NECRONOMICON – DELİ ARAP’IN TAIKLIĞI (III) son

Üç oyulmuş sembolden birincisi, Yıldızların ötesinden gelen bizim Irkımızın sembolüdür ve Kıdemli Tanrıların temsilcisi olan katibin bana öğrettiği dilde ARRA olarak adlandırılır. Kadim Babil şehri dilinde ise UR denirdi. Bu, Kıdemli Tanrılar ile yapılan anlaşmanın mührüdür, bunu verenler, gördüklerinde bizi asla unutmazlar. Bunun için yemin etmişlerdir.

Gökyüzünün Ruhu, Hatırla!

İkincisi Kıdemli Tanrıların işaretidir, ve uygun kelime ve şekillerle kullanıldığında Kıdemli Tanrıların Gücünü çağırmanın anahtarıdır. Onun bir adı var, ve buna AGGA denir.

Üçüncü işaret Gözcü’nün mührüdür. BANDAR olarak adlandırılır. Gözcüler Kıdemli Tanrılar tarafından gönderilmiş bir ırktır. Uygun ritüeller ve kurbanlar yerine getirildiğinde birileri uyuduğunda nöbet tutar, aksi halde, çağrıldığında, kişinin aleyhinde davranır ve ona saldırır.

Bu damganın etkili olabilmesi için taşa kazınması toprağa konması gerekir. Veya, bir sunak taşına konması gerekir. Yada, Dua Taşına çakılmalıdır. Veya, metal bir Tanrı veya Tanrıçanın üstüne kazınıp, hürmet etmeyenlerin görmeyeceği şekilde boyunda taşınmalıdır. Bu üç işaretten, ARRA ve AGGA tek başlarına ve ayrı olarak kullanılabilirler. Ancak BANDAR, kesinlikle tek başına kullanılmamalıdır, yalnızca bir veya diğer ikisi ile birlikte kullanılabilir, Kıdemli Tanrılar ve Irkımız ile yapılan Anlaşmanın yemini Gözcü’ye hatırlatılması gerekir, aksi takdirde, Kıdemli Tanrılar insanların gözyaşları ve kadınların feryatları üzerine yardıma gelene kadar, sana saldırır, katleder ve şehrini harap eder.

Ateşin küllerinden alınan ve ay’ın ışığına maruz kalan metal tılsım, Dış Dünyaya açılan Geçitten gelecek herhangi bir şeye karşı güçlü bir mühürdür, onu gören senden geri çekilecektir.

YALNIZ YÜZEYİ AY IŞIĞINA MARUZ KALIRSA KORUMA SAĞLAR

Bunun için, bulutlu veya ayın karanlık olduğu günlerde, engeli kırıp Kadim Diyarlardan gelen iblislere, veya onların dünyadaki hizmetçilerine karşı koruması daha azdır. Bu durumlarda, ay ışığının dünya üzerine tekrar parlamasına kadar baş vurulacak başka bir şey yoktur, ay Zonei bölgesinin en kıdemlisidir, ve bizim anlaşmanın yıldız sembolüdür. NANNA, Tanrıların Babası, Hatırla!

Bundan dolayı, tılsımın dolunayda saf gümüş üstüne kazınması gerekir, kazıma işlemi yapılırken ay’ın yapılan işin üstünde parlaması gerekir, ve ay büyüsünün öz’ü ile bu kitapta emredilen ritüeller uygulanmalıdır. Ve tılsım hiçbir zaman Güneş ışığını görmemelidir, çünkü o zaman UDU olarak adlandırılan SAMMASH kıskançlığından mührü gücünden mahrum bırakacaktır. Bu durumda, tılsıma kafur banyosu yapılmalı ve büyü ile ritüeller bir kez daha tekrarlanmalıdır. Fakat, en doğrusu yeni bir tılsımın kazınmasıdır.

Yaşamımın acısı içinde sana verdiğim bu sırları hürmet etmeyenlere, sürgün edilenlere veya Kadim Yılana tapanlara ifşa etmemem, ve bu konuda her zaman sessiz kalarak, yalnızca senin kendi kalbinde saklaman gerekir.

Huzur içinde ol!

Bundan böyle, MASSHU dağındaki o kaçınılmaz geceden sonra, şehirlerden uzaklaşarak bana verilen gizli bilgi anahtarının peşinde koştum. Bu acılı ve yalnız bir yolculuktu, ne bir eş bulacak zamanım ne de burası evim veya köyüm diyebileceğim bir yerim olmadı, çoğu kez mağaralarda ve çöllerde olmak üzere birçok şehirde hayatımı sürdürdüm, tüccarlarla pazarlık eden ve onların haber ve adetlerini bilmesi gereken bir seyyah olarak birçok lisanı da öğrendim. Pazarlıklarımı gezdiğim bu şehirlerde bulunan Güç’lerle yaptım. Çok geçmeden, daha önce bilmediğim, belki yalnızca hayal ettiğim, pek çok şeyi anladım. Gençlik arkadaşlarım beni ve ben de onları terk ettim. Ailemden ayrıldıktan yedi yıl sonra, hiç kimsenin bana açıklayamadığı nedenlerden dolayı hepsinin intihar ederek öldüklerini öğrendim; kabileleri ise bilinmeyen bir salgın hastalığın kurbanları olarak öldüler.

Bir dilenci olarak dolaştım ve bu şehirlerdeki yerel halkın yardımları ile beslendim, sıkça da sarhoşlukla suçlanarak ve hapse atılmakla tehdit edildim. Fırsat buldukça, benim de gerçek bir bilgin olduğuma bazı bilginleri ikna etmeyi becerdim ve böylece büyücülük, sihir ve simya ile ilgili olan kadim kayıtları okuma izni aldım. Büyünün insanları hasta ettiğini, veba, körlük , delilik ve hatta ölüme sebep olduğunu öğrendim. Pek çok iblis ve şeytan tanrının var olduğunu, ve Kadim Tanrılar hakkındaki eski efsaneleri öğrendim. Böylece, görüntüsü dehşete, korkuya ve bazılarına göre de sıra dışı bir ölüme dahi sebep olan, kafatasını ikiye ayıran Kılıç olarak da adlandırılan, dişi şeytan LAMMASHTA’ya karşı kendimi koruyabileceğim yeteneklerle donandım.

Zamanla, bu Kara Dünyanın Kitabında bahsedilen tüm şeytanların, iblislerin, ifritlerin ve canavarların isimlerini ve özelliklerini öğrendim. Yıldız Tanrılarının güçlerini, ihtiyaç durumunda yardıma nasıl çağrılacaklarını öğrendim. Ayrıca, ismini burada yazamadığım, Kadim Zamanlardaki Kadim Tanrıların, Kayıp Tapınağının girişini koruyan, yıldız ruhlarının ötesinde hüküm süren korkunç yaratıkları da öğrendim.

Ateş ve kılıçla, su ve hançerle, ve MASSHU’nun belirli yerlerinde yetişen bilinmeyen bir bitkinin yardımıyla tepelerde yaptığım yalnız seremoni ve ibadetlerde o kayanın önünde farkında olmadan yarattığım ateşle, bu bitki şuuruma büyük bir güç verdi ve cennete olduğu gibi cehenneme kadar olan çok büyük mesafelere seyahat ettim, Rahiplerin, Bilgeliği bulmak için semalar arasında geçişler yaptıkları seyahatlerde güvende olmalarını sağlayan tılsım ve muskalar için formüller aldım.

Fakat şimdi, seyahatlerimden bin bir aylar sonra, Maskim topuklarımı cimcikledi, Rabishu saçlarımdan çekti, Lammashta ürkütücü dişlerini gösterdi, AZAG-THOTH körleşmiş bir neşeyle tahtında, KUTULU başını kaldırıp öbür dünyadan, Abyss’ten bakarak, gözlerini üstüme dikti; bu nedenle gerçekten acele ile yazdım bunu, gerçi bazı törenlerde veya formüllerde ya da kurbanlarda hata yaptığım belli oldu, şimdilik ERSHKIGAL’in bütün ordusu bekliyor, hayal kuruyor, benim gidişime memnuniyetini belirtiyor. Rahip ABDUL BEN-MARTU gibi Kudüs’te yok olmadan (Tanrılar onu hatırlıyor ve bağışlıyor) Tanrılarıma yalvarıyorum. Zonei’de güç aradığımdan Kıldani Anlaşmasını bozdum ve kaderim bundan böyle yıldızlarda kayıtlı değil. Ay’a ayak bastım ve artık ay’ın benim üstümde gücü yok. Başıboş dolaşmaktan tanrıların cennette yazdığı harflerin üstünde hayatımın çizgileri silindi. Ve hatta şimdi dahi o kaçınılmaz gecede olduğu gibi dağlarda uluyan kurtları duyabiliyorum, benim ve Diğerlerinin isimlerini çağırıyorlar. Bedenim için korku içindeyim, ama daha çok ruhum için korkuyorum.

Her zaman, her boş anında hatırla, Tanrılardan seni unutmamalarını dile, çünkü onlar unutkan ve çok uzaktalar. Ateşini yüksek tepelerde ve tapınakların veya piramitlerin tepesinde yak ki seni görsünler ve hatırlasınlar.

Vermiş olduğum her bir formülü kopyalamayı her zaman hatırla, değeri kaybolacağından geri çevrilmesin diye, onun üstünde, ne bir satırında nede bir noktasında bir kıl kadar dahi bir değişiklik yapma, veya daha da kötüsü; o durumda GANZIR Geçidi çökmüş bir yıldız, Ölüm Geçidi, Gölgelerin ve Kabukların Geçidi olur. Yazılı olan büyülü sözleri burada emredilen eda ile ezberden oku. Ritüelleri hatasız uygula, ve münasip yer ve zamanlarda kurbanlarını sun.

Tanrılar sana karşı her zaman bağışlayıcı olsun!

MASKIM’in çenesinden kurtulmalı ve Kadim Tanrıların gücünü alt etmelisin.

VE KADİM TANRILAR DÜNYADA BİR KEZ DAHA
HÜKÜM SÜRMEYE BAŞLAMADAN ÖNCE
TANRILAR SANA ÖLÜMÜ NASİP ETSİN.

… bu bölümün sonu …

3 yorum “NECRONOMICON – DELİ ARAP’IN TAIKLIĞI (III) son”

  1. Gerçek anlamda ölülerin kitabıymış. En çokta sonu ürkütücü. Kıldani anlaşmasını merak ettim. Acaba akaşik kayıtları olabilir mi bu anlaşma??

  2. Maskım’ın çenesi deyince yanlış anlaşılma olabilir, parçalayıcı çenesi veya ölümcül ısırması denebilir.

  3. Anladım, burada “vıdı vıdı” anlamı çıkıyor, hiç böyle düşünmemiştim 🙂
    Terminolojiye yabancıyı, bundan başka hatalar buldunsa lütfen bildir ki düzelteyim.
    Bunu bendeki metinde düzelttim, burayı okuyanlar düzeltir.
    Teşekkürler.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.