Kuşlu Kadın ve Yeni gün

İlk yağlı boya deneyişim: Kuşlu kadın… Belki daha bitmemiştir, atraksiyonları öğrendikçe tamamlarım artık

kuşlu kadın

*

YENİ GÜNe

Gündüz köpekler uyurken muhabbette kuşlar

Çeşit çeşit dillerde pek bi konuşkanlar

Horozlar köpeklerin gündüz temsilcisi

Bir sağ komşudan bir sol çaprazdan

Bazıları yetişkin, iyi hatip bunların

Bir kısmı ergenlik yaşında daha

Bazıları da akortsuz erişkinler olmuşlar.

Gecelerin hilafsız hakimleri köpekler

Başlayınca hav havlara, yıldızlı gökyüzünden

Atılır şöyle geniş bir ağ aşağılara

Kimisi ağaçlara takılır kimisi bacalara

Belli belirsiz bir ışıma, alaca karanlıktan daha bi kara

Gecenin seslerini örter hafif titrek, biraz kederli

Toprak da boş durmaz o da hareketlenir,

Buğulu bir kabarma ile kokusunu salar

Yukarı yukarı uzanır, sanırsın parmaklarının ucunda

Yaşlanmış bir balerin, formu yerindedir hala

Aşağı ve yukarı böylece aşkla buluşup öpüşürler

Yıldızların gölgesinde, köpekler şahittir

Bir de sarhoşlar belki

Gün doğmadan kuşlar da uyanır

Dahil olur koroya, çiçekler fışkırtarak kendilerini

Ve böcekler de temizliğin son aşamasında

Heyecanla hevesle koştururlar, ağaçlar hep sakin ve olgun

Katışırlar birbirlerine, yeni güne yeni güne hadi yeni güne

Kokuludur rüzgarın fısıltısı, duyulmayan davullar eşliğinde

Hep bir ağızdan bağrışırlar, Heeeeyyyy… Yeni güneee.

sa- Fethiye 03.04.09

İçe Kapanış

Derdim: yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte;
Toplasın acı meyvesini nedametin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplarıyle eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

CHARLES BAUDELAİRE

Bir tapınaktır doğa

Bir tapınaktır doğa, sütunları canlı
Anlaşılmaz sözler duyulur zaman zaman
Sembol ormanları içinden geçer insan
Tanıdık bakışlar süzer gibidir sizi

Bir derin, bir karanlık birlik içinde
Aydınlık kadar sonsuz, gece kadar geniş
Uzaktan söyleşen uzun yankılar gibi
Renkler, sesler, kokular karışır birbirine

Kokular vardır çocuk tenlerinden taze
Obua sesinden tatlı, çayır gibi yeşil
Kokular da vardır azgın, zengin, gürül gürül

İnsana sonsuz şeylerin tadını veren
Misk, amber, aselbent, buhur gibi kokular
Duyuları, düşünceyi alıp götüren

Charles Baudelaire

İnsan ve Deniz

Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;
Deniz aynandır senin, kendini seyredersin
Bakarken, akıp giden dalgaların ardından.
Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.

Haz duyarsın sulardaki aksine dalmaktan;
Gözlerinden, kollarından öpersin; ve kalbin
Kendi derdini duyup avunur çoğu zaman,
O azgın, o vahşi haykırışında denizin.

Kendi âleminizdesinizdir ikiniz de.
Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin;
Sırlarınız daima, daima içinizde;
Ey deniz, nerde senin o iç hazinelerin?

Ama işte gene de binlerce yıldan beri
Cenkleşir durursunuz, duymadan acı, keder;
Ne kadar seversiniz çırpınmayı, ölmeyi,
Ey hırslarına gem vurulamayan kardeşler!

Charles BAUDELAIRE
Çeviri: Orhan Veli KANIK

Resim. Sa