Outliers – Sıradışı İnsanlar

Önsöz

Pennsylvania yakınlarındaki bir tepeye 1800’lerin sonunda İtalya’nın Roseta köyünden göç edenler yerleşmiş ve aynı isimde kurdukları köye çok uzun yıllar boyunca kendilerinden olmayanları almamışlardı. 1950’lerde vadideki bir tıp toplantısına gelen Doktor Stewant Wolf’a bir yerli doktor, çevredeki yerleşim yerlerinden kendisine pek çok hasta geldiğini fakat Roseta’dan 65 yaşın altında kalp şikayetiyle hiç kimsenin başvurmadığını söylemişti. O yıllarda kolesterol düşürücü ilaçlar ve kalp sorunlarıyla ilgili diğer önlemler bilinmediğinden kalp krizleri çok yaygındı. 65 yaşın altındakilerin başlıca ölüm sebebi kalp hastalıklarıydı. Durum doktor Wolf’un ilgisini çekti. Öğrencileri ve meslektaşlarıyla birlikte sebeplerini araştırmaya girişti. Geçmişteki kayıtları incelediler. Yaşayanlara mevcut bütün testleri yaptılar. Sonuçlar şaşırtıcıydı. Roseta’da 65 yaşın altında hiç kimse kalpten ölmemişti ve hiç kimse kalp hastalığı belirtisi göstermiyordu. Toplamda kalpten ölüm oranı Amerika ortalamasının üçte biriydi. Ayrıca köyde intihar, alkolizm, uyuşturucu bağımlılığı, mide ülseri de yoktu. Suç oranı pek küçüktü. Kimse devletten muhtaçlık aylığı almıyordu. İnsanlar sadece yaşlılıktan ölüyorlardı.

Araştırmalar ilerletildi, yaşlanma süreciyle ilgili bütün faktörler mercek altına alındı. Sonuçlar inanılmazdı. Bir kere Roseta’lılar memleketlerindeki sağlıklı beslenmeyi bırakmışlar, aşırı miktarda yağ, protein, karbonhidrat tüketiyorlardı. Egzersiz yapmak yoktu. Şişmandılar. Aşırı derecede sigara içiyorlardı. Pensylvania ve İtalya’daki akrabaları incelendiğinde, genlerden gelen bir özellik de olmadığı anlaşıldı. Zira onlardaki hastalık ve suç oranı ulusal ortalamadaydı.

Fiziksel her türlü unsur ortadan kaldırıldıktan sonra sıra toplum yapısını incelemeye geldi. Roseta’nın sırrı diyet, egzersiz veya genlerde değildi. Yaşam tarzındaydı. Aileden 3-4 nesil aynı evde yaşıyorlar, büyüklerine saygı gösteriyorlar, sokakta herkes birbiriyle sohbet ediyor, ev ziyaretleri yapıyorlar, aksatmaksızın kiliseye gidiyorlardı. Eşitlikçi bir toplum anlayışları vardı. Varlıklılar asla gösterişe kaçmıyor, ihtiyacı olana derhal yardım ediliyordu. Sonuçta Roseta’lılar kendilerini modern dünyanın baskılarından uzak tutan güçlü ve koruyucu bir yapı kurmuşlardı. Sağlıkları bundan ileri geliyordu.

Wolf ve arkadaşları tıp dünyasını bu bulgulara inandırmakta çok zorlandılar. Sağlık ve kalp krizlerine klasik bilgilerle değil, bambaşka bir yaklaşımla bakmak gerekiyordu. Kişinin neden sağlıklı olduğunu anlamak için yalnızca kişinin beslenme ve yaşam tarzına bakmak yetmiyordu. Kişinin ötesine geçip ait olduğu kültürü, ailelerini, arkadaşlarını tanımak gerekiyordu. Bizim kim olduğumuzu esas bu faktörler belirliyordu. Stewart Wolf’un sağlık anlayışımıza getirdiği bu farklı bakış açısını ben de bu kitapla başarı anlayışımıza getirmek istiyorum.

Kedi Kumu

VURGUN NEDİR?

Yılda milyar dolarlar civarında paranın döndüğü bir sektörün çıkışı, 1948 yılı Ocak ayının soğuk bir gününde yaşanan tesadüfi bir karşılaşmayla başlamıştı. Evet, işte o gün, Michigan’daki Cassopolis kentinde, Kay Draper isimli bir kadın ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldı: Kedisinin tuvalet kabına koyduğu kum donmuştu.

Bunun üzerine Kay tuvalet kabını kül ile doldurmaya karar verdi. Ancak karşısına bambaşka bir sorun çıkıverdi: O küçük patiler kaşla göz arasında evin her tarafında küçük siyah izler bırakıyordu. Külün çözüm olmadığı ortadaydı. Kay de, bir başka yaygın seçenek olan, talaşı kullanmaya karar verdi. Bu da pek işe yaramadı. Bunun üzerine bir kömür, buz ve talaş şirketi işleten komşusu, Lowe ailesine gitti.

Bir saniye! Bir saniye! Bir talaş şirketi mi? İnsanlar bu lüzumsuz maddeyi satıyorlar mıydı gerçekten? Hikayemize kısa bir ara verelim isterseniz.
Devamını oku “Kedi Kumu” →

Bilim Felsefesi

bilim

Bilim felsefesi, bilim kavramının veya bilim dallarının içeriklerini, temellerini, sonuçlarını, uygulamalarını ve bunlarla ilgili yaklaşımları ve yöntemleri felsefî anlamda irdeleyen felsefe dalına verilen isimdir.

Bilimin Özellikleri

  • Bilim olgusaldır. Bilim, olgulara yönlenerek doğrulanabilir olan ifadeleri inceler.
  • Bilim mantıksaldır. Bilimsel ifadeler, mantıksal açıdan doğru çıkarımlar ile ulaşılmış, çelişkisiz ifadeler olmalıdır.
  • Bilim objektiftir. Bilim, öznel ifadeler ile değil nesnel ifadeler ile ilgilenir.
  • Bilim eleştireldir. Bilimdeki mevcut her kuram yeni olgular ışığından çürütülebilir veya değiştirilebilir; her kuramın yerini başka bir kurama bırakabilir.
  • Bilim genelleyicidir. Bilim, tek tek bütün olgular ile ilgili gözlem yapmaz; bunlar ile ilgili genel kurallar ve bağıntılar bulmaya çalışır.
  • Bilim seçicidir. Bilim, her türlü olguyla değil yalnızca ilgi alanına giren ve önemli olgular ile ilgilenir.

Bu özelliklerin dışında bilimin bir takım inançlara dayandığı ifade edilir:

  • Bilim realisttir. Buna göre dış dünya özneden bağımsız ve gerçektir.
  • Bilim rasyonalisttir. Buna göre dünya anlaşılabilir ve akla uygun bir dünyadır. Bu nedenle olguları akıl yolu ile kavramaya elverişli bir düzeni vardır.
  • Bilim nedenselcidir. Buna göre doğadaki her şeyin bir nedeni vardır, doğadaki bütün olgular arasında neden-sonuç ilişkisi bulunur.
  • Bilim nicelcidir. Buna göre var olan her şey ölçülebilirdir.

Bilimsel yöntem ise sistemli gözlem, ölçüm, ve deney, ve formülasyon, test etme, ve hipotezlerin değiştirilmesini içeren yargılama metodudur.

 

Değer Katılığı

Değer tuzakları içinde en yaygın ve en belalısı değer katılığıdır. Bu, daha önceki değerlerle ilgili kesin yargılar nedeniyle, kişinin gördüğü şeyi yeniden değerlendirme yeteneğinin olmamasıdır.

Nitelik, değer, dünyanın nesne ve öznelerini yaratır. Olgular, değer onları yaratıncaya dek yokturlar. Eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz.

Bu durum genellikle olgunlaşmamış tanıda görülür; sorunun nerede olduğuna eminsinizdir ve eğer düşündüğünüz gibi değilse takılır kalırsınız. Bu durumda yeni ipuçları bulmanız gerekir, ama onları bulmadan önce kafanızı eski düşüncelerden arındırmalısınız. Değer katılığı belasından kurtulamamışsanız gerçek yanıt doğrudan yüzünüze bakıyor olsa bile göremezsiniz, çünkü yeni yanıtın önemini anlayamazsınız.

Değer katılığı ile ilgili en güzel örnek Hindistana özgü eski maymun yakalama tekniğidir. Bir yere sabitlenmiş hindistan cevizinin içi boşaltılır ve bir delik açılır. İçine pirinç konur. Delik maymunun elinin girebileceği kadar geniş ama pirinci kavramış olarak çıkaramayacağı kadar dardır. Maymun elini hindistan cevizinin içine sokar ve tuzağa düşer. Yalnızca kendi değer katılığı yüzünden. Avcılar gelir, yaklaşır, yaklaşır. O anda maymunun, pirincin özgürlükten daha üstün gören değer katılığını yenmesi gerekir ama bunu başaramaz. Avucunu açıp özgürlüğü seçmek yerine avucunda prinçle yakalanacaktır.

Yağmur Adam

BİR ŞEYİ ÇOK FAZLA İSTEMEYİN

Bana mı öyle geliyor, emin değilim ama sanki her yaz bir kuraklık yaşıyoruz. Sonbahar, kış ve ilkbaharda ne kadar çok yağmur yağmış olursa olsun, haberleri sunan adamlar her yazın başında yaklaşmakta olan bir su krizini bildiriyorlar.

Vergi mükellefleri olarak, politikacılarımızın bu sürekli tekrarlayan soruna bir çözüm bulmalarını talep etmek hakkımız. Ne kadar para gerekiyorsa harcayın ve çözün bunu.

Herhalde şimdi oturmuş kafanızı kaşıyorsunuzdur. Başkentteki adamların su sorununu nasıl çözebileceklerini merak ediyorsunuzdur. Ben burada size sadece teoride bir çözümün var olduğunu değil, bu çözümün daha önce uygulandığını da göstereceğim.

Charles Mallory Hatfield adlı adamı ele alalım. Vefatının üzerinden çok zaman geçmiş olan Charlie, teknik olarak bir plu-vikültüristti.

Pluvi-kim? Ne?
Devamını oku “Yağmur Adam” →