Dünyanın en eski destanı: Mahabharata (Onbin Yıllık Nükleer Savaş)

Dünyanın en eski destanı;
Onbin Yıllık Nükleer Savaş

“Bu günümüz, dünün düşünceleridir; şimdiki düşüncelerimiz yarınımızı inşa edecektir; yaşamımızı düşüncelerimiz yaratır.”

Dhammapada “Mahabharata çok büyük ve karmaşıktır ama 18 Yüzyıl öncesini çok net olarak açıklamaktadır.”

Reader´s Digest “Mysteries of the Unexplained”

“Bu öyküyü kuru bir çubuğa anlatsaydın, yapraklanır ve köklenirdi.”

Henri Michaux

Hindistan´ın ulusal destanı Mahabharata, aslında bir şiirdir ama çok büyük ve karmaşık bir şiir külliyatı olarak düşünülebilir. Sözcük sayısı “Mesnevi”den çok daha ötededir ama büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından yazılmamıştır. Sankritçe yazılmış olan Mahabharata şimdiye kadar yazılan en uzun şiirdir, “stanza” denen yüzbin kıtadan oluşur yani İncil´in 16 misli, Ansiklopedi Britannica´nın tamamı kadardır. Bazılarına göre MÖ 3.-5. Yüzyıl aralarında yazılmıştır, bazılarına göre MS. 4. Yüzyıl´da derlenmiş, bazılarına göre ise çok daha eskilerde 19-20.000 yıl evvel yazılmıştır. Hintliler´e göre Mahabharata´da olmayan bir şey hiçbir yerde yoktur. Batı dünyası bu inanılmaz dev destanı ancak, 18. Yüzyıl´dan sonra tanımıştır; o da destanın sadece küçük bir bölümü olan 1785´de Londra´da Charles Wilkins çevirisiyle yayınlanan “Bhagavad-Gita”dır.

Gece Göz Kırpıyordu Karanlığa

Karanlığın ılık rüzgarlarına boğulduğu puslu bir akşamdı.Kendinden geçmiş,herşeyden vazgeçmişti.Tırnaklarıyla kanattı toprağı ve öylece uzandı.Karanlıktı etraf,ıssız ve buruktu yüreği.Öylece bakındı etrafına gece göz kırpıyordu karanlığa.Aklında yarım kalanlar leş kargaları gibi üşüştü zihnine,dayanamıyordu artık.
Gözlerini açtı şaşkın şaşkın;güneş ışıkları mahmur yüzüyle dans ediyordu etrafta.Sabah olmuştu.Doğruldu;beyaz gülü okşadı,yaprağında kırmızı bir lekesi vardı gülün.Uzandı gülü kokladı ve o lekeyi öptü.Bir iki hıçkırdı son damla yaşta kuru toprağa süzüldü okyanus gözlerinden.Ayağa kalktı kökleri topraktan kurtulmuş yılgın yaşlı bir ağaç gibi öne doğru eğik,Dünyanın yükü altında ezilmekten korkan başını saklarcasına yürüdü.
Bildik bir yolu tutturdu ayakları,küçük dar bir patikaya doğru sürükledi bedenini.Etrafta yer yer küçük,bahçeli,şirin evler ve tanıdık yüzler vardı.Neden sonra patikanın sonunda demir bir kapıyı açtı narin elleri.Onu bir damla su diye yalvaran çiçekleri karşıladı bahçede……….
DİNO

Olasılıksız

ALINTIDIR…

Yaşamımızda yaptığımız her seçim için beklenen değer (fayda) sökonusudur. Bazen bir şans oyunu oynarken, bazen de hayatta bir seçim yaparken.. Her seçimin bir olasılığı var mıdır? Her zaman vardır bazen seçeneksiz kalsak bile..

İnançsız bir kişi gelerek Hz.Ali’ye ölümden sonra bir hayatın olmaması durumunda inananların yaptıklarının hepsinin boş olduğu üzerine uzun bir söylev verir.

Hz.Ali sessizce dinledikten sonra da o ünlü cevabını verir: -Ya varsa!

OLASILIK’ ın babası Fransız matematikçi BLAISE PASCAL Beklenen Değer teorisi ile hayatını dine adaması gerektiğini de kanıtlamıştır. Bir kaç olay olasılığının toplamını her bir olay gerçekleşirse elinize geçecekleri de ekleyerek topluyorsunuz.

hangisi daha büyüktür?

Pascal’a göre hayat iki beklenti üzerine inşa edilebilirdi;

Seyr i Sülük (Bilincin Yolculuğu)

ALINTIDIR…

İnsan hayatı boyunca hep bir arayış içindedir. Mutluluğa ulaşmak için sahip olmak istediklerinin hayalini kurar ve bu hedeflere ulaşacağı zaman mutlu olacağını zanneder büyük beklentilerle yaşar. Benlik bunları ister.. sonrası.. gerçekleşmezse mutsuz olur.. sahip oldukça daha fazlasını ister ve bu denklem sonsuza kadar uzar. Asla mutlu olmaz. Bütün mutsuzluklar, bir şeylere sahip olduğumuz zannından ve zaten olacak olana direndiğimizden doğuyor.

Özgürlük ve zorunluluk
Aşırı özgürlük ve seçim fazlalığı insanların hem maddi hem de manevi yönden dağılmalarına neden olur. Manevi yönden aşırı özgürlük “seçim fazlalığı” olarak belirir. Eğer insanın, herhangi bir konuda, seçenekleri fazla ise tereddüde düşmesi ve seçimini geciktirmesi doğaldır. Tereddüdün nedeni de bilgisizliğin sonucu oluşan bir umuttur. Oysa ki, az seçimi olan veya hiç seçimi olmayan bir insan için ne tereddüt söz konusudur, ne umut. Seçimi olmadığından hiçbir tereddüde yer kalmadan gerekli davranışta bulunur.