Rüya ve Yunus

Bu hafta sonu kampta yunusları aradı hep gözümüz ama geçmediler, ya da fırtınalı hava olduğundan dalgalar arasında seçemedi gözlerimiz onları. Beklenen şey olmaz ya tam da öyle oldu. Sonra birden iri bi yunusun soldan sağa doğru hoplayıp zıplayarak geçtiğini gördüm, hay allah dedim tam misafirler gitti şimdi geçiyorsun. Sonra tabi uyandım meğer rüyaymış 🙂

Sibel Atasoy Yunus nedir diye sordum şimdi kendime? Öylesine denize ufka doğru bakıyordum. İlk cevap “sevinç” oldu, bu beni şaşırtmadı. Ardından devam etti cevap; insanların orjinalleri dedi! İşte bu beni şaşırttı.
Siz ne dersiniz bu konuda frekanslar?

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çok severim yunusları.Yüzükten küpeye objeleşmiş olanları da alırım.Ben de sizinle aynı cevabı almıştım çocukken:)Geçenlerde bir belgesel izledim,yunusun gebeliği 12 ay sürüyor.Gebeliğin ilk dönemlerinde ayak şeklinde bir çıkıntı oluşuyor sonra geri çekiliyor.Sunan kıişi de’ karada yaşamış olabilir mi?’diye sormuştu:)

Sibel Atasoy İlginç! Hiç aklıma gelmezdi. İnsanlarda doğal bi yunus sevgisi vardır, neden olduğu bilinmez, çoğu belki görmemiştir bile 🙂

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evet görmemişizdir ama bi şekilde biliyoruz ve seviyoruz işte.Tam sayı hatırlamıyorum ama % 90 civarında genetik akrabalığımız da varmış:)
    Sibel Atasoy Kızılderiliye bakarsan hepimiz akrabayız öyle ya da böyle 🙂
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Hatırlarsınız küçükken tv.ler de kızılderilileri ‘kafa tası avcısı vahşi vs.’ gösterirlerdi yine de onları görmez yok edilen bir ırk görüp içim sızlardı.Bişekilde öyle olmadıklarını bilirdik:) Bence de hepimiz akrabayız.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çok haklısın. Bi yanımız daha geniş görebiliyormuş belki de

Öğrenme azmi

Ben ilkokulun sonlarına kadar filan kayısının ismini zıkkım olarak biliyordum!
Çok sonra bu ortaya çıkınca anneme sorduk o da çok güldü. O kadar çok sormuşum ki bi gün, bu ne dediğimde annem de kanter içinde “zıkkım” demiş ve ben öğrendiğim için rahatlamışım :))))

*

İlla ki keseceksiniz de bari dik açılar olmasın, amorf filan kalsın öğretmenim, annecim, ninecim.

*

Hisle duygu arasındaki benzerlik ve farklar nelerdir?

Hislerin zihin yoluyla manipüle edilemediğini sanıyorum, neyse odur. Duygular ise suni olarak düşünceler tarafından oluşturulabilir, hatta hareket geçiriş şifresi belirlenip davranışlarımızı belirleyen organımıza yerleştirilebilir, artık ne zaman o şifre söylense o tür duyguyu hissetmemiz kaçınılmaz olur. Hisler ve duygular TDK sözlüğünde bile karışmış durumda, başka tür kelimeler bu kadar karışmazken bu iki kelimenin böyle birbirinin yerine ikame eder pozisyonda bırakılmalarını doğrusu kazayla açıklayamıyorum şu an.

**

Büyük bilgeler, bilgeliği korumak için onları çocuk hikayesi gibi görünen şeylere sakladılar. Mutwa
Hikaye anlatıcısının sanatı, birçok bilgi seviyesini içerir ama en derin seviye “ebedi felsefe” adı verilen şeydir.  Ve belki de mitolojik bilgelik, çocuklara yönelik paketlenmek durumundadır; çünkü biz, tür olarak hala çocuk gibiyiz.

DON Juan ve Grubu

Amaçlarını, kartala yutulmadan özgürleşebilmek, üçüncü dikkat alanına ulaşmak şeklinde tanımlıyorlar. Fakat bence bunu nasıl başarmayı planladıkları daha önemli benim açımdan.

CC okuyan herkes bunu kendine göre anlamıştır ben sadece kendi anlayışımı söylüyorum: Bence onlar bu 17 kişiyle dünyanın küçük bir modelini çiziyorlar. Hepsi ayrı nitelik ve yönleri ve becerileri gösteriyor. Bunlar bir naguale teslim olarak (tamamen güvenerek) birlikte oluşturdukları yapıyı nötrleştiriyorlar. Hem kişisel özellikleri kaybolmuyor ama dışardan bakıldığında tıpkı nötronlar gibi yüksüz oldukları anlaşılabiliyor. İşte bu yüksüz yapıyı nagualin istenci ve kabiliyeti oluşturmuş oluyor. Yüksüz bi şey ise dikkat çekmeden bi yerden bi yere sıvışabilir 🙂

Tinin Kontrol Edilemezliği

  • Tinin belirmesi, niyetin inşa edip büyücünün önüne yerleştirdiği ve onu içine çağırdığı görkemli yapıdır.
    Don Juan “tinin belirişinden” şöyle bahsetmişti: Anlattığına göre; sıradan bir adam varmış, tin ona kendini belirtmek için adamın içinden konuşuyormuş fakat adam bu sesi duyacak halde değilmiş. Tin bağlantılarını hissettirmek için boşu boşuna didinip durmuş, fakat adam açıklananları anlama yetisinden yoksunmuş, iç sesini duyduğunda bunun kendi duygu ve düşünceleri olduğunu sanmış. Tin daldığı uykudan adamı uyandırmak için onu sarsıp, üç işaret vermiş; ard arda üç belirme! Adamın yoluna çıkıp duruyor, kendini ayan beyan ortaya koyuyormuş ama adamın taktığı yokmuş.
    Adamın anlamamaktaki inadı yüzünden, tin hile yapmak zorunda kalmış ve hile, bu sayede büyücülerin yönteminin özünü oluşturmuş.
    Tin kontrol edilemez. Yani onu istediğin doğrultuda işletemezsin; ancak eğer yeterliliğin varsa (örneğin bi nagual gibi) tini davet edebilirsin. Yine de ancak onun gelebileceğini umarsın. Gelirse kendi gösterisini yapar. İzlemek zevkli olabilir hatta kendi adına bi şeyler öğrenebilirsin bile ancak yine de onu -tıpkı Higgs Bosonu gibi- alıp teknolojik bi şeye koşamazsın.
  • Kontrol yanılgısı, en zekilerimizi bile derbeder etmiştir.
  • Emine Yi Kabalistler , Evanjelikler , illimünatü yada İsa Mesihi özlemle bekleyen dünya krallığa hakim olma arzusundaki kimlerse Higgs Bozonunu alet edip emellerine kavusmayı ummakta imişler .

    Sibel Atasoy Ne bitmez emelleri var bunların diyeceğim geliyor :))) Peki neymiş bu emeller?
    Emine Y Bilmiyorum .. Ama bugün farkettim ki bütün herşey ama herşey enerji alış verişi üstüne .Daha çok ışık daha çok enerji için herşey.. Bunun ne yolla geldğininde bir önemi yok kimi sevişerek kimi dövüşerek enerjiyi alıp verip çalıyor .
    Sibel Atasoy Bi yerde şöyle demiştim galiba: para olmazsa bu dünyada yaşanılmaz, enerji olmazsa hiç bi yerde! :))) Velakin bu da her bi şey gibi eksik tabi. Bunların emeli bence KONTROL. Yoksa enerji gani yahu
    Sibel Atasoy Kontrol yanılgısı, en zekilerimizi bile derbeder etmiştir.
    Emine Y Denge bu dünyanın malı değil. Tin bile dengeyi değil kafasına göre niyeti takip ediyor . enerjiyi takip ediyor 😉
    Sibel Atasoy Bize göre kafasına göre! İşte bilinçlenme çılgınlığı da burada başlıyor, acaba ne yapsam da bunun da yasasını bulsam diye:) Ben de soruyorum bulunca ne olacak? Bulmakla biter mi? Bitmezse ne diye yırtınıyorsun. Bitecekse zaten ayvayı yedin. Ay çok eğlenceli hahahahahaha
    Emine Y bulur ve bilirsen güç senin olacak, bende bulmanın fani ömürlere sığmayacak çok olduğunu düşünüyorum sonu yok . Sistemden yaşarken çıkış yok belki küçük kısa devreler ,ışık çakmaları en fazla .. Az fazla arayışı.
    Gülen D Hepsi güç için , hepsi Tanrı olmak için.
    Ersin Koç

    Bence kendilerinden -ve diğer her şeyden- o kadar çok nefret ediyorlar ki, önemli olabilmek için, anlamlı olabilmek için, sevilebilmek için her şeyi ama her şeyi almak istiyorlar. Dünyaya sahip olsalar Ay’ı isteyecekler, Ay’ı da alsalar Güneş sistemini isteyecekler. Fakat hiçbir zaman aradıklarını bulamayacaklar. Kara delik gibi yakınlarında ne varsa yavaşça parçalayıp yokediyorlar.

    Sevecek hiçbir şey bulamıyorlar, doyamıyorlar. O kadar yalnızlar ki, tüm dünya çevrelerine toplansa dahi verecek bir gram sevgileri yok.

    Bilmek veya bulmak yegane amaçları değil bence, amaçları sahip olmak. Sahip olabilecekleri her şeye sahip olmak. Çünkü hiç bir şeyleri yok! Sahip oldukça küçülüyorlar, aldıkça küçülüyorlar, emdikçe küçülüyorlar. Korkuları devamlı büyüyor, korkuları büyüdükçe nefretleri büyüyor. Tam bir kara delik. Fakat bir yandan da devamlı güçleniyorlar. Nefretin ve ben merkezciliğin yarattığı o ufacık çekim merkezlerinde çok büyük güç topluyorlar.

    Dertleri ne bilmek, ne bulmak, ne olmak. Onlar bağlarını tamamen koparttıkları sonsuzlukla boy ölçüşmeye çalışıyorlar. Sonsuza sahip olmak istiyorlar, sonsuz olmak istiyorlar. Fakat öyle bir paradoksa kapılmışlar ki istedikleri şeyden kaçıyorlar, ondan korkuyorlar. Aynadaki yansıma olmak istiyorlar fakat aynaya bakamıyorlar.

    Kendilerinin de parçası olduğu sonsuzluğun önüne geçmek istiyorlar fakat kendilerini kandırıyorlar. İstedikleri kadar ters uca gitsinler, onun kurallarına dahil olduklarını kendilerine itiraf edemiyorlar çünkü artık onlar için çok geç, bunu biliyorlar.

    Işık her zaman bir adım önde olacak ve yayı ne kadar gererlerse gersinler o hep kaynağına geri dönecek.

    Onları seviyorum. Sonsuzluğun içerisinde sınırlılığı deneyimleyebilmeyi seviyorum. Her zaman daha yenisi ve daha fazlası ve daha genişi ve daha renklisi ve daha uzağı ve daha farklısı ve daha dokunulmamışı olduğu için teşekkür ediyorum. Sınırlılığın realitesinde sınırsızlığı deneyimleyebilme ihtimalimiz olduğu için her şeyi katlanılabilir buluyorum.
    Bizler sonsuzun tohumlarıyız ve ondan ayrılmamız mümkün değil 🙂

    Sibel Atasoy Çok güzel açmışsın durumu, hatta tersine çevirip ben de; sınırsızlığın içinde sınırlılığı deneyimleme fırsatı verdikleri için onlara teşekkür ediyorum. Malzeme aynı, evir çevir isim koy ayrılsın! BAK oynadıkça, özellikle belli sayıda oynayanlar için kişilik-ben kavramları bambaşka bir şekil alıyor, öğretilerde lafla ne kadar anlatılsa da ayılamayacak olanın uygulaması oluyor bizlere.

Nagual olmadan oyun olmaz.

Nagual olmadan oyun olmaz.
Nagualsiz yol olmadığını söylemek; tamamen, bu nagualin soyut olanı, tini öbürlerinden daha iyi yansıtabildiği için nagual olduğu gerçeğini belirtmek amacını taşır. İşte hepsi budur. Bizim bağlantımız tinin kendisi ile ve sadece bazen onun mesajını getiren kişi iledir. DJ

Burada tarif edilen şey teslim olmaktır.
Teslim olmanın sözü bile batı düşüncesinde tiksinti yaratır.
Fakat bunlar teslim olmanın teslim almak olduğunu bilmezler.

*

İkinci dikkatte öğrenmek, tıpkı çocukluğumuzdaki öğrenmeye benzer. Öğrendiğimiz yaşam boyu bizimle kalır. Yaşamımızın çok başlarında öğrendiğimiz bi şeye laf geldiğinde “benim huyum böyle”deriz. DJ

Nedir o halde ikinci dikkat?

İkinci dikkat, farkındalık parıltısının daha karışık ve uzmanlık gerektiren bir durumudur. Bilinmeyenle ilgilidir.
Birleşim noktasının yeni konumlarda sabitlenmesinin sonucuna verilen isimdir.

İşte insan yavrusu 0-4 yaş arasında zaten ikinci dikkat alanında. Bunu unutmayalım unutturmayalım.