Yer Aynası

Burası Bolivya, Adına dünyanın en büyük yer aynası deniliyor. Bunun nedeni burada çekilen fotoğraflarda saklı.

Güneybatı Bolivya’daki dünyanın en büyük tuz gölünün inanılmaz bir özelliği var. Bir karış yüksekliğindeki sığ sular, gökyüzünü bir ayna gibi yansıtıyor. Hiç bir dalga ve hareketin olmadığı bu uçsuz bucaksız suya bakanlar sanki gökyüzünü ve bulutları yere inmiş gibi görüyor.

Salar De Uyuni adıyla bilenen bu uçsuz düz ova dünyanın en egzotik yerlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Büyüklüğü ve pürüzsüz yüzeyi sayesinde ayna gibi bir yansıtma özelliğine sahip olan bu dev tuz gölü, uydular tarafından da yararlanılan en büyük yeryüzü aynası durumunda. Uydular test ve kalibrasyon ayarlarını buraya göre yapıyor.

Fotoğrafları mutlaka görmelisiniz:

http://www.denizhaber.com/HABER/16014/7/yer-aynasi-bolivya-salar-de-uyuni.html

Demekki burası bilge bir bölge, “kendi”ni öylesine geri çekmiş ki, ayna olmuş artık 🙂

Suç Duyurusu

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER’E SUÇ DUYURUSU 

 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 26 Ekim 2009 tarihinde yayınladığı GDO Yönetmeliği, 20 Kasım 2009 tarihli yeni bir Yönetmelik ile değiştirilerek, GDO’lar ve GDO’lu ürünlerin 1.3.2010 tarihine kadar, hiçbir kontrole ve risk değerlendirmesine tabi tutulmadan serbestçe Türkiye’ye girmesine izin verilmiştir.   Gümrüklerde bekletilen ve daha sonra da gelecek olan GDO’ların, firmaların baskısı ile 1 Mart 2010 tarihine kadar hiçbir kontrole ve risk değerlendirmesine tabi tutulmadan serbestçe Türkiye’ye girmesine izin vererek tüketici sağlığını ve ülke yararını hiçe sayan Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında 24 Kasım 2009 salı günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ( Adliye Sarayı / Sıhhiye) Derneğimiz tarafından SUÇ DUYURUSUNDA bulunulacaktır.

   Suç duyurusuna ilişkin başvuru dilekçesinin Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilmesinin ardından saat 11:30’da Adliye Sarayının Sıhhiye tarafına bakan giriş kapısı önünde kitlesel bir Basın Toplantısı yapılacaktır.   24 Kasım 2009 Salı günü, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapacağımız suç duyurusunun ardından saat 11:30’da yapacağımız Basın Toplantımıza katılımını bekliyoruz.
Saygılarımızla,

Turhan ÇAKAR
Genel Başkan
TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

Not: Sigara gitti bütün dertler bitti diyen/dedirten’lere ithaf olunur.

Herkese nasip olmaz!

Habib Baba, 4. Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah
dostlarındandır. Yaşlıdır, fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir. Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda Erzurum’dan İstanbul’a gelmiştir.
Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider…
Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak… Bedenini de ruhuna denk kılmaktır. Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez.

‘Bugün’ der, ‘Sultan Murad’ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.’

Habib baba üzülür… Rica, minnet eder, yalvarır…

‘Ne olursun’ der, ‘kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım. Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.Binbir dil döker.Hamamcı ehl-i insaftır… Dayanamaz… Kabul eder… Hamamın en sonundaki odayı göstererek ..

‘Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.’

Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar…

Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir.
Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü
fakirdir… Ama sadece görünümü… İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad’dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.

‘Hele bir bakalım’ demiştir, ‘bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?’

Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir. Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır.. .

Hamamcı vezirler der almak istemez… Padişah ise, ne olursun der, bastırır ve padişah galip gelir… Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:

‘Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştemali beline gir
yanına… Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın… Ve ekler: ‘Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler. ‘

Sonra 4.Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce
yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır. ..

Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır.
Biraz kirlenmiş gibi gelir ona… Allah hikmeti gereği dostuna, o
yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham
etmemiştir…Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur:

‘Evladım’ der, ‘Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsade edersen bir
keseleyivereyim. ‘

Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve bü yük bir haz
duyar… Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.

Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: ‘Buyur baba’ der,
‘ellerin dert görmesin’ Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı
çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad’ın sırtını bir güzel keseler… Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin
kölesidir.

‘Baba’ der, ‘gel bende senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.’

Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle;

Olur evlad’ deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar…

‘Baba’ der, ‘görüyormusun şu dünyayı… Sultan Murad’a vezir olmak varmış… Bak adamlar içerde tef,dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi…’

Habib baba Sultan Murad’ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile
bırakmaz, kendi hükmünü söyler… Sultan Murad’ın Habib babadan
duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir:

‘Be evladım’ der, Habib baba, ‘Sultan Murad dediğin kimdir?
Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad’a keselettirir. ..’

Teotihuacan

 > Ay Piramidi-1

Teotihuacan (ya da okunuşuyla Teotihuakan) günümüzde Kolomb-öncesi
K.Amerika’nın en ünlü kenti olarak kabul edilmektedir. Kimler
tarafından kurulduğu ve niçin aniden terkedildiği halen açıklığa
kavuşmamış bu kadim metropolun kuruluş tarihi hakkında da farklı
görüşler ileri sürülmektedir. Kentten söz eden -hiyeroglifik olmayan-
hiçbir metin ve belge bulunmamaktadır.

Kentin kuruluşu ve adı:
20.yy.’daki arkeolojik bulgular, Meksika’da Aztek kültüründen önce
Toltekler gibi Aztekler’den daha ileri kültürlerin var olduğunu ortaya
koymuştur ki, olasılıkla, Teotihuacan’ın kurucuları da bu Aztek-öncesi
ileri kültürlerden biridir. Kente “Teotihuacan” adı kenti terkedilmiş
haliyle bulan Aztekler tarafından verilmiş olup, Nahuatl dilinde
“insanların ilahlar haline geldikleri yer” anlamına gelmektedir.
Kentin ilk kurucularının kimler olduğu bilinmemekle birlikte, kentte
sonradan Zapotekler ve Mistekler gibi Maya topluluklarının da yaşamış
olduğu ve son kazılarda bulunan bir gliften kente sonradan “değerli
adama yeri” adının da verilmiş olduğu anlaşılmıştır. Fakat kentten
çeşitli yazıtlarda Tollan adıyla söz edilmektedir ki, bu ad yüzyıllar
sonra Toltekler’in değineceği kayıp başkent Tula’nın (Nahuatl dilinde
Tollan Xicocotitlan) adının bir versiyonudur. René Guénon’a göre Tula
binlerce yıl önce batmış olan bir kıtadaki orijinal inisiyatik
merkezin adıydı ve bu kıtadan göç etmiş olanlar, diğer kıtalarda
kurduklara inisiyatik merkezlere anavatandaki merkeze ithafen bu adı
vermişlerdir. Bir Aztek efsanesine göre bu kent insanların vücudunu
imal eden ilahların bir araya geldikleri yerdir.Kimi efsanelerde insan
soyunu imal eden ilahlar, kimi efsanelerde ise insan kılığına girerek
insanlara uygarlığı öğretmiş ve göklere dönmüş bir ilah olan Tüylü
yılan tasvirlerinin ilk örneklerine bu kentte rastlanır.

Toplumlar neden Yıkılır?

Çöken uluslarda, son ağacı keserken, son kuruşu silah alımına yatırırken, son dost ülkeyi kaybederken,evet bunları yaparken kimse bunu farkedemiyor mu?
Cevap şu maalesef farkedemediler ve tarih sahnesinden silindiler! İki büyük sebeple bunu göremediler; bir: uzun ve kısa vadeli çözümlerin birbiriyle çelişmesi! Ki bu durumda siyasi otorite her zaman yakın vadeli çözümleri seçmekteler, yani ulusun bekasını değil kendilerini seçiyorlar.

 İki: dahaönceleri o toplumu ayakta tutan DEĞERlerin, değişen şartlara uygun olarak terk edilememesi! Yani önce kurtarıcınız olan şey sonra çöküş sebebiniz oluyor!

Bu konuşma 18 dakika, biraz uzun gibi görünüyor fakat vakit varken ders almak lazım, bu sebeple ben dinledim, işte adresi:

http://www.ted.com/talks/lang/tur/jared_diamond_on_why_societies_collapse.html

Toplumlar neden yıkılır? Jared Diamond, Demir Çağı’nda Grönland’a yerleşen İskandinavyalılar, ormansızlaşmış Paskalya Adası ve bugünkü Montana’dan örnekler vererek, çöküşün yakın olduğunu ve vaktinde önlem alarak nasıl engelleyebileceğimizi anlatıyor.