“Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, ABD’nin “AAA” olan uzun vadeli kredi notu görünümünü durağandan negatife çevirdi” (Gazeteler)
“ABD’li havacılık firması American Airlines’ın sahibi AMR ve bağlı iştaraki American Eagle, iflas koruma başvurusunda bulundu.” (Gazeteler)
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından, sosyalist bloğun parçalanmasından sonra “tek kutuplu” hale gelen dünyada, gündemi belirleyen sürekli olarak emperyalist ülkeler oldu…
Sömürge ve yarı sömürgelerde bir zamanlar “Komünizm Tehlikesi” vardı ve bu tehlikeyi(!) emperyalistler eni-konu bir pravakasyon aracı olarak kullanıyorlardı. Sürekli olarak yapay krizler üreterek dünyadaki gündemi elinde tutan Emperyalistler, Sosyalist bloğun parçalanması ile ellerindeki provakasyon aracı olan “Komünizm Tehlikesi” silahını da kaybettiler…
O tarihten sonra neyi kullanıyorlar dersiniz?
Milliyetçilik ve din!…
Sürekli olarak milliyetleri ve dini grupları birbirine karşı kışkırtıyorlar.
Afganistan’da Taliban’ı Sovyetlere karşı örgütlediler, Sovyetler dağıldıktan sonra da aynı Taliban’ı Afganistan’ı işgal nedeni olarak kullandılar. Sonuç Afganistan kaynakları ABD’ye akmakta…
Saddamı kışkırtıp önce İran ile savaştırdılar, daha sonra Kuveyt’e saldırttılar, sonra da Saddam’ın bu hareketini ona saldırma nedeni yaptılar. Sonuç; Irak parçalandı ve ABD Irak’ı işgalin bedeli olarak hem de Irak’ı Milyarlarca dolar borçlandırdı ve bu alacağı karşılığında Irak Petrol kuyuları ABD’ye akıtıldı…
Yuguslavya millyetçilik çatışmaları ile mezbahaya döndürüldü ve parçalandı.
Tüm bu çatışma bölgelerinde, dünya silah sanayisini elinde bulunduran şirketler milyarlarca dolarlık silah sattılar.
“Arap Baharı” (Ben “Harap Baharı” diyeceğim.) dedikleri hareketler ile Ortadoğu kan gölüne döndü yine milyarlarca dolarlık silah satışları ve petrol kuyularının denetimi emperyalistlerin eline geçmekte…
Tüm bu süreçte dikkat çeken bir şey var:
Neredeyse yok olmaya yüz tutmuş milliyetleri ve dini grupları canlandıran, onları “var olmak” güdüsüyle kışkırtıp destekleyen(!) ABD ve diğer emperyalistler, kendisine kafa tutma olasılığı olan Ulusal devletleri ise yok etmeye çalışıyor. Küçük milliyetleri, azınlıkları, dini grupları büyük milliyetlerin karşısına dikiyor. Ortaya çıkan kaosta ise kendisine en uygun lokmaları koparmayı biliyor.
Etnisite ve din temelinde çatışmaların yoğunlaşması, halkların sınıfsal savaşımının da önünde alabildiğine bir engel oluşturuyor ve emperyalizm böylece kendine at oynatabileceği çok geniş bir alan buluyor. Sosyalizme karşı ayrı bir savaş yürütmesine gerek kalmadan, sosyalizme en çok gereksinimi olan kitlelerin kendi kendilerini yiyip bitirmelerini sağlıyor.
Emperyalistler sömürge ve yarı sömürgelerden elde ettiği kazancın bir bölümünü kendi ülkesindeki ara sınıflara (aristokratlara) dağıtarak, kendi ülkelerindeki tolpumsal kalkışmaları kontrol etmeye çalışıyordu. Düne kadar bu böyleydi…
Şimdi mızrak çuvala girmez oldu.
ABD’de, İngiltere’de ve benzeri emperyalist ülkelerde dev şirketler iflas etmeye başladı. Bu ülkelerde çok örgütlü olmasalarda bir dizi sisteme tepkisel işgaller olmaya başladı. Birkaç hafta önce ABD’de başlayan ve krizin sonuçlarını protesto etmeye yönelik eylemler dalga halinde diğer Batı ülkelerine uzandı. İngiltere’de iki milyonluk bir grev yaşandı örneğin. Oralarda da işsizliğin arttığı, çalışanların alım gücünün düştüğünü, orada yaşayan arkadaşlar anlatıyor.
Bir diğer önemli konu da;
Emperyalistler sömürge ve yarı sömürglerde kamu varlıklarının “özelleştirilmesini” dayatır ve bu sayede sermayesine dolaşım alanı bulurken, kendi ülkesinde kimi şirketlerin devletleştirmelerine karar veriyor.
Emperyalistlerin kendi yurdunda göçme olasılığının sinyalleri yanmış durumda…
Emperyalistlerin ne yapacağı belli:
Kriz, daha çok kriz!
Bu krizler sayesinde oluşan bulanık suda balık avlamaya devam! Silah satmaya, enerji kaynaklarına el koymaya devam.
Onlar kendilerini böyle kurtarmaya, varlıklarını sürdürmeye çalışacaklar.
Pekiyi dünya halkları ne yapmalı?
Birbirini yemeye devam mı edecekler yoksa bir başka yaşamın var olduğunu görebilecekler mi?
Henüz dünya sosyalistleri geçmişin özeleştirisini yaparak alternatif bir toplum modelini ortaya koyabilmiş değil. Bir tek şeyi biliyoruz;
“bir şeyin alternatifi, o şeyin kendisi olamaz ve bu yüzden kapitalizmin alternatifi kapitalizm olmayacaktır”
Bu tarihsel gerçeği biliyoruz ama nasıl bir toplum ve nasıl bir dünya istiyoruz acaba?
Dünyadaki tüm olayları yönetme ve düzenleme gibi bir güce sahip olsaydınız, dünyayı nasıl düzenlerdiniz?…
Tüm bunları göz önüne alarak ve kendimizden başlayarak soralım:
Türkiye ve dünya nereye gidiyor?
