Tanımlanamayan Bir His

Sevgiyi nasıl anlatabilirki insan düşünmeye güç yetiremiyorken onu? Hep bir yanı eksik kalıyorken tanımlama gayretlerinin.

Saçım sakalım birbirine geçmiş fikirlerin acımasız tufanında. Daha mı mutluyduk sanki bıyıklarımız terlemeden, kalınlaşmadan sesimiz?

İşte yine aynı ben, aynı hayallerim. Bir farklaki donup kalmışlar burnu akan, üşüyen o çocuğun yalın betonlardaki çıplak ayaklarında.

Kibrine kurban edilen insan, aklıyla birlikte herşeyini feda etmiş bu muzaffer komutana.

Sapsarı kesilmiş hayatı tutan avuçlarım, helallik bile istemeden bir başına gitmiş süt kokusu dünkü tenimden. Şimdilerdeyse pinekleyen ağır tütün tadı ağzımda.

Ama yine aynı ben, aynı hayallerim. Bir farklaki peşine düştüm büyürken tüm kaybettiklerimin.

k.senturk

Doğa Sistemindeki Karmaşa

Yazar: Doç. Dr. Haluk Berkmen

Bilimsel Makale, İstanbul

İnsanlar en eski dönemlerden beri doğada belli bir sistem, bir döngü olduğunu fark etmişlerdir. Güneşin doğup battığını, gündüz ile gecenin birbirlerini kovaladıklarını, mevsimlerin değişip tekrar geri geldiklerini saptamışlardır. İnsanlar çevrelerini anlamak ve tutarlı bir şekilde açıklamak için önce mitoslar ve destanlar, zaman içinde çeşitli doğa bilimlerini geliştirilmişlerdir. Fakat, maddeyi ve doğayı anlamak, her şeyden önce bir yorum meselesidir. Maddi dünyayı yorumlamak ise insanoğlunun en önemli uğraşları arasında yer almaya devam etmektedir.

Maddi dünyadan kasıt evren, evrendeki büyük gök adaları, dünyamız ve dünyamız üzerinde olan bitkiler ile hayvanlar ve insanlar alemidir. Hepimizin bildiği gibi değişik bilim dalları evrenin kendisi ile ve içindekilerle ayrı ayrı ilgilenmekte, ayrıntılı açıklamalar getirmeye çalışmaktadır. Bu yazıda yapmaya çalışacağım yaklaşım, tüm var olanlarda bulunan ortak bazı özellikleri gün ışığına çıkarmak olacaktır.

İnsanın Fizyobiyolojik Değişimi

Haber: Didem Çivici

İklim değişiyor; gezegenimiz değişiyor; DNA yapılarımız değişiyor; biz değişiyoruz! Değişim; son birkaç senedir belki de en çok işittiğimiz ve tartıştığımız kelime.

Her birey kendi içinde hissettiği gibi, “dışında” gördüğü dünyada da değişimlerin farkında artık. Öyle ki, bilimsel açıklamalarla desteklenen DNA değişimleri de bunun “somut” kanıtlarından biri olarak görülüyor. Şu bir gerçek ki, “değişiyoruz!”. En küçük yapı birimlerimiz değişiyor; mikro makroya yansıyor ve bu değişimi tüm kainatta seyretmeye hazırlanıyoruz!

DNA yapılarımız, şimdiye kadar bilinen 2 sarmallı karbon bazlı yapıdan 1.024 sarmallı kristal yapıya dönüşmekte. Bu değişimin hissedilen ve tahmin edilen nedeni ise, geçmekte olduğumuz boyuta ayak uydurmak diyebiliriz. Elbette ki bu değişimi kucaklayanlar sadece biz insanlar değiliz; bizimle birlikte diğer tüm canlılar; hayvanlar, bitkiler, gezegenimizin yapısı da değişmekte. “Kıyamet” diye anılan sürecin başladığı buradan da anlaşılıyor sanıyorum; değişim…

taraf olmak

Ermenilerin başına bu topraklarda neler gelmişti diye soruversek..Ama bunu akademik düzeyde değil de, öylesine soruversek geniş kitlelere..”öyle olmuştur” veya “hiç alakası yok, asla öyle olmamıştır” cevapları arkasında binlerce insan bulacağımız şüphe götürmez değil mi?

Sadece bir örnekti..Asıl sormak istediğim şey şu; Minimum neye (ya da nasıl bir öz sermayeye) sahip olduktan sonradır ki ancak, insan herhangi bir sorunsala taraf olabilmeyi hak ettiğine inanır?

Hadi kestirmeden söyleyeyim, Uğruna sokaklara dökülücek kadar kati taraftarı olduğumuz hususlarda, aslında söylediğimiz ve iddea ettiğimiz şeyin kendisine bazen hiç olmayacak kadar cahil olmamız ne ile açıklanabilir?-(ki bence bu durum kitlesel düzeyde realitenin kendisi olmakla kalmayıp,aynı zamanda test edilebilirdir de. Örneğin akademik bir konsey önünde yapılacak bir yoklamanın ardından, “taraf olduğu hususta bütünüyle cahildir” kanaatine varılması binlerce insan için pekala mümkün olurdu diye düşünüyorum)