(1-“tarihsel,toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada,sonraki nesillere iletmede kullanılan,insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü”
2-“bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü”
TDK)
tdk nın sözlüğünde kültür için yukardaki iki tanım yapılmakta.
“kültür”, bu kelime bir çoğumuzun rahatlıkla kullandığı,anlamı gayet basit görülen bir kelime(kelime diyecek kadar somut bir ifade kullanıyorum çünkü tartışmaya açtığım şey beni buna zorluyor)
ancak bu kelimeyi gerçekten anlamaya çalıştığımızda çok geniş bir ilişkiler yumağıyla karşılaşıyoruz.Bu kelimeyi anlamlandırmak için günümüzde sosyolojiden ,felsefeye,psikolojiden ,ekonomiye bir çok disiplinle uğraş vermek zorundayız.Ancak 1980 li yıllara kadar akademik alanda bu konuyla ilgili pek bir araştırmayla karşılaşmıyoruz taki Raymond willams ın uğraşlarına kadar.bu gerçekten şaşırtıcı bir durum.bunun için bu konuyu sizinle paylaşıp bazı sorular sormak istedim
1-“nedir kültür?”
2-“ortak bir kültür tanımlaması yapılabilir mi?”
3-“türkiyede “kültür” ne anlamlarda görülüyor?”
Kategori: Genel
Kader DNA’nın Neresinde
DNA VE GENLER
Çözüldükçe sırrı artan çok bilinmeyenli bir bulmaca gibi DNA’larımız…
Hücrelerimizde çok sayıda DNA taşırız. Genetik bilgi bir dil gibidir. Alfabemizdeki harfleri bir araya getirerek kelimeleri, sonra da kelimeleri birleştirerek cümleleri, sonra paragrafları ve kitapları yazarız. DNA’da:
• Alfabe sadece 4 harften ibarettir
• Her harf baz veya nükleotid denilen kimyasal bir molekülü temsil eder
• Kodon adı verilen genetik kelimeler bu harflerden oluşmuştur
• Genetik dilde bütün kelimeler (kodonlar) sadece 3 harften oluşmuştur
• Bu kelimeler bir araya gelerek genler adını verdiğimiz cümleleri oluştururlar
• Bütün cümleler bir araya gelerek genetik bilginin tamamını içeren bir kitabı yani genomu meydana getirirler.
(DNA (Deoksiribonükleik asit); karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfat atomlarından oluşan ve hücrenin bütün hayati fonksiyonlarında rol alan dev bir moleküldür. DNA’yı oluşturan nükleotidler üç bölümden meydana gelmişlerdir. İnsan hücrelerinde bulunan DNA yaklaşık 3 milyar baz çiftinden oluşmuştur ve yaklaşık 1 metre uzunluğundadır.)
YAY HAYATTIR, OK NİYET, HEDEF İSE AMAÇTIR
ALINTIDIR…
Hepimiz ilâhi iradenin okçularıyız. Bu sebeple hangi aletleri nasıl kullanacağımızı bilmeliyiz. Benden size önemli birkaç tavsiye…
Yay
Yay hayattır… Bütün enerji ondan gelir. Ok bir gün mutlaka terk edecektir. Hedef ise uzaklardadır. Ama hayat her zaman sizin yanınızda kalır, bu yüzden ona nasıl iyi bakacağınızı bilmeniz gerekir. Durgun kalacağı dönemlere ihtiyacı vardır. Her daim kuşanılmış ve gerilmiş halde tutulursa gücünü kaybeder. Bu yüzden gücünüzü tazeleyebilmek için dinlenmeyi kabul etmelisiniz. Böylece yeniden yayı germek için asıldığınızda gücünüz eksiksiz olur.
Yayın bilinci yoktur: O okçunun elinin ve arzularının bir uzantısıdır. Öldürmeye ya da düşünmeye hizmet eder. Bu yüzden her zaman amacınızı net olarak belirleyin.
Yay esnektir ama yine de onun da sınırları vardır. Kapasitesinin ötesinde herhangi bir girişim onu kıracak ya da onu tutan elleri tüketecektir. Bu durumda yayın yanı sıra kendi bedeninizden de size verebileceğinden fazlasını talep etmeyin. Ve unutmayın, bir gün yaşlılık zamanı gelecek, bu bir lanet değil bir nimettir.
Aşk
Aşk
Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk ‘ı soran sizler,
Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
Yaşam ‘dan ve Ölüm ‘den, Yaşam ‘dan daha acayip, Ölüm ‘den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam ‘ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı ‘nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
Dün kapısından geçenlere Aşk’ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
‘Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.’
Yiğit bir genç karşılık verdi:
‘Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.’
Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
‘Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.’
Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
‘Aşk Şafak ‘ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.’
Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
‘Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.’
Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
‘Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.’
Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
‘Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.’
Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
‘Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
Yaşam ‘ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.’
Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
‘Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk ‘un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.’
Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
‘Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.’
Ve böylece Aşk’ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
‘Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk ‘tır.’
Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
‘Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap…
Tanrım beni kutsal ateşine at…’
Halil Cibran
Kayıp sular…
En çok Stephen King okuyan en büyük abla kardeşleri üzerinde de sevgisiyle büyük bir etki bırakıyordu.
Aynı etkiyi geçtiğimiz günlerde Maraş’ta ölüme giderken de göstermiş ve dört kız kardeş birlikte suya atlayarak ölümün soğuk koynuna girmişlerdi.

Yine bugünkü haberler de bir annenin iki kızını da yanına alarak birlikte köprüden atlayarak ölümü seçtiğini yazıyordu.
Her iki olayın kahramanları da Doğu’dandı. Öldüklerinde Doğu’da olmasalar da Doğu’nun kadın üzerindeki öldürücü baskısı gittikleri hiçbir yerde onları rahat bırakmamıştı.
Maraş’ta en büyük ablayı bir gün önce birileri istemeye gelmişti, ancak abla istemediği biriyle evlenmek istemiyordu. Nasıl isteyebilirdi ki, okuduğu King’in kitaplarında anlatılan hayatlardan ne kadar uzaktı öyle! Yine aynı kitaplar, istenilmeyen şeylere karşı mücadele edilmesi gerektiğini söylemiyor muydu? Üstelik izledikleri aşkı anlatan bu kadar filmler, bu kadar şarkılar varken…