Dokun Yüreğime

yaşamak dediğin garip bir oyun
bazen en yukardasın bazen en dipte
bazen ortasındasın nerde olduğunu anlamazsın
biri iter sanırsın düşersin, tutunacak dalların kırılır
biri çeker sanırsın çıkarsın, tüm merdivenler senin için sanırsın
başında sen varsın sonunda da
öyle bir öykü kü bu
ne yaşadığının farkınasındır
ne de öldüğünün
nefes aldıkça yaşadığını sanırsın
beden taşır ölü bir düşünceyi
nefes alamadığını hissedersin
ölüm kol gezer sanırsın etrafında
capcanlısındır oysa
hayat garip bir oyun
içinde hep sen varsın
ya farkındasın
yada o senin farkında
fakat
hep içinde
hep seninle

susmak ve izlemek en güzeli der bazen gece
gecenin düşüne dalan binlerce fikir var
ve fikirlere eşlik eden bedenler
bazen bir çığlık
bazen bir iç çekiş
bazen doruğundasın
bazen en kuytusunda
hep seninlesin oysa
farketsende
farketmesende

Sinema Perdesine Yansıyan Aşk

Sinema hakkında fikirsel paylaşımda bulunma amacıyla “sonsuz” günlüklerine ekleme yapmak istedim.

  Bu kadar geniş bir konuyu başlıklara göre fikir paylaşımında bulunarak tartışmanın uygun olduğunu düşünüyorum. 

  Yapılmış en iyi  aşk filmlerinden kendi seçtiğim ve tutkunu olduğum sinemada beni en çok etkileyen filmlerden önem sırası olmadan yazmaya çalıştım. Yeni eklemelerde bulunursanız bu sayede izleme şansı da bulabiliriz, muhabbetle...

  *yazılan filmler son dönem 2000 ve sonrası olarak eklenmiştir.


  *Closer : Aşk ilişkileri üzerine yapılmış,son derece zekice yazılmış ve yönetilmiş,muhteşem oyuncu performanslarıyla defalarca ve defalarca izlenebilecek amerikan yapımı bir film. Jude Law,Clive Owen,Julia Roberts alışılagelmiş başarılı performansıyla Natalie Portman filmin kadrosu. Daha ne olsun dedirtecek cinsten eşsiz bir kadro. İzlenmesi ve düşünülmesi gerekenlerde üst sıralarda.

  *Luc Besson filmleri: Aşkı incelemede aşk üzerine düşünmede çok başarılı eserlere imza atmıştır. Leon gibi türüne neredeyse rastlanamayacak derecede farklı bir filmi hem yazmış hem de yönetmiştir. Filmografisindeki diğer Derinlik Sarhoşluğu,Angel-A yaptığı diğer aşk temalı filmlerindendir.

  *Won Kar Wai sineması: Tüm filmografisini ve bakış açısını aşkın oluşturduğu, aşkı gösterme üstadı uzakdoğulu sinemacı. diyecek söz bulamıyorum üstada, tüm filmeri sizi uzun süreler etkisinde bırakacak başyapıt niteliğinde:

  In the Mood For Love
  My Bluberry Nights
  2046 

Yönetmen, filmlerinde müziği eşine az rastlanır ölçüde kusursuz kullanır.

En Güzel Arkadaşım

Çocukken evcil hayvan dükkânlarının önünden geçerkenki halimi hatırlıyorum. Var gücümle direnirdim beni elimden tutup yürütmeye çalışan anneme. Dükkânın vitrininde sıra sıra, altlı üstlü kafeslerde kâh uyuyan, kâh yırttığı gazete parçalarıyla oyunlar oynayan kedi ve köpek yavrularını izlemek, mümkün olamayacağını bilsem de onlara dokunmak, sevmek için yırtardım kendimi. “Sevimli” kelimesi ne kadar anlamlıysa 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için, benim için de o kadar sevimlilerdi kedi ve köpek yavruları. Kabarık tüylerine, her daim mahmur gözlerine, o küçücük kafeslerindeki kocaman özgürlüklerineydi onlara olan ilgimin sebebi. Bilmeden yaptıklarını hoş görmek, bilerek yaptıkları için hayranlık duymak bana büyükannemden kalan bir mirastı belki de.

Kocaman yüreğine kaybettiği üç evladın anısını, savaş yıllarını, zenginliği, yoksulluğu ve yüzünden hiç düşmeyen o güzel gülümsemeyi aynı anda sığdırabilen bir cumhuriyet kadınıydı büyükannem. Evinde olduğu gibi, yüreğinde de bir köşe hep mahmur yüzlere, kabarık tüylere ait olmuştu bildim bileli. “Şeker” diye başlardı, benim bebekliğimde evini paylaştığı köpeğini anlatırken.

Felsefe İçindeki Tanrısal Matematik

Yaşam, ölümün mütemmim bir cüzüdür. İkisinin toplamı ise “din” e eşittir. İşte matematiksel ilimlerdeki kat’iyetle Tanrı’ya ulaşılabileceğini savunanların çözmeleri gereken en güç denklem:

Yaşam+Ölüm=Din.

Muayyen eşitlikte adet olduğu üzere (matematik ilminde) denklemin her iki tarafındaki niceliklerin yerlerini değiştirelim.

Yaşam=Din-Ölüm.

Şimdi soru şu: İçerisinden ölüm vakıasının çıkarıldığı bir din “yaşam”a eşit olabilir mi? Veya ikinci denklemdeki yaşam, ilk denklemdeki yaşamla özdeş midir?

Bu özdeşliğin varolduğunu ileri sürenler,” Beden+Ruh=İnsan” ve “Beden=İnsan-Ruh” eşitliklerindeki “Beden” in özdeşliğinide savunmak zorunda kalacaklardır.

Not: Tanrı, ilahi denklemlerdeki niceliklerle oynanmasına izin vermez. Ben buna “Felsefenin İçindeki Tanrısal Matematik” adını veriyorum.
k.senturk-2009

“Nosce te İpsum” ya da “Falling in Love”

Kendini bulmaya arayışı içinde yaşayan bizler ruhumuzu özgür bırakabilmek uğruna yaşarız. Yegane anlamımız kendi içimizde bir amaca ulaşmaktır. Bu bir arayıştır , dış dünyada başlar … Ne görse , işitse yaşamına katar , öğrendiklerini kendi benliğine işler ve kendinden bir birey , özgün bir varlık yaratmaya çalışır. Ancak ne fayda ki bu çalışma boşunadır çünkü insan önce kendini bilmelidir. Dış dünya sandığı şeyin kendi içsel mücadelelerinin ve duygu durumlarnın bir yansıması olduğunu ancak bu sayede bilebilecektir ve sonunda bu kendini bilme ile insan ideal dünyasının tanrısı olur. Tüm duygu durumlarını kontrol edebilen düşkünlükten (özellikle bu terimi kullandım çünkü aşk için latinece orijinalde söylenen karşılık aşka düşmek olarak kullanılmaktadır) yoksun bir varlığa dönüşür. Artık Onun için negatif bir oluş yoktur, Tanrısallaşmıştır.