Evrimleşen Tek Şey Bilimdir.
Dünyada Görülen İlk Çok Hücreli Canlılar
=Kambriyen Dönemi Canlıları=
Dünyanın çeşitli katmanlarında bakterilerden bitkilere, bitkilerden böceklere, böceklerden kuşlara, kuşlardan evrimleşmiş en mükemmel canlı zannedilen insanlara kadar pek çok canlı türünün fosilleri mevcuttur.
Katmanlar halinde bulunan fosiller canlılık tarihini ve gelişimini şüphe bırakmayacak bir netlikle sergiler. Bu nedenle gerek tersinim gerekse evrim teorisi yönünden çok önemlidir.
Dünyamızda ilk bakterilerin ortaya çıktığı üç buçuk milyar yıldan beş yüz elli milyona kadar, yaklaşık üç milyar yıllık bölümde bakteriler, algler ve kimi omurgasızlar dışındaki canlıların izlerine rastlanmaz.
Günümüzden yaklaşık beş yüz elli <strong>(kimi kaynaklarda beş yüz kırk beş)</strong> milyon önce canlıların mükemmel yapılarıyla birden ortaya çıktıkları görülür. Bu olaya kambriyen patlaması denilir.
İlk canlılığın görüldüğü bu döneme kadar canlılık sadece mikroorganizmalar halinde olmasına, tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara geçişle ilgili evrimsel bulgular bulunmamasına rağmen bu dönemde canlılar birden ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkarlar. Bu canlılar hem çok, hem de çeşitlidir. Yapısal olarak çok büyük farklılıklar gösterirler. Evrim teorisine göre aynı atadan kısa denebilecek bir süreç içinde <strong>(takriben elli milyon yıl)</strong> evrimleşmesi gereken bu canlılar arasında yapısal olarak öylesine büyük ve keskin farklılıklar vardır ki aralarında evrimsel yönden her hangi bir bağ kurulamamaktadır. Kurulması da mümkün görülmemektedir.
Fosil kayıtlarında bu canlıların evrim teorisinin can damarlarından biri olan ara format atalarının olduğu konusunda herhangi bir işarete de rastlanılmaz.
Günümüzde de gözlemlenen Dünyanın her yanına yayılmış olan hayvan filumları <strong>(takımları)</strong> erken Kambriyen Devir'de zaten vardırlar ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden yapısal olarak çok farklıdırlar. Hiç bir filum bir diğerine benzemez.
Kambriyen dönemi katmanlarında bulunan fosiller, <strong>deniz tarakları, salyangozlar, trilobitler, süngerler, brachiopodlar, solucanlar, denizanaları, deniz kirpileri, deniz hıyarları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları ve diğer kompleks omurgasızlara</strong> aittir ve hemen hemen aynı dönemlerde mükemmel yapılarıyla aniden çıkarlar.
Yapısal olarak aralarında büyük ve derin uçurumlar olan bu canlıların aynı dönemlerde mükemmel yapılarıya ve aniden <strong>(herhangi bir ara format ya da ata canlılar olmadan)</strong> ortaya çıkmaları evrim teorisi için bir yıkım nedenidir.
Bu tabakadaki canlıların çoğunda da, göz gibi son derece gelişmiş organlar ya da solungaç sistemi, kan dolaşımı gibi yüksek organizasyona sahip organizmalarda görülen sistemler bulunur. Fosil kayıtlarında bu canlıların atalarının olduğuna dair herhangi bir işarete rastlanılmaz.
Fransız paleontolog <strong>Armand de Ricqlés Big Bang” Zoologique au Cambrien?</strong> İsimli eserinde hâdiseyi, yavaş ve tedricî bir çeşitlenme değil, gerçek bir zoolojik big bang olarak tarif etmektedir.
Armand de Ricqlés adı geçen eserinde şunları yazıyor:
<strong> -Kambriyen’in başlangıcında, bugün bildiğimiz bütün büyük hayvan grupları ortaya çıktı. Fakat daha sonra bazı gruplar yok oldu. Kambriyen tortulları olmasaydı, Kambriyen Patlaması denilen, ilk kompleks ve orijinal vücut plânlarına sahip büyük hayvan gruplarının ani bir şekilde yaratılmış olduğu gerçeğinden kimsenin haberi olmayacaktı.
Kambriyen’in başlangıcında, jeolojik ölçekte çok hızlı (20 milyon yıl zarfında) bir ortaya çıkıştı bu. Fakat Kambriyen’in sonlarına doğru, yeni filumların yaratılma oranı giderek azaldı ve nihayet üst kambriyende sıfıra düştü.
Ordovisiyen döneminden (420 milyon yıl öncesi) sonra ortaya çıkmış başka hiçbir büyük hayvan grubu belgelenmemiştir.
Örneğin, bir kabuklu türü olan Neopilina 500 milyon yıldan beri; akrep 430 milyon yıldan beri; zırhlı ve kılıç kuyruklu bir hayvan olan deniz canlısı Limulus, 225 milyon yıldan beri; yalnızca Yeni Zelanda’da yaşayan bir tür sürüngen olan Tuatara da, yaklaşık 230 milyon yıldan beri değişmeden günümüzde yaşamaktadır.
Eklembacaklıların birçok takımı, timsahlar, deniz kaplumbağaları ve birçok bitki türü de uzayıp giden listenin bir parçasıdır.
Kambriyen döneminde evrim yönünden bağlantı kurulması mümkün olmayacak kadar yapısal farklılıklar gösteren canlıların aniden ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkmaları evrim teorisinin dinmez baş ağrılarından biridir.
Tanınmış bilim insanlarından ve konunun uzmanlarından Richard Fortey Science dergisindeki bir yazısında evrim teorisinin içinde bulunduğu bu derin ve büyük açmazı şöyle belirtmektedir:
-Daha eski bir ataya ait bir delil bulunsa dahi, Kambriyenin en alt tabakalarında neden o kadar çok hayvanın, boyut olarak o kadar çok büyüdüğünü ve neden o kadar kısa sürede kabuk elde ettiğini açıklamak, bir çelişki olarak kalacaktır.
Evrim teorisi bu büyük sorunu sıçramalı evrimle aşmaya çalışır. Makro mutasyonlardan medet umar.
Medical University of South Carolina‘nın Biyokimya ve Moleküler Biyoloji bölümünde görevli olan Dr. Christian Schwabe bu konuda şunları söylemektedir:
-Homeotik genler gibi kontrol genleri, fenotipleri (canlı bedenlerini) muhtemelen değiştirecek mutasyonların hedefi olabilirler. Ama unutmamak gerekir ki, birisi kompleks bir sistemde ne kadar merkezi bir değişiklik yaparsa, bunun yan etkileri o kadar kötü olur...
Evrimi kanıtlamak için yapılan Drosophila (sirke sineği) genlerindeki homeotik değişiklikler, sadece anormallikler (bacakların başlarda çıkması gibi) meydana getirmiştir ve araştırmacıların çoğu, Drosophila örneklerinden bir arının çıkmasını görmeyi beklememektedirler.
Gözlem ve deneylere büyük değer verdiklerini söyleyen evrim teorisi taraftarları gözlem ve deneylerin ortaya koyduğu bu gerçeği niçin görmezlikten geldikleri ayrı bir merak konusudur.
Charles Darwin Kambriyen devrinde (Darwin’in yaşadığı dönemlerde Kambriyen devri Siluryen devri olarak tanımlanıyordu) canlıların değişik, ilginç ve mükemmel yapılarıyla kısa bir süreç içinde aniden ortaya çıktıkları gerçeği konusunda Türlerin Kökeni kitabını kaleme alınırken dolaysıyla evrim teorisini kurgularken az çok biliyordu. O devrin fosil kayıtlarında da, Kambriyen devrinde canlılığın birdenbire ortaya çıktığı gözlemlenmiş, trilobitlerin ve diğer bazı omurgasızların aniden belirdikleri tespit edilmişti. Bu yüzden Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabında bu konuya değinmek durumunda kalmıştır.
Darwin bu konuyu Bilinen Eski Fosil Kayıtlarında Farklı Türlerin Aniden Ortaya Çıkışı Üzerine başlığı altında değinmiş ve şöyle yazmıştı:
-Siluryen devrine ait trilobitlerin, bu devirden çok daha önceleri yaşamış olan ve bilinen hayvanların hiçbirine benzemeyen bir tür kabuklu havyandan evrimleştiği konusunda hiç kuşkum yok… Sonuçta, eğer benim teorim doğruysa, en eski Siluryen tabakasının oluşumundan önce, çok uzun zaman dilimleri geçmiş olmalı, Siluryen devrinde bu güne kadar geçmiş olan zaman kadar uzun zaman dilimleri. Ve henüz bilinmeyen bu zaman dilimleri içinde dünya canlı yaratıklarla dolup taşmış olmalı. Bu büyük zaman dilimlerine ait fosil kayıtlarını neden bulamadığımız sorusu karşısında ise verebilecek tatmin edici bir cevabım yok.
Darwin “eğer teorim doğruysa, dünya Siluryen (Kambriyen) devri öncesinde yaşayan canlılarla dolup taşmış olmalı” demişti. Bu canlıların neden hiçbir fosili olmadığı sorusuna ise, tüm kitabı boyunca tekrarladığı fosil kayıtları çok yetersiz bahanesiyle cevap bulmaya çalışmıştı. Ama bugün fosil kayıtlarının yeterli olduğu da, Kambriyen devri canlılarının bir evrimsel atalarının olmadığı da ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu konuda en küçük bir fosil kaydı dahi yoktur.
Darwin Türlerin Kökeni kitabında “eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa, bu doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe olurdu” diye yazmaktadır.
Kambriyen devrinde ise, başta da belirttiğimiz gibi, türler gibi benzer kategoriler bir yana, 60’ı aşkın farklı havyan şubesi yaşama bir anda ve birlikte başlamıştır.
Darwin’i ve teorisini kesin bir dille yalanlayan bu durumu İsveçli paleontolog Stefan Bengston Darwin’i şaşırtan ve utandıran bu olay bizi de hala şaşırtmaktadır diyerek yorumlar.
Devam edeceğiz.
külliyen yalan.
Bu da videolu anlatımı olsun.;)
(Bazı arkadaşlar belki biraz kızacak ama… hoş görülerine sığınalım artık).
yazı da, videodaki anlatım da bu siteye yakışmıyor. çok yazık..
Evrim konusunu farklı bir şekilde yorumlamak da mümkündür. Olayı “Tanrı yarattı” deyip kesip atmak, kolaycılığa kaçmak demektir. Bilim zor sorulara yanıtlar arayan ve ürettiği kuramları gözlem ile deneylerle destekleyen bir disiplindir. Evrim olayına bir de “Kritik etki yasası” ile yaklaşabiliriz. Alttaki bağlantıda bu konudaki yazımı okuyabilirsiniz.
link to astroset.com
Yazını son bölümünde diyorum ki: ” Sadece insan toplumlarında değil, hayvanlar aleminde Kritik Etki yasası önemli bir yer tutar. Örneğin, Neo-Darwinizm denen yeni bir modele göre türler birbirlerinden sürekli küçük değişimlerle oluşmamışlardır. Ani ve kritik etkilerle birdenbire ortaya çıkmışlardır. Yani insan yavaş yavaş maymundan dönüşmüş bir tür değildir. Ani bir sıçrama ile yepyeni bir tür olarak belirmiştir. Bu görüş Kuantum kuramının Eşik Enerjisi veya sözünü ettiğim Kritik Etki yasası ile de örtüşüyor.
Kritik Etki Yasası hem Kuantum Kuramına konu olan mikro sistemlerde, hem de canlılardan oluşmuş makro sistemlerde geçerlidir. Bu yasa ile uzay cisimlerinin, yıldızların gelişimi ve ölümü dahi açıklanabilir. Ayrıca yasada öyle bir tümel bakış vardır ki canlı-cansız ayrımı yapmadan her türlü sisteme uygulanabilir.”
Kritik etki yasası sadece canlı varlıkların dönüşümünü değil, evrende canlı veya cansız her türlü karmaşık yapının neden değiştiğine de açıklama getiriyor. “Neden?” sorusu, “nasıl?” sorusundan daha derin ve felsefi bir sorudur. Çünkü bir olayın nedenini bilmek kökene inmek anlamına gelir. “Nasıl?” sorusuna yanıt aramak için sadece o olay veya nesne ile ilgilenmek ve kökene inmeden açıklama getirmek yeterlidir.
Evrim konusundaki yeni bir görüş de Rupert Sheldrake tarafından ileri sürülmüş olan M-Field (Morfogenetik alan) kuramıdır ki bu kuramın temel varsayımı Kritik Etki Yasasından başka bir şey değildir.
Aaaa! hiç olur mu kseniks, yanılgı içindesin bak seni uyarıyorum. Micky fare diye dalga geçtiğin şahsiyet ulu bir tanrıdır ve orta beyin bölgemizde (mesensephalon) birebir imzası vardır, aşağıdaki resimleri dikkatle incelemeni tavsiye ederim.
. .
mesencephalon kesitinde m.maus———–ilahi imzanın grafik gösterimi—————–yüce tanrı mickey maus———–
Sadece siluetinin beynimizin içinde belirmesi bile onun yaratıcılığını ve bizim yaratıldığımızı hiç bir şüpheye yer bırakmadan ispatlarken, görmek isteyenler için daha başka hikmetler de vardır bu imzanın içinde. Örneğin Micky maus’un gözleri beyinde nükleus ruber’e tekabul eder, saçları substantia nigra, kulakları pyramidal yol lifleri ile oluşturulur, burnu oculomotor nöron, yanakları spinotalamik traktus ve medial lemniscustan oluşur, ağzı ise -lütfen buraya dikkat- gerçekten deliktir ve serebrum aquaductus’a denk gelir, içinde sıvı bile vardır. Bunların hepsi ibret alınacak mucizevi şeylerdir, ama görebilene ve görmek isteyene elbette.
[Yaratıldık işte yaratıldık hüsnü-şenliği içinde bu sırıtkan keyif.. ve nerdeyse salyası akacak kadar derin bir kendinden geçişe kambriyen mi dayanır, oh olsun işte hem patladık hem yaratıldık.
1- Hayatınızda hiç ellimilyon (50.000.000) a kadar saydınız mı?
2- Son yüzyılda (100) kaç tür köpek oluştuğunu yazar mısınız?
3- Yapısal farklılıktan kastınız nedir? (Mesela enerji birimi olarak ATP kullanmıyorlar mı? DNA ları çok mu farklı? Protein sentezi yapmayan canlılar mı var? Karbon ve hidrojen temelli değil de Kükürt, Silisyum vs temelli canlılar mı oluşmuş? DNA ları yüzde kaç farklı?)
4- Soruları anladınız mı?
xenix: Saygılar
vidoo ço k bi şahane olmuş, ama çizgi film de olsun. Ben araştırdım, mikifare de 1920li yıllarda bi anda çıkmış ortaya, ara form olması katiyetle mümkün değil, o da görüntülü anlatılsın, he he he :-))
daha şimdi izleyebildim videoyu, mickey maus görüldüğü heryerde öldürülmelidir diyor bu adam yahu:))))
Dincinn eline bilimi vermeyeceksin, verirsen siker.
“”İlk canlılığın görüldüğü bu döneme kadar canlılık sadece mikroorganizmalar halinde olmasına, tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara geçişle ilgili evrimsel bulgular bulunmamasına rağmen bu dönemde canlılar birden ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkarlar.””
Diyerek bi palavra sallamış, sn tersinim..
Yani evrimleşmeden hoop!
oldu da bitti maşallaha!!
getirmeye çalışıyor aklınca.
Halbuki arada bi 2500 milyon yılı atlamış… Kambriyene gelene kadar, Proterozoik Dönem var(hiç işlerine gelmiyor ama)
Proterozoik Dönem (2500 myö-545 myö arası )Arkeyan ile Kambriyen arasında
Oksijenli atmosferin oluşumu, Bakterilerin yaygınlaşması, Ökaryotların ve çok hücrelilerin ortaya çıkması
Oksijenin artması ve canlılarca kullanılmaya başlamasıyla, ilk çekirdekli -ökaryotik- canlılar ortaya çıktı.
Proterozoiğin sonlarına doğru ilk çok hücreli -algler ve ilkin hayvanlar-canlılar ortaya çıktı. Proterozoik boyunca birkaç kez yeryüzünün gördüğü en büyük buzul çağlar yaşandı.
Yani dediğin gibi hooop!! diye atlanmamış.. arada yediğin 2000 Milyon yıl’cık var.. Çok hücreliler, Kambriyenden önce oluştu..
Statik’e minik bir soru
Dünyamızda ilk görülen canlılar prokaryot hücreli canlılardır. Ardından ökaryot hücreliler ortaya çıkar.
Yani <strong>ökaryot hücreliler prokaryotlardan evrşmleşmiş olmaları gerekir</strong> ama aralarında <strong>en küçük bir benzeşim yoktur.</strong>
Bunu evrim mekanizmalarıyla bir açıklayıver.
Sana zahmet olmasın diye resimlerini de koyuverdim.
Kolay gelsın.
Sağdaki ökaryot soldaki prokaryot hücredir.
Her iki hücre tipinde ortak olan özellikler:
* Benzer yapıda hücre zarı.
* Genetik bilginin DNA aracılığıyla kodlanması ve aktarılması.
* Transkripsiyon ve translasyon mekanizmalarının ve ribozomların benzer olması.
* Ortak metabolik yolların bulunması. (ör: glikoliz)
* Kimyasal enerjiyi ATP olarak depolamak için kullanılan mekanizmanın benzer olması (prokaryotların hücre zarında, ökaryotların mitokondri zarında).
* Benzer fotosentez mekanizmaları.
* Zar proteinlerini sentezleme ve hücre zarına yerleştirmede kullanılan mekanizmanın benzerliği.
* Benzer yapıda proteazomlar (protein sindiren yapılar).
Senin yalanların bitmeyecek anlaşıldı hüdai.
xenix: Takiplerim
Dangalakça sorular sormaya devam..
Endosimbiosis diye bişey var, aç da yaradanın adıyla oku.
Burda şöyle bir durum var;
varoluşcuların, birbirlerini kazıklamak için ortaya attıkları veya sığındıkları bir karmaşayı öne sürerler..(sizin aklınızı karıştırmak için)
“ökaryot hücreliler prokaryotlardan evrimleşmiş olmaları gerekir ama, aralarında en küçük bir benzeşim yoktur.”
xenix hücre tipinde ortak özellikleri yazmış.
Ancak; Prokaryot hücrelerden, ökaryotların evrimleştiğine dair, kesin bir bilgi de mevcut değildir.
İllaki birbirlerinden evrimleşmeleri de şart değildir..önce bunu bi açıklayalım..
Tübitak kaynağına göre;
Arkeyan döneminde;
Arkeaların baskın olduğu prokaryotik yaşam okyanuslarda yaygındı. Yani; prokaryotlar oksijensiz okyanuslarda yaşarlardı (allahın hikmeti işte çok şaşıcak bi şey yok bunda) okyanuslar oksijensizdi..
Sonra;
Fotosentetik bakteriler olan Siyanobakteriler ortaya çıkıp,
o zamana kadar oksijensiz olan okyanuslara oksijen salmaya başladı. (allah allah yaaa! nası yani deme! allahın hikmeti işte)
Buna bağlı olarak;
Proterozoik Dönemde,ortaya çıkan stromatolitler yaygınlaştı.
Arkeyandan beri okyanuslara salınan oksijen,(arkeyan dediğim şey bir dönemdir) artık serbest halde okyanuslarda ve atmosferde bol miktarda bulunmaya başladı.
Bu Proterozoik okyanuslarının çekirdeksiz -prokaryotik- canlıları için bir felaket oldu. Bildiğimiz bu ilk, belki de tüm zamanların en büyük çevresel felaketi Arkeyan canlılarının büyük bir kısmını yok etti.(yani kıyamet koptu)
Arkealar(buna bağlı olarak prokaryotlar) azalıp, oksijensiz ortamlara çekilmek zorunda kalırken; bakteriler üstünlüğü ele geçirdi.
Oksijenin artması ve canlılarca kullanılmaya başlamasıyla, ilk çekirdekli -ökaryotik- canlılar ortaya çıktı.
Yani, prokaryot oksijensiz yaşayan tek hücreli canlı türü,
ökaryot ise, oksijen oluştuktan sonra ortaya çıkan canlı türü.
bunların arasında da, 2Milyar yıl var
Birbirlerinden evrimleşip evrimleşmediğinin de hiç bir önemi yok..
Zira; prokaryotlar nasıl oluştuysa, ökaryotlar da aynı şekilde, oksijenli ortamlarda gelişebilir. Çünkü, artık bakteriler de oluşmuştu..
.. Anlayabileceğini ümit ederek, bayağı bi özetlemeye çalıştım..
aynı soruyu ben sana sorsam;))
Ama; Biz onlara soramayız,
-var ol! dedi oldu!
-nası yani?
-allahtan kardeşim, allahtan..
-o nasıl isterse öyle olur, sormak haddimize mi?
Önce kanıt sonra sonuç :)))
Hani ökaryot, prokaryot fosilleri? Nerede kanıtlar..
Oysa FSM dünyayı 6000 yıl önce 4.5 milyar yaşındaymış gibi yarattı. İmanımızı test etmek için de bir sürü fosil yerleştirdi. :))
xenix: Takiplerim
Bilinen şöyle oldu böyle oldu edebiyatını yazmışsın.
Ökaryotlar prokaryotlardan evrimleşmemiş.. Buna gerek yokmuş
Bu ara (iki milyar yıl kadar) evrim teorisini iptal ediverdik gitti.
Ökaryotlar oksijenin olmadığı okyanuslarda varmış (mış)
Hem su var, hem oksjen yok öyle mi?
Güldürmeyin insanı..
Fotodisasyon diye bir olayı herhalde duymadınız.
Peki! Sana bir şans daha tanıyıp bir soru daha soralım.
Canlılar eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçti?
Umarım akıllıca bir cevabın vardır.
Üreme genleri çat diye ortadan ikiye ayrıldı, birinden dişi, diğerinden erkek canlılar oluştu deme sakın.
Allahü teala ilk mikrobik hayatı yeryüzüne serpiştirdikten sonra, her ne hikmetse 2-3 milyar yıl beklemiş memelileri gönderene kadar.. Bak sen, ol dese olma mıydı, t-rex’e felan ne gerek vardı?
Şu salağın yazdıkları…
Hele bir de gerinip gerinip hesap sorar gibi sormaz mı?
Hani Aristarkhos’un güneş merkezli ilk evren modeline karşı “çok saçma, o zaman rüzgarın hep aynı yönden ve karşıdan esmesi gerekirdi, azıcık mantık yahuuu” diyenler gibi aynı.
minik bir soru dedin,
anlamayacağını bile bile anlattık..
İnsan bi teşekkür eder ama.. di mi?.
Dedim ben sana, hem okyanus hem oksijensiz??? nasıl olur? diye sorma dedim.. (allahın hikmeti işte, allah ol demiş olmuş)
Sen şu cevabımı bi daha oku.. biliyorsun ki; herşey OKU!! ile başladı..
“”Ökaryotlar oksijenin olmadığı okyanuslarda varmış (mış)””diye okumuşsun..
Okuduğunu bari doğru oku!!
valla şu kurana da acıyorum, bunların elinde kimbilir ne hale geldi..okuduklarından anladıkları bu kadar olunca…
Ökaryotlar demedim..prokaryotlar oksijensiz okyanuslarda yaşadı dedim..saptırma!!.
prokaryotlar oksijensiz okyanuslarda yaşadı dedim..
prokaryotlar oksijensiz okyanuslarda yaşadı..
prokaryotlar oksijensiz okyanuslarda..
prokaryotlar oksijensiz ..
Belki anlamışındır..hiç zannetmiyorum ama;
Statik’e
Tamam haklısın, ortada bir yanlış anlama var. Özür dilerim.
Hemen düzeltelim.
Prokaryotlar oksijensiz okyanus sularında varmış (mış)
Su varda oksijen yok. Allah akıl fikir versin.
İkinci sorumuza bir cevap vermemişsiniz.
Tekrarlıyalım.
Canlılar eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçtiler?
Malum…
Üstadınız Darwin eşeysiz üremeden eşeyli üremeye geçişi evrimin gerçek başlangıcı sayar.
Bir kez daha kolay gelsin.
Sado-mazo başlığı öneriyorum.
Cidden.
Yeni forum kategorisi olaraktan.
Su da olsun içinde, su dediğin aşikidir zaten, halbuse oksijen nası olmaz felan… Evet evet, sado-mazo olsun, suya düşen kimse boğulmasın.
Hüdainin kimya, fizik bilgisi. Sanıyor ki H2O kendi kendine çözünüp O2 lar halinde ortama karışıyor. :)) Yaa ne adamlarla uğraşıyoruz.
xenix: Takiplerim