insan ve varlık çözümlemeleri-2-

Evren içinde insanın kökeni,karekteri,neliği ve niteliğine dair ;düşünce ve inançların herbirinin kendine göre bir tarifi ve algılaması vardır,hayat sürecinin gelişim ve açılımı dogrultusunda her tarihi dönem ;hayat algılaması bünyesinde tarihsel dönem kesitlikler ve somut gerçekliği içinde insani vaziyete yön vermişlerdir…

tarihsel dönem ve oluşumların ana karakterinden hareketle ayrışmalar dahilinde, insan özüne dair sonuçlar çıkartarak,insanbilim anlayışı ve buna baglı bir insan felsefesi inşa edilebilir…

Hangi bünyedir ki insan uygarlıga biçim ve rengini vermiştir..Temel dogası kurduğu uygarlıklarda açıga çıkmıştır….bu kurumsallaşma insanbilim dogrultusunda nasıl değerlendirilebilir….

Bu bağlamda felsefi ve dini ekoller bazında evren -süreç-tanrı-insan-bilim-siyaset gibi konulara ve kurumsallaşmalara insanın etkisi ve o yapıların insanı belirlemesinin algılaması üzerinde duracagız..

Batı tarihsel sürecinin evrim ve gelişim argumanları dahilindeki oluşumları inceleyerek,varlık içinde insan karakterinin sirkülasyon ve kökenin kafasında nasıl canlandığını ana hatlarıyla somut gerçeklikleri üzerinde irdeleme yapmak;açılıma yön veren karakterin pozisyonunu tanımada bize yardımcı olacaktır…

Bedevi dönemin dinleri olan animizm de;ruhperestlik hakimdir…ruhlar insan gibi şahsiyet sahibidir,ölümsüz olan ruhlara şahsiyet verilir ,ruhlar ölümünden sonra tabiat olaylarından veya varlıklardan birine dönüşerek ebediyen yaşarlar,ruh insan ve hayvanlarda ortak bir kuvvet sahibidir…tenasüh inancı vardır…böylece ilkel insan;tabiat ile insan arasında ortak bir dokuya inanmaktadır….

Tarihsel dönem içinde insanın karakterinin açılımını,somut gerçekligi bu şekilde olmuştur….insan tabiatın kucagınde eşya ve tabiatı kutsallaştırmaktadır… bünyesel doku gelişmemiştir…. Yine ilkel insan;totemlere tapmaktadır…totem daha çok hayvandır ve kabilenin ortak ceddi ,herhengi bir hayvana tekabül ederek sembolleştirilir….böylece bir gurup ruhu oluşturulur,toteme yaratıcılık verilir…totemizm bir toplumu diğerlerinden ayırır..kabilevi yapı insan üzerinde egemendir…bünye kabile istemleriyle vücut bulur…

Buradada gelişmemişlik sözkonusudur…. Evren-toplum-insan ve tanrı anlayışı ;totem içinde eritilir…. Somut gerçekliği içinde insanbilim;tabiat ve ruhların insanı etkilemesi etrafında şekillenir…

Çin dinlerinden taoizmde;evren ve insanda tezat yasaları hakimdir…ancak buna ragmen evrende bir düzen vardır, bu düzeni tao ayakta tutar…vahdeti vücut hakimdir….dünyanın birlik ve bereberliği tao nezdinde;çatışmalar ise;yang ve ying esasına göre şekillenir….medeniyetin lükslerinden kaçınılıp taoya tabi olunmalıdır…

Konfüçyüs;taoyu toplumsal namus üzerine dönüştürerek toplum anlayışı haline getirir…. Hint panteizminde;dünyanın varlığı tanrının bir südurudur….tanrı aşk ve istekle dünyayı vücuda getirir….tenasüh inancı vardır…insan kendi kaderini kendi belirler…Buda ya göre;mutlulugun yolu arzuları yoketmektir….. Zerdüştlükte;ahuramazda enbüyük kuvvettir…hayır ve şer çatışmalı ve ebedidir ,sonunda hayır galip gelecektir…. Bu dinlerde;daha ileri bir evren-tanrı -insan algılaması vardır,insandaki kuvveler gelişme istidatındadır….

İnsanbilime ait argumanlar;dinin belirleyiciliğinin sembol ve gizinin anlanabilmesiyle teşkil edilebilir…. Dinlerden yunan felsefi kanaatlerine geçersek;çıplak insaın burada degerlendirildiği ve bugünkü insanbilimin köklerinin bulundugu görülür….

Presokratik düşünürlerin arke -tabiatı yapan unsur aramasına karşılık,sofistler relativist insanı esas alarak,insan bilime ait ana kıstasları batı süreci içinde ortaya koyarlar….Protogoras ve Gorgias gibi düşünürler insanı her şeyin ölçüsü yapar,hiçbir şeyin kesin olarak bilinemeyecegini iddia ederek septizme kapı aralarlar….

Ancak Sokrat;insanın bilinebilecegini,diyalektik sorgulamalar,ve özü dogurtma yöntemi ile ortaya koyar…..

Yine platon idealardan;Aristo ise madde-suret ilişkisinden hareketle insanın niteliği ve neliginin bilinebilecegini iddia ederler….

Bugünkü batı düşüncesinin akli-seküler argumanlarının temelleri yunan düşüncesi köklerinde aranmalıdır…. Hıristiyanlık etkisiyle batı;özü tevhid gelenegi olan bir dini tahrif ederek;ilkel insandan ve yunan döneminden farklı bir sürece girer….Detaylı bir dini gelenek ve bilimsel süreç vardır….insan açılımı hızlanmıştır…Augustinus;vahyedilmiş dogrular inanılarak kabul edilecektir…Thomasa göre ise akılda temel bir bilgi kaynagıdır….

Tüm bu örneklerden sonuçlar çıkartmamız gerekmektedir…Hayat bütünlüğü ve açılımı dogrultusunda ,tarihsel dönemin argumanlarının belirlemesiyle,insan ve unsurların etkileşimi olmuştur…Saf insan gerçekliğini bilebilmek,ortak karakter ve bünyeyle ilgili temel sonuçlar çıkarmak gerekmektedir…. Toplumsal dönemin argumanlarından çıkarılacak sonuçlarla;hayat-evren-tanrı-kurumsallaşmaların neliği;aşamalı bir seyir içinde tanınarak;insan özüne ait ana dokular blirlenebilir…

Şumullu eser tanınarak ;yazar ve yapının tüm özellikleri ortaya konabilir…. Öncelikle metot olarak batılı beynin ve sürecin argümanlarını,kendi bütünlüğü içinde,somut nesnel süreç ve tarihsel dönem ve konumları itibariyle ele aldığımızı;hayat bütünlüğü anlayışımızdan hareketle,hayatiyetin nerelerde ve hangi konumda kesitleşerek kendi içine döndüğünü;tüm hayat süreci unsurları içinde nesnel süreçten,öze giderek,insanın ,neliği-niteliği ve doğası hakkında kanaatlere varmak olduğunu bir kez daha yineleyelim…

Yeniçağ döneminin ,ortaçağ yapısından köklü olarak ayrılığını haber veren Bacon(Öl.1294)Scotus(öl.1308) ve Williamdır(Öl.1347)….Bu düşünürler ancak maddi olayların gerçek olduğunu,tümel kavramların reddini ve matematik yöntemlerini takip ederek kiliseden ayrılırlar… insan algılamasındaki bütünlük,dinin saptamalarından sıyrılarak dindışı hümanist temellere yaslanmaya başlar…Artık insan tanrının bir kulu degil,kendi kaderini seküler üretimden alan laik bir yapıya bürünmüştür….Yeniçagın başlangıcındaki bilimsel atılımlarla dünya görüşü degişik bir çehreye kavuşmaya devam etti…Alman Cusanus(öl.1464) Kopernikten(Öl.1543) evvel helyo-centrique güneş sistemini savundu….italyan Bruno(öl.1600)panteist bir şekilde bilim argumanlarından hareketle evren-tanrı birligini savundu….

Dogaya bilimsel bakış,doga üzerinde insanın hakimiyeti fikrini getirdi..ingiliz Bacon(öl.1626)kilisenin insan üzerindeki baskısını kaldıran,insanın doga üzerindeki baskısına yön veren en önemli şahsiyettir…. bu dönemde Moore(öl.1538)ve Campennalla(1639)ütopik fikirler ortaya koydular…. Yeniçağın en belirgin metodisti Descartestir…varlık nedir?sualinden,varlıga yönelen ben kimim?sualine yönelmiştir…

şüphe duymak,matematik-mantık-deneyim dini bilgi ve oluşumun yerini aldı…Yüce degerler spekülatif olarak görülmeye başlandı…

Descartin görüşlerinden kartezyenizme yaslanan Spinoza(öl.1677) gibi düşünürler oldugu gibi Hobbes(öl.1679)ve Gassendi(öl.1655)gibi materyalist filozoflarda Descartese karşı çıkmışlardır…çünkü Descartes;aynı zamanda tanrıya inanan bir filozoftur…. Ancak buradaki tanrıya inanç ileride Voltairde ortaya çıkan dogal din algısı ve deist bir tanrı inancıdır… insanın dogasına dair düşüncelerde ;yeniçagda ,ilkçag yunan anlayışı agırlık kazanmaktadır…. Aydınlanma döneminde hayat içinde herbir unsur başta ingiliz deneyciliği olmak üzere farklı yorumlanır…Locke(ÖL.1704)deneyle karşılaşmadan önce ruhu boş bir levha,Berkeley(öl.1753)varoluşu algılanmak olmakla,Hume (öl.1776)tüm düşüncelerin kaynagını izlenime dayandırdılar… Bu dönemde fransız Lamettrie(öl.1705) ve Holbach(öl.1789)materyalist temellerle hareket ettiler…. Voltaire(öl.1788)deist inançları sistemleştirdi….

Rousseau(öl.1778)-Vico(1774)-Herder(öl.1803) matematik harici ve usdışı yorumlarla varlık-insan ve tarihi ele alarak aydınlanma düşüncesine eleştiriler getirdiler,en büyük eleştiri ise Kant(öl.1804) tan geldi…Kanta göre;görüsüz-duyumsuz kavramlar boş,kavramsız görüler kördür…. 19.yyda evrimci düşüncenin,idealizmin ve usdışılıgın hakim oldugu söylenebilir.. Darwin(öl.1882)-Schopenaur(öl.1860)Nietzche(öl.1900)Dilthey(öl.1912),Feurebach(öl.1872) ve Marks(öl.1883) evrimci-idealist ve usdışı yöntemlere örnek düşünürlerdir.. 19 ve20.yyda Kanttan hareket etmekle birlikte;Kanttan ayrılan yöntemler oldu…Metafizige eleştiriler getirildi… Descartesten ,Kanta kadar olan iki cevher anlayışına karşın,Hegel(öl.1831) idealist,bütüncül diyalektigi ile karşı koydu…Aristodan -Kanta kadar insan tanrıca bir akılken;Hegel varlıgı ve süreci bizzat tanrının açılımı olarak gördü….

Yine 20.yyda;analitik-fenomenolojik ve eleştirel anlayışla;nesnel dünyanın varoluşuna yönelindi…. Sonuç şuradadır;hayat süreci içinde ,toplumsal dönem ve durumun gelişimine göre,unsurlar ve insan dogası ,kurumsallaşmalar ve anlayışlar içine dağılmışlardır…

insanbilimin temel argümanları kurulurken yöntem,hayatın neligi içinde seçilmiş -öznel insanı yakalayabilmektir…

insan ne tanrıdır,ne dogadır;ama hem tanrısal ,hemde dogal özelliklerin bireşimidir… insan;tanrısal özellikler ile doga durumu arasında dolanmaktadır… Sartrenin deyimiyle;tanrılık istencindedir,ancak olamayacaktır… Ali Şeriatinin deyimiyle;insan bir tanrımsıdır…..

Tüm batılı tarifler;nihayetinde ,bu ikili durumun içe dönmüş halidir….başkalaştırılmıştır…. İnsan;tanrısallık ve hayvanlık arasında gider-gelir…

Ancak gerçeklik;insanlık tarihi ve birikiminden hareket ederek saptanmalı,hissedilmelidir….

21 yorum “insan ve varlık çözümlemeleri-2-”

  1. Bu yazıda önemli bir eksik var gibi geldi bana. İnsanı en iyi tanımlamış ve tüm özellikleri ile incelemiş olan disiplin İslam Tasavvufu‘dur. Bu önemli bilgi birikimini es geçerek insandan söz etmek, batı kültüründen alıntı yapmaktan ibarettir.

    Bizde biraz kitap okumuş olanlar ne yazık ki kendi kültürlerinden habersiz, insan tanımını batının anlayışıyla nakletmekle yetiniyorlar.

  2. varlık ve insan çözümlemelerine dair,
    ilk bölümde konudan genel olarak bahsedilmişti…Melekler mutlak itaat içinde ,hayvanlar ise içgüdüleriyle hareket eden varlıklardır… Bir zamanlar sorumsuzca yaşayan insan,Allahın amaçsal evrim sürecinin son halkası olarak idrak ve bilinçle donatılmış,yeryüzünün halifesi olarak sorumluluk verilmiştir…Bilgi ve idrakla ,hayattaki çift yönlü yapıyı tanıyacak niteliklerle donatıldı ademoğlu…

    Bilinçsel yapıdaki sıçramalarla,amaçsal evren içinde kendi olacaktır…. Evrensel ilahi amaç insan bünyesinde kendini tahakkuk ettirecektir… Tarihsel süreç içinde islam düşüncesi;kuran ve sünneti,ayetleri ve hadisi tevil etmeksizin ahkami bir şekilde yorumlayan kelam ekolü,plotinus-aristo ve eflatunun sudur nazariyesinden etkilenen akılcı islam felsefesi ve zahirden çok batına önem veren vahdeti vucutcu mistik panteizme dayanan tasavvuf anlayışı şeklinde oluşmuştur….

    Kelam ehli sünnetin varlık-alem-zaman-tanrı-insan fikrinin savunucusu olmuş,felsefe ve tasavvuf; sudur,zamanın ezeliliği,yoktan yaratma olamayacagı,tanrısal zuhurun akılda veya kalbte teşekkül edecegi kanaatlarıyla,batı felsefesi ve dogu mistizminde görülen argumanlara dayanmışlardır…. Ehli sünnet düşüncesi;Kuran ve sünnetin tevil edilmesine şiddetle karşı çıkarak,ayetleri zahir anlamınde ele alırken,özellikle şia imamet konusunda peygamberlik ve hatta tanrılık anlayışlarıyla ;ehli sünnetten ayrılmışlardır…ismailiye,babilik,bahailik,alevilik,bektaşilik gibi anlayışlar Aliye ve takipçilerine yer yer tanrılık atfetmişlerdir….

    Yine tasavvuf ehli,vahdeti vücut anlayışıyla alemin ve Allahın birliğini savunmuşlardır…. Felsefede görülen tanrıca bir akıl,tasavvufta tanrının bizzat insan kalbinde,bünyesinde ve alemde açılımı olarak görülmüştür…. Aristo,Eflatun,Plotinus ve Hegeli çagrıştırıyor….

    Ehli sünnet insana tanrıca bir mahiyet vermezken felsefe akıl,tasavvufta iç yükseliş anlayışıyla mahiyet farkı gösteriyor…
    bu şekilde yazılmıştı….

  3. Tasavvufu bu şekilde açıklamak:
    “Yine tasavvuf ehli,vahdeti vücut anlayışıyla alemin ve Allahın birliğini savunmuşlardır…. Felsefede görülen tanrıca bir akıl,tasavvufta tanrının bizzat insan kalbinde,bünyesinde ve alemde açılımı olarak görülmüştür…. Aristo,Eflatun,Plotinus ve Hegeli çagrıştırıyor…. ” yine batı kavramları ile insanı açıklamak demektir ki bunun tasavvuftaki insan tanımıyla ilgisi yok.

    Tasavvuf, insanı 7 nefs mertebesinde (benlik boyutunda) tanımlar. Bunların sadece çok kısa tanımlarını vereceğim. Ayrıntı isteyen kaynak araştırabilir.

    1. Nefs-i Emmare (emir-komuta altında yaşayan ve sorgulamadan kabullenen benlik boyutu)
    2. Nefs-i Levvame (sorgulayan ve kendini kınayarak eksikliklerini anlamaya çalışan benlik boyutu)
    3. Nefs-i Mülhimme (ilham boyutu. Akıl ve mantık kullanmadan sezgisel olarak varlığın sırlarına erişmeye çalışan ve sanatla yansıtan benlik boyutu)
    4. Nefs-i Mutmain (tatmin olmuş nefs boyutu. İyiyi de kötüyü de kabullenen ve bütünsel bakabilen benlik boyutu)
    5. Nefs-i Mardiya (Mertleşmiş, herşeyi görüp gereğini yapabilen benlik boyutu)
    6. Nefs-i Razziya (Tanrının da o kişiden razı olduğu ileri benlik boyutu)
    7. Nefs-i Kâmile (bu boyuta “Nefs-i safiye” de denir ki olgunlaşmış ve saflaşmış benlik boyutudur)

    İşte bu 7 boyuttan batının haberi yoktur ve hatta dini basit kurallar topluluğu sananlar da bilmezler. Son üç boyut insanın kendi isteği ile erişebileceği boyutlar olmayıp Tanrı tarafından lütuf (hediye) olarak kabul edilir.

  4. mutlak bir doğu-batı ayrımından hem cografi -hem tarihsel olarak bahsedilemez…
    şu tespit gereklidir;batı mutlak aşkı tanıyamadı, Avrupa yakası..
    Afrikalıların bölgesel,uzakdoğunun bölgesel sıkıntıları;yine;insan-tabiat-tanrı kavrayışlarıyla ilgilidir…
    islam toplumlarınınında birimci akla dair sıkıntıları olmuştur…
    ibni arabi -bagdadi savunucuları,diyalektik -tarihsel harekette yetersizdirler…
    islam,ibrahimi dinlerin en mütekamil durumudur,doğru..
    fakat;bu islama dair algılamaların yeterli olduğunu göstermez…
    batı aklı(avrupa)kıtasal bir tarihsel belirleme olarak bencede kullanılırken,kökeni;sümere,çine,mısıra kadar uzanan,
    parçalayıcı bölgesel akıldır kastım…yine bu,tasavvufculuk-şeriatçılık şeklinde islam toplumlarınadda sızmıştır…
    tamam..tasacvvuf;önemli bir birimdir islamda ve insanlık ailesinde…fakat her şeyin bittiğini göstermez…
    sorun çok boyutludur..iş şiir okumak kadar basit olsaydı..tamam haklısınız derdim…
    tüm evrim-dönüşüm ve diyalektiğin batı(avrupa)dan alındığı günümüz toplumlarında…
    hatta iran devrimi bile batı kavramlarıyla;islami içerikle yapılmıştır…
    olayın kökleri;rıza şaha-musaddıka-ingiliz emp.ne kadar dayanır…
    en tasavvufi toplum buyrun…
    2.bir konu;tarihsellik konusudur…ben tarihsel bakışa kabuller ve retler baglamında yaklaşırım..
    buradaki hareket noktam nesnel kabuller ve kabullenilmiş egrilerdir…
    buradan hareketle;ademi merkeziyete varmaya çalışırım…
    batının gelişmeci bakış açısını bu açıdan ele alırım…
    hegel benim için bir kriterdir,marks da öyle…
    ama ben adem merkeziyeti ana eksen olarak ele alırım…
    yoksa tasavvufu degil..
    tasavvufu yer yer kabul,yer yerde reddederim..ki süreç ortadadır…
    insanların irfan hayatı kadar;çalışma hayatlarıda ele alınmalıdır…
    yoksa;batı mantalitesi,birim birim her şeyi ele geçirir,geçirmiştirde…

  5. Tarihi kesitler mi demiştin?

    -İslam peygamberi ve sonrası :(610 – 1000) Kazanç kaynakları; GASP VE SÖMÜRÜ…
    -Selçuklu dönemi :(1040 – 1157)Kazanç kaynakları; GASP VE SÖMÜRÜ…
    -Osmanlı dönemi :(1299 – 1923)Kazanç kaynakları; GASP VE SÖMÜRÜ…

    TANRI GASP’I SEVİYOR OLMALI… Savaşlarla gelen talan ve yağmacılık kültürü sadece doğuya değil elbette batıya da aittir. Batı başarısını uzak talanlara borçludur.

    Yunan ve Roma farklı mıydı? Hayır. Onlar talancının ilk organize KESİTLERİDİR.

    Gerisi havagazı…

    Düşün tarihi ordan buraya gelirken kendini kesmiş ALİ K.

    İnsanlık ailesinde sorular vardır: İnsan kendi cevaplar, Neyiz biz der. Öyle yok hayvan yok insan olmuştur diyerek felsefe yapılmaz. Bunun adı lüzumsuz geyik olur.

    Vay vay insan bir zamanlar sorumsuzmuş… Eeee ne zaman sorumlu olup talana başlamış anlat da dinleyelim.

  6. insan ve tarih felsefesi;
    tarihin soylu insanlarınca oluşturulmadı,
    siyasi-ekonomik ve hukuki-dini erkte öyle…
    hoşgeldin komünalizm…şiirimde…bir parça deginmiştim…
    çözüm için;insani asalet baz alınması gerekiyor…
    hakim güçleri sen;üstün vasıflımı kabul ediyorsun….
    saglam karakter nedir?
    mesele bu..

  7. Mesele göklere çıkardığın kitabın;

    Değinmemiş olduklarıdır:

    “Savaşmayın” demiş midir?
    “Tanrı barışa ait olanları cennette bekliyor” demiş midir?
    “Talan yoluyla gelen ganimet sizin hakkınız değildir.” demiş midir.

    Daha çok örnek var.

    Sağlam karakterler savaşı seviyorsa bunun sebebi TALANdır. Ve işte tüm mesele budur.

  8. Sn. Bilgisev, malesef insanlar nefs-i emmarelerine uyarak islam tasavvufunun getirdiği ilmi gözden çıkarabiliyorlar. Nefs-i emmaresinin peşinden sürüklenen insanlara, insanı daha yüksek nefis mertebelerine çıkaracak disiplin (içki içmemek, zina etmemek, namaz kılmak, oruç tutmak…) cazip gelmiyor. Nefislerine uymayı, hep “ben” merkezli (ego) yaşamayı ilme tercih ediyorlar.

    Sonra da insan fıtratındaki inanma arzusunu bastırmak için batı felsefesinde, uzak doğu dinlerinde veya daha farklı yaşam görüşlerinde, bir arayış içinde bocalayıp kalıyorlar.

    Keşke insanlar bir bütün içerisindeki çözemedikleri küçük siyah noktalara takılıpta o bütünün diğer güzelliklerini gözden çıkarmasalar. O güzelliklere sahip çıktıktan sonra belki bir zaman gelir ve farkederler ki; zihinlerini meşgul eden ve kerih gördükleri o siyah nokta, resimdeki insan suretinin göz bebeğidir… tam da olması gerektiği yerde, tam da olması gerektiği şekilde…

  9. Gören duyan da dini öğretilerin modern zamanlarda kendilerine çeki düzen verme girişimlerinin (örn. dini bildirgeleri efsanelerden arındırma ve bu şekilde günümüzün çalışan, üreten, entellektüel birikimi yüksek, soru soran, sosyal ve bireysel yaşamına birinci elden sahip çıkan ve “iyi” insan profili karşısında daha mantıklı ve kabul edilebilir bir duruş sergileme istencinin) bizati dini öğretinin kendi iç dinamikleriyle yürüyen bir süreç olduğunu filan zannedecek.

    Şöyle soralım; cariyelik veya efendi-köle benzeri ilişki biçimlerinin günümüz dünyasında artık hiçbir şekilde meşru gösterilememesinde etkin olan güç kuran veya benzeri kutsal kitaplar mıdır, yoksa hala ikinci sınıf ilan edilen ve hiç de semavici olmayan bir insani birikişin neticesi midir? Daha doğrusu asıl soru şu; bugün ulaşmış bulunduğumuz bu ve buna benzer sonuçları kim kimden öğrenmiştir acaba, niye hep elin oğlu önce?

    Tasavvufun yedi basamaklı olgunlaşma süreci güzel hoş da, ama sokağa da çıkılacak bi şekilde, peki ya kadının bireyselliği ve sosyal hayat içerisinde kendisini yine kendi istediği şekilde var edebilirliğine ne olacak bu sokakta? Ayrıca yedinci basamağa ulaşmış insanlar topluluğunda nasıl bir dünya bekliyor bizi, ben kağıt üzerinde de olsa böylesi bir dünyanın (veya dünyadaki cennetin) detaylarına dair birşeyler duymak isterim sayın Bilgisev’den. Bilim (mesela evrim ne olacak), sanat (resim, heykel, müzik, edebiyat), kadın, hukuk, eğitim, vesaire…

  10. ölümcül olan insanın ,ruhsal bilinçle,diyalektik yasalar içinde,aşk-adalet ve hürriyet arayışının,nasıl dillendirileceği sorunu beni aşıyor….
    bundan sonrasını;Ali karakterli (varsa)sormak gerekir…
    çünkü burası sözün bittiği yerdir…
    anlam arayışı,sonu gelmez bir adalet arayışıdır..
    imam alinin,ali şeriatinin,nietzche,v.s.tipinde insanların karakterinin sorgulanması gerekiyor…
    insani yabancılaşmanın karşısına;ancak birkaç eser ismi vererek sorumluluğumu yerine getirecegim..
    ali şeriati-hubut-kevir-kendisi olmayan insan(promethe bölümü)
    nietzche-putların alacakaranlığında…
    bizim söylemlerimiz ancak hayat idamesi peşindeki vasat insanın hak ve özgürlük ve genel ahlak arayışıdır…
    tarihteki tüm mücaddeleyi istila ve talana indirgemek ;
    dünyayı kof ve amaçsıız bir mekan olarak görmek,
    gerçek insana ters bir anlayıştır..
    en yakın devirlerden,ilk insan toplumlarına kadar;hak-özgürlük ve erdem mücaddelesi ve öncü aydınlanma ve risalet mücaddelesi;birbirini yok eden değil açan özelliklerdir…
    2.bir konu;dini-felsefi-sosyolojik baglantılar ,yazılar ve söylemler;tek boyutlu anlayışlarla ele alındıkları için;haricilik-selefilik-oportunizm,manipülasyon,v.s anlayışları doğurur…

  11. Nietzsche mi? Nietzsche’nin “soylu insanı” kimdir?

  12. bakın vikipedide ne diyor;
    Ana madde: Üst-insan
    Üstinsan sözcüğünü ilk olarak teolog ve yazar Heinrich Miller, 17. yy’da yazdığı Geistlichen Erquickstunden adlı eserinde kullanmıştır.[20] Nietzsche, üstüninsanın tüm evrenin amacı ve sebebi olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Üstüninsan insanlığın da amacıdır.

    Nietzsche, üstüninsan kavramıyla, soylu bir insan eylemliliği kavramını yeniden kurmaya çalışır. Son İnsan, yalnızca maddi teselli peşindeyken, üstinsan yaşamını büyük eylemler uğruna harcamaya hazırdır. Üstün olmak, isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde durmaktır.[21]

    Nietzsche kendisini, üstüninsanın habercisi olarak tanıtır. Bu konuda eserinde şöyle yazmıştır[22]:

    “ İnsan bir iptir ki hayvanla üstinsan arasına gerilmiştir. Uçurumun üstünde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk, tehlikeli bir geriye bakış, tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış. ”

    Ayrıca eşitliğe de inanmayan filozof, bunu şöyle belirtir[23]:

    “ Çünkü insanlar eşit değildirler. Gerçek budur. Ve benim istediğim şeyi onlar istemezler. ”

    İnsanların üstinsanı karalayacaklarını şu ifadelerle bildirir[24]:

    “ İddia ederim ki benim üstinsan dediğime, siz şeytan diyeceksiniz. ”

    Ona göre üstinsan sert olmalıdır[25].

    “ Sert olunuz! ”

    Halk tabakasını küçümser ve eşitliğe inanmadığını tekrar vurgular[26]:

    “ Panayırda kimse üstinsanlara inanmaz. Orada konuşmak isterseniz halk tabakası göz kırpar ve “Biz hep eşitiz” der. ”

    Ayrıca üstinsan hakkında şöyle der[27]:

    “ Haydi haydi, ey üstinsanlar! Ancak şimdi insan, geleceğin doğum sancısındadır. Tanrı öldü, şimdi dileriz ki üstinsan yaşasın.[28]
    Ey üstinsanlar, içten adamlar, açık kalpliler; güvensiz olun! Derinliklerinizi gizli tutun; çünkü bugün halk tabakasının günüdür. ”

    Nietzsche’nin üstün insanı, belli bir evrim sürecinin ardından, insanlar arasından çıkıp, bütün insanlığı yönetecek, tüm insanlara tahakküm edecek bir diktatör değildir. O, her ne kadar on dokuzuncu yüz­yılda kapitalizmin yarattığı fabrika köleleri­ne, kapitalizmin Hıristiyanlıktan miras alıp koruduğu köle ahlâkına, burjuva demokrasi­siyle onun eşitlik idealine karşı çıkarken, bu düzenin veya Avrupa’daki demokratikleş­menin bir yandan da zorbalık, acımasız bir diktatörün ortaya çıkışı için gerekli altyapı­yı hazırladığını söylemiş olmakla birlikte, onun üstün insanı, sanıldığının tersine, Hitler değildir.[

  13. Nietzsche’nin kapitalizmin emperyalist eşiğe ulaştığı bir dönemde yazdıklarını irdelemek ve onun gerek burjuva ideolojisi, gerek geleneksel etik, gerekse hristiyanlık dinini yeni baştan ele alışının hikmetleri üzerinde kafa patlatmak meraklıları için keyifli bir uğraştır şüphesiz..

    Ama cümleleri ne kadar sisli olursa olsun, Nietzsche’nin felsefesi iradeciliktir. İradecilik felsefesi akla karşı iradeyi koyar ve bu irade evrensel gelişimin temel itici gücü olarak toplum ve doğanın gelişim yasalarından bağımsızdır. Yani nisbi değil, mutlak bir iradedir. Herşeyin ebedi döngüsü efsanesi de yine aynı iradeciliğin eseridir.

    Yok, ben Adolf’u getirmeyeceğim masaya. Ama Rusya’dan bir örnek var mesela; Tarihsel gelişimi yalnızca kahramanların aksiyomlarıyla izah etmeye çalışan narodnikler. Sizin de bir kahramanınız var değil mi ali k ?

  14. Nietzche’nin üst-insanı ütopik ve sarkastik argümandır.
    Yani insan idealini aşağılar. İnsan hep üst olmak istemiştir ya. Diğerlerinden bir farkı olmadığının bilincine yeni bir üst-insan yaratarak varır. Bu Ali K. için muhammed’dir, şeriati’dir. Aha…

    Vikipediden inciler ???
    Ya devamı ?
    I-Ih…

    Dekadans nedir Ali K.

  15. Tanrıyı öldüren ve her türlü kutsala savaş açan Nietzsche değil, Batı aklı ve Hıristiyanlıktır. (Batı aklı ve felsefesi aslında ölen-Tanrının kanında boğulmuştur). Tam tersine Nietzsche, Batı aklının ve Hıristiyanlığın Tanrının ölümüne sebep olduğu ve onu hayatın merkezinden çıkardığı için insanlığın ciddi bir kriz ve bunalıma sürüklendiğini gür bir sesle bütün dünyaya haykırır. Aklı putlaştırmanın, yüreği devre dışı bırakmanın, aklın almadığı şeyleri duygusal olgular olarak nitelendirmenin insanlığı ne hale getirdiğini çok çarpıcı bir dille açıklar. Nietzsche, putları tek tek kırar, insanlığın belki de peygamberlerden sonra en soylu ve en acımasız put kırıcısıdır. Putları kırmak, tabuları yıkmak, herkesin cesaret edip yapabileceği bir şey değildir. Çünkü bedeli (can) çok ağır bir şeydir, bu. Belki de insanlık tarihinde yapılabilecek en zor, en tehlikeli, ama bir kadar da soylu ve onurlu bir eylemdir.

    Bu, öyle görünüyor ki, düşünce tarihinde Hıristiyanlığa, dolayısıyla Batı kültür ve medeniyetine yöneltilmiş en soylu ve en sert eleştiridir. Nietzsche’nin Batı filozoflarından faklı yanı, Batı aklının ve Hıristiyanlığın/kilisenin insanlığı derin bir kültürel ve felsefi bunalıma, cinnete sürüklediğini bütün dünyaya haykırmasıdır. Diğer filozoflar yanında özellikle Sokrates’e ve Kant’a çatar, sarsıcı ve soluk kesici tenkitler ve tahliller yapar. Onun deyimiyle insanlığın yozlaşmasına, kokuşmasına ve derin ve ciddi bir bunalıma sürüklenmesine sebep olan “dekadans”/yozlaşma, Batı aklının putlaştırılması ve Hıristiyanlık/kilisedir. Dolayısıyla dekadansın kaynağı insan fıtratının yitirilmesidir. Bundan dolayı insanlık çaresizlik içindedir. Hıristiyanlık/kilise ve putlaştırılan akıl, dekadansa, çözülmeye, çürümeye, kokuşmaya, dolayısıyla fıtratın yok olmasına neden olmuştur.

  16. kahraman deyince;benim kahramanım deyince edilgen bir tabiat yüklemişsiniz…
    2 türlü kahraman vardır;sahte ve gerçek,
    yer-zaman-durum ve koşul belirler kahramanı…
    birde isimsiz kahramanlar vardır….
    kahramanı belirleyen;genetik-sosyal-tarihsel faktörlerdir…
    adam kesmenin,tavuk kesme nisbetine indirildiği toplumlarda ;çok adam kesen kahraman degildir,gücü nisbetince bu sosyal koşullara muhalefet eden sessiz erdem örgütleyicisi kahramandır…
    hiç bir insan-önder dahil;eksiksiz degildir,o zaman biz insanüstü süpermen arıyoruz demektir…
    bana göre kahraman;situation humain-insani durum ile ele alınmalıdır..
    bulundugu yer zaman ve koşullarda;insani durumun neresindedir?
    insan hiç bir zaman mutlak seçim ve yaratıcılığa muktedir degildir…
    varlık süreci insanı seçim yapmaya zorlamaktadır…
    eger birey veya toplum;güçlükler ve çok büyük güçlükler altında degilse;devamlı iyi olanı seçmelidir…
    kahraman seçiminde bu husus önemlidir…

  17. Ya ben bu Nietzsche’yi anlamıyorum, ya da bilmiyorum.. Nietzsche’nin hristiyan kültürü ve geleneksel etikle hesaplaşması, bunların devrimin eşiğinde dolanan yeni “eşitlikçi” marabalar karşısında yeterince reaksiyoner ve dizginleyici bir pozisyon alamayacak oluşlarından kaynaklanamaz mı acaba?

    Kuantum gibi maşallah. Bilgi, masal ve efsane bir arada. Ülke yönetirsen kan, kahraman kalırsan şan.

  18. yani hıristiyan etiğinin sosyalizmle savaşta yetersiz liğinimi söylüyorsunuz?
    nietzche;aristokratik savaşcı hakim üst insanımı yaratmak istiyor?
    hıristiyanlık ve sosyalizmin buna uygun olmadıgını iddia etmekle..

  19. Ali Kaya,

    Öncelikle soruma cevap verdiğin için içtenlikle teşekkür ederim:)

    “Dekadans” yorumunda sanki taşlar yerinde görünüyor olmasına rağmen alıntıladığın şekliyle oldukça farklı ve yanlı bir görüş var.

    Nietzche, “Dekadans” kavramını son derece yerinde kullanır. Öyle ki içinde ne ahlak vardır ne de çürüme…

    Ahlak ve etiği eleştiren o değil midir? Hatta putları kırarken kendi yarattığı putu kafamıza vurur gibi “ahlaki çürümeden” bahsetmesi olacak şey midir? Yeni papaz sen mi oldun diye sormazlar mı adama? Vaaz isteseydik kiliseye giderdik demezler mi?

    Cadence (kadans) önüne henüz “de” almamışken kendi halinde bir kelimedir; ritim anlamındadır. Decadence olduğunda çöküş olmaktadır. İki hal, ritim’den çöküşe geçiş hızı belirler. (Hız, fizikseldir.) Topluma “çökmüş” demek ise tamamen soyutlamadır. Kime göre sorusunu sormayı gerektirir.

    Şimdi burada hızlı düşünüp neler olduğuna bakmamız gerekecek…

    Bu hız ve ateşli söylemler arasında Nietczhe “Aklı” aceleci bulur. Her halin bir çok yorumu ve analizi olduğunu düşündüğünden(Özgürüm dekadan’ım)İçgüdülerinin güdümündeki aceleci insanı AŞAĞILAR. Öteyandan içgüdülerine güvenmeyen insanı iki yüzlü bulur.

    Dekadans aslında bir adım ilerlemeyen insandır. Ahlakçı vaiz ilerlemeden bahseder, politikacı keza, söylemlerin içinde ilerleme adına geçmişin daha iyi olduğu söylenir durur. Geçmiş madem iyidir neden insanlığın ilerlediği söylenir. Bu oldukça ikiyüzlü bir tavırdır.

    İçinde gelecek olmayan dekadans’tır. Umut’a balta vuran herkese…

  20. Onun meselesi “insanla” ya da “insanlık”la değil, “insancılık oynayarak yaşamın kıyısına vurmuş boş yumurtalar”ladır! Zira yaşamı kilitleyen asıl virüsler bunlardır ve bu kirli kanı temizleyecek en etkili panzehir, bu hatırı sayılır virüsleri yok edecek en etkili anti-virüs programı da, “zeminde ne var ne yoksa yerle bir edecek etkili bir temizlik harekatı”dır! Önce zeminde iğreti duran, içi boş ve çoğu sahte olan ne kadar yapı varsa yerle bir edilecek, tüm şablon ve çerçeveler bir bir parçalanacaktır!Asıl tanrı varolmayla, yani bir insanın varoluşuyla gerçekliğe taşınabilecek bir olanak yalnızca. Dolayısıyla tablonun en can alıcı noktasını oluşturan asıl tanrı, uzanışı çürüterek içe bakışı gerekli kılan varoluşun bir sembolizasyonu aslında. “Katıksız” da bu varoluşun kazanımı işte. Ancak bu kazanım belirli bir tarife göre elde edilmiş bir mükafaat değil asla. Çünkü varolmaya yönelmiş kimlikle direkt bağlantılı. Dolayısıyla aynı öze doğru ilerleniyor da olsa, her varolmanın birbirinden farklı oluşunun getirdiği bir özgünlük var bu mükafatta.
    “Yığınlar içinde herhangi biri olmak istemeyen adam, kendine karşı rahat davranmayı bıraksın!

    Kişi, amacı için başkalarına, özellikle de kendine sert davranmalıdır!
    Dosta ihanet dışında uğruna her şeyin yapılabileceği bir amaç gerek!

    Soyluluğun son örneği, üstün insanın son formülü budur!” diyen Nietzsche´dir!
    Herkesten çok kendine hoyrat davranan Zerdüşt´ün mimarıdır o!

    Zerdüşt dağlara teslim olmamıştır, yaşamdan öte düşmemiş, tüm hesaplaşmasından sonra “ölüm”e değil, “yaşam”a kesin dönüş yapmıştır! Hem öyle kesin bir dönüş ki, ucu bucağı, duru durağı yok!

    Çünkü o, yaşamın kaynağı olan güçlü ve sonsuz devinime dönmüştür! Yaşamın her gün tazelenen yanını keşfetmiş ve her gün yeniden kurulan bu sofraya, bu sonsuz akışa teslim olmuştur! Ama bu teslimiyet öyle bir teslimiyettir ki; sonuna kadar aşk ve enerji dolu, sonuna kadar “iyileşme” ve “iyileştirme” yüklüdür!

    Kendi yaralarını saran, “bengi dönüş” adını verdiği sonsuz devinimi, ebedi akışı keşfeden ve ona aşık olan Zerdüşt´ün yaşadığı bu “iyileşme”yi, daha önce iğrendiği ve aşağı gördüğü o kalabalığa bir deva olarak sunmasının, sunabilmesinin sırrı da budur işte!

    Çünkü o bir “insan” değildir artık!

    O, bir “üst-insan”, “üstün insan”dır!

    Zerdüşt sorar kendi kendine ve yaşama;

    “Maymun, insan için nedir?”

    Ve yanıtlar ardından;

    “Bir kahkaha ve acı veren bir utanç!

    Ve işte üst-insan için insan da böyledir; bir kahkaha veya acı veren bir utanç!”

    Zerdüşt kent meydanından uzaklaşarak çekildiği dağlarda o büyük hesaplaşmayı yaşamış ve yaşamın biteviye bir devinimden ibaret olduğunu keşfetmiştir artık! Ve bu devinime, bu sonsuz akışa gönülden bağlanmıştır!

    Nietzsche´nin “amor-fati” dediği ve kabaca “kader sevgisi” olarak tanımlanan kavram da bunun karşılığıdır zaten. Amor-fati, “sonsuz/bengi dönüş”ün keşfi ve bu önemli keşfe teslim olmadır.
    khAos.info'(alıntı)
    biraz rahatsız olduğum için yukarıdaki bölümü faydalı olur diye alıntıladım….

  21. .

    Deve bir yük hayvanıdır ve Nietzsche´nin “deve” ile imlediği sürü insanının en büyük açmazı, en büyük yükü, sorgusuz sualsiz sırtına konulan türlü çerçeveler, türlü değer yargıları, türlü şablon ve hazır verilerdir!

    “Deve ile imlenen sürü insanı”, sırtına ne konmuşsa sorgusuz sualsiz yüklenmiş, o yüklendikçe sırtındakilere yenileri eklenmiş ve hazır besinlerle yemlenirken aslında farkında olmaksızın zehirlenen bu insan modeli bir “deve” olup çıkmış, sürüleşmiştir.

    Onun hayatı, “Yapmalısın!”larla, “Etmelisin!”lerle işgal edilmiş bir “gölge”den, “trajik bir yanılsama”dan ibarettir! Aslında o, olmayan biri, içi boş bir kişiliktir! Henüz kuvveden fiile geçememiş boş bir yumurtadır o! Ama potansiyeldir de!

    O, bilincini ve tüm kimliğini efendilerine ciro etmiş bir köle, bir gölgeden ibarettir! “Tanrı vardır!” demişler inanmış, “Falanca doktrin ve bilimsel paradigma tüm evrenin açıklayıcısıdır!” demişler o paradigmayı benimsemiş, “Orta yolculuk en sağlıklı insan modelidir!” mesajını yaymışlar, o mesajı derhal satın alıp gereğini yapmıştır!

    “Yat, kalk, sürün!” talimatları eşliğinde yer yer eğilmiş, yer yer sürünmüş, yer yer de ayağa kalkmış ve neyle mutlu neyle mutsuz olacağını da bu hazır reçetelerden edindiği verilerle öğrenmiştir!

    İşte Nietzsche´nin “dekadans” dediği en büyük çöküşün, “Bu ahlak değil, ahlaksızlıktır!” vurgusunu yaptığı “köle ahlakı”nın ta kendisi budurNietzsche´nin Kilit Kavramları

    Ve zihin dünyamızda Nietzsche´yi gerçekten oluşturabilmek için
    önce onu parçalamalı!
    Tıpkı onun yaptığı gibi!

    İşte Nietzsche´nin dizgesini parçaladığımız vakit elimizde kalacak önemli parçalar;

    Decadence/Dekadans (Çöküş)

    Sonsuz/Bengi Dönüş (Ebedi Devinim)

    Amor Fati (Kader Sevgisi/Devinime Duyulan Aşk, İnanç)

    Üstün İnsan (Gerçek İnsan)

    Köle ve Efendi Ahlakı (Hazırcı, Yem Olan Ahlak – Gerçek Ahlak)

    Aktif ve Pasif Nihilizm (İyileşme ve Çürüme)

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.