Kurgular Denizi

Yaşayan bir edebiyat, saatini düne ya da bugüne göre değil, yarına göre ayarlar. O, seren direğine çıkmış bir gemici gibidir: Direğin tepesinden batan gemileri, buzdağlarını ve yaklaşan fırtınaları görür, güvertedekiler ise bundan habersizdir. Yevgeni Zamyatin

**

Umutsuzluk romanlarının niyeti uyarı yapmaktır çoğu kez ama bence, tıpkı pornografi gibi, vardıkları yer çoğunlukla kaçış edebiyatıdır; yani eylemi ikame ederler, gerilimi azaltırlar. Bu yüzden iyi satarlar. Yazar ve okur için çığlık atma bahanesi oluştururlar. Yürekten birtepki-düşünmeyen bir tepki. Çığlık atmaya başlayınca, soru sormayı da bırakmışsınızdır.U.L.Guin

*

Her ülke hak ettiği hükümeti bulur derler. Bence bunu “Her ülke hak ettiği sanatçıları bulur” diye tamamlamak gerekir. U.G.

İşte sansürsüzlük bu sebeple çok ama çok önemli. Çünkü halk hakettiği hükümeti bulduğunda, eğer sansür varsa diğer herşeyi de artık mecburiyetten bulmuş oluyor ve bu kapandan çıkabilmesi imkansıza yakın zorlaşıyor. Oysa snnat özgürce dans edebilseydi, göz kenarlarından sana ulaşırdı ve belki hak edebileceğin hükümet bile değişebilirdi.sa

Rüyalama Merkezinden notlar

Bu hafta kampta hep BAKçılaar vardı, defalarca birlikte oynamıştık belki böylece bilinmeyen bi dil birliği vardı aramızda,aynı gece dördümüz de rüyamızda birlikte olduğumuzu gördük. Sevgili Şenay, görüşmecilik yolunda kararlı adımlarla yürüyor, hatta benim bir rüyamı bile analiz ettiler gece muhabbet seansında.
Rüya çalışma saatlerinde ise her rüyanın çözülmesi yunus gösterileriyle kutlandı.Hava güzeldi biz güzeldik. Sonunda tuzlu suda yunup nötrlendik kendi yolarımıza gittik.

*

Ben, niyete güvenmeyi seçtim. Bu sebeple “bozma/zarar görme” vs gibi şüpheleri geride bıraktım. Niyetimi açık ve net olarak bilemesem de şaşırtıcı düzeyde isabetli deneyimleri yaşatır.Yani seni de niyetin, senin için tam da gerekenleri planlamaktadır. Burada bizim yapabileceğimiz kendimizi kasmamak, sabırsızlık göstermemek ve anın getirdiklerinin kıymetini bilip bunun için teşekkür etmeyi unutmamaktır.

*

LD’nin İktome’den bahsetmesi üzerine, Florinda’nın Shabano kitabındaki kabile reisinin isminin de İktome olduğunu hatırladım ve o dünyadan gizli kabilenin de bu durumda Siyu olduğunu çıkarsadım. Kitaptan ilk aklıma gelen sahne, kadının doğan çocuğunu nasıl ağacın altına gömdüğü ve yaşamla ilgili verdiği dersti. Aynı anda aklıma Grace Anatomy dizisinden bir bölüm geldi, orada bir intörn doktor çocuk doğurmuştu, avuç içi kadardı, nefes bile alamıyordu ancak inatla onu yaşatmak istedi, yine doktor olan çocuğun babası vaz geçip gitti, mütehassıs doktorlar kibarca bebeğin şansı olmadığını söylediler ancak intörn dr olan anne sağduyusunu kaybetmişti ama yine de karar onundu! Bebek defalarca ameliyat edildi! Yaşamın nereden (doğal olandan) nereye (modernlik denilen) geldiğini, insanların insan yaşamına verdiği önemin fena halde değişmiş olduğuna dikkatim yoğunlaştı. Canlı bebeği gömmekten, zaten nerdeyse yaşamayanı hayatta tutma inadı arasında hangisinin sevgi olduğuna dair acaip bi bocalama yaşadım.
Sonra birden Kuzeyde bebekleri doğduklarında donmuş su birikintileri içine attıkları, güneyde çöl kumlarına gömdükleri geldi birbiri peşi sıra. Kuzey insanları o soğuk suyun bir aşılama olduğunu söylüyorlardı, eğer bebek güçlüyse hayatta kalıyordu ve onu bir insan yapmak için kabilesinin ona vereceği emeği hak ediyordu.

Bütün bu örneklerden eskiden yaşam şartları çok zordu, kıtlık-fakirlik dönemiydi sonucunu çıkarıp esas olanın intörn annenin durumu olduğunu söyleyenler çıkacaksa onlara şunu sormak istiyorum; “yani dünyada şu an artık zenginlik mi var?”
Sessizlik… Ama gerisinde çağlar boyu yüklenen deneyimlerin dindirilemez çığlıkları ve hıçkırıkları var. Bu sessizlik değil çaresizlik
(Rüya ve vizyonlar-henüz yazılmakta olan bir kitaptan)

Kelimelerden Eski Dil

Özel olarak bitkilerle ilgilenmiyordum, ama binanın zemin katında bulunan çiçekçi iş yerini kapattığı için bir satış yapılıyordu ve sekreter de büro için bir çift bitki satın aldı: bir kauçuk bitkisi ve latince adı dracaena cane olan bu bitki. Saksıların dibinden su akıp gidene dek musluğun altında tutarak onları suya doyana kadar sulamıştım ve nemin bitkinin en üstüne ne kadar zamanda çıkacağını görmek için meraklanıyordum. Özellikle dracaena ile ilgileniyordum, çünkü su uzun bir gövdeyi tırmanmak ve sonra uzun yaprakların ucuna ulaşmak zorundaydı. Eğer yalan makinesinin ciltteki ani karşılıkları gösteren dedektörünü bir yaprağın ucuna bağlarsam, nem elektrotların arasına ulaştığında en küçük bir direncin kağıt üzerine kaydedileceğini düşündüm.”

“Bu, en azından, asıl öyküdür. Daha derinde bir başka nedenin olup olmadığından emin değilim. Bir başka bilinç düzeyindeki herhangi birisinin bunu yapmam için dürtüklemesi de olasıdır.”

“Çizelge üzerinde yalan makinesine bağlı bir insanın karşılığına benzer bir şeyler fark ettim: suyun yaprağa ulaşmasından beklediğim gibi bir şey değildi. Yalan detektörleri şu ilke üzerine çalışırlar. Eğer insanlar iyiliklerine karşı yapılan bir tehdit algılarlarsa, fizyolojik olarak beklenen yollarla karşılık verirler. Eğer bir yalan makinesini bir cinayet soruşturmasının bir parçası olarak yönetiyorsanız, bir şüpheliye, “Şu ve şu kişiye ateş edip öldüren sen miydin?” diye sorabilirsiniz. Eğer doğru yanıt evet ise, şüpheli yalan söylerken yakalanacağından korkacaktır ve derisine bağlı elektrotlar da bu korkunun fizyolojik karşılığını bulacaklardır. Böylece bitkinin iyiliğine tehlike oluşturmanın yollarını düşünmeye başladım. İlkönce yakınlarındaki bir yaprağı sıcak bir kahve fincanına batırmayı denedim. Bitki şimdi bıkkınlık olarak tanımlayacağım bir karşılık gösterdi – çizelge üzerindeki çizgi aşağı doğru yönelmeyi sürdürdü.”

“Sonra çizelgenin on üç dakika, elli beşinci saniyesinde yaprağı yakma ile ilgili bir görünü aklıma geldi. Sözle ifade etmedim; bitkiye ve donatıma dokunmadım. Yine de bitki çılgına döndü. Kalem çizelgenin tepelerine fırladı. Bitkinin tepki göstermiş olabileceği tek yeni şey, zihinsel görüntüydü.”

“Yandaki büroya geçerek sekreterimin masasından kibritler aldım ve bir tanesini yakarak yakınlardaki bir yaprağın yanından birkaç kez geçirdim. Yine de, herhangi bir artışın dikkate değer olmayacağı aşırı bir tepkiyi zaten görüyor olduğumu fark ettim. Böylece farklı bir yaklaşım denedim: Kibritleri sekreterin masasına geri götürerek tehdidi uzaklaştırdım. Bitki anında sakinleşti.

“Hemen önemli bir şeylerin yaşanıyor olduğunu anladım. Geleneksel bir bilimsel açıklama düşünemiyordum. Laboratuarın olduğu dairede başka hiç kimse yoktu ve mekanik bir tetiklemeyi sağlayabilecek herhangi bir şey yapmıyordum. O andan itibaren bilincim eskisiyle aynı değildi. Tüm yaşamım bu konuyu incelemeye adanmıştı,” dedi.

Onunla bir dergi adına röportaj yapmak için buraya gelmiştim. Geldiğim için mutluydum. Çocukken çalışması hakkındaki yazılanı ilk kez okuduğumdan beri onunla konuşmak istiyordum. Onun 2 Şubat 1966′da yapmış olduğu gözlemlerin yalnızca kendisinin değil, benim de yaşamımı değiştirdiğini söylemek yanlış olmaz sanırım. Gençlik yıllarım boyunca ve yirmili yaşlarımın başında canlı bir dünyayla ilgili algılamamın kararsız olduğu sırada, bir parçam onun çalışması ile ilgili olarak okuduklarıma geri dönüp duruyordu. Kalben anladığım şeyin – dünyanın canlı olduğunun ve duyulara ve algıya sahip olduğunun – deneysel olarak doğruluğunun saptanmasını sağlamıştı. Ve bu hâlâ bilime inandığım sırada olmuştu.

Backster sözlerini sürdürdü: “O ilk gözlemden sonra neler olduğu konusunda açıklamalarını almak için farklı alanlardan bilim adamlarıyla konuştum. Ancak bu onlara yabancıydı. Bu yüzden temel algılama adını vermeye başladığım şeyi daha derinlemesine araştırmak için bir deney tasarladım.”

(..)
“Büyük sorun – ve bu genel olarak bilinç araştırması söz konusu olduğunda ortaya çıkan bir sorundur – tekrarlanabilirliktir. Gözlemlediğim olayların hepsi kendiliğinden olmuştu. Öyle olmak zorundaydı. Eğer onları önceden planlarsanız, onları çoktan değiştirmiş olursunuz. Tüm bunlardan şu sonuç çıkar: tekrarlanabilirlik ve kendiliğinden oluş birbirine uymaz ve bilimsel topluluğun üyeleri bilimsel metodolojide tekrarlanabilirliği aşırı önemsedikleri sürece bilinç araştırmasında çok fazla ileriye gidemezler.”

“Kendiliğinden oluş yalnızca önemli olmakla kalmaz, amaç da odur. Herhangi bir şey için öyleymiş gibi yapamazsınız. Eğer bir bitkiyi yakacağınızı söylüyorsanız, ama bunu kastetmiyorsanız hiçbir şey olmayacaktır.

Kelimelerden Eski Dil

Rüya ve vizyon gerçekliği

Ona da, aynı fabrika üretimi olsa da bazı modellerin nerdeyse bunu inkar bile edecek kadar birbirinden uzaklaşmış olduğunu gözlemlediğimi söyledim.
Herkes yerinde ve komşu seri numaralarla keyif yapsın kardeşim, herkesle anlaşmak zorunda hissetmiyorum ben kendimi.
Benim model zati sulu bişeydir. Bi sürü netameli tasarımı var. Ama işe yarıyo mu yarıyo! En azından ben tepe tepe kullandım walla.

Netekim bazen anlaşamasak da güzel olduğunu hissettiğimiz modellere rastlıyoruz. Kendi adıma konuşayım; şöyle içine dışına iyice bi göz atıyorum, hayran oluyorum. Adını sanını, işlevini bilmediğimiz fonksiyonlar koymuşlar. Vardır bi bildikleri tabii. İnsan gurur duyuyo netekim. Mühendis çocuklar şevkle çalışıyorlar diye düşünüyorum.

Diyeceksin ki anlaşamadığım, benden uzak modelleri sevmiyor muyum? Yok canım öyle bişey! Anlaşamıyorum sadece; donanım farkımız çok. Hepsi bu. Yoksa hepsi iyi çocuklar… (Tamamı için Tıklayınız)

  • Turan Erdal Şu sözler demokrasinin belkemiğidir: ” Ama anlaşamadığım uzak modellerin olması yine de beni memnun ediyo. Bencillikten! Çünkü diyorum ki kendi kendime; fabrika üretime devam ediyo, bu demektir ki bize hep yedek parça bulunacak. :))))”

    Sibel Atasoy Tabi aradan yedi sene geçmiş, şimdi anlaşabilme (anda buluşabilme) imkanlarım arttı :)))
    Turan Erdal Bu neden böyle oluyor Sibel? Kendimde de bi şey fark ettim. Küçük yaslarda ne kadar biseyi bildiğimi zannettiysem, büyüyünce sürekli hiç bir şey bilmediğimi fark ediyorum. Bunların arasında bi bağlantı var mi acaba? Anlaşmak bilme yanılgısı ile ters orantılı olabilir mi?
    Turan Erdal Cok bilen bildiklerine çok sarılır, kimse ne kadar cok satılırsa o kadar da anlasma şansı küçülür.
    Sibel Atasoy Kesinlikle. Muhteşem bi şey fark etmişsin. fakat bilme konusu netamelidir çok yazdım düşündüm gözlemledim bu konuda. Çünkü bu söyleminden(farkındalığından) şu sonuca da varılamıyor.:”Cahiller birbirlerini iyi anlar”
    Turan Erdal

    Hayir, hayır, cahiller başkalarını hiç anlamazlar, çünkü onlarin tek bildikleri şey duydukları bir kaç şeyin kesinlikle dogru olduğudur. Oysa doğada böyle bir kesinlik söz konusu değil. Herşey akıyor. Esneklik doğanın esas kanunu. Biseyleri…Devamını Gör
    Sibel Atasoy Tek hikayenin tehlikesi diye bi TED konferansı dinlemiştik. Belki bunu hissettiğim için, engin sularda seyre başlamak için en az 4 kerteriz noktasına ihtiyaç olabileceğini söylemiştim 🙂
    Turan Erdal Anladigimiz anlamda “bilmek” bildiklerimizden kurtulmak galiba :-))) Bize öğretilen tüm ogretilerden siyrilmak…
    Sibel Atasoy Teşekkür ederim, günün spesiyalitesi bu oldu:)
    Turan Erdal Sibel, asıl ben teşekkür ederim. Iyiki de varsın.
    Hanife Altuntas sahip olduğumuz bilginin ne kadarının enformasyon olduğunu anlamaya başlarsak belki bilgiye dair bi adım atmış oluruz belki.enformasyon sahibi olmak bilgi sahibi olmak değildir:)
    Turan Erdal Belli bir seyiyede hepsi sıvı gibi geliyor bana. Enformasyon bir topal icin baston görevini yapar….
    Hanife Altuntas enformasyon bazı durumlarda tehlikelidir.çünkü insana bilgi sahibi olduğu yanılgısını verir..eğer onun sadece enformasyon olduğunu kavrarsak belki o zaman baston olarak kullanabiliriz.
    Hanife Altuntas kendi modeli üzerine kafa yorarken gelen bu yazın da ayrıca çok keyifli sibelciğim:) dediğin gibi saolsunlar, tepe tepe kullanıyoruz:)
    Sibel Atasoy Ben de Lame Deer ile iç içeyim ve insanın kendi rolünü nasıl bir ani kararla yeniden beliryebildiğini ve tüm yaratıkları içine alabildiğini hayretle seyrediyorum.
    Hanife Altuntas insanda sayılı rol repertuarının olduğu, bununda, çocuklu yaşlarda yerleştiğine dair hocamızdan birşeyler okudum bende..şimdi bu söylediklerine hayretim şaştı:) mümkündür her şey diyenlerdenim ama nasılnı paylaşırsan bizlerle sevinirim.
    Sibel Atasoy Bir cümleyle verilebilecek cevabın seni tatmin etmeyeceğini sanıyorum, hem belki biraz da Rüya ve vizyon gerçekliği kitabımı bekleme heyacanı kalsın sende 🙂 Belki lame Deer’i ve vizyonlarını ve bir büyücü hekim olmayı ve bunu nasıl başardığını genelin içinden çekip alman daha uygun olur.
    Hanife Altuntas o kitaba dair heyecanımı katmerleyelim o zaman:) keyifle bekliyorum:)
    Sibel Atasoy İnşallah doğurmak kısmet olur.
    Hanife Altuntas inşallah sibelciğim..

Sonsuz Potansiyeller Denizi

“Allah ya vardır ya da yoktur. Hangi olasılıgın dogru oldugunu aklımızla
saptayamayız. Ama, bu iki olasılıktan birini seçersek yasamımız etkilenebilir.
Eger Allah’ın var oldugunu seçersek sonsuz hayata ve mutluluga ulasma
sansımız olabilir. Bu seçenek daha ahlaklı bir yasam tarzına yol açabilir. Allah olmasa da bu seçenegin bize zararı yoktur ve hatalı seçim yapmıs olsak bile herhangi bir kaybımız olmaz. Su halde Allah’ın varlıgını seçmemizde yarar vardır.”  Demiş ünlü Pascal. Mantık doğru olmakla birlikte oldukça eril bir yaklaşım değil mi? :)))
Oysa Allahın ya da BİR’in veya Sonsuz potansiyeller denizinin varlığı zaten her anımızda vesikalı ispatlı, bunun için mantık yürütmeye gerek yokmuş gibi geliyor bana, belki benimki de dişil bi algıdır:)

**

Kadınlardan bi şey saklanamaz. Bunu yapabildiğini sanan ve bu sebeple çok zeki olduğunu çıkarsayan erkeklere tatlı tatlı gülümsüyorum. Çünkü gözümün önüne başını sapsarı kumlara gömmüş iri bir kuş geliyor 🙂
Kadın bedenin müthiş bi avantajı var; hisler… Gayet yanlış bir şekilde kadın olmayı duygularla eşleştirirler, bana göre alakası yok, duygu başka his başkadır. Kadın hislerini sorgulamaz üzerine mantık yürütmez ve ispatlanmasına asla ihtiyaç hissetmez. Onların erkekler üzerindeki korkutuculuğu bu sebepledir.
Kadınlardan ne zaman bi şey saklayabilirsiniz?
Eğer kadın aşıksa( ki bu herkes için geçerli bi körlük aralığıdır, geçicidir) ve eğer kadın erkekleşmişse! Bu durumlarda rahatsınız, istediğiniz gibi at oynatın derim 🙂
Ha bir de lohusalık dönemleri belki uygun olabilir saklanmaya, bunu bildikleri için kadının karnını boş koymamaya çalışırlar belki de 🙂

Erkekleşen kadın nedir diye soruldu 🙂

Yani kadın, hislerini göz ardı etme pahasına sol beyin çalıştırıyor, erkeklerle sdk. yarıştırmaktan başka gözü bi şey görmüyorsa demek istedim galiba. Yalnız bu cümlemin istediğiniz köşesini alıp kullanmayın tüm kelimeler ekler ve bağlaçlar anlamlıdır 🙂

*

Yabancı Metro fm’de acaip matrak bi konuşma var.Halk arasında şöyle bi laf varmış:”en iyi koca ölü kocadır, hiç olmazsa nerede yattığını bilirsin”
Of offf dedim yani, komikliği arkasındaki acımasız gerçeği görmemek mümkün değil. Kadınlara biraz erkekleri anlamalarını sahip olma güdülerini dizginlemelerini, erkeklere de biraz kelimelerin perdesini kaldırıp altına bakmalarını önermek istiyorum haddim olmayarak.