Çelişkiler yumağı insan

Burada bekçimizin 5 yaşında çok sevimli ve inanılmaz empatik zekası olan kızını izliyorum bazen. Tüm sakinlerin gözdesi, maskotu. Bazı arkadaşlarım şahit oldu geçenlerde birlikte yüzerken tırnağımızdaki ojeyi göstererek “yanacaksınız” dedi. Babaannesi söylemiş.Biz de bişey söyleyemedik tabi. Ne desekti şimdi?
İki gün önce ise babası onu istanbulda bir reklam ajansına götürdü, resimleri çekilip cast listesine girmiş. Belki yakında bi reklam filminde filan izleyebiliriz.
Hep Kantı hatırlıyorum böylesi durumlarda, insanlar delice çelişkilerine rağmen delirmemeyi aklı başında kalmayı başarıyorlar 🙂

*

Katmanlara nüfuz etmek, muhtemelen Don Juan’ın; “nesnelerin erkesel özünü algılamak” olarak tanımladığı GÖRMe işlevidir.
Ben buna rayihasına ermek diyebilirim.

**

Kişinin gördüğü her şey o denli eşsizdir ki, tanıdığımız bi şey ile karşılaştırmanın dışında, hakkında konuşmanın bi yolu yoktur. DJ

Görmeye o denli bağımlı, yırtıcı hayvanların algı biçimiyle yönetilmeye öyle alıştırıldık ki, gördüğümüz her şeyin bize bir yırtıcının normalde gördüklerini tanımlayabilecek terimlerle sunulması şarttı. DJ

Yeni diziler, kurgular

Dün kendime tatil verip Alphas dizisinin üç bölümünü izledim. Dizi hakikaten Heros, Levarage, touch, Alcatraz, Lie to me dizilerinin harmanlanmışı gibi görünüyor. Henüz yerini tam belirlememiş olabilir, fakat fantastik sınıfında yer alamayacak kadar eril bi yapılanması var bu sebeple Heros’a rakip olamayacak. Hatta daha Bilimkurgu bile değil tam olarak. Bakalım zaman içinde senaristler nasıl bi yön çizecekler. Dizideki psiyatrist daha önce başka bir dizide daha bu rolü oynamıştı, öyle hatırlıyorum galiba bu rol onun üstüne oldukça iyi oturmuş 🙂

*

Dün öğle saatleriydi annem arayıp heyecanla “nhemen Starı aç bizim dizi başladı” dedi. Tamam deyip açtım. Fakat bu BİZİM lafına gülmekten ilk bi kaç dakikaya pek odaklanamadım. Annemle ilk kez bizim dizimiz oldu. Hangi dizi olduğunu bildiniz değil mi, Türkiyede ilk 40 dklık dizi denemesi Çıplak GerçekDizisi.Geçenlerde bu diziyi izleyemeyelim diye pazar gecesi 23 e koyduklarından şikayet etmiştim. Dizi daha emekleme safhasında bi bebecik ama iddiasızlığı ve biraz hızlılığı ile diğer ağlama duvarı üçer saatlik dizilere bi alternatif gibi görünüyor. Eğer bunu desteklersek büyüyüp serpilecektir. Didaktiklikten kaçınmalarını ve izleyicinin acıma hislerine sığınmayı bırakırlarsa neden olmasın. Annem bile bu diziyi bulup çıkarıp bana da haber vermişse demek ki mmevcut sistemden bıkkınlık diz boyu demektir 🙂

*

Büyük bir yunus körfezin içine doğru tek başına yüzdü geçti bi saat kadar önce, onun dönüşünü bekliyorum şimdi, belki yine bize yakın geçer. Deniz çok durgun rüzgar kesildiği için her kıpırdayan şey görülebiliyor gerçi Karabataklar gözü aldatıyor. Böyle büyük ve kıpırtısız görmek denizi her zaman aklıma Solaris geliyor.
Çok başarılı yazarlar arasında gördüğüm Lem,i tanımıyan varsa diye:

1921 yılında Polonya’nın Lwow kentinde doğdu. Tıp öğrenimini İkinci Dünya Savaşı’nda ülkesi Alman işgaline uğrayınca yarıda bıraktı. Savaş yıllarını otomobil tamirciliği ve kaynakçılık yaparak geçirdi. 1946’da Kraków’a yerleşti ve tıp eğitimini tamamlayarak doktor oldu. Aynı yıllarda şiir yazmaya ve bilimsel yöntem üzerine kuramsal araştırmalara başladı. Lem, 1951 yılında, daha sonra kendisini dünya çapında üne kavuşturan bilim-kurgu türünde yazmaya başladı. Yazarın başyapıtı sayılan Solaris, ünlü Rus yönetmen Andrey Tarkovski tarafından sinemaya da aktarıldı.

*

Öneri üzerine Sanctuary dizisinin ilkdört bölümünü izledim, güzel bir konu seçmişler ama henüz ham görünüyor fakat ilerledikçe olgunlaşabileceğini de düşünüyorum.
Sancuary’nin 5.bölümü, Solarisle 10 küçük zenci arasında tay tay duruyor 🙂

*
Lame Deer’in işaretlediğim yerlerini çözümlüyorum, bir yandan da Rüya görme Sanatını yeniden okuyorum, şu aralar elimde çok güzel kitaplar da var ama kitap için alt yapı çalışmalarını da birlikte sürdürmem gerekiyor. Jung’un Red Book’unu bitirmek üzereyim. Tabi yorucuydu biraz bu ama araya Ursula hemşiremizin iki kitabı girdi ve adeta pınar suyuu içmek gibiydi 🙂

Bağımlılık, Miktar Takıntısı

Tarih boyunca uyarıcıların kutsal amaçlarla kullanımlarından bir kesit:http://universumcorpusnostrum.blogspot.com/2012/08/inanc-tarihinde-drog-kullanm.html
Dörtbir yanda ne çok çeşit varmış.

  • Turan Erdal Uyaricilarin başka bir bilinç seviyesine geçmek icin kullanıldığı kesin gobi gozukuyor, ama bunu dini anlamda kullanılması biraz şaşırtıcı.

    Sibel Atasoy Her şeyde olduğu gibi burada da niyet önemli.
    Turan Erdal Bana sanki uyarıcı olmazsa başka bilinç seviyesine erisilemez diye bir izlenim yarattı. Ne kadar niyet iyi olsa da uyaricilarin bağımlı yaptığı da göz ardı edilemez. Don Juan da CC’ yi etkilemek icin uyarıcı kullanmıştı. Demek ki insan “normal” düşüncelerine o kadar bağlı kalıyor ki onlardan kurtulmak imkansız gibi.
    Sibel Atasoy Bazı kşiilikler çok sert sınırlarla çevrilmiş oluyor kendileri farklı olanı isteseler dahi bu katı çerçeveyi yarıp geçemiyor. DJ da Castaneda’yı böyle görmüştü. Bağımlılık konusu niyetin sağlam olmaması ile ilgilidir. Kişi gerçek niyetini, “farklı gerçeklikleri tanımak, kişiliğinin keskinliğini kırmak” ardına saklayarak bu işe başladığında bağımlı olması kaçınılmaz bence. Çünkü fark ettim ki, katmanlara nüfus edememek insanı miktar takıntılı yapmaya başlıyor. Bu her konu için geçerli, seks, para güzellik, hakikat vs vs. Bu tadına varamama hali insanı o şeyden ne kadar edinse o kadar daha fazla ihtiyaçlı hale getiriyor, çünkü doyamıyor.
    Turan Erdal Bu sert sınırlar başka yollarla da kırılabilir mi? yani aşılabilir mi?
    Sibel Atasoy Uzun zaman alır ama rüya terapileriyle aşılabilir veya büyük bi acı-kaza-üzüntü gerekir 🙁
  • Turan Erdal Bir de insan bu sınırlarının farkında olması gerekiyor galiba, sınırlarını sinir olarak kabul etmeyenlerin değişmesi cok zor olur.

    Sibel Atasoy Değişme isteği olmayan, kendinden memnun mesut olanları oldukları haliyle bırakınız.

Katmanlara nüfuz etmek, muhtemelen Don Juan’ın; “nesnelerin erkesel özünü algılamak” olarak tanımladığı GÖRMe işlevidir.
Ben buna rayihasına ermek diyebilirim.

Özlem K Tatminsizlik hissi,doyumsuzluk katmanlara hükmedilemediği için yaşanılıyor ,nefsini kontrol edebilen aynı zamanda doyuma ulaşır sonucunu çıkarmalı mıyız?

Sibel Atasoy Çıkarılabilir de ancak ben bunu tercih etmem, sonuçta baskı ve kontrol sadece yanılgıdır. İzlemek her şeydir 🙂 Eğer bir sonuç çıkarmak gerekirse, nesnelerle itribata geçtiğimizde (yerken, içerken,dinlerken,seks yaparken, bir konuyu öğrenmeye çalışırken vbg) sadece ona ve o ana odaklanmak ve kendini alacağın lezzete açık hale getirmek gerekir diyebilirim.

Niyetim

Aynı ağacın dalları yaprakları tomurcukları kozalaklarıyız biz. Bi şeyi neden sevdiğime dair ya da sevmediğime dair gerekçelerim/bahanelerim hep vardır velakin bunlar sanılardır yalnızca, öyle kompleks bir yapıyız ki, tam bırak dağınık kalsınlık bu 🙂 Çünkü sen onu yakaladıkça o başka yana kaçar, çok oyuncudur, şakacıdır, özetle harikuladedir niyetim. 🙂

  • Emine Y

    Bir anımı / izlenimimi paylaşayım 🙂 Bir akşam otobüste eve dönüyorum ,ayaktayım önümde oturan çocukta cep telefonunda oyun oynuyor . Ben izliyorum ,etkin olan oyunu oynayan cocuk . Bide sürekli tökezleyip yanan cep telefonun içindeki sana

    l eleman var 🙂 yani şimdi diyelim ki ben Tanrıyım ,oynayan eleman ilahi iradenin ilk tecellileri ,sürekli yanan yada puan toplayan sanal elemanda bizim projeksiyonumuz . Israrla en yüksek puanı toplasın bütün engelleri aşsın istiyoruz .

    Sen çok katmanlı sistem deyince aklıma geldi 🙂

  • Sibel Atasoy Evet tonal büyüsün istiyoruz ama irileşsin anlamında değil güzelleşsin anlamında, serpilsin, yetişkin olsun.

Size kuantum ne diyor onu anlatma isteği duydum aniden 🙂
Şimdi bir havuz yaptınız, içine denizden su doldurdunuz sonra havuzun içindeki hareketleri gözlemlemeye başladınız, zaman geçtikçe tekrarlayan şeyleri fark etmeye başlar algınız ve bunlardan sonuçlar yani kanunlar çıkarmaya başlarsınız. Bu bilimin yöntemidir.
Ya da yüzmek için yapmıştınız havuzu, ya da içine balık koymak için, ya da alabalık yetiştirmek için, seyretmek için. Her niyetiniz size başka sonuçlar getirecektir.
Ancak kurallarınızı/sonuçlarınızı denize baktığınızda bulamayabilirsiniz çünkü orada her an trilyon kere trilyon dalga ve olay olmaktadır. İşin ucunu kaçırırsınız doğal olarak 🙂
Bu kez ümitsizliğe düşüp ilahi olana sığınmaya çalışırsınız, öyle ya sonsuz bir bilinmeyenin ortasında üstelik sonlu bir ömürle bulunmak hiç de ümit verici görünmez:))))
Derken niyetinizin de bu işin içinde önemli bir rol oynadığını fark edersiniz. Evet dışarda(!) bilinmeyen bişey bi davul vardır velakin tokmak da sizin elinizdedir! İkiniz tek başına hiçliksiniz ama birlikte varlık olursunuz.
Eh işte kuantum bunu diyor özetle.
sa

Kuantum Fiziği neden korkutur?

“Büyük sorun – ve bu genel olarak bilinç araştırması söz konusu olduğunda ortaya çıkan bir sorundur – tekrarlanabilirliktir. Gözlemlediğim olayların hepsi kendiliğinden olmuştu. Öyle olmak zorundaydı. Eğer onları önceden planlarsanız, onları çoktan değiştirmiş olursunuz. Tüm bunlardan şu sonuç çıkar: tekrarlanabilirlik ve kendiliğinden oluş birbirine uymaz ve bilimsel topluluğun üyeleri bilimsel metodolojide tekrarlanabilirliği aşırı önemsedikleri sürece bilinç araştırmasında çok fazla ileriye gidemezler.

“Kendiliğinden oluş yalnızca önemli olmakla kalmaz, amaç da odur. Herhangi bir şey için öyleymiş gibi yapamazsınız. Eğer bir bitkiyi yakacağınızı söylüyorsanız, ama bunu kastetmiyorsanız hiçbir şey olmayacaktır.”Cleve Backster

İnsanların çoğunluğu için korkutucu çünkü eğer kuantum fiziğine kanacak(!) olursak, yaratımın ikili doğasının eşit düzeyde bir ucunun kendimize ait olduğunu kabul etmek zorunda kalacağız! Yani yarı tanrı olacağız. my god! İşte bu daha önce söylenmemiş bi şeydir. Animistik dönemde yaşanmıştır ama söylenmesi için aradan beş bin yıl geçmesi gerekti.

Hanife Altuntas dışarda bir tanrıya inanmak, içimizdeki tanrıya inanmaktan daha kolay sanırsam:) sorumluluk az, yan gel yat durumları:)

Sibel Atasoy Sadece o da değil Hanife, bu korku gerçek. Bana da gelmişti şöyle ki, yaratımın ortağı olduğumu bilip iman ettikten sonra, bir çeşit Gurdjieff vari gerginlik oluştu bende, sorumluluk hissi öylesine baskındı ki, sanki hiç kıpırdamamak ve olası bir soruna sebep olmamak için yaratıma müdahil olmamak daha doğru gibiydi. O zamanlar bilinci biraz daha farklı algılıyormuşum ve şimdi bu hassasiyetime gülebiliyorum çünkü niyeti keşfettim 🙂

  • Hanife Altuntas hah, tam da o gerginlik içindeyim bende gurdjieff ustamızın yazdıklarını tekrar ettikten sonra..niyet hatırlatman ilaç gibi geldi..hocanın belki de en tartışmasız sözü bi kez daha doğrulanıyor…:)

    bizler gibi sıradan insanlarda, gerçek bir iradeden söz edemeyiz..bizim irade dedğimiz şey, istemek ve istememek arasındaki bocalama ve seçimlerimizdir..

  • Esra Akkaş yarı tanrılıktan kastınız nedir peki?
    Sibel Atasoy Hoca doğru söylemiş ancak şunu da eklemiştir ve belki Ouspenski bunu hatırlamıyordur (ikinci dikkatte anlaşılanlar birinci dikkatte rüya gibi kayboluveriyor biliyorsun), bence şunu eklemiştir: İnsanın bu bilince sahip olmaması demek “niyet”le ilgisi yok anlamına gelmez, sadece onun varlığından habersiz.
  • Hanife Altuntas kesinlikle öyle..zaten uyuyor oluşumuzdan bahsetmesi de bu yüzden..uykuda olduğumuz için, bilmiyoruz.

    Sibel Atasoy İkili Yaratım: oyun kuramında verdiğim isimle “oyun hamuru”, yani her şey olabilme potansiyelinin, bilinçli gözlemcinin katılımı ile “OLAN”a dönüştürülmesinin bilinçli hale gelmesini kastediyorum.

    Senelerden beri tekrarlamaktan usanmadığım kuantum önermesi şunu söyler: gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler. Yarı tanrılık böyle bi şey Esra hnm. fakat şu yazı dizisine bi göz atmanızı önerebilirim:https://blog.sonsuz.us/?p=3888

  • Hanife Altuntas harika bir tanımlama oldu bu sibel 🙂

    Sibel Atasoy Turan sormasaydı olmayabilirdi, soru olmayınca cevap da olmuyor, malum ben boş bi kap gibiyim 🙂

  • Turan Erdal sibel olmasaydi turan nasıl sorabilirdi?
    Sibel Atasoy Yok yok, bunu böylesine ikinci plana atmana razı olamam, işin sırrı sende yani soranda.
    Sibel Atasoy Ben denizsem sen rüzgarsın. Ben nötürüm, rüzgar esmediği sürece sonsuzca beklerim.:))
    Turan Erdal Bende gercekten bişey yok. Dolu olan ve taşan sensin burada, ben anlamaya calisiyorum, onu da yarım yamalak..
    Sibel Atasoy Belki o zaman şu soru akla gelebilir; o halde sibel neden bu kadar geveze? Bu işte bi yanlışlık olmalı 🙂 Cevabı şu olurdu: Benim de kendi içimde rüzgarım var. O sorar da sorar, ben de cevaplarımı çekerim.
  • Sibel Atasoy Konuya dönersek, EN el Hak, diyen Hallacı Mansur, Nesimi’nin böylesi feci bi sona layık görülmelerinin hangi korkudan geldiğini anlamak kolaylaşır. Oysa İsa, tanrının oğlu olmakla bir nebze bu handikaptan sıyrılabilirdi, yine de kahraman olma sevdasına yenildi. Muhammed peygamber, elçi olarak en akıllıca olanı yaptı, çok alanı etkiledi, sefa içinde bir hayat sürdü. İslamın ileri derece yorumları (sufizm gibi), kuantum fiziğinin şimdi dile getirdiğini bin yıl önce söylemiş hatta yaşamış. Bu konuyu göz ardı etmemek lazım. Batı kilise bağnazlığı altında inim inim inlerken ve şimdiki kuruluklarına adım adım ilerlerken anadolu coğrafyası gerçekliğin özüne varmıştı. Tüm emeği geçenlere ve bunu bize miras bırakanlara gönülden şükranlarımı sunuyorum.
  • Hanife Altuntas kahraman olmayı isa mı istedi, yoksa izlekleri mi onu bir kahraman haline getirdi?
    Sibel Atasoy Her ikisi birden
    Hanife Altuntas yanlış biliyor olabilirim ama, İsanın, tanrı inancını, sevgiyi, kendiyle buluşturmasından bahsediyorum..dinin tüm temel kavramlarını kendi varlığıyla sergilemesinden- ki bu niyeti açısından irdelenirse doğru da olabilir-. içilen şarap için bile bu benim kanım demesi bir örnek olabilir sormak istediğim ve anlatmaya çalıştığım şeye.
    Sibel Atasoy Bu söylediklerin çok hoştu, evet o sadece yaşıyordu. Romaya tehdit unsuru olmak başka bi durumdu. Benim söylemem şu ki çarmıhtan kaçınabilmek mümkün olabilirdi. Belki bana öyle geliyordur.
    Hanife Altuntas anladım.çarmıha çıkarak, kendini feda ederek yani, kahraman oldu. çarmıh kısmını hiç düşünmeden sormuştum sorumu. teşekkür ederim:)
    Sibel Atasoy Tabi çarmıh da bi sembol, zaten İsanın gerçekten var olup olmadığını da pek bilemiyoruz, hristiyanlık çok sembolik bi kurguymuş gibi çıkıyor önümüze. Çarmıhın sembolik manalarını googlelasak bi çok şey bulabiliriz ama bunu kendime rüya çözer gibi sorduğumda; “dört yön, bireylikle ilişkinin yani eril ve dişilin birleşkesi” cevabını alıyorum. Dört sayısı Siyular için son derece kutsaldır bu arada 🙂
  • Hanife Altuntas dört sayısı için gurdjieff inde ilginç fikirleri var:)
    Turan Erdal Isanin çarmıha gerilmeden başka bir seçeneği yoktu, çünkü o tüm insanlığın günahını omuzluyordu. Aksi halde günah diye birşey olmazdı. Kendisini tüm insanlık uğruna kurban etti. Müslümanlardan ve musevi dininde koç kurban edilir.
    Sibel Atasoy Bu söylediğin resmi açıklama 🙂
  • Emine Y Gece uyumadan önce girdiğim her niyet ve dilek Matrix alanıma yüklediğim bir program .uyurken bir çeşit download hali.. her türlü günlük tecrübemde upload ediliyor kollektif bilince . Aynı download işlemini gündüz de yapabilirim bir aktipe

    bağlanarak ( marka ,model ,isim ”Allahın isimleri ” vs) belli bir frekansta yine başarabilirim . Ancak zihnimi sabit tutmanın tek çaresi yine niyet ,çünki daima bütün seçenekleri değerlendirme halinde.. bütün konsept dışı düşünceler , ajan Simith kılığında işgal halindeler zihnimi . Sonuç niyet ve onun içine dolan her ne ise hakkaten sihirli bişey . Şeyler olurken 1 snden bile kısa karar anında o şeyi içine aktığımda sonuç o oluyor .Diğer başka bir sonuç karanlığını kabul et . Kabul ve onay gözlemi yapan seni daha fazla hakim ve canlı kılar ,red ettiğin herşey karanlık yanın bile olsa kendini redde girer ki , kendini yok etmektir . Dualitik sistemin aynalı ,yansımalar odasından anladıklarım .Birin sonsuz dansını hem oynuyor hemde seyrediyoruz.

    Sibel Atasoy Güzel gözlemler yapmışsın ve gerçekten de öyledir hem o dansı yapıyor hem de seyrediyoruz. Bu seyir doyumsuz bişey iş ki oyunun da doyumsuz olduğuna ayalım. Geçenlerde yine nüfuz etme ve katmanlar konusu geldi denizi seyrederken. Ve birden açlığın sebebini tam olarak anladım ve miktar takıntımızı 🙂