Pueblo Yerlileri-2

Konu Başı için: https://blog.sonsuz.us/?p=1108

Köy ortasından geçen dere

Pueblo’nun güneyinde bulunan San Geronimo kilisesi, ‘beyaz adamın’ köy mimarisine ilk ve son katkısı olarak yükseliyor. Fotoğraf çekilmesine izin verilmeyen kilisede yerliler pazar ayinlerini sürdürüyor.  

Pueblo’nun etkileyici mimarisi ve doğal güzelliği ne kadar etkileyiciyse tarihinde yaşanan olaylar da o kadar derin ve unutulmaz nitelikte. 1600’lerde Meksika’dan bölgeye ulaşan İspanyolların yıkamadığı ender yerleşim birimlerinde biri olan Taos’ın geçmişi savaşla, kanla yazılmış. Herşey İspanyolların Meksika’nın kuzeyini keşfetmesiyle başlıyor.

 Yolları Taos’a kadar uzanan savaşçılar (bir anlamda küçük haçlı ordusu) bir yandan yerlileri hıristiyanlaştırıyor bir yandan da topraklarını ellerinden alıp onları köle olarak çalıştırmaya başlıyor. 1630 yılında bir İspanyol rahibin öldürülmesiyle başlayan olaylar sonucu yerliler Taos’u iki yıl boyunca terkediyor. Hemen ardından başlayan Pueblo ayaklanmasında Taos merkez olarak kullanılıyor ve topraklarındaki işgalcilere karşı mücadele kendilerine 13 yıllık bir özgürlük kazandırıyor. Ayaklanmaya Acoma, Zuni, Hopi pueplo yerlilerinin dışında Apache ve Navajo kabileleri de katılıyor.

Ayaklanmadan sonra İspanyollar New Mexico’nun güney sınırlarına yerleşiyor. Bölgedeki 33 rahipten 21’i ve 400 kadar İspanyol klolonist yerliler tarafından öldürülüyor. Santa Fe kuşatılıyor ve İspanyol valisi ve beraberindekiler bölge dışına, güneye sürgün ediliyor. 13 yıllık özgürlük yerlilere yaramıyor. Kendi aralarında anlaşamıyorlar ve kabile savaşları başlıyor. Pueblo yerlilerinin geleneksel düşmanları Comanche’ler bölgeyi talan etmeye başlıyor. Karışıklığı fırsat bilen İspanyollar geri döndüklerinde bir zamanlar fetettikleri toprakları yerlilerin elinden geri alıyor. İspanyonların geri dönüşü kanlı oluyor ve Taos tamamen yerle bir edilip yaşayanlar kılıçtan geçiriliyor.

  Kızılderililer zorla hıristiyanlığı seçmek zorunda kalmış. O tarihlerde köyün ortasına inşa edilen kilise bugün de ayakta 

1837 de tekrar ayaklanan yerliler bu sefer de Amerikan yönetimine başkaldırıyor ve Vali Charles Bent’i öldürüyor. Bu olayın ardından Taos’a giren Amerikan ordusu binaları yerle bir etmekle kalmayıp 150 kadar yaşlı çocuk ve kadını bu binalarla birlikte ateşe veriyor. Bütün bu kanlı çatışmalarda Taos merkez konumunda yer alıyor, tabi beyaz adamın intikamı yine burada Taos’ta yoğunlaşıyor.

 -devam edecek-

http://www.uzaklar.com/content/view/766/370/

Pueblo Yerlileri-1

Taos kasabasının 2 mil kadar kuzeyinde bu kasabaya da adını veren Taos Pueblo (Yerlilerin Köyü) bulunuyor. Bugün açıkhava müzesi konumundaki pueblo aynı zamanda Amerika’nın bilinen en eski yerleşim birimlerinden biri. Tiwa dilini konuşan Taos kabilesi, bu bölgedeki Pueblo yerlilerinin günümüzdeki devamı. Kendileriyle birlikte Acoma ve Hopi kabilelerinin atalarının Ancestral Puebloans olarak bilinen kıtanın ilk insanlarına uzandığı yapılan araştırmalarca kanıtlanmış.

Amerika’nın en eski yerleşim birimlerinden Taos Pueblo

Amerikanın en eski yerleşim birimlerinden olan Taos’un geçmişi bin yıl öncesine dayanıyor. Hwy-68 ile ulaştığımız köy tamamen yerlilerin denetiminde. Amerikan kanunlarının girmediği özerk bölgelerden biri. Bu yüzden genelde alışık olduğumuz kurallar bu köy sınırları içinde geçerli değil. Kuralları yerli polisler uyguluyor ve bölge yine yerliler tarafından belirlenen bir komite tarafından denetleniyor. Saat 08:00 ile 17:00  arasında köyü ziyaret etmek serbest. Bunun için 20 dolarlık bir ücret ödemek yeterli.

Biletlerimizi alıp köy alanına adımımızı attığımızda yüzyıllar öncesine giden bir zaman yolculuğu da başlıyor. Hemen solumuzda yerlilerin mezarlığı bulunuyor. Fotoğraf çekmek ve yaklaşmak yasak. Kutsal bölge konumunda. Dar yolun her iki tarafında tek katlı toprak binalar bulunuyor. Genellikle her cepheye bir küçük pencere düşüyor. Bazı binaların içinde hediyelik eşyalar satılıyor, içeri girip binaların iç yapılarını incelemek serbest. Dikkat etmemz gereken en önemli kuralların başında izinsiz fotoğraf konusu  geliyor. Hiçbir yerli fotoğrafının çekilmesini istemiyor, kendi inançlarına göre bir tür uğursuzluk anlamı taşıyor fotoğraf. Köyün belirlenen bir yürüyüş hattı olduğunu öğreniyoruz. Bu hattın dışına çıkıp sokak aralarına girmemiz de yasak. Ayrıca yazılı kural olmasa da yerliler sanki kendileriyle konuşulmasını da istemiyor gibiler.

Rio Pueblo de Taos deresi köyü Hlaauma ve Hlaukkwima olarak ikiye ayırıyor. Evlerin tamamının 18 yüzyılın başlangıcındaki ünlü Pueblo Ayaklanması’ndan sonra yapıldığı tahmin ediliyor. Binaların çoğunda  kare biçimindeki ikinci katlar bulunuyor ve bu katlara duvarlara dayanan merdivenlerle erişiliyor. Hlaauma adı verilen kuzey bölgesinde 4 – 5 kata varan yükseklikte yapılar gözümüze ilişiyor. Bu yapıların köyün savunmasında savaşçılar tarafından kullanıldığını öğreniyoruz.

 Pueblo’nun tamamında elektrik ve su kullanılmıyor. Bu binalarda tuvalet bulunmadığını da öğreniyorz. Pueblo su ihtiyacını Rio Pueblo de Taos deresinde sağlıyor. Bir zamanlar 3 bin yerlinin barındığı Pueblo da bugün yaklaşık 10 ailenin yaşadığını öğreniyoruz. Diğerleri Pueblo’yu çevreleyen alanlarda, yeni evlerinde yaşamlarını sürdürüyor.

-Devam edecek-

http://www.uzaklar.com/content/view/766/370/

Not: Bu konuyu bi yere vardıracağım, sürpriz mi bilmiyorum ama bana göre hoş 🙂

Kozmik İplikler

Zamanda geriye ve ileriye nasıl yolculuk yapabileceğimizin bir başka teorisi, 1991’de Princeton fizikçisi J. Richard Gott tarafından önerilen kozmik iplikler fikrini kullanır. Bunlar – isimlerin öne sürdüğü gibi – bazı bilim adamlarının erken evrende oluştuklarına inandıkları ipliğe benzer nesnelerdir. Bu iplikler evrenin tüm uzunluğu boyunca dizilebilir ve yoğun basınç altındadırlar – milyonlarca ton. 
Atomdan daha ince olan bu kozmik iplikler yakınından geçtikleri herhangi bir nesneye muazzam miktarda yerçekimi çekiş etkisi üretebilirler. Kozmik bir ipliğe bağlanmış nesneler inanılmaz hızlarda yolculuk yapabilir ve yerçekimi kuvvetleri uzayzamanı büktüğü (çarpıttığı) için, zaman yolculuğu için kullanılabilirler. İki kozmik ipliği bir araya çekerek veya bir ipliği bir kara deliğin yakınına çekerek kapalı zaman – benzeri eğriler yaratmak için uzayzamanı yeteri kadar eğriltmek mümkün olabilir. 
Bir uzay gemisi kendisini geçmişe sevketmesi için iki kozmik iplik veya iplik ve kara delik tarafından üretilen çekimi kullanarak bir zaman makinesine dönüştürülebilir. Bunu yapmak için, kozmik ipliklerin etrafında döngü yapacaktır. Ancak, bu ipliklerin var olup olmadıkları ve eğer var iseler hangi formda oldukları ile ilgili hala çok fazla spekülasyon vardır. Gott’ın kendisi, zamanda bir yıl bile geri gitmek için, tüm galaksinin kütle – enerjisinin yarısını içeren bir iplik döngüsü gerekeceğini söyledi. Ve herhangi bir zaman makinesi ile olduğu gibi, zaman makinesinin yaratıldığı zamandaki noktadan daha uzağa geri gidemezsiniz. 

Kaynak: National Geographic News (2005) by Stefan Lovgren
Çeviri: Saffet Güler

İplikçikler, düğüm, ağ örüntüsü, ipeksi uzantılar… Bu kelimeleri ne kadar çok kullandığımı hatırlattı bana.

Bu arada bir de Don Juan’ın anlattığı yayılım bantları var:

“Kartalın yayılımları her zaman demetlerle gruplanır. Eski görücüler bu demetlere büyük yayılım bantları derdi. Örneğin, organik varlıklar üreten ölçülemez bir demet vardır. Bu organik bandın yayılımları bir çeşit tüy gibidir. Saydamdırlar ve kendilerine has bir ışıkları, garip bir erkeleri vardır. Farkındadırlar, zıplarlar. Bu yüzden tüm organik varlıklar kendilerini tüketen garip bir erkeyle doludur. Diğer bantlar daha koyudur ve daha az tüy gibidir. Bazılarının hiç ışığı yoktur ama bi matlık niteliği vardır.”

 Bantların sayısı hakkında “sonsuzluk kadar çok” der Don Juan.

Eski görücüler, dünyada 48 bant bulgulamışlardır. Yani bu dünya üzerinde 48 örgütlenme türü, 48 demet ya da 48 yapı türü var demektir.. Organik hayat bunlardan yalnızca biridir.

Bu bantlardan 40 tanesi farkındalığı olmayan balon üretirler. “Yalnızca örgütlenme işini çevirir bu bantlar” der Don Juan. Organik hayat üreten bandın dışında 7 tanesi organik olmayan farkındalık balonu üreten bantlardır. Castaneda’dan, bu bantları ağaç gibi düşünmesini ister Don Juan. Hepsi yayılımla dolu kaplar üretirler ancak sekiz ağacın meyvesi yenebilir. Bu meyveler farkındalık balonlarıdır. Yedisinin meyvesi ekşidir ama yenebilir. Bir tanesinin de meyvesi en sulu, en ağza layık olandır. (Bu insan bandı oluyor!)

Bu 8 bandın farkındalık üretmesini sağlayan şey ise bu bantlar boyunca yer alan üç dev yayılım destesidir. Bu desteler görücülere renk hissi verirmiş. Demetlerden biri pembe-bej hissi verirken, diğeri şeftali rengi olma hissi verirmiş. Üçüncü demetse berrak, bal gibi, kehribar rengi olma hissi verirmiş.

Birleşim noktası için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=900

Tensegrity

“Tensegrity”, “tension“ (gerilim) ve “integrity” (bütünsellik) kelimelerinden oluşmuş, mimariden esinlenen bir terimdir. Birbirlerine devamlı şekilde gerilim uygulayan bir grup parçayla, birbirlerini sıkıştıran diğer bir grup malzemenin bir arada kullanılarak meydana getirdiği iskelet yapılardır. Bu yapı insan bedenini tarif etmektedir.

5000 yıla varan Toltek geleneğinin Carlos Castaneda tarafından günümüze uyarlanmış modern bir versiyonudur. Vücudun tendon ve kaslarını gerip gevşetmesinin mükemmel bir örneği olan bu devinimler, germe ve sıkıştırma prensiplerini kullanan, mimari yapıların iskelet niteliklerine verilen isimdir. Birçok antrenman sistemi vücudun yüzeyindeki görünen kas gruplarını çalıştıracak şekilde tasarlanmışlardır. Tensegrity ise tendon ve kaslardaki gerginliği vücudun derinlerine etki edecek şekilde germe ve gevşetmesiyle yapılır. Bu devinimler kas sisteminin ötesinde bedenin temel işlevlerini sağlamada çok önemli rol oynayan salgı bezlerini, ve enerji merkezlerini etkiler. http://www.yenibilinc.com/menu/tensegrity_icerik.html

CC serisini okurken Sihirli Geçişler kitabından karşılaşmıştım bu terimle, daha sonraki yıllarda bu hareketlerin bizzat CC topluluğundan-izdeşler tarafından hazırlanmış bikaç CD si geçmişti elime. Şöyle hepsini bir seyredeyim dedim fakat öyle çok sayıda ve bazıları oldukça karışık hareketlerdi ki ümitsizliğe düştüm. Öncelikle 12 temel hareketi öğrenmeye karar verdim (yapmayı düşündüğüm bi işin bütünü çok gözümü korkutursa ondan vazgeçmemek adına, bana uygun gelen bi parçasını yapmaktan başlarım, kendimi hepsini yapacağıma dair baskı altında tutmam).

Söz konusu temel movementları ezberledim, kendime hatırlatmak için not defterime hatırlatıcı ipuçları kaydettim. İlk zamanlar o defteri yanımda açık tutardım sırasını hatırlamak için, sonraları gerek kalmıyor. Son bir yıldır her gün olmasa da sıkça yapmaya gayret ediyordum. Fakat yakın zamanda (iki ay kadar önce) Tensegrity konusunda gayet bilgili ve azimli bir arkadaşımız oldu, onun katkıları ile kendi repertuvarımı 55 harekete kadar genişletebildim ve bir aydır her gün muntazam yapmaya başladım. Etkilerini anlatmayacağım uzun uzun, fakat yaptığım işten ziyadesiyle zevk aldığımı söyleyebilirim.

Şu adresten temel 12 hareketi görebilirsiniz:

https://www.dropbox.com/s/0p6swouy1ufmvgl/tensegrity%2012%20temel%20hareket.mkv

Herhalde tensegrity yapmaktan daha zevklisi gurup olarak tensegrity yapmak olabilir. Arkadaşlarımızı heveslendirmeye çalışıyoruz, belki zaman içinde bunu da başarabiliriz.

Not: Gurup çalışması için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=3496

İskeletin Farkındalığı

İskeletin Farkındalığı, Victor Sanchez’in, ölümün farkındalığına ulaşmak için yararlı olduğunu bizzat deneyerek test ettiğini söylediği bir alıştırma. Gurup veya tek kişi ama mutlaka karanlıkta, açıklık bir yerde (çölde, bozkırda ya da bir vadide, dolunay esnasında daha da etkili biçimde olduğunu ancak okyanus kıyılarından sakınmamızı) uygulanmasını önerir. Hatta bu fikir Ray Bradbury’nin “the Skeleton” adlı kitabının esinlenmelerinden doğduğunu söyler.

Alıştırmanın üç aşaması var:

  1. İskeletin uyandırılması

  2. İskelete dokunmak

  3. İskeletin Dansı

Bu uygulama yeni duyduğum bişey ancak sezgilerim  uyarınca denemeye istekliyim, umarım en kısa sürede yaparız. Bu bölümü okurken bana son yıllarda olan bir şeyi de hatırlattı. Sanırım ilki, Bodrum’da gece yarısını çoktan geçe sessiz ve kimsesiz bir tepede, karanlığı seyrederken oldu. Ayaklarımı önümdeki yüksek ahşap trabzona dayamıştım. Aniden ayaklarımdan başlayarak vücudumdaki tüm organları yalayarak geçip başımdan dışarı boşalan güçlü bir elektrik akımı geçti. Etkisi çarpıcıydı ve fakat aynı zamanda zevkliydi de, kendimi tutamayıp haykırmıştım. Sonraları bazen istemsiz bazen de ben hatırlayıp çağırdığım için tekrar etti. Buna özel bir anlam atfetmedim, herhalde vücudun sinir sistemi ile ilgili bi şey olduğunu düşündüm. (çünkü şimdi her istediğimde bunu yapabiliyorum)

Yukardaki uygulamanın ilk bölümünde bazı hazırlıklar yapıldığında şöyle bir aşama var: “Duygusal boşalıma ulaştığınızda, bedeninizle bilinçli temasınız süredursun, duyumsadığınız hissi vurgulayan güçlü bir çığlığı koyuverin.” diyor, sanırım bu aşama kendi deneyimimi anımsattı.