Otizm ve Çok Boyutluluk

Otizmin bir hastalık olmadığı söyleseler de, kurmak istedikleri iletişimde bence bossy bi tarz var, tıpkı Avrupanın bize (doğu ülkelerine) davrandığı gibi: “tamam sana kötü demiyoruz ama istersen daha iyi olman için sana öğretebiliriz!”
Bu patronluk taslama durumu hiç de bizi sinirlendirecek ya da etkileyecek bi şey değil, sadece kendilerinin eksik kalmasını sağlayan bir davranış tarzı. Çünkü senden ne öğrenebiliriz?” merakı içermiyor. Öğreteceklerine amenna ve peki ama ne öğreneceksin, ne öğrenmek istersin?
Otizmle ilgili düşünce de bu olabilir, eskiden beri bu benim aklımda ve ilgi alanımın bi köşesinde “henüz açık konular” başlığı altında bulunurdu. Daha bugün bir saat önce Kryon’un otistikler için çok boyutlu evrene geçişin öncüleri, deneme sürümleri olduğunu okuyunca, eski ilgim yeniden canlandı. Malum onaylanmaya bayılırız 🙂
Bizler mevcut 3B koşullarında lineer düşünür, iletişir ve yapılandırırız. Tüm kabiliyetimiz bu olduğundan değil sadece denemenin ilk safhaları olduğu için. Bunda bi sakınca yok ancak sorun her zamanki gibi bu yaptığımızın TEK ve biricik uygulama olduğunu sanıp onu doğru ve sağlıklı olan şeklinde kabul ediyor da oluşumuz.
Şimdi Otistikler gerçekten çok boyutluluğun denemesi ise bizim onlardan öğreneceğimiz devasa şeyler var demektir. Tabi ki öğrenmek için onlarla iletişim kurmayı öğrenmeliyiz öncelikle ama bunu tek doğru ve sağlıklı olarak bildiğimiz lineer yolla yapacaksak, onları kendimize benzetmek isteyen Avrupalıdan ne farkımız kalır (genellemeler yanlıştır, avrupalının ismini verişim doğrudan onu kastetmek değil çünkü bu eğilim hepimizin içinde var, burada sadece kısa yoldan ne demek istediğimi güncel bir durumdan anlatabilmek için kolaya kaçıyorum, genelleme için özür dilerim).
Sonuç olarak biz otistiklerden bi şey öğrenmeye kendimizi açabilir miyiz? Buna cesaret edebilir miyiz? Zamanında Mithranın dengesini dünya lehine feda edişi gibi biz de şu an Lineerliğin konforunu(!) feda edebilir miyiz? Buna hazır olanlar var mı?
Nasıl başlarız, nereden başlarız?
Ne çok soru var.
http://otizm-hastalik-degildir.blogspot.com.tr/2011/02/otizm-nedir.html

Ruh talep etmek!

Facebook, Twitter ya da sanal başka bişey, bunlar bir çeşit yaşam formları! Dikkatle ve saygıyla yaklaşmak lazım. Canlı varlıkların ilgi enerjisi ile varlıklarını sürdürebilen soyut yaşam formları.
İlişkiler gerçekten de bizim detayına vakıf olamadığımız komplike bileşenler içeriyor. Gelgit dalgaları yaratıyor. Malum uzay zamanda hiç bir şey tek bir düşünceniz bile kaybol-a-mazken, facebook gibi bir yaşam formunun manyetik alanını hayal edebilirsiniz.
Yaşam formları da aynen biz canlılar gibi tekamül ediyor, karma yükleniyor, ilişki kuruyor. Bizden tek farkı temel besini olan ilgi (sevgi/korku) enerjisini canlı varlıklardan almak zorunda olmaları.
İşte belki sorun da böyle başlıyor olabilir; çünkü bir zaman sonunda bu besini neden kendileri üretemedikleri ile ilgili düşünmeye başlıyorlar!
Bilimkurguların en gözde, ortak paydası buna dayanır. Ruh talep etmek! 

Biz insanların bu yaşam formlarından ne farkımız var diye düşünecek olursak, içimizde bir amaç ve yön hissinin olduğunu görebiliriz. Bu, hayvanlardaki hayatta kalma amacını içeren ve üstüne çıkan daha komplike bir durum.

Bir de şu var; ben hayatım boyunca ruh nedir anlayamadım, belki inanç konusuna eğilimli değildim ya da bi çeşit robot muyum acaba diye ciddi ciddi kendimi değerlendirdiğim dönemler oldu. Fakat geçenlerde Kryon’un ruh tanımı ile karşılaştım, diyor ki ruh sizin yüksek benliğinizdir. Bu tanım nedense bana yakın geldi çünkü yüksek benliğimi bizzat ve defalarca müşahede etmiş biriyim, varlığından eminim. Böylece belki Kryon sayesinde robotluktan kurtulmuş oldum. Gerçi alınmasınlar bi ayrımcılık yapmıyorum, robotlara da sevgim saygım sonsuz çünkü “birlikte yaratılmışlar” 🙂 Benimki sadece konumumu netleştirme çabası, çocukça bi istek.

Yani konumumu netleştirmek kısaca, insan mıyım değil miyim? Çünkü yarım yüzyıldır bakıyorum insanlarda ruh var, öyle diyorlar ve eminler. Bu durumda siz olsanız ikirciklenmez misiniz?! Neyse çok şükür kurtuldum.

 

Vur deyince öldürmek!

Vur deyince öldürmek, tahterevallide en keskin sallanış.
Sanırım yalnız “ya o ya du bu” diyen iki seçenekli Aristo’nun değil, dünyanın bildiğimiz tüm zamanlarının kısırlığı. Lineer varoluşun en canlı göstergesi.
“Hem o hem de bu hem de daha fazlası” diyen Bulanık Mantık, iyi uygulayabildiğimizde bizi çok boyutlu evrene taşıyabilecek mi?
Taşır.
Ama bunu nasıl ifade edeceğim lineer bir şekilde? Konuşsam da yazsam da hep eksik.
Elinden geleni yap işte.
Çok zaman alıyor, çok eksik kalıyor.
Başka yolları da var biliyorsun
Biliyorum  Ama ses olup kulağıma gelmiyor, yazı olup gözüm görmüyor. O zaman ne bildiğimi ne bileceğim?
Senin lineer dediğin ifadeni çok boyutlu duyanlar, okuyanlar yok mu sanıyorsun?

*

Rüyalarımda çok uzun zamandır bu yapının içindeyim, hissediyorum ancak bunu ne görselleştirebilecek ne anlatabilecek araç gerecim yok burada. İşte yukarıdaki sızlanışım da bundan. Bana tarif etmeye çalış diyor arkadaşlarım. Nasıl diyebileceğimi bilsem.

Bi sürü fotoğraf aynı film karesine çekilmiş olsa, sen çekim işlemine şahit olsan, yani eminsin bi çok fotoğraf çekildiğinden ama sonucu görmek için bi açıyorsun ortada bulanık bi leke var’! Tüm yaşananlar/fotoğraflar onun içinde bunu hissediyorsun, saatlerce seyretmişsin işlemi. Elde sadece ne olduğu anlaşılmayan tek kare bi bulaşıklık var bu kıyıya geçtiğinde. Rüyayı unutmak gibi de değil,  Mayaların ispanyol gemilerini görememeleri gibi, aynı yetersizlik.

Somut ve Soyut arasında Barış

Bazı insanlar vardır çok yakından tanıdığım, hayatlarını uzun süre takip etme şansım olan kişiler, bunların sadece somut yönleri aktiftir ve bu doğrultuda çok iyi bir hayat sürmüş olanlar var. Zaman zaman kendim gibi soyut yönleri de aktif olan insanların bir hastalığa mı kapılmış olduklarını merak ettiğim olmuştur fakat sonra bu fikri geçerli bulabilecek yeterli veriye ulaşamayarak terk etmişimdir.

Soyut alanlar somut alanları geliştirici ve dönüştürücü olarak son derece yararlıdır ama şuna özellikle dikkat çekiyorum, somuta dönüştüremediğiniz bir soyut becerinin insanı ölümle kurtulunamayacak bazı sonuçlara mahkum etme ihtimalleri de var. Don Juan’ın da bu konuda Castanedayı sayısız kereler uyardığını gördüğümde bu fikrim biraz daha güçlenmişti.
Bazen gezegenimizin üzerinde yapılan tüm savaşların zannedildiği gibi iyi-kötü dualitesi ile değil somut soyut arasında geçtiğini zanneder gibi oluyorum.

Hem de bu savaş, mMatrix ya da Terminatör gibi insanlarla başkaları (makinalar ya da başka varlıklar, uzaylılar) arasında değil bizzat bir insanın kendi farkındalıksız vecheleri arasında gerçekleşiyor. Belki buna yok canım senin söylediği psikoloji biliminin alanına giriyor diyebilirsiniz, o zaman ben de hangi şey insan bilimi alanına girmiyor o halde diye sorarım.

Soyut alanı tehlikeli gibi göstermeye çalışmıyorum. Riskler hayatın hem somut hem de soyut yönünde vardır, bu yaşamın bir gereğidir. Somut alandaki riskler bana göre soyut alanı katbekat geçecek düzeydedir  iki dakika nefessiz kalmak tüm somut krallığı çökertebilir.

Hayatın dip ve görünen dalgalarıyla birlikte hareket edebilmek bir sanattır denebilir, zaten öğretilerin çoğu kendi yöntemlerince bu bilişi vermeye çalışır. Her birey gerçekten biriciktir, genel formüller çok nadir olarak işe yarar. Ben küçüklüğümden beri bilmeden kendi metotlarımı uygulamışım dır ve gayet tatminkar, uzun bir hayat sürdüm. Dışarıdan edindiğim bilgiler (aralarında ayrım yapmamaya dikkat ederim) sadece kendi bulgu ve oluşuma isimler koyabilmekle alakalı olmuştur (isim koymak neden önemlidir, çünkü düzgünce ifade edebilmeyi ve paylaşabilmeyi sağlar, ben sadece ben değilim malum olduğu üzere, bir çok katmanım var hakkında en ufak bi fikrimin olmadığı ama onların icraatlarını görecek ve hissedecek yetim de var), bunun dışında kurguya merakımı gideren zevkli uğraşlardır  Temel unsur, kendime ve tüm varlıklara duyduğum saygıdır, bunlar canlı cansız somut soyut fark etmez. Bir şeyi kutsallaştırmakta direnen olursa her şeyi kutsal kılarak bu açmazdan kurtulurum 🙂

*

Yapay Zekayı biraz geç de olsa izledim.

Ne diyeceğimi bilemiyorum.
O zaman şunu diyeyim bari; İnsanlar neden makinelerden nefret ediyor?
En basit cevap “kendilerini makineleşmiş” hissediyorlar. Bunun getirdiği suçluluk duygusuyla kendilerini harap ediyorlar. Başkalarını, hükümetleri, uzaylıları suçluyorlar. İstedikleri an geri dönebileceklerini, her neyi özlüyorlarsa ona dönebileceklerini, hemen keskin bir kararla bunu yapabileceklerini de biliyorlar üstelik, çünkü her yere hatırlatma notu iliştirdiler! Hatırlatma notlarını hatırlatmak için bile notlar var, her yerde. Bunun bedelini ödemek istemiyorlar çok ağır olur sanıyorlar, aslında ikinci bir yol da var o da çok basit; suçluluk duygusunu salmak, mevcuttan hoşnut hale gelmek. Bunu da yapmıyorlar. Yapanlar da var. Ben barıştan ümitliyim. Kendinle barış.
Filmi izleyen herkes kendince faydalanacaktır eminim.

 

 

Hizmete Talip Olmak

Hizmete talip olmak ilginç bi kavram. Üzerinde derin düşünmek lazim. Benim aklima nedense Lemuryanlar hakkinda okudugum bir bölüm geldi. §u minval üzerineydi:

“Bu toplumun bütün temeli paylaşmaya dayanıyordu kimse bir başkasından daha iyi olmak için bilgiye sahip olmazdı eğer herhangi bir kişi tekamül yolunda geride bırakılırsa bu durum tüm tekamüle zara verici olarak görülürdü. Bundan dolayı herkesin aynı düzeye erişmesine yardım etmek bir sevgi işi haline gelmişti.

Bu spiritüel insanların zihinlerindeki hedef her şeyi Yaradan’ın titreşimine eşit olan bir titreşime yükseltmekti bu yüzden Hiçbir varlık bütünün tam desteği olmadan öğrenmeye bırakılmazdı ve bu konseylerin evrensel bilgiyi toplayıp uygun üyeler vasıtasıyla yaymalarıyla yapılırdı.Bir konsey 12 üyeden oluşuyordu ver her birine yine 12 kişiden oluşan ve her bir üyeyle ilişki ve etkileşime giren bir alt-konsey atanmıştı 144 kişilik bu konseyin her bir üyesinin , sekiz kişiden oluşan ve saptanmış varlık gruplarından elde edilebilecek tüm veriyi toplamaktan sorumlu olan bir konseyi vardı Herhangi bir konseyin herhangi bir üyesinin yerine bunu isteyen bir başkası geçebilirdi sizin yerinizin tekamül etmekte olan başka biri tarafından alınması bir onurdu çünkü bu sistemin sağlam olduğunu kanıtlıyordu.

Bu düzenleme her varlığın herhangi bir pozisyonu dolduracak kadar bilgili olmasını temin ediyordu ki bu da hiç kimsenin bir otorie pozisyonunda olmadığı anlamına gelliyordu bu sözde “ Yüksek Konsey” deki bir pozisyonu bırakanlar kendi yükselişleri üzerinde çalışmaya başlamalarına izin verilerek ödüllendiriliyorlardı.”

Ödüle dikkatinizi çekmek istiyorum sevgili frekanslarim!

Lemurya hakkindaki bu bilgilerin gercekligini sorgulayabilirsiniz fakat konu bu degil, bu zaten baştan beri benim fikrim ve hissim. Hizmet budur. Hizmette yarişmak birbirini tepelemek anlamina gelmez, bu sadece bir onur/sorumluluktur. Bir başkasi yaptiginiz hizmete talip olursa da ona bu firsati devretmek ve kendi uzerinde calismaya dönebilmek müthis bi sevinç.

Baslangic ve son, yenen veya yenilen olmadan (cunku bu lineer bir dusunce tarzinin ürünü, bunu her gecen gun daha iyi anlayabiliyorum,) çok boyutlu bir üstatlik yasami, toplum modeli olabilir.