Su Elçileri

Önceki gün uzun boylu gayet sıhhatli bir ağaçla birleşmeyi (merge) denedim. Ağaç oldum yani! Her yerimden süt rengi diyebileceğim çok ince lifler çıkıyordu, çok uzundular öyle ki uçlarını göremez oluyordum gökyüzüne uzananların. Sayısını bilemeyeceğim kadar çok telcikler adeta suyun içinde yüzüyormuşçasına ahenklilerdi. Sonra bunların ne işe yaradığını merak ettim, inanılmaz bir susuzluk duyuyordum ve anladım ki o milyonlarca lifle su arıyordum. Bu tuhafıma gitti çünkü ortalık gayet ıslak gibiydi ve görünüşümde bi kuruma filan yoktu. Sonra susuzluk duygusu öyle güçlendi ki birden durumu anladım! Ben bir su elçisiydim! Evet evet aynen böyle ifade edebilirim durumu.
Ağaçlıktan kendime döndükten sonra durumu daha iyi yorumlayabildiğimi sanıyorum. Onlar suyu yani yaşamı şimdi ve buraya alıp getiren elçiler. 🙂 Merak edenler denesin görsün (özellikle devlet yönetimindeki insanların bunu denemelerini arzu ederim)

Sonraki gün deneyimi yeniden düşündüğümde birden Alıç Ağacının hikayesi kitabındaki bilgileri anımsadım. Suyun dışına çıkabilen ilk canlının (ağaçların ve sonuçta bizlerin atası) likenler olduğunu ve onların da bu olağanüstü gelişmeyi yosunlarla yardımlaşarak milyon yılda yapabildiklerini anımsadım. Gözlerim yaşla doldu. Birleştiğim ağacın hala atası likenin patternini devam ettirdiğini (biz hepimiz otomatik programlarla -kalıp, model- yüklüyüz) anladım ve içim şükranla doldu.

Hawaii Yolculuğu

Gerilimli, bol güneş patlamalı bir haftadan sonra güzel yağmurlu bir haftaya başladık. Şimdilik sakin yağan bir yağmur, hepimize güzel bir hafta olmasını dilerim.

Kişisel Huna maceram devam ediyor, Serge King’in türkçeye çevrilmemiş kitaplarından üç tanesini seçip sipariş etmiştim ve onlardan Urban Şaman ile başlamıştım Hawai yolculuğuna. Kitabı yarıladım (ingilizce olduğu için bi solukta yutamıyorum tabi, bikaç gün sürdü) zevkten dörtköşeyim diyeceğim ama sistemin kendisi o kadar kuantumsal ki bu deyimi değiştirmek ve zevkten amorfum demek durumundayım.

Pratik günlük uygulamaları not ediyorum bi tarafa sanırım hepsini okuyup sindirdikten sonra paylaşmaya başlayabilirim. Ki bu da zevkin tamamlayıcı genişletip derinleştiren yönü oluyor.

Hedonist miyim nedir :)))

Huna felsefesinin en belirgin özelliği zevk konusuymuş bu arada. Her şey faydalı bir yanılsamayken, elindeki tek ölçü aldığın zevk (insan her şeyden zevk alabilir, acıdan, çatışmaktan, yarışmaktan hatta işkenceden veya sevinçle büyümekten).

Duyu limitasyonlarımız

Bir kum tanesinde bir dünyayı görmek için
Ve yabani bir çiçekte bir cenneti,
Avucunun içindeki sonsuzluğu yakala
Ve bir saatin içindeki ebediyeti. (Blake)

Bu kelimelerin güzelliğinde, evrenin büyüklüğünü anlamak için ihtiyaç duyduğumuz her şeyin her bir parçanın basitliğinde bulunduğunu hatırlarız.

Bilimciler zamanın olmadığı bir yeri, meydana gelen bir şeyle bir sonraki arasındaki boşluğun hiçbir anlam taşımadığı ve anlaşılır olmadığı bir âlemi, bu kafa karıştıracak kadar küçük anlarda bulmuşlardır. Buna Planck zamanı denir. Planck zamanı, 10-43 saniyelik bir aralıkta (bu arkasında 43 tane sıfırın bulunduğu eksi 10″dur) meydana gelen bir şey olarak ölçülür. En azından şimdilik fiziksel dünyada bir anlamı olan en küçük zaman birimidir.

Bu bizi zamanın gerçekliğine ve Planck zamanından küçük aralıklarda ne olduğuna geri getirir. Sonuç şudur ““ Planck ölçeğinin altında gerçekleşen şeylerde zaman kaybolur.
Başka bir ifadeyle bu kadar küçük ölçeklerde meydana gelen şeylerin fiziksel dünyamızda anlamı yokmuş gibi görünür.

Zaman gerçekten var mıdır yoksa ona anlam kazandıran bizim deneyimimiz midir? İlginç şekilde sorunun her iki bölümünün cevabı da aynı görünmektedir. Cevap “evet”tir. Her şey sözünü ettiğimiz gerçeklik düzeyine ve bizim o gerçeklik içindeki yerimize bağlıdır.

Rodin Bobini ve Dahası

Aşağıda BlueBox sitesine yazdığım bir yorumu görüyorsunuz. Sorum bu iletiye rastlayan herkese açıktır, ilginizi beklerim sevgili okurlar

Merhaba, Haarp konusu giderek popüler bir ilgi alanı haline geldi ve gerçekten de ilginç bir konu ama manyetik alan denemelerinin adı bilinmeyenlerinin de olduğunu sanıyorum ben yani HAARP bi şey vadetmeyen bir ipucu gibi ilgiyi kendinde toplayıp belki asıl denemelerin aranmasını engelliyor olabilir. Tabi bu da başka bir komplo teorisi olabilir. 1999 yılında depremden hemen sonra yazdığım Sırıtkan Kırmızı Ay romanında bir zaman kayması olmuştu. 11.11.1999 tarihinde olmuştu olay, ben bunu romanda tam olarak çözemedim, keşke bilimkurgu meraklıları dışında sizler gibi teknikçiler de okuyup fikir beyan edebilseydi, bu beni sevindirirdi. Her neyse sayfanızı çok başarılı buluyorum, yorumlarıyla katılanlar dahil tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunarım. Sayfanızda bir iletişim adresi vermediğiniz için sizlere aklımdaki soruyu buradan yazmak durumunda kaldığım için beni affedin; acaba Rodin Bobini konusunu incelemeye vakit buldunuz mu? İlgilenmeye değer bulur musunuz? Sibel atasoy http://www.bluebox.bbs.tr/haarp

Bir başka konu da 188 gün komlo teorisi http://www.bluebox.bbs.tr/188-gan-teorisine-eklemeler#comment-64401 Yazı sahibi şöyle bir yorumda bulunmuş Mart 2012 de: “evren belli bir denge üzerine kuruludur, doğal olarak da bu dengenin sabit kalması için inanılmaz bir manyetik mekanizma mevcut. Bulunduğumuz sistemin de sürekli hareket ettiğini, bunun ile beraber Dünya’nın da belli bi dönüşü olduğunu ve son olarak Güneş’in etkilerini oluşturduğumuz denkleme eklerseniz ortada mantık bulanmasının olmadığını siz de göreceksiniz. Değerlerin devamlı anormal seyretmesi gerekmiyor. Dünya zamanla kendini bulunduğu duruma göre parça parça adapte ediyor. Tabi bu adaptasyonlar da bize doğal afet veya mevsimsel sorunlar olarak geri dönüyor. Siz şu anda Dünya’nın normal bir şekilde ilerlediğini düşünmekte iseniz problem burda başlıyor demektir. Çünkü şu son 5 yıllık süre içinde Dünya çok büyük değişiklikler geçirdi. Bunlara örnek; Kuzey-Güney veya diğer sıcak su akıntılarının normal seyrinden çıkması, inanılmaz iklim bozuklukları, depremler, sel felaketleri, Dünya manyetiğinde problemler, garip ses olayları, derin dairesel çukurlar, ilginç Güneş patlamaları… Gerçekten daha sayabilirim. Bu size birşeylerin değiştiğine bir kanıt değilse açıkcası başka bir kanıt sunabileceğimden emin değilim. Sonuçta bu saydıklarım şu anda bulunan tüm fiziki kanıtlardır.”

Ben de ilgilenen herkese soruyorum: Dünyada  dengenin sabit kalması için inanılmaz bir manyetik mekanizma mevcut. Buna katılıyorum. Sizce bu mekanizma rastgele midir? Bir merci tarafından kurulmuş ve koordine mi edilmektedir? Ya da dünyadaki insan dahil bilemediğimiz bilinç unsurlarının bir bileşkesi tarafından mı yönetilmektedir?

Bir başka sorum da Z-machine prensibi ile ilgili. Anladığım kadarıyla pek de yeni olmayan ve yine sonsuz sorunsuz bir enerji elde etmekle ilgili bir başka proje bu da ancak hakkında türkçe kaynaklarda pek bir şey bulamadım. Eğer bu sorum,  konuyu bilen teknik ve düşünen insanlara rastlarsa belki bana myardımcı olabilirler ümidindeyim.

Ayırmak, yalıtmak nedir aslında?

Bilimsel gözlem bir deney yapıp kesin sonuç almak demektir. Deney yapmak için o nesneyi
çevresinden ayırıp “belirtmeyi” ve “yalıtmayı” gerektirir. “Kesin sonuç almak” demek sayısal olarak belirtmek demektir. Çünkü Kuantum bir matematik kuramdır. Ama aslında dalgasal özellik kaybolmuş değildir, sadece deneyle ya birini veya diğerini gözlemleyebiliyoruz. Gözlem yapıldığında “dalga fonksiyonu” çöker.

Dalga, belirli bir yer kaplamadığından deney ve gözlemle yeri kesinlikle bilinemez. Bu belirsizlik Kuantum Kuramının temel özelliklerinden biridir. (H.Berkmen)

Benim aklıma gelen soru da şudur: Acaba yalıtma işlemine varlığın merkabahı dahil olmakta mıdır? Yani onu ayırdığınızda aslında merkabahından koparıyor olduğunuz için mi dalga çöker?

(Muhtemelen sadece saçma bir soru ama belki birine yararlı bir çağrışım yaptırabilir.