Pulsar

Beni bekliyorsunuz ama çıkamıyorum burdan,
batık bir denizaltı gibi boylu boyunca yatıyorum
yatağımda
Azınlık raporları yolluyorum
bezginim, baygınım, sıkkınım
Beni bekliyorsunuz ama yeterince güçlü değil
niyetiniz
kovalar dolusu pulsar dökülsün ki
ciddiyim
Bir nötron kadar yansızım
nötrino kadar yalnız!
Kulağıma kadar ulaşıyor kalbinizin atışları
zorlamak istemem, duymaksızın yakarışları
Bir ok atımı uzaktasın sadece biliyorum,
dur söyleme zahmet etme
varlığımın cidarları sızlıyor
sen hala bekliyorsun,
toz olmadan önce, rüzgardan önce gel
sahte haberlere kanmıyoruz artık
herşey dile geldi baksana
gel, gerçekten toz olmadan gel.

S.A

19.11.2009 – Beylerbeyi

 

http://en.wikipedia.org/wiki/Neutron_star

Israrcı Âşık

 

Israrcısın bugün, duyduğumu biliyorsun

Ama yine de tekrar tekrar sesleniyorsun

Bir kamaşmasın boğazımda ve beni en dipten

Yoklayan öncü bir deprem misali geliyorsun

Adeta bir orgazmın başlangıcında durup kalıyorum

 Dalıyorum, sessizliğin içine burgaç gibi dalıyorum

Tükrük bezlerim fazladan mesai yapıyor, dilim kamaşıyor

Aydınlıksın bugün, ferahsın ama biliyor musun

Kıskançmışsın sen, şimdi fark ettim

Bırakmıyorsun beni başka bişey yapmaya

Seninle olayım, sırf seni dinleyeyim istiyorsun

 

Bugün tam midemin ortasından tıklatıyorsun kapıyı

Seni beklemek öylesine haz verici ki inan gönüllüyüm

Kıskançlığına boyun eğmeye, gönüllüyüm sana

Midemden yukarı çıkışın göğsümde genişliğin

Ve sonra hemen gırtlağımdan ağzıma kulaklarıma

Gelişin büyük bir haz, seninle olmak harika

Ya ağzımdan ya parmaklarımın ucundan döküleceksin

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>Işıklı neon tabelaları gibi, yapraktaki çiğ tanesi gibi
seni görmezden gelmek olasılığı binde kaç aşkım?

Müjdemi istiyorum artık ne koparsa gönlünden

Hiyerarşik değil holoarşik artık dünyamız

Kayıp olasılıklar yokmuş öğrendik, bulduk yeniden

 

 

Sa

29.10.09 – Beylerbeyi

 

Seyirciler için

Ben dağınık ipeksi atalarımın uzantısıyım.
Güldüğümde hepsi adına
Kızdığımda, ağladığımda yine hepsi adına
yapmaktayım.
Hiç yalnız olmadım
dağınık ipeksi atalarımın
surete bürünmüş bütünlüğüyüm.

31.12.04

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Başka bir HALe girdiğimde bildiklerimi
dönüşte unutuyordum önceleri
şüphe giriyordu yeniden içime
sonra bunun yolunu da buldum
Bildiğimde, bunu şifreledim
ve o konuda bir daha asla
düşünmeyeceğime yemin ettim.
Böylece artık yalnızca birleşmediğim
bilgileri düşünüyorum.
Bu süreyi de iyice daraltmak için
zihnime oyalanacak şeyler buluyorum
ne kadar düşünemezse o kadar VAR edemez
zor, oyunu bozar derler, doğrudur belki
Kahkahalar dökülüyor içimden
giderek artan tonlarda
giderek artan sürelerde
Bir hayvan bile daha karmaşık benden
bazen salata beni yer  sanıyorum.

 ***

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Zihnim bir arena
seyirciler var onbinlerce
ve her seferinde bir zavallı boğa
atıyorum orta yere
beklentisizim boğanın kaderine
ve dahi matadorun hünerine
beni ilgilendirmiyor uğultuları
gösteri bittiğinde sessizlik doluyor birden
hiç izin vermiyorum dağılmasına
seyircilerin
derhal yeni bir boğa sürüyorum ortaya
vız geliyor ne yaptıkları bana
rahatım, huzurluyum, dertsizim

Eskiden matador sanırdım kendimi
seyircilerimin bolluğuyla övünürdüm
boğanın acısıyla dövünürdüm!
Üstelik boğalar kendi gelen cinsindendi
ve ben hep o arenada yaşardım kaderimi
övünmek için
dövünmek için
seyirciler için…

sa

31.12.2004

Ne Zaman Geleceksin-iz?

 

Bütün gün rüzgâr esti, nerdeydin sen?

Komşu evlerden rüzgâr çanlarının sesleri geliyor

Hepsi ayrı tonda, incesi var acıklısı var

Bazıları pes perdeden tok tok tok geliyor

Gece oldu hala rüzgâr var, nerdeydin sen?

Bu denli kalpsiz olabilir misin? Olabilir misiniz?

Beş milyar yıl sonra güneşimiz patladığında

Söyle o zamana kadar gelir misin? Gelecek misiniz?

Hadi git gerçekten ne istiyorsan onu yap

Hep böyle demedim mi ben sana? Demedim mi size

Günlerdir rüzgâr esiyor, acımasızca çarpıyor kapıları

 Soğuk değil yine de üşüme geldi bana

Midemin üstünde bir serinlik var son zamanlarda

Rüzgâr çanları öyle güzel ki, hadi gel de kulak ver

Yalnızca istediğini yap, sonuna kadar masum kal

Demedim mi sana hep, masumlar yıkılamaz

Ah gölgeler öyle güzelsiniz ki, öyle gizemli

Ve sitemkâr bazen

Ne zaman geleceksin, beş milyar yıl kaldı

Biliyorsun zaman dar, rüzgâr da hiç durmadı.

s.a

07.09.2009 – Bodrum

Vivaldi’nin Çellosu

Bir arkadaşım Vivaldi’nin Çellosunu hediye getirmiş bana, Yo-yo MA’nın yorumuyla. Şimdi dinliyorum. Tarifsiz bir güzellik… Güleyim mi ağlayayım mı bilemez haldeyim, ayağa kalkan duygularımın yönünü saptayamıyorum. Bir süredir ayrı düşmüştük V ile, evdeki Cdlerin nerdeyse hepsi gözlerden uzak bi yere saklanmışlardı. Özlemiştim, çok özlemişim.

İnsana böylesine coşku hissettiren bi şey tanrısal olmalı işte. Daha önce de günlüğüme not aldığımı hatırlıyorum, bi insanın ismi içinde iki adet “V” olması pek normal değil demiştim! :))) Niye diye sorsanız, cevap veremem.

Bu şahane müzik eşliğinde biraz serbest çağrışım yapayım:

Gök kubbe  nurdan, meşaleler keza onurdan
Sorma bana ne haldesin diye, ben ben değilim şu an
deniz deniz dalgalar, mavinin her tonu aralarda lila
beyaz köpükler, yeşil çizgiler belli belirsiz dalgalar
geri geri çekilirken birden, beyaz bir yelken girer tabloya
sular kıpırdaşır oynaşır, duygular uyanır, ürperir
Ne yaptığını biliyor biliyor! diye bağırmak isterim
İşte mevcudiyetinin sorumluluğunda bir adam
Ey analar bacılar gitmemiş emekler boşa
Haydi muştula, yere göğe, çiçeğe kelebeğe ağaca
Her satırda yeniden kuruyor sanki dünyayı
rahatına düşüp de öncekine dayamamış sırtını
Misket var bilya var ışıltı ışıltı her yer ışıltı
bütünselliğin mükemmelliğine derin bir yakarı
Talepleri ne kadar yalın ne kadar ince, asil
Dayatırken bile altı dolu buyurganlığının
Gelgitleri, hayat gibi örülmüş ince  nakışları
Ne yaptığını biliyor, gerçekten biliyor bu adam
vazgeçersin herşeyden, ölüm bile hoş gelir bu akışa,
karışırsın yok olursun seve seve, böylesi bir ummana.

sa.
27.08.2009

Antonio Vivaldi (Venedik, 4 Mart 1678– Viyana, 28 Temmuz 1741), İtalyan barok besteci.

Beş yüzden fazla konçerto bestelemiş ve konçertonun babasıdır. Klasik müzikle ilgisi olmayanların bile bildiği Dört Mevsim Konçertosu adlı eseri yaratmış bestecidir.

 Antonio Vivaldi, Giovanni Vivaldi ve Camilla Calicchio’nun ilk çocuğu olarak 1678’te Venedik’te dünyaya geldi. Lakabı Kızıl Rahip’ti. Babası, önceleri berberlik yapmış, daha sonra ise başarılı bir kemancı olmuştu. Vivaldi, ilk müzik eğitimini babasından almıştır. Annesi ise bir terzinin kızıydı.

Bir papaz eğitimi alan Antonio Vivaldi 1703 yılında resmi ilk görevine atandı. Ama aynı yıl başka bir işe daha girdi. Ospedale della Pietà adındaki bir kızlar yetimhanesinde keman öğretmeni oldu. Buradaki görevi yetim ya da sakat kızlara keman çalmayı öğretmek ve onlara konserlerde seslendirmeleri için her ay iki konçerto yazmaktı. 1709 yılında bu görevinden ayrılmak zorunda kaldi. Bu dönemde Vivaldi besteci olarak dikkat çekmeye başladı. Op. 1 sonat seti 1705 yılında yayımlandı.

1709’da Op. 2 keman sonatı’nı Danimarka Kralı IV. Frederik’e ithaf eden Vivaldi, bu sıralarda konçerto yazmaya başlamıştır. Hollandalı yayıncı Estienne Roger, Vivaldi’nin 12 konçertodan oluşan L’estro Harmonico adlı eserini yayımladı. Bu dönemin en etkili müziksel yayını oldu. Almanya dışına hiç çıkmayan Bach’in müziğinin İtalyan yanının oluşmasında önemli bir yeri vardır. 1714’te Vivaldi’nin konçertolarını duyan Quantz, Albinoni ile birlikte Vivaldi’ye konçertoda reform yapmaları için ödenek bağlamıştır.

1737’de görevde yaptığı Ferrara’nın yöneticileriyle Vivaldi arasında sergilenecek operaların seçimi konusunda çıkan anlaşmazlık Vivaldi’nin işinden olmasına yol açtı. Bu olayın ardından Vivaldi, Amsterdam’a yerleşti. 1741’de Graz’da Anna’yı dinlemek için Avusturya’ya yaptığı yolculuğu sırasında Viyana’da konakladığı bir dulun evinde öldü. Hemen aynı gün kimsesizler mezarlığına gömüldü.

Vivaldi’nin 500’den fazla konçertosu vardır. Yazdığı konçertolarıyla konçertonun babası diye anılır. Farklı enstrümanlardan yararlanmayı çok seviyordu. Hiç kimse viyolonsel’den solo enstrüman olarak onun yararlandığı kadar yararlanmamıştır. Fransız Barok müziğinde nefesli çalgılar ağırlıktayken, onun müziğinde yaylı çalgılar önem kazanır. 230 keman konçertosunun yanında, flüt, obua, çello, viyola, mandolin konçertoları vardır. Klasik müzikle ilgisi olmayanların bile bildiği Dört Mevsim Konçertosu en sevilen eseridir. Kendisinin 94 tane opera yazdığını söylemesine karşın, bunların ancak 50’si günümüze ulaşabilmiştir. Bitmek tükenmek bilmeyen bir müzik dehası olan Vivaldi’nin hırslı ve güçlü kişiliği, müziğine de yansımıştır.

Vivaldi’nin adı yüzyılımıza dek pek tanınmadı. Ancak 1920’den sonra yapılan araştırmalar sonucunda Vivaldi’nin yüzlerce eseri gün ışığına çıkmaya başladı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Antonio_Vivaldi

Opera, her ne kadar Vivaldi için önemli olsa da, bugün Vivaldi’nin önemi, bestelediği keman eserlerinde yatar. Çok usta bir çalgıcı olan Vivaldi’nin keman çalışını izlemiş olan Alman gezgin Johann Friedrich Armand von Uffenbach onun için “kimse bugüne kadar böyle çalmadı ve bundan sonra da çalamaz” diyordu.