4 yön 4 rüzgar 4 kadın

Dört tür rüzgar vardır. Dört yön gibi. İlk rüzgar meltemdir, sabahtır. Umut ve parlaklık taşır, günün müjdecisidir. Gelir, gider ve her yere girer. Kimi zaman yumuşak ve anlaşılmazdır, kimi zamansa dırdırcı ve sıkıcı. Bir başka rüzgar da yeğin rüzgardır, sıcak, soğuk ya da ikisi birden olur. Gün ortası rüzgarıdır bu. Tüm gücüyle ama tam bir körlük içinde eser. Kapıları zorlar, duvarları devirir. Büyücünün yeğin rüzgarla aşık atması için aşırı güçlü olması gerekir. Öğleden sonrasının soğuk rüzgarı gelir sonra. Hüzünlü ve yorucudur. Bir an olsun erince kavuşmana izin vermez. İliğine dek üşütür seni. Nagual bunun göründüğünden derin bir şey olduğunu ve peşinden koşmanın zahmete değmekten de öte bir şey olduğunu söyler. Sonuncusuysa sıcak rüzgardır. Her şeyi korur, ısıtır, kaplar. Büyücüler için bu gece rüzgarıdır. Erki karanlıkla birlikte sürer. Meltem doğudur. Soğuk rüzgar batı. Sıcak rüzgar güney. Yeğin rüzgarsa kuzey. Her birinin kişiliği vardır. Meltem neşeli, kaygan ve kaypaktır. Soğuk rüzgar melankolik, kafadar ve daima düşüncelidir. Sıcak rüzgar mutlui terk edilmiş ama canlıdır. Yeğin rüzgarsa güç dolu, buyurgan ve sabırsızdır. Dört rüzgar da kadındır. Eğer bir kadın, sesini kısar da kendisiyle konuşmayı bırakırsa, rüzgarı gelip öylece alıverirmiş onu.

CC

Carlos Castaneda kavramlar

CC serisinde öğretiye özel bir terminoloji hemen her yerlerde kullanılan belli başlı kavramlar var. Bunların çoğunu birarada özetlemeye çalıştığım şu adreste bulabilirsiniz.

https://blog.sonsuz.us/?p=163

Ayrıca sürekli sözünü ediyor olduğumuz Savaşçı kavramı için de  Hanife yoldaşımızın hazırladığı dökümanları sırayla aşağıdaki linklerde görebilirsiniz.

https://blog.sonsuz.us/?p=334

https://blog.sonsuz.us/?p=3666

https://blog.sonsuz.us/?p=3938

Özgürlüğün bedeli çok yüksektir…

Rüyacı — Florinda Donner

25 Eylül 2010 Cumartesi, 12:31 tarihinde Çağla Necat tarafından eklendi

Nagualler kendi yansılarının aynasını kırdılar. dedi Zuleica. sanki dusuncelerimin akısını izlemis gibi..

‘Naguallar kendilerini sadece bilinmeyeni yansıtan sis aynasında gorebilirler. Artık bizim surekli yinelemeyle ifade bulan normal insanlığımızı yansıtmayan fakat sonsuzlugun yüzünü açığa vuran bir aynadır bu. ‘

Büyücüler kendi yansısının yüzüyle sonsuzluğun yüzü birbirine karışıp birleşince bir nagual in gerçekliğin sınırlarını kırıp, sanki katı maddeden yapılmamış gibi ortadan kaybolmak icin tümüyle hazır olduğuna inanıyorlar.

…

Bizim ruyamızı görmen icin ölü olman gerek..

Simdi tam burada düşüp ölmem mi gerekiyor yani?

Hayır Hayır.. Ölmek elindeki tum değerlerden vazgeçmek olduğun / sahip oldugun herşeyi bırakman demek.

Ama bu yeni birşey değil ki. Hem sizin dünyanıza katıldıgımda ben zaten yapmıstım bunu.

Besbelli ki yapmamıssın Aksi halde boyle bir karmaşada olmazdın. Büyücülüğün talep ettiği şekilde ölmüş olsaydın şimdi hiç ızdırap çekmeyecektin.

..

Nasıl boş bir dünya ki bu?

Boş olan düşkünlük dünyasıdır çünkü düşkünlük düşkünlük dışındaki herşeyi dışlar. Soylediklerine katılmamı bekliyormus gibi hevesle gozlerini bana dikti. Yani aksak bir dunya bu sıkıcı ve tekduze. Buyuculer icin duskunlugun panzehiri olmektir.

Ne soyledigini gercekten anlamıyorm Zuleica.

Beni mukemmel anlıyorsun. Benimle karşılaştığın zaman başladı senin rüyan. Şimdi başka bir rüyanın zamanı ama bu defa ölü rüya gör. Senin hatan canlı rüya görmekti.

Bu da ne demek?

Canlı rüya görmek umudu olmak anlamına gelir. Ölü rüya görmek umudun olmadan rüya görüyorsun demektir. Rüyana tutunmadan rüya görürsün.

..

Florinda özgürlüğün insanın kendisine ait hiç bir ilgisi olmaması içimizde hapsolmuş enerji çözülünce erişilen bir ilgisizlik olduğunu söylemişti bana. Bu enerjinin ancak kendimize iliskin onemimize iliskin ki alay edilmemesi gerektiğini hissettigimiz bir önemdir bu sahip olduğumuz o yüceltilmiş kavramı durdurabildigimiz zaman özgür kaldığını anlatmıştı bana.

Özgürlüğün bedeli çok yüksektir…

Özgürlüğe ancak umut olmadan rüya görmekle her şeyi hatta rüyayı bile kaybetmeye razı olmakla ulaşılabilir…..

s / 362-364

Algımı, yorumlama sistemini kırması için serbest bırakıyorum.

“Algılamanızı, yorumlama sistemini kırması için serbest bırakmalısınız – ağaç bir ağaçtır ve tamamen enerjidir – bu bir pragmatik harekettir. Şamanın uğraştığı şeyler fazlasıyla uygulanabilirdir. Normal tarihi gerçekliğin karakteristiklerini kıran sihirli geçişler, bunun için, yalnızca bir tavırdır.”

“Kartalın Armağanı, kitabına göre, don Juan Matus ölmemişti, o ‘içten yanmıştı’. Sen ölecek misin, yanacak mısın?”
“Ben bir geri zekalı olduğumdan, eminim ki öleceğim,” diye cevapladı Castaneda. “Keşke onun yaptığını yapabilecek bütünlüğe sahip olabilseydim… Yapamayacağım korkusu var bende. Keşke yapabilseydim. Kafamı –her iki kafamı- bununla yoruyorum.”
*

“Genç ve dinç olmak bir şey değil,” dedi Castaneda. “Yaşlı ve dinç olmak, işte bu büyücülüktür!”

*

Don Juan, bildiğimiz dünyanın, bir dizi kültürel olarak kafamıza sokulmuş “anlaşma” ile “tanım”, ve yalnızca gerçekliğin bir versiyonu olduğu önermesini yapmıştır.

“Eğer zihin ile ararsan, açıkça devamlı tekrarlanan bir durum dışında, seni hiçbir yere götürmeyecek. Bilimde, devamlı tekrarlanan sorular kendilerini ispatlıyor. Bu bizim bilimin sanatıdır … ‘Tüm bunlar değişkendir, başka bir şey değil.’ Biz sahte kontrol şampiyonlarıyız –sorunu yönetilebilir bilim seviyesine alçaltıyoruz. Ne fantezi!”

-alıntı-

Carlos Castaneda ile Yemek – Benjamin Epstein / La Jornada Newspaper – 1996

Cinsel edimler, enerji ve ödeşme!

Carlos Castaneda’nın savaşçı topluluğunun iz sürücü üyesi olan Taisha Abelar tarafından yazılan Büyü Geçişleri adlı kitaptan bir alıntıdır. Cinsel edimlerin kadınlar üzerindeki etkisi anlatılıyor:

“birlikte olduğun o adamların senin enerjinden beslenmeye devam etmelerini mi istiyorsun. sen güçlendikçe o erkeklerin de güçlenmesini mi istiyorsun? yaşamının geri kalanında onlar için bir enerji kaynağı mı olmak istiyorsun? hayır. senin cinsel edimin önemini ya da özetlemenin getirdiği fırsatları anladığını sanmıyorum.”

clara öğrencisini aydınlatan bir öğretmenin otoriter sesiyle, bana kadınların, erkeklerden daha çok, toplumsal düzenin gerçek destekleyicileri olduklarını ve onların bu görevi yerine getirmek için, dünyanın her yerinde, erkeklerin hizmetinde olmak için yetiştirildiklerini açıkladı.
“esir pazarından satın alınmaları ya da onlara kur yapılması ve sevilmeleri hiçbir şeyi değiştirmez”,diye vurguladı. “onların temel amaçları ve kaderleri aynıdır: erkekleri beslemek, korumak ve onlara hizmet etmek.”

clara sanırım tartışmasını dinleyip dinlemediğimi anlamak için bana baktı. onu dinlediğimi sanıyordum, ama tepkim onun tüm söylediklerinin yanlış gibi göründüğünü düşünmek oldu.

“bu bazı durumlarda doğru olabilir”, dedim, “ama böyle tüm kadınları içine alan genellemeler yapabileceğini sanmıyorum.”

Clara bana şiddetle karşı çıktı. “kadınların köle durumunda olmalarının şeytani tarafı bunun yalnızca toplumsal bir adet olmaması” dedi, “aynı zamanda temel bir biyolojik zorunluluk olması.”

“bir dakika clara”, diye karşı çıktım. “bu sonuca nereden vardın?”

clara her türün kendini devam ettirmek için biyolojik bir zorunluluğa sahip olduğunu ve doğanın kadın ve erkek enerjilerinin birleşmesinin en verimli biçimde ortaya çıkmasını sağlamak için araçlar sağladığını açıkladı. insanların dünyasında, cinsel birleşmenin ilksel işlevinin doğurmak olduğu halde, bunun ayrıca ikincil ve gizli bir işlevi olduğunu, bunun da kadınlardan erkeklere sürekli bir enerji akışını sağlamak olduğunu söyledi.

clara “erkekler” sözcüğünü öğle vurgulamıştı ki ona,” bunun neden sanki tek yönlü bir caddeymiş gibi söylüyorsun. cinsel edim erkek ve kadın arasındaki eşit bir enerji değişimi değil mi?”

kesin bir ifadeyle “hayır,” dedi. “erkekler kadınların bedenlerinin içinde özel enerji hatları bırakırlar. bunlar rahmin içinde hareket ederek enerji emen parlak bağırsak kurtları gibidir.”

onunla alay ederek “bu kulağa fazlasıyla kötü geliyor” dedim.

clara açıklamasına büyük bir ciddiyetle devam etti. benim sinirli gülüşüme aldırmayarak ” onlar oraya daha da kötü bir amaç için konulmuştur, bu da onları yerleştiren erkeklere düzenli enerji sağlanmasını garantilemektir.
cinsel ilişki yoluyla yaratılan bu enerji hatları, onları orada bırakan erkeğe yarar sağlamak için kadın bedeninden enerji toplar ve çalar.”

clara söylediklerinde öylesine ciddiydi ki bununla ilgili şaka yapamazdım ve onu ciddiye almak zorundaydım. onu dinledikçe sinirli gülümsememin ters bir konuşmaya dönüştüğünü hissettim. “söylediklerini bir dakika için bile kabul ettiğimden değil ama clara,” dedim yalnızca merakımdan soruyorum, nasıl oldu da böyle akıl almaz bir kavrama vardın? bunu sana birisi mi söyledi?”

“evet bunu bana öğretmenim söyledi. önceleri ben de ona inanmadım, ama o bana aynı zamanda özgürlük sanatını da öğretti, ki bu da benim enerji akışını görmeyi öğrendiğim anlamına geliyor. şimdi onun değerlendirmelerinde haklı olduğunu biliyorum, çünkü kadınların bedenlerindeki solucana benzeyen telleri kendim görebiliyorum. örneğin sende bunlardan bir kaç tanesi var ve hala aktif durumda.”

http://www.sessizbilgi.com/node/37

Küçük bir kızken ve büyürken (daha beş altı yıl öncesine kadar), kadınların nasıl olup da bu kadar acımasız olabildiklerine şaşırıyordum. Özgürlüklerini tamamen kaybetmiş erkeklerin yürek paralayıcı durumlarına üzülüyordum. Fakat yine de oturmayan bi şey vardı, kadınlar neden bu kadar kötüydü, yani durup dururken?! Sonradan bunun bir ödeşme olduğunun farkına vardım. Her şey yerli yerine oturdu 🙂

“uslandırılmış” kadınlar kaybettiklerinin acısını misliyle çıkarıyorları, tabi bilinçli değiller muhtemelen ama psişeleri her şeyin farkında. Böylece köleleştirilen kadınlar efendilerini köleleştirdiler. Ne büyük bir öç alış!