Yanımda Olsan Ya!

Sen buralarda olmalıydın,
Bizim evin yakınlarında
Uğrmalıydın bize, arada derede,
Saatlerce konuşmalıydık birlkte.
Bıkmadan dertleşmeliydik birbirimizle önce,
Bir daha görüşene kadar
Bir daha özleyene kadar seni,
Ve azalana kadar senliğim
Seni, şarj etmeliydi beynim,
En sevdiğim benden uzakta
Oldu mu şimdi ama?

Keşke buralarda olsaydın.
Azıcık ileride!!
Koşarak gelebileceğim bir yerde,
Bazen bir omuza ihtiyaç duyuyorum,
İçten, sıcak, güvenli,
Ağlamak istiyorum şöyle,
Salya sümük.
Islatmak istiyorum gömleğini,
Kollarını veyahut…
Bazen ama her zaman değil,
Kötülüklere yenildiğimde (!)
Sevinçten delirdiğimde (!)
İşte o zamanlar sen buralarda olmalısın,
Yanımda, yanıbaşımda…
Çoklanmalıyız birlikte…

Ayşe ÖZEN,

Uçuş Ustası

Tek bir sinek bile,insanoğlunun ürettiği tüm teknolojik araçlardan çok daha üstündür. Dahası sinek “canlı”dır. Uçaklar ya da helikopterler bir zaman kullanılır, sonra çürümeye bırakılır. Sinek ise kendisinin benzerlerini üretir.

Nerden geldi aklıma şimdi bu “sinek” meselesi :))

Bizim ofisin kedisi var ya hani “fıstık hanım” uykusundan ve bizimle didişmesinden geri kalan zamanlarını sinek avlayarak geçiriyor. Ve sineklerle konuşuyor resmen. Dikkatimi çekti inceledim. “Sinek işte sinek neyini inceledin?” diyenler var duyuyorum. Evet sinek işte ama o sineğin yüzünden bu gün kocaaa ilim, bilim adamları araştırmalar yapıyor. Misal birisinin adı Michael DICKINSON. Adam işi gücü bırakmış bildiğin kara sinekle kafayı bozmuş:) Kendi söyleminden “Karasineğin aslında uçucuların en yeteneklisi olmadığını, uçuşun piri helikopter sinekleri” diyor. Bu kadar iç içe sinekler dünyasıyla yani…

Eee o inceler de ben durur muyum? Hemen ne var ne yok okunacak, incelenecek sinekler hakkında bakındım sağa sola… İşte en çok ilgimi çekenleri paylaşayım dedim Sonsuz Us ta iyi mi:)

Sineğin en iyi yaptığı şey uçmak. Yakın dönemde İngiliz araştırmacılardan oluşan bir ekip, karasineğin yeryüzünün en yetenekli “uçuş ustası” olduklarını ve bu konuda rakip tanımadıklarını belirtti. Bir karasinek saniyede altı ayrı hareket yapabiliyor ve bu konuda, herhangi bir kuşu, yarasayı ve de bal depolarımızı oluşturan sevgili arıyı geride (epeyce hem de) bıraktığını belirtiyor. Havada asılı kalabiliyor, dümdüz aşağı-yukarı ya da geri ileri uçabiliyor hatta parendeler atıyor, tavana konuyor ve bunların dışında bir çok manevra sergiliyor… Üstelik susam tohumundan daha küçük bir beyne sahip…

Uzmanlar ve mühendisler, beyni bu denli küçük olan bir canlının, bunu nasıl yapabildiğini öğrenmek istiyor. (valla ben de öğrenmek istiyorum. Kocaman beyni olanlar bırak uçmayı, yürümeyi bile beceremezken)

Bay Dickinson’ın laboratuarında araştırılan bu konunun, aslında çok önemli bir olaya hizmet etmesi bekleniyor. Şöyle ki; mühendislik sayesinde bir sineği inceleyerek, deprem bölgesi ya da maden ocağı göçükleri gibi, tehlikeli bölgelerde keşifler yapabilecek bir robot geliştirebilmek.

Araştırmaların sonucunda, sineklerin hiç bir şeye çarpmadan uçabildikleri, 90 derecelik dönüş gibi manevraları, görsel ip uçları ve gövdelerinin arka bölümünde bulunan jiroskop (uçak, uydu ve gemileri yörüngede tutan alet) görevi gören iki denge organı sayesinde başarabildikleri ortaya çıktı. Sineklerin manevra için yalnızca bir düzine kası olmasına karşın, bu kaslarda çok sayıda algılayıcıya sahipler. Hatta rüzgara duyarlı kıllara ve antenlere de sahipler. Başlarının üzerindeki üç değişik algılayıcı sayesinde yukarı aşağı ileri geri v.s komutlarını ayırt edebiliyorlar ve kusursuz hareketleri buradan kaynaklanıyor.

Sanırım sinekleri incelemek, farklı bir gezegene gitmek gibi bir şey…

Ayşe ÖZEN
Kaynak: National Geographic

OBSESİF DİNAMİKLER

Obsesif ve kompülsif kişilerin bebekliklerinde , hem fizyolojik hemde bünyesel açıdan rektumla ilgili olarak aşırı duyarlılıkları olduğu bilinir. Bu tarz kişilerde görülen kontrol edilmeye duyulan hınç ile suçlanmaktan ve cezalandırılmaktan duyulan korku arasında yaşanılanlar kişinin akılcılaştırılmasına engel olmuştur. Sıl sık normal irrasyonel öfkeye maruz kalırlar. Öfkeyle kaşılaşıncada örgütleyici savunmaya geçerler. Halbuki yaptıkları yanlızca yalıtma savunmasıdır. Üst düzeyde işlevselliği olan obsesif kişiler ise yalıtma savunmasını aşırı biçimde kullanmazlar onunyerine akılcılaştırma,ahlaksallaştırma, bölmeleme ve düşünselleştirmeyi tercih ederler. Bazen akılcılaştırma yönleri ağır bastığında yapacakları inanılmaz oluyor ve yer değiştirme yöntemini çok sinsice kullanıyorlar.Öfke duygusunu ancak öfkenin gerçek hedefinden uzaklaştırıp uygun bir hedefe yöneltilmesiyle UTANCA kapılmadan sahiplanebildikleri durumlarda kullanırlar.

Yine bu kişiler bilişe ve zihinsel işleme aşırı değer yüklerler. Değersizleştirlimiş duygularını sevk etme ihtiyacı duyarlar. Bunuda zihinsel süreçlerinden yardım alarak yaparlar. Etrafımızda sayısı her geçen gün artan obsesif yakınlarımıza bi dikkat edelim. Bu insanlar resmi ve kamusal alanlarda çok başarı olsalarda yakın ilişkilerde son derece yetersizdirler. Sevgiye dayalı bağlana ilişkileri kursalarda kaygı ve utanç yaşamadan sevecen kendiliklerini ifade edemezler. Ahlaki doğruluğu kontrol açısından tanımlarlar ve doğru davranışı kendiliğin saldırgan, arzulayan ve ihtiyaç halindeki kısımlarını katı dizginlerle tutma ile aynı anlamda görürler. Yani kısacası zordurlar….

Gidebilirsin

gidebilirsin buralardan
bir otobiüs garına bir otele
hangisi sana daha yakınsa
ötekilerden ıssız sınırsız sonsuz
olan biten her şeyle
hatıraların içine
yine gidiblirsin
senin çeşmene, senin Sazak soğuna
kalırsan ben sana anlatırm
ayşeyle bir simit paramı paylaştığımı
hatrı sayılır gazetelerden yaptığım kitabımı
katıldığım spor müsabakalarımı
uzunca bir hayatın
kısalmış bir ömre sığdırılmış
bir nebzede olsa mutluluk kokan
acı dolu bavullarında
yine gidebilirsin
Selimiye köyünün
Şarhoş eden kayıklarına
Kalırsan ben sana anlatarım
Bir gülü, bir de dikeni
Sana yazabilirim
Tükenmezliğini yitirmeyen
Hep seni yazmaya alışan kalemimle
Ben seni sevebilirim
Sen beni seversen
Okul çantam alışkındır
Senin sevdiğin romanlara
Ama ben alışkın değilim
Sen olmayan bir mevsimlere….

Avrupa’nın Gözünden Türkiye

Bir Hollandalı’nın Konya ve İslam ile ilgili izlenimlerini anlatan belgesel tadında bir derleme… Mevlevilik ve modern İslam’ın harmanlanmasının yanında Türkiye’nin içinde bulunduğu çatışmayı da anlatıyor.

Konya’da yaşayan bir adama “Mevlana kimdir” diye sorulunca alınan cevap hiç de şaşırtıcı değil : “Ahmet abeeey gel sen cevapla bu soruyu, ben bilmem…”

Temmuz ayında organizaynonunu yaptığım kültürlerin tanıtımı amaçlı, 20 yıldır gelenekleşen Mendocino Müzik ve Dans Kampı’nda farklı etnik kökenli birçok insanı bir araya getirdik.Yahudiler, Araplar, Fransızlar, Kanadalılar, Türkler, Ermeniler, Amerikalılar ve daha sayamayacağım bir sürü farklı insan, müzik ve dans için toplanıp kültürlerini tanıttılar.

Bu bir haftalık kampta en çok haz aldığım şey -dans ve Şamanlarla söyleşi dışında- Mevlevi tarikatına bağlı olan bir Amerikalı ile giriştiğim uzun konuşmalardı.7 yıl Konya’da kalıp Mevleviliği ve semazenliği öğrenmiş, Bektaşiliği kavramış, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal, dinsel ve sosyolojik dengesizlikleri görmüş…

Biz neden göremiyoruz? Ne Batılı olabiliyoruz ne de Doğulu kalabiliyoruz!

Bir yıl kadar önce bir toplantıda tanıştığım adamın “Türkiye’de develerle seyahat edenler için ayrı yol mu yapıyorlar” sorusuna neden maruz kalıyorum? Kızıyorum.Üzülüyorum.

İşte Avrupa’nın ve Amerika’nın gözünden Türkiye…

İyi seyirler..


Bekijk de video in andere formaten.