İçinde bir ANlayış duyumsarsın
Tam merkezinde kalır ve bakarsın
Yaşamın tanıklığındır
Tanıklığın yaşamın
Özdeşleşmeden OLanla
Reddetmeden, benimsemeden
Yapışmadan ve yapıştırmadan
Kalbinin sesi olup AKarsın
Yaşamın tanıklığındır
Tanıklığın yaşamın
Gürültü içinde sessiz kaldığında
Her sesin içindeki renkli tınısı ile uyanırsın
Dışında bildiğin her ses
İçinden çıkmakta ve yankılanmakta
GÖZün, kalbin ve yaşam merkezin
Işığının piramidinin noktalarıdır
Her nokta, geçtiğin kapılardan
Anlayışınla dolar ışıkla
Her kapı içinden bir başka kapıya açılır
Birini kapatırken diğerine açılırsın
Sarmalın her noktası ışıkla dolar
Sen ışık OLursun
Yaşamın ışıktır
Işık yaşamın ilk kaynağı
Işığın karanlığında BiR noktadır
Tüm noktalar BiR Olur ışığınla
Dönerek kapılardan geçer
İçinde BiR anlayış duyumsarsın
Yaşamın tanıklığındır
Tanıklığın yaşamın..
Kategori: Genel
Bir Adı Vardı…

Sönmekte olan bir yıldız
Ağzında büyüyen bir lokma ekmek parçasını boğazına düğümlenen hıçkırıklar arasında yutmaya çalışıyordu. Masamıza izin isteyip oturduğundan itibaren zorla tutmaya çalıştığı gözyaşları, aniden bardak boşanırcasına yanaklarından aşağıya süzülmeye başladı. Elindeki ekmeği masasına bıraktı. Başını ellerinin arasına alarak sarsılarak ağlamaya devam ediyor ve titreyen dudakları arasından anlamsız kelimeler dökülüyordu. Kardeşim ve oğlıumla birlikte ne yapacağımızı , ne söyleyeceğimizi bilmeden şaşkın gözlerle onu izliyorduk. Bir müddet sonra toparlanmaya çalışarak, yaşlarla dolu ıslak gözlerini bana çevirdi. ‘Lütfen bana yardım edin! Ben kötü bir kadın değilim’ Bozuk bir plak gibitekrarladığı sözlerine bir son vermesini ve sakin olmasını söyledim. Gözlerini uzattığım peçeteye kurularken tekrar’ bana yardım edecekmisiniz?’diye sordu.
Sıyrılmak ve Beklemek
“Konuşuyoruz, konuşuyoruz ve hiç aklımıza getirmiyoruz ki, sözcüklerin gerçekten var olmak için dinleyişle beslenmeleri gerekir.”
Susanna Tamaro’nun bu cümlesini okuduktan sonra, “susmanın” ve “dinlemenin”, gündelik hayatın bizi içine çeken “zamansızlığını” aşmak olduğunu hissettim. Yaşamak, kendimize, sevdiklerimize ve susmaya zaman ayırmaktı. Belki de sadece gün batımına bakarak, bir ağacın yapraklarında kaybolarak, bisikletimizle giderken bizi okşayan rüzgarı selamlıyarak, ya da yanımızdan geçen bir çocuğunu başını okşayarak “kaybettiğimizi” sandığımız ama aslında kazandığımız anlardı yaşam…
“Zamanı anlayabilmek için, onun en derin manasını kavrayabilmek için, onu yorumlamak yerine, ondan sıyrılmayı bilmek gerekir”, diyor Tamaro ve ekliyor:
irade
Öncelikle sayın sonsuz, bu kelimeyi sitenizde arattım( hani sonra bu konu zaten sitede vardı demeyesiniz) fakat o kadar çok -irade- içerikli yazı çıktı ki karşıma açıkçası hepsine bakmaya üşendim fakat aradığım sorunun cevabını onlarda bulamayacağımı hissettim.
Nasıl iradeli olunur bunu merak ediyorum. bu sitedeki arkadaşlar nasıl iradeli oluyorlar? bir karar alıp sonra da kararın arkasında durarak iradeli olmanın beş temel şartını arıyorum, kısaca deneyimlere ihtiyacım var. (lütfen kimse ukalalık satmasın, bunun ne bana ne de ukalaya bi faydası olur, yani şu tarz cümleler okumak istemiyorum: siz iradeli olmayı kendiniz becermelisiniz, bu konuda kimse size yardımcı olamaz… bu yaşa geldiniz iradeniz yok mu(!) iradesiz olmak kişiliksiz olmaktır…..)
Bazı site sorumluları da -iradesiz olmayı önemsemeyiniz, siz önemsemezseniz bu hastalık zamanla kendiliğinden ortadan yok olacaktır- üslubunda sorumu hafife almasınlar lütfen.
Can Yucel’den – Bağlanmayacaksın
Siteyi gezerken okudugum siirlerden biri (hangisi oldugunu unuttum. balik hafizaliyimdir ben:)) bana Can Yucel’in bu siirini hatirlatti.
Cok severim..
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…