alevi olanlar ve olmayanların arasındaki fark; olmayan ve bunu Kerbela’ya rağmen savunanların arasındaki kan ve cinayet farkıdır. Oik0s’a ve misafire katılmamak imkansız bence. Özü politik olan bir cinayeti din ile açıklayıp çok makbulmüş gibi “halifeliğe” dayandırmanız, makul, haklı, kabul edilebilir görmeniz sadece kıyıma ve vahşete ne denli fikren ve kalben yakın olduğunuzu gösterebilir.
Alevilerin kendini islamla özdeşleştirmediği gibi saçma bir lafı sarfeden yukarı çıkıp alıntılayamayacağım arkadaşım; bunun nedeni “seninle aynı cennete aynı yollardan gideceksem gitmeyeyim” olabilir mi. Aleviler “kötü” olan hiçbir şeyin dikkatinizi çekerim “hiçbir şeyin” Allah ‘tan geldiğine inanmazken sünni öğreti Allah’a cezalar verip sürekli bize acı çektirmekten başka planı olmayan bir tasarı olarak yaklaşır. Evet bir alevi için Allah bir ve tektir ve sonsuz güzeldir. Kirli politiklarınızla kendinizi başka yerde temize çekin.Dünya görüşü, felsefe diye bir şey duydunuz mu? tabi ki duymadınız neden soruyorsam.
sayın Bilgisev insanlara destek olucam derken başka boşluklara neden oluyorsunuz. İsteyen istediği yerde eğlenebilir konu sulandırabilir. bilimsel araştırma mı? sizi kırmamak için susmanın kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum tam da şimdi? tarih mi? uzmanlığınızla geliniz lütfen. Sanatı ve tarihi içeren konularda bile sizi kırmamak için azarlarınıza maruz kalmak sinir bozucu.. alanınız fenbilimlerini içerirken, sanat, tarih sizin için hobi olabilir. elbette bol bol okuyup araştırmak, fotoğraf çekmek iyidir fakat bir araştırmanın bilimsel olabilmesi için gerektirdiği basamakları sizin daha iyi bildiğinizi varsaymak istiyorum.
syn kutagdubilig üçe kadar saysam “şaka” deseniz..merhaba desem.
bir şey daha..bunu nereye yazmalıyım bilmediğim için buraya yazıyorum.. kutagdubiliğin avatarda kullandığı resim sevgili agnia’yanın avatar görüntüsü ile aynıdır. Avatarı her görüşümde Jung’dan bir şeyler okuyacağım sanıp bu yazılarla karşılaşmak “kendi adıma” üzüntü verici (ama neden zorluyorsun marsseh zaten saçmasın sen, öte yandan otostopçunun galaksi rehberi süper keyifli Sonsuz:) kabalcıdan 20ye aldım ve evet ada falan 40’a satıyor sakın almayın:) neden bilmiyorum aklıma ilk gelen galakside seyahat eden banu alkan oldu..neden diye sorma neden diye sorma..garip bir imge geçişi işte..) ve…avatarınızın değiştirilmesini saygılarımla arz ederim.
Eğer tarih konuşuyorsanız; bugünden başka yolunuz yok unutmayın” bu söz ile neyi kast ediyor? Tarih konuşuyorsak elbette ki bugünkü verilerle tarihi (arkeolojik ve dil) verilerini karşılaştırmak gerekir.
Tarih konuşuyorsanız bugünü şekillendiriyorsunuz sayın hocam. Sadece geçmişi konuştuğunuzu sanıyorsunuz. Yapacaklarınıza zemin hazırlıyorsunuz. Yoksa benim Emevilerle ne alıp veremediğim olurki. Ama derseniz Emevi hanedanı iktidarı gaspetmemiştir, haketmiştir. Buradan tek bir sonuç çıkar Emevi aleyhtarı guruplara karşı, baskı oluşturma politikasında yeni bir zemin hazırlamak. Kim bunlar İranlılar, Iraklı Şiiler, Anadolu’da aleviler vs… Yani tarih fen bilimleri gibi çalışamaz. Arkeolojik buluntular değiştirilir, gizlenir her şey yapılabilir.Bilimsel gelişmeler gizlenirse çok sorun yaratmaz, tarih değiştirilirse bazı yerler, bazı insanlar çok hızla yok edilebilir. Dikkat etmek gerek. Bunun için tarihi tezleri sunarken o günkü sonuçlarıyla beraber düşünmeliyiz.
Kendi kültürümüz konusuna gelince , bence hiç girmeyin. Kültür bir uzmanlık değil, yaşam bakışı ve ilişkiler bütünüdür.
Sevgili Marsseh ve hıdırakgüç,
Aklı başında sorulara ve itirazlara daima açığım ve her türlü fikir tartışmasına varım. Karşı olduğum nokta bir konuyu sulandırıp alay etmek ve harcanan emeği, gayreti, bilgiyi küçümsemek.
Diyorsun ki: “tarih mi? uzmanlığınızla geliniz lütfen”. Benim sözünü ettiğim tarih hiç bir kitapta yazmayan unutulmuş tarihtir. Bu konuda Türkçe 73 yazı ve İngilizce devam etmekte olan 40 yazım bulunuyor. Bunlar kaynaklara dayanan yazılar, hayal ürünü veya övünç nedeniyle yazılmış değiller. Özellikle Sümer ve Hitit konulu yazılarım belgeli olup dünyada henüz yeni yeni tartışılmaktadırlar. Batılı dilciler Sümerceyi yalıtık bir dil olarak tanımlarlar ama durum değişecektir ve Asya kaynaklı bir dil olduğu kabul görecektir.
Ayrıca ben ne Emeviler ne de Aleviler ile ilgili tek bir satır bile yazmış değilim. Bu bakımdan başka kişilerin yazıları ile benim yazdıklarımı karıştırmayın lütfen.
Kültür konusuna gelince, kültür ile tarih iç-içe geçmiş iki konudur. Birini diğerinden ayırmak hata olur. Tarihi olayları anlamak için o milletin kültürünü bilmek lazım. Kültür deyince, tüm maddi ve manevi yapıtlar, bilim sanat ve din de içine girer. Kültür bir yaşam bakışı olabilir ama her toplumun kendi yaşam bakışını tanımadan tarih hakkında kesin yorum yapılamaz. Tarih sadece şu savaş şu tarihte yapıldı değildir. Okulda öğretilen tarih sadece hikayeden ve vakanüvislikten ibarettir. Benim çalışmalarıma “Kültür ve sanat tarihi” diyebilirsin.
Ayrıca uzman olmak için o konuda eğitim gerekli olsa da yeterli değildir. Eksik veya yanlış yapmış olabilirim. Eğer bu tür kaliteli tartışmalara girersek, bu eksiklerimi tamamlamaya hazırım. Yeter ki küçümseme olmasın.
sevgi ve selamlarımla…
Aklı başında sorulara ve itirazlara daima açığım ve her türlü fikir tartışmasına varım.demişsiniz Bilgisev bunu yapamadığınız geçmişte belleğimize kaydedildi. Size gayet aklı başında sorular sormama karşın “git bi daha oku anlamazsan anlama okuyamamışsındır bir daha oku…aradığınız kişiye ulaşılamıyor” tarzı sergilediğiniz tuhaf tavırlar nedeniyle sizinle bir fikir sohbetinde bulunmak istemediğimi söylemeliyim ancak birkaç sorum olacak büyük olasılıkla cevap alamayacağım:
1-Sümerce ve Hititce biliyor musunuz?
2-Dili bildiğinizi varsayarsak onu fonetik anlamlandıracak bilgi ve tecrübeye sahip misiniz?
3-Benim sözünü ettiğim tarih hiç bir kitapta yazmayan unutulmuş tarihtir
cümlenizi üzgünüm ciddiye alamayacağım zira hem kaynakça göstererek yazıyor hem de “başka bir yerde yazmıyor ben buldum”diyorsunuz.Sizce bu tavır fazla arogan değil mi? Yazılarınızın biri hakemli bir tarih dergisinde bilimsel bir makale olarak yayınlanınca lütfen bilgi veriniz büyük bir memnuniyetle okuyacağım.
3-Eğitimin yetersizliğini alan eğitimi aldıktan sonra bu eğitimi almış fakat araştırmacı kimlik taşımayan gençlere söylemeniz daha etkili olmaz mı? bu minvalden hareketle beş tez iki teoremle bir fizik kitabı yazıp çok satanlara girsem “salak” demez misiniz?
4-Yazılarınızın ingilizcesini okuyabilecek insanlar olarak ingilizce-türkçe sunulmasını talep etmemizi “ben böyle daha çok tıklanıp okunuyorum ama” ile geçiştirip o hiçbir yerde olmayan yazılarınızı kimden kaçırıyorsunuz, hangi sorulardan bunalıp “bunlara cevap veremem, iyi okumamışsındır git bir daha oku” demeye gerek duyuyorsunuz (ilk fırsatta ingilizce yazılarınıza da ilgili alandan kaynaklarla soru yönelteceğim) benim de hobilerim var.
tartışmayı isteyen vaktiyle denemiş ama saçma bir kabalığa maruz kalmış biri olarak (bknz:postmodernizim -ki yazınız baştan sona yanlışlıklarla doludur) saygılar.
bilgisev, dalga geçmeyi neden böyle küçümsüyorsunuz ki? bütün bu olup biten şeylerin kendi başlarına bir anlamları yoktur ki! onlara anlamı biz veririz ve bütün bu şeylerin bizim verdiğimiz anlamlardan soyunmuş hallerini görme düzeyine erişmiş kimselere de bu anlamların hepsi birden pek bir eğlenceli gelir. kendi verdikleri anlam dahil herşeye gülerler. kendileriyle de kendileri dışındaki herşeyle de dalga geçerler. geçebilirler. buna bile bile saçmalamak derler, kontrollü delilik derler, derler de derler… etrafınıza içten bir bakış atacak olursanız insanlığın başına gelen bunca şeyin tek sebebinin kendini önemseme olduğunu göreceksiniz. bunu biryerlerde okuduğunuzdan eminim. kendini önemsemenin ne olduğunu bildiğinizi düşündüğünüzden de eminim. o zaman bunu kendinize gösterin. haklı olduğunuzu düşündüğünüz hallerde bile kendinizle dalga geçin, geçilmesine izin verin ve bu durumdan keyif alın. eğer bizi izleyen bir tanrı varsa bütün zamanını gülerek geçirdiğinden eminim…
ixtlan tarafından Salı, 14/07/2009 – 12:29 tarihinde gönderildi.
gürültü yapanın sen olduğunu ne zaman anlayacaksın diye site genelinde bahse tutuştuk, ama ben dayanamıyor ve sana bu gerçeği ifşa ediyorum. araştırmalarında kullan bu gerçeği…
Gibi birşeyi az yukarıda yazmamış olsaydın son yazını da keyifle okuyacaktık, diğer yandan kendini eleştirmen hoş bir seda gibi akmış. Kendini önemsemek iyidir.
Dalga, saçmalama, haklı olma bir yana; yazıları anlamlandırdığımız bu yerin bir forum, bir tartışma platformu olduğunun unutulmasının anlamsız keyifsizliğinin tadını çıkarıyorum ben, Eleştirme hakkımı istediğim gibi kullanarak, üstelik sana, ona, buna sormadan…
Bilgisev’in kendi deyimiyle unutulmuş tarihini, kabul edip/etmeme tamamen kişilerin kendi yargılarına / inançlarına / bilgilerine / seviyelerine kalmıştır, kalacaktır.
Son olarak; Adem de Türk’tü…
son yazımı keyifle okuyamamana üzüldüm. bir dahaki sefere söz daha dikkatli olacam. sevgiler…
Fethullah Gülen Hoca Efendi: “Yezidin Allah cezasını versin yerin dibine batsın”. Ancak Kerbela olayını yad ederken aşırıya gitmenin de yeni kavgalara zemin olabileceğini de vurgulamıştır. Demem o dur ki yezidin yaptıklarını savunulacak yeri yoktur fakat bu saattten sonra ayrışmanın da bize faydası yoktur. Kutadgubilig, Ümmet-i Muhammed(sav)’in çoğunluğunun yezidi haksız ve zalim bulduğu bir konuda araştırma yapmana gerek yok. Cebrail (a.s.) Hz. Hüseyinin katledileceğini Kainatın efendisine bildirdiğinde sevgi peygamberi Hz. Muhammed (sav) göz yaşı dökmüştür. Kainatın efedisinin göz yaşı dökmesine sebep olan bir olay bizi kahreder. Bizim bu acı veren vahşeti fazla dile getirmememizin sebebi yeni kavgaların çıkmaması içindir. Ama siz ülkenizi çok sevdiğinizden! alevi kardeşlerimizin hassas olduğu bir konuda bu tür yazılarla ayrışmaya ve tahrike destek oluyorsunuz. Türkiyenin efendisi değerli başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan inşallah bu tür ayrışmaları tetikleyen zihniyeti temizleyecektir Allahın izniyle. Durmak yok yola devam…
yezit gibi lanetlik bir insanın burada açıkça savunulması son derece kaygı verici. Dini din olmaktan çıkaran, cuma namazı gibi önemli ve günü belli olan bir namazuı bile çarşambaya alan, içkili içkili namaza duran, her türlü zulüm ve barbarlıpğı yapan ve en önemlisi Peygamber Efendimizin gözünün nuru olan İmam Hüseyinin ölüm emrini veren bir iblisin savunması yapılmaz Lanet olsun Yezide ve taraftarlarına
aleviliğin doğuşu mısırlı bir yahudi tarafından başlatılmış kendisini Hz.Ali taraftarı göstererek müslümanları bölmeye çalışmıştır İbni sebe bunda da başarılı olmuştur.Aleviler niçin namaza ve camiye soğuk bakarlar Hz Ali Camide şehit olmadı mı namaz kılarken vücudundaki oku hiç acı duymadan çıkarmadılarmı. Bazı aleviler der ki Hz Ali bizim abdestimizi aldı namazımızı kıldı. Bu görüş hırıstiyanların Hz.İsa bizim günahlarımızı üstlendi demeleri gibidir. Her önüne gelen aleviler ve alevilik konusunda yorum yapmasın gerçek alevi (eğer onların anlattığı ve anladığı gibi Hz Ali ve ehlibeyti sevmekse) benim.Çünkü Hz. Ali nin yolundan gitmeye çalışıyorum. Hz.Ali nin yolu Peygamberimizin yoludur. Aleviler niçin bunu anlamaya çalışmayıpta aleviliği ayrı bir din gibi göstererek ayrı ibadethane isterler. Kerbela olayına ençok ben ve benim gibiler üzülür ama kendimizi parçalamayız, Allah^’ın verdiği vücuda zarar vermek günahtır. Kerbela olayında esas suçlu olanlar Küfe liler ve dolayısıyla alevilerdir. Hz. Hüseyin’i çağırıp sonra sırt çevirmek ne demek Hz.Zeynep esirler ler birlikte Küfe den geçerlerken Küfeli kadınlar üstlerini yırtarak ağıt yakarlar Hz.Zeynep bunlara ağlayın bakalım erkekleriniz erkeklerimizi öldürürken kadınlarınızda böyle ağıt yakıp ağlarlar kıyamete kadar gözünüzün yaşı kuruması der. Şu anki Irak ın durumu malum.
Alevi dedelerinin çoğu cahil kulaktan dolma ve İran kaynaklı bilgilerle yorum yaparlar bazı sünni hocaları gibi iki taraftabirbirine düşman yapılmaya çalışılmış.
Daha yazacak çok bilgi var ancak vaktim yok
Bilgi var ama öyle görünüyor ki bilginiz yok. ehlibeytin katli ve devamında bu katli haklı ve kabul edilebilir bulan grubun varlığı islam söylemini aleviler nezdinde geçersiz kılmış ve aleviler anadolu-bektaşi geleneğinin aydınlık izini sürmüştür. namaz kılmak vs. sizin tercihinizdir.
YEZİD AĞLAMIŞMIŞ. ZATEN YUZYILLARDIR BU İKİYÜZLÜ TAVIR YÜZÜNDEN NİFAKLAR VAR İSLAM İÇİNDE.EHLİ BEYT ŞEHİT EDİLMİŞ.PEYGAMBER TORUNLARININ MÜBAREK BEDENLERİ ATLARA ÇİĞNETİLMİŞ VE DAHA NİCEEZA CEFA REVA GÖRÜLMÜŞ,CELAL ABBASIN KOLLARI BİR BİR KÖKÜNDEN KESİLMİŞ.YOK EFENDİM NİFAK ÇIKARMIŞ ÇOK KARIŞTIRILMAMALIYMIŞ İKİ YÜZLÜLÜK BUNDAN BAŞKA NE OLABİLİRKİ. BEN GEÇEN PROF. DR. HAYDAR BAŞ IN İMAM HÜSEYİN KİTABINI OKUDUM. EĞER GERÇEKTEN ETRAFLICA ÖĞRENMEK İSTEYEN VARSA OKUSUN O KİTABI. BİNLERCE KAYNAKTAN DELİLDEN SÜZÜLÜREK AKTARILMIŞ. EHLİBEYTİN KANINI DÖKENLERE ALLAH (cc) DEDESİ RESULLULLAH(SAS) BABASI İMAM ALİ (KV) ANASI CENNET GÜLÜ HZ FATIMA… ARŞ SEMA YER GÖK LANET EDİYOR HABERİNİZ OLA.
YARABBİ HÜSEYNİMİZİN MÜBAREK KANI YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE HAY İSMİN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE EHLİBEYTİ MUHAFAZA VE MUAFFAK EYLE..