Einstein ve Diğer Evren Modelleri

evren-modelleriSon onyıllarda, “saf” bilimin, özellikle de teorik fiziğin, yalnızca soyut düşüncenin ve matematiksel tümdengelimin ürünü olduğu önyargısı derine kök salmıştır. Eric Lerner’in işaret ettiği gibi, bu eğilimden kısmen Einstein sorumluydu. Sıkı sıkıya deneye dayanan ve ardından yüz binlerce bağımsız gözlemle doğrulanan Maxwell’in elektromanyetizma yasaları veya Newton’un kütleçekim yasaları gibi eski teorilerden farklı olarak, Einstein’in teorileri başlangıçta sadece iki gözlem temelinde doğrulanmıştı: güneşin çekim alanının yıldızlardan gelen ışığı saptırması ve Merkür’ün yörüngesindeki küçük bir sapma.

Görelilik teorisinin doğruluğunun sonradan anlaşılması, muhtemelen Einstein kadar dehası olmayan başkalarının da, ilerleme kaydetmenin yolunun bu olduğunu kabul etmelerine yol açtı. Zaman kaybına yol açan deneylerle ve usandırıcı gözlemlerle neden canımızı sıkalım ki? Gerçekten de, saf tümdengelim yöntemi aracılığıyla gerçeğe giden yolu bulabiliyorsak, neden duyularımızın tanıklığına bağımlı olalım? Kozmolojiye, neredeyse her şeyi dışlayan matematiksel hesaplamalara ve görelilik teorisine dayandırılan bütünüyle soyut bir teorik yaklaşım eğiliminin sürekli arttığını görüyoruz. Yayınlanan kozmoloji tez çalışmalarının yıllık sayısı 1965’te altmışken 1980’de beş yüzün üzerine fırladı, ama bu gelişme neredeyse yalnızca salt teorik çalışmalardaydı: 1980’de yaklaşık olarak bu tezlerin yüzde 95’i çeşitli matematiksel modellere hasredilmişti, “Binachi tipi XI evren” gibi.
Devamını oku “Einstein ve Diğer Evren Modelleri” →

Plazma Evren Modeli

Standart evren modelinin kendisi gediklerle doludur. Ama yine de, en başta bir alternatifinin olmaması nedeniyle, kötü bir şekilde sallanmasına rağmen hâlâ ayaklarının üzerinde durmaktadır. Bununla birlikte, bilim dünyasında bir şeyler kıpırdanıyor. Büyük patlama teorisini reddetmekle kalmayıp, sonsuz ve sürekli değişen bir evren fikrinden yola çıkan yeni fikirler şekillenmeye başlıyor. Bu teorilerden hangisinin haklı çıkacağını söylemek için henüz çok erken. İlginç hipotezlerden biri olan “Plazma Evren” hipotezi, Nobel Ödülünü kazanan İsveçli fizikçi Hannes Alfvén tarafından ileri sürülmüştü. Teoriyi ayrıntılarıyla ele alamasak da, en azından Alfvén’in fikirlerinden bazılarından söz etmek gerektiği kanısındayız.

plazma-evren

Alfvén laboratuvardaki plazma araştırmalarından kalkarak evrenin nasıl evrimleştiğini incelemeye başladı. Plazma elektriksel olarak iletken sıcak gazlardan oluşur. Bugün evrenin %99’unun plazma olduğu biliniyor. Normal gazlarda, elektronlar bir atoma bağlıyken ve kolayca hareket edemezken, bir plazmadaki elektronlar çok büyük sıcaklıklar nedeniyle atomdan koparlar, böylelikle de serbestçe hareket etmeleri olanaklı olur. Plazma kozmologları, “muazzam elektrik akımları ve güçlü manyetik alanlar tarafından kesilen ve elektromanyetizma ile kütleçekimin kozmik kontrpuanıyla düzenlenen” bir evren tasavvur ederler. 1970’lerde, Pioneer ve Voyager uzay araçları, Jüpiter, Satürn ve Uranüs etrafında plazma filamanlarıyla dolu elektrik akımlarının ve manyetik alanların varlığını saptadılar.

Devamını oku “Plazma Evren Modeli” →

Hubble Sabiti Sorunu

Bugün, büyük patlama taraftarları arasında evrenin tahmini yaşı konusunda şiddetli bir tartışma yürüyor. Aslında, bütün “standart model” bir kriz içinde. Bilimin en saygın insanlarının, herkesin gözü önünde centilmence olmayan bir dille birbirlerine saldırdığı gülünç bir manzarayla karşılaşıyoruz. Ve tüm bu tartışmalar Hubble sabiti denilen şey üzerinde dönüp duruyor. Bu, evrende nesnelerin hangi hızda hareket ettiğini ölçen bir formüldür. Evrenin yaşını ve boyutlarını keşfetmek isteyenler için büyük bir öneme sahiptir. Sorun şurada ki, kimse bu sabitin ne olduğunu bilmiyor!
Devamını oku “Hubble Sabiti Sorunu” →

Tuzluk_Biberlik oyunu ve DNA Katlanışı!

DNA katmanlarının çok boyutlu işleyişi hakkında Kryon’un verdiği bilgileri epeydir biliyoruz ve bu konuda bilimin atacağı adımları ve hamle sırasını da heyecanla bekliyoruz. En azından ben merakla bekliyorum. Bu haberdeki katlama olayı ki geçenlerde de benzer bir haber paylaşmıştım, Dna’nın lineer araştırmasındansa çok boyutlu anlaşılmasına bir adım olabilir gibi düşünüyorum şu an. Varlık alemimizin çeşitlenmeyi ne denli teşvik ettiğinin de bir kanıtı adeta.
Bizim çocukluk dönemimiz halen iletişim çağı öncesiydi ve şu an oynadığımız bazı oyunları anımsattı bana. Onlardan biri kağıt katlama oyunuydu, ismini unutmuşum annem hatırladı; tuzluk biberlik oyunu! Kağıdı özel biçimde katlayıp her bir dilimine bir kelime yazıyorduk. sonra kağıdı parmaklarımıza geçirip her defasında başka bir dörtlü-sekizli kombinasyon oluştuğunu görüp seviniyorduk. Hatırlayanlar vardır?
Şimdi yeniden DNA’nın katlanma bilgisine dönecek olursak; bu bize iletişimle ilgili,yaşam derslerimize dair bir ipucu veriyor, yani DNA’nın Kryon’a göre ikinci katmanı. Onu bir hatırlayalım.
” DNA ile ilgili bilmeniz gereken bir şey vardır ve bu, DNA’nın manyetik bileşenlere sahip olmasıdır. DNA’nın her döngüsü (halkası) yanındaki döngünün üzerine binen manyetik bir alana sahiptir, yanındaki DNA döngüsü de, kendi yanındakinin üzerine biner. Trilyonlarca üst üste binme tek bilince eşittir. Sonra bu manyetik bir damgayı temsil eder, bu damgayı İnsan kendisinde taşır. Manyetikler boyutlararası bir enerjidir, kuantum enerjidir ve bu damga İnsan aurasını yaratır. Aura manyetik bir alan değildir ve aurayı manyetik ekipman ile göremezsiniz. Aura İnsan bedenindeki DNA iletişiminin birlikte akmasının sonucudur, kuantum damgadır, gezegende henüz herhangi bir şey tarafından ölçülemeyen bir kuantum alan yaratmak için enerjinin kaynaşmasıdır.

…DNA’nın 2 nci katmanı İnsan Varlığının hayat dersi olarak tanımlandı. DNA’yı enerjilere bölümlendirdiğiniz zaman, onu öğreti için 3B’ye koyarsınız, anlaması kolay olur. Hayat dersinin ne olduğunu ve onun neden DNA’nızda olduğunu anlamanız önemlidir. Bu gezegene bununla birlikte geldiniz ve bu, Akaşik Kayıt nedeniyle sizin için yapılandırılmış bir şeydir. Yani, hayat dersiniz geçmiş yaşamlarınıza bağlıdır.Bundan dolayı, geçmiş yaşamlarınızla ilişkili olduğu için, kişisel Akaşik DNA kaydınız yedi ve sekizinci katmanlara bağlıdır [DNA’nızın Lemurya katmanları]. Zaten, etkileşiyoruz, öyle değil mi? Hiçbir katman tek başına çalışmaz, ama iki numaraya dönelim.

“Hayat dersi mi? Karmaya benziyor” diyebilecekleriniz için, öyle değildir. Karma ile ilgisi yoktur. Bunun yerine, bazılarının amaç dediği üzerinize yerleştirilen bir enerjidir. Sizi iteleyen şey nedir? Bazılarınız gelirsiniz ve hücreler “Asla yalnız olmak istemiyorum” diyen bir mesajla şarkı söyler. Hayat dersinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Yalnız olmak! Bu adil görünmüyor, öyle değil mi? Ama bu hayat dersinin enerjisidir.

Geçmiş yaşamlarınızın henüz gerçekleştirmemiş olduğunuz şeyleri temsil eden bir bulmaca olarak bir araya koyduğu şey, sizin hayat dersiniz oluyor. Bu odadaki birçoğunuz çok benzer hayat dersine sahipsiniz ve size bunun ne olduğunu söylediğimde, haklı olduğumu bileceksiniz. Nesillerdir, Baltıklar sizin için tanımlanmış yaşam realitesine sahiptiniz. Siz busunuz, siz şusunuz. Bu şekilde düşünürsünüz, şu şekilde düşünürsünüz ve birçoğunuz neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Bu nedenle, bu odada aynı olan birçok hayat dersleri vardır: Asla bir daha bir topluluk olarak sizi tanımlamalarına izin vermeyin. Sizin olan özgürlük ve bağımsızlık düşüncelerinize yansısın. Bu, sizin hayatınızın dersidir.

Bunun bir grup olarak sizin için ne yaptığını biliyor musunuz? Enerjinizi yükseltir! Burada ruhsal temelli olan bu yerde, bir uyanış olursa şaşırmayın. Bu şekilde işler. Bu katman ikidir ve değişmektedir. Modifiye olmaktadır. “Pekala, nasıl değişmekte? Hayat dersi hayat dersi olmalıdır. Eğer gerçekte olan şeye dayanıyorsa nasıl değişebilir?” diyebilirsiniz. Şu şekilde yanıt vereceğim: tezahür ettirilme yeteneğinde değişmektedir. Ders aynı olabilir, ama dersin sonucu büyük ölçüde gelişir, güçlenir.” 

 

Akışkanlık nasıl sağlanır?

Şekilcilik/putperestlik, sonsuz sınırsız yaratıcıyla, onun birliği ve muhteşemliğiyle aramızda duran tek engel.

Peki bu engelden nasıl kurtuluruz? Akışkan olmak bir çare midir? İşin püf noktası var mıdır?

Tabi akışkanlık her zaman engelleri aşmayı en azından daha az acı çekmeyi sağlar bana göre fakat nasıl akışkan olabiliriz? İşte benim söylediğim püf noktası bunu sağlıyor ancak o kadar sade ve minik ki onu dikkate almıyoruz, belki ciddiye almıyoruz. Ben bunu urban shaman konseptinde belki her gün söylüyorum, yazıyorum.

İnsan algısının gerçekliğinde hiç bir şeyin mutlak değil, insanca ve keyfi olarak şekilselleştiğini, yani insan yapısı olup ihtiyaca zamana ve her bir insana göre değişebilir olduğunu bilirseniz, bilmekten öte AYarsanız, şekiller/putlar keskin ve yıkılmaz şeyler olmaktan çıkar. Bu elastikiyeti elde ettiğinizde Arabi’nin dediği gibi yaratıcı ile insan arasında orta yerde durabilir, her ikisinin de muhteşemliğini görme, duyumsayıp bahtiyar olma durumuna erişirsiniz. Ama mistikler gibi tüm şekillerden kurtulup yaradana kavuşacağım diye uğraşırsanız, ona ulaştığınızda bunu bilecek kendi egon kalmadığı için yaradanı da bilemez, onun dehasını fark edemezsin. diğer uca insan kısmına yapışırsan da bu kez insan olma ihtiyacını ve bu sistemdeki dehayı görmekten aciz kalırsın. bunları defalarca paylaştığım için kısa kestim.