Maji Sanatı

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>
İnsanlığın en eski öğretisi, hatta dinlerin ve inançların kökeni Majidir. Maji sanatı ve onun çocuğu olan büyü, her çağda varolan ve etkinliğini sürdüren bir olaydır. Anlatılara göre Maji ve büyü günümüzde de politikayı etkileyecek kadar yaygındır. Öyleyse, nedir bu Maji? Nasıl öğrenilir? Büyü gerçek midir? Ortada gezenler, gerçekten büyücü müdürler?

Kelime anlamında Maji´nin Türkçe karşılığı yoktur; en yakın yaklaşım sihir olarak belki düşünülebilir; büyü sözcüğü ise genelde Maji´nin karşılığı sanılır ama sadece sözlük karşılığıdır. Demek ki, Maji´ye Türkçe karşılık bulamıyoruz ama kavram olarak açıklayabilir ve anlamlandırabiliriz. Maji sözcüğü, Grekçe´dir; Magein; Megas büyük bilim anlamındadır veya en büyük veya ana bilim demektir. Maji Paleolitik çağlardan beri vardır, Fransa´da Aurigignac´da, Güney Afrika´da Buşmenler´de Majikal ayinlerin izleri bulunmuştur. Atlantis, Mu inançları dışında, bilinen tarihte Eski Mısır´da Maji çok geniş biçimde kullanılmıştır. Özellikle de Mısır Panteonu´daki tanrılara çok dikkat etmek gerekir; tümü belli majikal güçleri simgelemektedirler. Yine tüm Mezopotamya uygarlıklarında, Aztek, Maya ve İnkalar´da Majikal yaptırımlar çok geniş ve çeşitlidir. Majinin gücünden korkan ve insanın yeterince bilgilenmesini istemeyen Hristiyan Kilisesi, MS 364 Laodicea Konsülü´nde Maji´yi, matematiği ve Astroloji´yi yasaklamıştı. 525´de Oxia´da, 721´de Roma´da alınan kararlarla Maji Sanatı´nı bilmek ve kullanmak hakkı sadece belli bir rahip sınıfına verildi. Ama sonra, bu hak yanlış yola sapacak ve insanları yakan sapık bir inancın yani engizisyonun temeli olacaktır. Budizm´in tüm kolları majikal deneylerle doludur, Zen Budizm insanın sıradanlığını, kontr tepki olarak ele alır; Yoga her türünde Majikal terbiye enerji birikimini düzenler; Akapünktür bedendeki sağlıklı enerji akımını öğretir; şamanlar geçmişin en güçlü Majisyenleriydiler; Heraklit, Platon, Demosten, Pliny, Pisagor, Agrippina, Marcus Aurelius, Jül Sezar, Bruno, Paracelsus, Nostradamus, Lüther, Calvin, İ bni Sina, İ bni Rüşd, İbni Hud, Cübeyr, İbni Semah, Muhiddin Arabi, Mevlana Rumi, Hallac, Yunus Emre, Casanova, Don Juan, Meyer, Pascal ve daha sayısız isim Majisyen olarak tanımlanabilirler. Onların yaşamlarını okumak okuyucuya daha iyi bilgi verecektir.

Maji´nin temelinde sır var…

Majikal Gizem veya Güç, akıllı varlıklar arasında farklı boyutlarda, psiko-fizyolojik olarak bir ilişkinin sağlanması demektir, ilişkinin amacı karşılıklıdır. Maddenin açıklanamayan bir boyutunu varsayarak, normal sınırların dışında algılanması gereken bir yer olarak düşünün ama bu algı nasıl elde edilecektir? Bunun için operatif bir çalışma bilinci ve bilinçdışı uygulamalar gerekir. Fakat herşeyden önce Maji´nin temel sözcüğünü anlamamız ve öğrenmemiz gerekir; bunun adı ise “sır” dır, “sır” ön anlamda, bilginin, öğrenilenin kasıtlı olarak tahdit edilmesi, kısıtlanması ve de bir sistem ve özel bir ekip içinde olabildiğince saf ve doğal halinde korunmasıdır. Biraz daha iyi anlamaya çalışalım; saflık oluşumun ilk koşullarının aynen kalması demektir; yani bir bebek ruhunun ilk anı gibi veya suyun doğadaki saflığı gibi düşünülmelidir. Saflık çok önemlidir ve “sır”ın da giriş kapısıdır, Maji gezegenine buradan gidilebilir ama saflık veya tek bir amaca nötr olarak egemen olmak bu yolu açacaktır; işte büyük mistiklerin, ustaların ve büyücülerin geçtikleri yol budur. Saflık için, temel disiplin Maji öğretisine sadık kalmak ve asla manevi öğretilere bağlanmamaktır ama onların da tam olarak bilinmesi elzemdir.

Yaşamanın ve hissetmenin gerekliliği…

Dozu ne olursa olsun, Maji etkisi Kozmos´un partikül enerjisinin bir türü, bir frekansı, bir titreşimidir, Maji´de KAT adı verilen bilinç alanlarında bu enerjiyle buluşulduğu takdirde iş sadece kullanmaya kalır, bu da öğretinin sonucuyla mümkün olacaktır. Eğer diğer bilinçli şuurlarla söz konusu bilinç alanında imajinatif olarak buluşulursa çeşitli etkiler yapılabilir, buradan da büyü etkisi anlaşılabilir. Ama eğer inançlardan ve manevi temayüllerden etkilenilmişse, cennetler, cehennemler, araflar, spatyomlar (Ruhlar Alemi) imaj olarak oluşacak ve gerçekleşecektir. Öyleyse, Maji Gücü´nün düzeyini yani bilinç alanındaki varlığını tam olarak tanıyabilir ve hissedebilirsek, diğer bilinçli şuur veya varlıkları o alanın içinde sınıflandırmamız mümkün olabilir; bu tanımlama dünyasal değerlendirmeden çok farklıdır. İşte burada, hangi yoldan giderseniz gidin, eğer objektif kalabildiyseniz ana temayı buldunuz demektir. Maji enerjisini algılamanın ötesinde, yönlendirme aşamasına ulaştığınızda Majikal etkiyi madde dünyasında psikolojik veya fizyolojik olarak kullanabilirsiniz. Bunu yapmak için çok çalışma yani antreman gerekir; KAT´ın yani imajine edilen bilinç alanının çok sık ziyaret edilmesi önemlidir asla birkaç deney veya kitap okumayla, kulakdan dolma bilgilerle bir sonuca ulaşılamaz aksine daha aptalcası zanlar başlar; kişi birşeyler yaptığını yani enerjiyi kullandığını sanır ve eninde sonunda saçmalar. Majikal yalan çok çabuk ortaya çıkar ve bazen de gerçek Majisyenler tarafından cezalandırılır. Özetle büyük güç ve deneylere sıradan laflarla ulaşılamaz, gezip görmeden, bizzat yaşamadan, hissetmeden Güney Kutbu anlaşılamaz ve tanımlanamaz. Bilinç kendi realitesi oranında yaşayarak öğrenmelidir; ama önce yetenek ve çalışma olmalıdır.

Majinin dramatik kişilikleri…

Biraz daha zorlayalım ve ilerlemeye çalışalım; geçmişin büyük Maji Ustaları, Maji Gücü´nü tanımlamak için simgesel dramatik kişilendirmeler yapmışlardır. Hatta bunun için, geçmişteki dünyadışı ilişkilerin izleri, uzak bilinmeyen geçmişin efsanevi kişiliklerini kullanan Maji Ustaları vardır. Türev ve etki yönlerinden tanrılar, tanrıçalar, azizler, mitolojik kahramanlar, şeytani ve ruhsal kişilikler gerçekte Maji alanında gücün çeşitli etkilerini simgelerler. Sümer Tanrısı Pazuzu´nun negatif etkiyi, Artemis´in doğanın enerjisini, Afrodit´in aşk etkisini, Ra´nın güneş enerjisini simgelemeleri birer örnektir; Maji Gücü´nü şekillendirmek, yoğurmak Majisyenin kişiliğine, temayülüne, amacına bağlıdır ama eğer Majisyen nötr olma düzeyine erişmişse etki çok daha fazla olacaktır. Dramatik enerji kişilendirmelerinin yani simgelerin doğaları, etkileri sınırlıdır; mitolojik bir tanrının veya tanrıçanın çaresiz kalması gibi veya bir azizin… Ve bu güç kişilikleri yani güç türleri birbirlerini olabildiğince etkilememeye çalışırlar ama çok gelişmiş ve usta bir yönetici güç, tümünü kontrol edebilme ve karıştırma düzeyinde olabilir. Örneğin, Zeus, Zülkarneyn, Rama, Tao veya Hızır simgeleri veya adı bilinmeyen büyük maji ustaları gibi…

Ruhsal değerin aynası…

Peki, Maji Gücü ile ilişki kurmak için gereken sistem nedir, nasıl elde edilir? Bunun için özel bir dil gerekir; bunu bir bilgisayar diline benzetebiliriz yani bir yazılım dili olmalıdır. Maji´de bu dile Simgeler Dili denir ama bu dil farklıdır; alfabemizi, trafik işaretlerini, sayılarımızı düşünün veya para sistemimizi; bunlar dünyasal bilincimizin tanımlama değerleridir; bize çevreyi tanımamız ve algılamamız için yol gösterirler. Majikal dil öğreniminin temelinde istisnasız tüm mistik öğreti bilgilerinin algılanması, kavranması ve takılmadan geçilmesi olmalıdır. Merak, öğrenme ve uygalama çıkardan ve iktidardan önce gelmelidir, arzulara Güç sayesinde zaten ulaşılacaktır. Maji´nin dili önce düşüncede öğrenilecektir ya da Krisnhamurti´nin dediği gibi akıl düzeyinde anlaşılamaz, yolun başlangıcı ise imajinasyon ve konsantrasyon deneyleridir ve tabii gerçek bir ustanın öğretisiyle yola çıkılmalıdır ama sonra kendi kanatlarınızla uçmak kaydıyla… Majikal etkinin çapı ve alanı, kişinin ruhsal değerini gösterir; her ulaşılan bilinç alanı ve kazanılan değer, KAT alanlarında kullanacağınız seyahat çekleri gibidir, her kazanılan güc düzeyi kişinin evrensel düzeyidir ama yerinde ve gerektiği dozda kullanılmalıdır. Nasıl mı? Maji, adına ritüel denen bir özel seremoniye yani olaya dayanır; ritüel determinizmaya yani neden/sonuç ilişkisine bağımlıdır; işte Maji´nin çıkış ve uygulama noktası tam buradadır. O zaman sistemi gözden geçirebiliriz;

  1. Önce Semboller Dili öğrenilir ve kullanılır;

  2. Ritüelin kendisi ve nedeni bilinir;

  3. Gereken Majikal Güç sağlanır ve tanışılır;

  4. Öğretiler aracılığı ile Kozmolojik sistem algısı geliştirilir;

  5. Bilinç sürekli koşullandırılır;

  6. Duyular sürekli geliştirilip, hissediş arttırılır;

  7. Amacın pozitif veya negatif olduğu kavranır;

  8. Arada bir farkın bulunmadığı düzeyi amaçlanır;

Maji´de hazıra konulmaz…

Bu dizi ilk bakışta. birşey ifade etmez gibidir; hala ne yapılacağı belirsizdir; ortada sadece bir mühendisin anlayabildiği karmaşık bir makine vardır; mühendis olmayan birinin, karşısına ise anlaşılmaz bir sistem çıkar. Temel merak, gücün nasıl sağlanacağıdır aslında bu metod veya yöntem, dinsel dualardan, Ruhçular´ın spiritüel çalışmalarından, ruhsal şifa deneylerinden, sanat olaylarındaki ilhamdan veya yaratıcı çalışmalardan, büyü uygulamalarından, meditasyon veya benzeri bilinç eğitim öğretilerinden farklı değildir; zaten bunlar kısıtlı bilinç alanları oluşturmak için yapılan uygulamalardan başka birşey değildirler. Bir lamanın, hoca efendinin, rahibin, dua, meditasyon veya zikr yoluyla yaptığı şey sistematik olarak kısıtlı bir majikal ritüeldir; yani Majikal Güç´le buluşma çabasıdır; lama, guru, rahip veya hoca bunu bir oranda başarır veya başaramaz ama genelde saflık düzeyine ulaşamamış olduğundan başardığını sanır; çevresinde bulunan hazırcı tembeller ise, onun herşeyine inanmaya hazır olduklarından bilinçüstü imajinasyonlara değil, madde dünyasında inandıkları ve nazır bekledikleri hayallere kapılarak zanlara düşerler; gerçek Maji´de hazırcılık yoktur; öğreten de, öğrenen de uygulayıcıdır…

Maji ve İslamiyet

Herkesin yapabileceği dua yöntemi, ki bunun dili önemlidir ama çelişkili görünen iki tarz vardır; ya duanın orjinal dili kullanılmalıdır yani temel ses titreşimleri sağlanmalıdır ama bu imkansız denecek kadar zordur çünkü duaların orjinal sesleri kulaktan öğrenilemez ancak temel öğretmenden öğrenilebilinir. Ya da, düşünce yoluyla dua edilebilir, bu da imajinasyondur. Bu farklı iki yöntem aynı noktada buluşabilir ama kolay olmaz. Duanın majikal anlamı, Majikal Güç´ün Tanrısal simgeyle elde edilebilmesidir; dünyasal amaçlarla oluşan istek, kazanılacak güçle daha gerçekçi olabilecektir; eğer günahtan söz edersek, ruhsal huzur ve doğru bir vicdani hesaplaşmadan doğacak olan affedilme yakarısı, Majikal Güç´le Tanrısal simge altında buluşabildiğinde, bilince nüfuz edecek ve rahatlatacaktır. İlk bakışta, klasik inançlarla çelişen bir durum ortaya çıkar gibidir ama bu böyle değildir; din genel olarak sosyolojik düzeyde kabul edilmiş en yüksek inançtır; Örneğin İslamiyet, matematiksel olarak ruhsal ilişkilere karşı tavır alır gibi görünür; eş düzeyde büyüyü de yasaklar ama öte yanda İslamiyet´in temelinde ve kalıcılığında Majikal Güç ana fikirdir. İslamiyet´de inanca destek olan, itikadi güçlendirecek tüm unsurlar majikaldir. Bunlar din bilgeleri ve otoriteleri tarafından perde ardında reddedilmez aksine savunulur ama perde ardında sıradan halka yer yoktur; majikal alan dinsel otorite için özerktir ve genelleştirilmemelidir. Aslında tüm dinler gibi, İslamiyet´de doğaüstü güçleri kabul eder zaten dinin ana fikri Ruhlar Alemi´nin yani bir KAT´ın dinsel olarak savunulması ve tanımlanmasıdır. İslam´ın büyüye ve büyücülere yani Majisyenliğin bir türüne karşı çıkması ortaya çıktığı dönemin politik ve sosyal gereğidir; bir peygamberi yıpratabilecek tek otorite o dönemde egemen olan, Arap Yarımadası´ndaki büyücüler ve kahinlerdiler.

Majisyen peygamberler…

Hz Musa´nın firavunun büyücülerine karşı büyü yapması (Kuran/Ta-Ha Suresi) iyi bir örnektir yani bir Majikal Güç kullanmıştır, aynı surenin 61. Ayeti´nde “Tahyil” sözcüğü ile, hipnotik etki vurgulanır. Bakara Suresi´de ise (102.Ayet), Maji ile ilgili ciddi bir uyarı görülür; “İnsanlar canlarına karşılık elde ettikleri bu bilginin ne kötü birşey olduğunu bir bilselerdi…” Bu ciddi bir uyarıdır ve aynı zamanda da Maji´nin anayasa maddelerinden birini ima etmektedir; gücü kullanmanın bir faturası vardır ama nasıl? Buna daha sonra geleceğiz; Hz. Süleyman Kutsal Kitap tanımıyla tam bir Majisyendir, ruhları, cinleri tüm Maji enerji alanlarını kullanır ama dinsiz olarak tanımlanmaz; Gazali için tüm Maji güçleri kesindir, bunları vurgular ama dilimize çevrilen kitaplarında ilgili bölümlerin çıkartıldıkları görülür; işte bu Maji´nin altın yasasıdır, herkese herşey verilemez; Nostradamus bunu; “İncilerinizi domuzlara atmayın…” diye tanımlar. Doğrudur çünkü geçmişteki ve günümüzdeki şarlatan büyücü, falcı, şifacı, hipnozcu bozmalarının tümü bu tarifin içinde yer alırlar. İslami Maji tanımlaması için Gazali bir çalışmasında “Bir şeyi istediğin zaman, onu zihninde tasavvur et, o gerçekleşecektir…” der. Bu yaklaşım Maji´nin yukarda anlatılan yasalarından biridir ´Gazali / Mafatih”.

Endülüs İslam Gizemciliği;

Katı bir müslüman olan İbni Haldun, velilik düzeyinde doğaüstü güçlerin kullanılabildiğini belirtirken; İbni Sina´nın Magrip´te bir mağarada, uzun yıllar majikal çalışmalar yaptığı anlatılır. Majikal düşüncenin en önemli İslami ismi olan Muhiddin Arabi ise, “Fütühatı Mekkiye” adlı eserinde açık açık KAT´ları yani bilinç alanları anlatır. Hatta Miraç´ı bu tarzda tanımlar. Endülüs İslam Gizemciliği, majikal kültürün ve hatta mimarinin mükemmel göstergesidir ve kurallara uygun olarak uygulanmıştır; bir tür masonik içerik taşıyan “İhvanı Sefa” örgütü gizli bir maji grubudur. Ama elbette ki, “İhvanı Sefa”nın günümüz masonlarıyla hiçbir ilgisi yoktur hatta çok farklı ve çok üst düzeyde olduğu görülür. Kısacası örnek din olarak kullanılan İ slamiyet, Maji Sanatı´nı kurallara uygun olarak ehil ellere bırakılmasını uygun görmüş, avama yani kitlelere yasaklamıştır. Bu yaklaşım, aynı zamanda da kitlelerin şarlatanlar tarafından istismar edilmesini engellemek içindir çünkü Majikal Bilgi ancak yüksek bilinç alanlarında yararlı ve etkindir.

İnsanın üstünlüğü ama nasıl?

Bir başka platforma geçelim; Wilhelm Reich´a; Reich;”Herşeyin başı olan enerji, evrenin dört bir yanına yayılmıştır; herşeyin içine sızar, her türlü devinen enerjinin kökenidir; canlı varlıktaki yaşam enerjisi, evrende galaksilerin kökenidir.” diyor. Reich, evrensel enerjinin ya da kendi tanımıyla Evrensel Yaşam Enerjisi´nin farkındaydı ve en büyük üzüntüsü insanların kişilik adlı zırhı takmaları nedeniyle bu enerjiyi alamamaları ve kullanamamalarıydı. Yani Reich, psikozlu kişiliklerin, inançlar, tabular ve şartlanmalar yüzünden saf enerjiye ulaşamadıkları görüşündeydi yani Güç´e, Maji Gücü´ne… Bir diğer usta; Freud daha cüretliydi; yaşam enerjisinin bilinçli olmasını istiyor ve koşullarını ortaya koyuyordu. Ona göre, beklentilerini öte dünya saplantılarından kurtarıp, tüm evrensel enerjilerini dünyadaki yaşamlarına yönlendiren insanlar yaşamı kolaşlaştıracak ve o zaman baskıcı olmayan, psikozsuz bir uygarlığa ulaşılacaktır. O andan sonra ise, cennet serçelere ve meleklere bırakılabilir çünkü Freud´a göre, insan evrensel anlamda cennete sığmayacak kadar yüksektir. Freud bu noktada düşündürür zira Maji´nin diğer bir temel yasası olan insanın evrensel üstünlüğüne değinmektedir. Reich ve Freud´un üstün insan tanımlarını asla Nietsche, Wagner veya Rauschning´in “üstün ırk” ayrımıyla karıştırmamak gerekir. Anlatılmak istenen, insanın genel olarak canlılar evrenindeki üstünlüğüdür ve şu anda akla Mevlana gelir;

Sanatsal Maji;

İslamiyet´e çok ayrı bir yorum getiren ve hümanizmayı ilke edinen Mevlana Rumi temelde Majikal felsefeyi peçeleyerek sık sık öğretisinde kullanır. Yedi gökten başka, KAT´ların bulunduğunu, KAT´ların nurla yani enerjiyle dolu olduğunu anlatırken, reenkarnasyonun beden değiştirme yerine bilinçlenme aşamaları veya düzeyleri olduğunu ima eder. Mevlana hakkında yazılan “Fihi Mafih”de “Sen değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin ama ne yapayım ki, kendi değerini bilmiyorsun.” dediği anlatılır; burada yine insanın önem ve üstünlüğü maji çizgisinde vurgulanır. Mevlana´nın bu yaklaşımı, tutucu din çevreleri tarafından sevilmez, onun manevi demokrasi anlayışı, inanç hiyerarşisinde yer kapmak isteyenleri rahatsız eder çünkü insan kişilik ve bilinçsizlik zırhı nedeniyle, bilgi yorumlarından ve tartışmalarından kaçınmaktadır. Salt bu yetersizlik Politik-Maji´yi doğurmuştur, kitleler anlamadan, tartışamadan neyin nesi olduğunu bilmedikleri birinin ardından koşturarak, yaşamlarını emanet ederler. Madde dünyasında bilinçsizlik düzeyinin en iyi örneği politikadır ve ne yazık ki, politika alanında Majikal Güc´ü bilerek kullananlar vardır. Görüldüğü gibi, Maji´nin ve Majikal bilginin neden gizlilik gerektirdiğinin cevabı buradadır. KAT´lara ulaşan ve amaç edinen bilinç düzeyinde kişi yaşam ve ölümün sırlarına ulaşmış, ikilemlerin yani sevginin, sevgisizliğin veya iyiyle kötünün tekliğini idrak edebildiyse, yanısıra da dogmalardan kopabiliyorsa Majisyen olma yolundadır, gizliliği kullanması ve fiziksel uğraşlara girmemesi, Maji Gücü ile bilinç alanında çok etkili olabileceğini bilmesinden kaynaklanır. Yeterince gelişmiş ve bilgilenmişse, elindeki gücün önemini bilir ve gücü nerede, nasıl kullanabileceğinin arayışı ve metodolojisi içindedir. Bir bilim kurgu sinema dizisi olan “Star Wars”da bu öğreti inanılmaz bir bilinç ve başarıyla işlenrmiştir. Güç asla, bireysel arzular düzeyinde ve show olarak kullanılmaz. Bu tarz, bir ustanın işi değildir, Majikal Güç transformasyonu olan büyü öz anlamda budur ve bir kez daha belirtmek gerekir ki, gerçek bir usta bunu sıradan işlerde ve özellikle de hayatını kazanmak için kullanmaz. Çünkü zaten edindiği öğreti, yaşamın sırrını ona göstermektedir. Bunun belirgin örneği sanatta görülür; Dali majikal yöntemlerle KAT´ları resmetmiştir, Picasso ise anti-madde alanından bakarak dünyamızın çarpıklığını ve sağlıksızlığını majikal kara mizahla ifade eder. Van Gogh ise, şizofrenik bilinç sıçramalarında gücü algılamış, tuala tam olarak aktaramamanın şokunu yaşamıştır.William Blake, Yeats veya Beethoven diğer örneklerdir ve daha binlercesi…

Bilimsel Maji´nin anlamı…

Usta düzeyindeki bir Majisyen, birkaç müridle beraber dönemsel olarak görülebilir; bunun gereklilikleri vardır; güç alanının büyütülmesi için olabilir veya Majisyen insanlığa birşey anlatmayı ilke edinmiştir hatta kendini feda edebilir; Batı engizisyonunun yaktığı Bruno ile Orta Doğu engizisyonunun derisini yüzdüğü Hallac iyi birer örnektirler. Majisyen, kendi öğretisini veya bilgisini istediği tarzda ve yukardaki amaçlar doğrultusunda dağıtabilir; Hz. Ali´nin “Halka anlayabilecekleri şeyleri haber veriniz, anlamayacaklarını bırakınız, isterlerse onlar arasınlar…” Majinin öz felsefesi budur; Peki acaba, bilimsel platoda Maji´yi nereye koyacağız? Bilimsel Maji olabilir mi? Ya da bilimin ilgilendiği enerji tanımı nerede Majikal enerjiyle keşisir. Pozitif bilim, gördüğü, ölçtüğü, deneysel olarak tekrarlayabildiği olayları ele alır, bilim için evren nitelik ve niceliklerden oluşan bir değişimler bütünüdür, ilke olarak deneylenemeyen gizemli güçlerin üzerinde durulmaz. Oysa, bilimin yarısı imajinasyondan yahut varsayımlardan yola çıkarak, gerçeğin yolunu bulmaya çalışır ve oluşur, teknolojik evrim ve gelişim bilimin vizyonunun ister istemez zaman zaman sınırlar. Bu da maddesel gerekliliktir.

Majiden büyüye yolculuk…

Determinik evrende herşey bir nedene bağlıdır; neden sonucu oluşturur; sonuç ise yeni bir nedeni getirir ama sonuç zorunluluk olduğundan ortada sadece neden kalır. Bilim bu anda formüllere ve bilimsel yasalara bağlı kalmaya çalışır, nedeni bulamaz ama sonucu gördüğü halde tanımamak durumuna düşer çünkü tersi doğasına aykırıdır, bu düşünce biçimi 17. ve 18. Yüzyıllar´ın süregelen mirasıdır, tabii istisnalar dışında. Einstein, bize evrenin göreceli olduğunu söyler; kütlenin hıza tabi olarak sabit kütle olmadığını, maddenin enerji olduğunu, evrenin üç boyutlu değil, sonsuz boyutlarda olduğunu, zamanın ve mekanın harekete ve görünüşe bağımlı olduğunu ve ışığın görülebilen son hız olduğunu da belirtir. Buradan anlaşılır ki, bizim eski bilimsel yasalarımız üç boyutlu bir evrenle ilgilidir, sonsuz boyutlu bir evrende normalüstü diye birşey olamaz ve o zaman da bilime ters düşen birşey de olmaz. Einstein bir bilimciydi, bilimsel imzaları vardı ve atom bombasının fikir babasıydı, eğer düşünür olsaydı, gördüğü saygıyı çok zor elde edebilirdi. İç boyutlu evrende elbette ki, neden/sonuç ilişkileri kesindir ama sonsuz boyutlu veya bilinç katlarının sonsuz olduğu bir evrende neden de olmaz, sonuç da… Çok kesin olan bir sonuç, çeşitli insanlar tarafından çok farklı yorumlanacaktır yani sonuçlar anlamsal olarak değişirler. Önemli olan algı düzeyi ve gücüdür ve Majisyen usta, nedenleri ve sonuçları umursamadığında artık bilinç düzeyleri arasındaki yani KAT´lardaki sonsuz neden ve sonuçları görebilmektedir. Ama elde ettiği gücü hangi amaç için kullanacaktır? Deminki yaklaşımlarda okuduğunuz gibi birçok amaç olabilir ama burada popüler vitrin büyüdür ve büyü bu noktada başlar! Yazımızı bu açıklama ile bitirmek durumundayız çünkü en çok merak edilen konu büyüdür ve en azından temel açıklamalara hem konunun, hem de toplumun gereksinimi vardır; Yazının başından beri Majisyen deyimi ya da tanımı kullanılmakta, bu gerçek bir tanımdır ve öncelikle büyücü adından uzaklaştırılması şarttır. Toplumda büyücü olarak kimi tanımlarız? Önce, belli bir dozda güç elde etmiş olduğunu varsayarsak, majikal gücü süfli, sıradan amaçlar için kullanan, basit çıkarlar peşinde koşan, bilinç alanındaki öğreti ve algıları değil de insanları etkileyip, kullanıp kendine ayrıcalık sağlamayı tercih eden bir tip vardır. Bir de, bilinçlenmeyi hiç düşünmemiş hatta anlamamış, hiç duymamış, sağdan soldan duyduklarını, beş on avam kitabın içeriğini, birkaç büyük ustanın öğretisinden yayılmış bilgi kırıntılarını öylesine sahiplenmiş büyücü taslakları vardır. Bunların bir bölümü dinsel motifleri kullanırlar veya doğrudan dinsel inancın kendisini istismar ederler, bir diğer bölümü toplumun yeterince bilgili olmamasından yararlanarak bölük pörçük korkutucu yaklaşımlarla aynı cikleti sürekli çiğnerler, üçüncü bir kesim ise bilimsel alanda sığınacağı kovukların peşindedir, şifa, ruhsal sorunların büyüsel çözümleri, hipnoz, falcılık gibi etiketler bunlara göre bilimseldir ama bilim nedense bu konuları umursamaktadır ama aslında onları umursamamaktadır, temelde ise önemsenmeme psikozu vardır. Majisyenlerin içinde elbette büyücüler de vardır; gücü kullanabilirler ama acaba istenen nedir ve nasıl bir sonuç alınacaktır?

Büyünün karası ve akı…

Büyü toplum içinde Ak ve Kara diye ikiye ayrılmışolarak bilinir. Ak Büyü kişinin yararına olan ve başkasının zarar vermeyen büyü tarzıdır; zaman zaman doğal afetlerden korunmak için, kötü insanların ıslahı için dahi kullanılır. Kara Büyü ise, tek kelimeyle kötülük için yapılır; doğrudan kişinin sağlığına, işine, sevdiklerine yöneliktir. Dinsel olarak yasaklanan da budur; Acaba Kara Büyücü, işini yaparken ne hisseder? Önce sonuçla pek ilgilenmez, geleneksel olarak kötülüğün suçu isteyene aittir; Kara Büyücü´ye bir kiralık katil olarak da bakabiliriz; bedelini alır, işini yapar sonra yine bedelini alarak karşı tarafa da çalışabilir. Duygu, sevgi, sadakat gibi duygulara takılmaz, sert ve katıdır. İstelik gerçek bir ustaysa, şakası olmaz, sonuç kesindir ve çaresini bulmak kendisi için dahi zordur. Gücü alır ve bir paratöner gibi hedefine iletir veya akıtır. Biraz açmak gerek; eğer Kara Büyücü´nün kimliği, yöntemleri, etki alanı ve olayı ele alış tarzı bilinmiyorsa karşı koymak zordur. Onun çalışma biografisi dahi önemlidir. Büyücünün serbest enerjiyi yoğunlaştırıp, biriktirmesi ve amaca doğru istediği etki doğrultusunda yönlendirmesi ciddi çalışmalar gerektirir, enerji hammaddedir, şekillendirilir, sanatçı ise büyücüdür. Modern çağda büyücülerin de zamana gereksinmeleri vardır; artık uzun konsantrasyon yöntemleri yerine çoğunlukla hızlı etki yapan kimyasallar kullanılır. Ama bu geçmişte de yapılıyordu; belli bitkisel kompleksler hazırlanır ve kullanılırdı; Günümüzde, Carlos Castaneda´nın simgesel büyücüsü Don Juan, Peyote mantarını bu amaçla kullanır, Dali ve Picasso LSD ve Meskalin kullanıyorlardı, Wagner afyon ve adam otu karışımı bir macunu beste yaparken alıyordu. Ve daha bir çoğu… Ama bunlar tehlikelidir çünkü yanıltıcı veya bilinçaltı düzeylere, kurgulara kolayca düşülür ve üstelik fiziksel zararlar ve yıkımlar da başlar. Çok sert uyuşturucular, beyin hücrelerini öldürdüklerinden KAT´larda kaybolmak yani bilincin bedenle yeniden buluşamaması nedeniyle çıldırmak ve ölmek tehlikeleri ortaya çıkar. Daha önce altı çizilmişti, yetenek önemli ve şarttır, ne yapay yöntemlerle, ne de yalan zincirleriyle büyücü olunamaz, hele Majisyen asla… Gerçek bir büyücü ve onun ustası bir Majisyen olabilmek, bir Mozart, bir Leonardo olmak kadar nadir bir olaydır.

Gerçek büyücü müşteri kabul eder mi?

Bugün Majisyenler, “Order” adı verilen küçük grupçuklar halinde çalışmaktadırlar, her grup kendi yöntemlerini kullanarak KAT çalışmaları yaparlar. Modern Majisyenler geçmişe göre daha sosyaldırlar, gerek gördüklerinde dünyasal işlere de müdahale ederler; İ ngiltere´de Thatcher´in durdurulması için o dönemde çok yoğun çalışıldığı söylenmekteydi; aslında başarılı olan eski İ ngiliz Başbayan´ının yeni bir dönemin başlayabilmesi için çekilmesi gerektiğine inanılıyordu, bu Majikal bir gerekti. Ve eğer bu iddia doğruysa, amaca ulaşıldı ve Maggie politikadan uzaklaştı. Benzeri bir iddia bizde de yayılmış ve Turgut Özal´ın böyle bir amaçla ölmüş olduğu söylenmişti. Acaba, bu da Majikal bir gerek miydi? Yoksa, Çiller ve ardından Erbakan Türkiye´nin Majikal kaderi olabilirler mi? şaka bir yana, sizlere yüzeysel olarak Maji´yi tanımlamaya çalıştım, dev bir konuyu, İ nsanlığın en eski öğretisini elbette ki, birkaç sayfayla tanımlanamayız. Ama şu gerçek var; Maji bir gerçektir ve yaşamın ta kendisidir. Büyü ise onun çocuğudur; günümüzün dejenere ortamında Maji´nin ve gerçek büyücünün bilinmesi, tanınması gerekli gibidir, işin anayasasına ters gelse dahi… Gercek büyücü ve Majisyenler var mı? Aramızda hala yaşıyorlar mı? şu an, kimler var? Çok az olduğunu bilin ve onlar belki biri hariç hiçbirisi duyduğunuz, tanıdığınız isimler değiller. Çünkü gerçek bir majisyeni medyada görmeniz asla mümkün olmayacaktır. Maji´de demokrasi yoktur yani eşitlik olmaz, onlara ancak KAT gezilerinde raslayabilirsiniz! Ötesi sadece inancın, telkin ve cehaletle buluştuğu tatsız bir salatadan veya duygusuz bir orgazmdan başka birşey değildir.

 

-Kaynak bilinmiyor-

Not: Kaynağı tanıyan olursa, buraya kaydedebilmemiz açısından bilgi versin lütfen.

Rüya Görüşmecisi

Rüyalarla Problem çözme –Gayle Delaney

 

Rüyalar, gerçekten düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyi bize anlatırlar, düşündüğümüzü ve hissettiğimizi ileri sürdüğümüz şeyi değil. Uyanıkken kendi kendimizi körleştirebilir ve bir budala yapabiliriz; ama uyurken bunları asla yapamayız!

Neden yorumcu, analizci değil de görüşmeci?

“Çünkü; rüya görüşmesi, kuramdan çok yöntem üzerine yoğunlaşır, farklı kuramsal inanışlara sahip kişiler tarafından kullanılabilir” der Gayle Delaney. Rüya görene (ya da kendinizle görüşme yapıyorsanız kendinize), rüya görenin hayatındaki konumunu ve insanlara olan metaforik benzerliklerini haber veren ve rüya imgelerini bulan sorunlarla ilgili soru sormayı öğrenerek, önyargılı yorumlarla rüya göreni zorlamaktan kaçınabilirsiniz.

 

Hazırlanma

 

  1. Rüyaları hatırlama
  2. Rüyaları Kaydetme
  3. Rüyalarla problem çözmeyi ve yeni düşünceler yaratmayı hedeflemek

 

Bir rüya görüşmesinin on adımı

    1. İyi bir rüya görüşmesine yardım eden bir atmosfer yaratmak

 

    1)Güvenilirlik ve yargısal olmayan tavır

    2)Merak

     3)Alçakgönüllülük ve incelik

      4)Cesaret

      5)Anlayış ve coşkunluk

      6)Şaka

 

Adım2. Rüya görenin rüyasını anlatması ve onu dinlemesini sağlamak

 

Adım3. Rüyayı şekillendirme ve özetleme

  1. Rüyayı sahnelere bölün ve işaretleyin
  2. Her kişiyi daire içine alın
  3. Her objenin altını çizin
  4. Her duyguyu dalgalı çizgiyle belirginleştirin.
  5. Çok önemli eylemlerin bir  okla altını çizin.

 

Adım4. Rüyalardaki duyguları aydınlatma

 

Adım5. İyi bir tanımı ortaya çıkarma

 

  1. Çerçeveler
  2. İnsanlar
  3. Nesneler
  4. Duygular
  5. Olay

 

Adım6. Tanımı tekrarlama

 

Adım7. Uyanık hayata geçiş yapma

Adım8. Araştırmayı özetlemek

 

Adım9. Rüya görüşmesi ve rüya üzerine iyice düşünme

 

Adım10. Eylem için seçenekleri düşünmek.

 

Rüya Görüşmesinin Temel Stratejileri

 

  1. Duyguları ayrıntılı anlatma
  2. Saçma ya da zıt olanı doğru tahmin etme
  3. ……….den ne kadar farklıdır.
  4. İçini dökmek
  5. Rüya göreni kuşatma
  6. Çoban köpeğini izlemek
  7. Yeniden ifade etme

Özeti hazırlayan ve eğitimi veren: Sibel Atasoy

 https://blog.sonsuz.us/?p=144

BİRleşmek

15/6/2006 · 

Bir liderin çevresinde mi? Bir fikrin çevresinde mi? Bu zaten tarih olalı beri yapılmadı mı?

Ya da denendi demeliydim belki.

İnsanlar neden birleştiler? Birlikten güç doğduğunu biliyorlardı şüphesiz ve o gücün koruma kalkanı içinde kalmak, dışında kalmaktan daha iyi göründü gözlerine.

Hep sürüden ayrılanı kurt kapar mantığı! Oysa sürüden ayrılan kendini hala koyun sanıyorsa kurt da onu kapar tabi 🙂

Esasında insanlar doğru çağrıyı hep aldılar ve almaya devam ediyorlar bence. BİRleşmek şüphesiz güzel bir şey. Ve fakat bugüne kadar yapıldığı şekliyle iyi netice vermiyor.

Böylece insanlar görünüşte ikiye ayrılır gibi oldular; birleşmek isteyen ve sürüler halinde dolaşanlar ile yalnız kurtlar! Aslında her iki gurup da tam olarak ne yaptığını bilmiyor bence :)))

Çünkü birleşenler BİRleşemiyorlar! Sadece şemsiye altına sığınıyorlar. Ya liderin ya da fikrin sultası altında özlerini törpületiyorlar.

Gurupların ille siyasi olması gerekmiyor, niyet her ne olursa olsun bu aksaklık ortaya çıkıyor.

Birleşmekle BİRleşmek arasındaki fark nedir diye düşündüm şimdi…

Sanırım fark niyet olmalı; sevmek ile korkmak arasındaki fark. Dikkat ettim severek birleşenler farklılıklardan korkmuyorlar. Diğerlerinin arzusu ise; sahip olmak ya da olunmak gibi görünüyo gözüme.

Her neyse bişey biliyormuşum gibi konuşuyorum ama aslında yalnızca fikir yürütüyorum.

Sahip olmaya gereksinmeden sevmenin arzusuyla kavrulup durdum yıllardır. Belki de bu sadece boş bi hayaldir. Olmayacak şeylere göz dikmekte üstüme yok! 🙂

Cinsel Enerji Aktarımı

Cinsel enerjiyi ve aktarımını anlayabilmek için öncelikle ayırdına varmamız gereken önemli bir husus var:

Kadın olsun erkek olsun  “insan” dediğimizde tek bir özneden bahsetmiyoruz.
İnsan bir bileşimdir. Bu sebeple anlaşılması zordur.
İnsan üç ayrı bölümden oluşur; akıl – beden – ruh.
Bu üç bölümün her birinin ortasına onları ikiye bölecek şekilde  bir perde yerleştirilmiştir.  İşte bu sebeple insana dair herşey bu ikiye bölünmüşlüğün bileşimi olarak anlaşılmaya çalışılmalıdır.

 Konuya devam etmeden önce lütfen söylediklerimi bir öğrencinin kavrama çabaları olarak değerlendirin. Yaradılışa ait gerçeklik, gökteki yıldız sayısından bile çoktur. Hepimiz kendi genetik/ruhsal yapılanmamızın getirdiği argümanları kullanarak bu gerçekliğin bir parçasını aydınlatırız/karartırız.

Aklın bölünmüşlüğü:

Akıl ağacına inen perde onu ikiye ayırdı; bilinç ve bilinçaltı

Aklın bilinçli kısmı, hareketsiz olan erkek kısmıdır.
Aklın bilinçaltı kısmı ise, potansiyel vericidir ve dişidir.

Hikaye bilincin bilinçaltını kullanmasıyla başlar. Bu işlemin olması değişik katalizörler (vesile olan olay) gerektirir. Bilinç, katalizörler sayesinde potansiyel vericiden küçücük parçalar aşırmaya başlar. Ve aşırdıkları ile deneyim yaşar. Deneyim olmaksızın biz hiç birşeyiz.  Her kadın ve her erkek yukarıda belirttiğim gibi bir bileşimdir.
Yani cinsiyeti her ne olursa olsun kişi kendi potansiyel vericisinden ivme almak durumundadır. Ta ki bu işlemler neticesinde akıl, gerekli dönüşümü gerçekleştirsin ve aydınlık ile karanlık arasında bir seçim yapsın.
Cinsel birleşim esnasında, erkek dişiye fiziksel enerji dejarjı yapmış olur. Fiziksel enerji canlılığı çok az olan dişi böylece kendini tazeler. Aynı anda dişi de depolamış olduğu zihinsel/duygusal enerjisini dejarj eder,  doğası gereği bu bölgede daha az canlılık gösteren erkeğe ilham, şifa ve kutsama sunar.

Aklın bilinçaltı bölümü; dişidir ve potansiyel vericidir. Akıl bu bölümden döllenemediği takdirde bilinç hareketsiz kalır.

 Enerji aktarımının en kolay, zahmetsiz ve dolaysız yapılabileceği alan olarak cinsellik çok önemli olmasına rağmen insanlık neden bunun farkına varamıyor? Çünkü çok basit olan mekanizma, ahlaki  önermeler ile çoklukla gözden yitmiş durumdadır.

Mekanizmayı bozan davranış modellerinden örnekler:

Bildiğiniz gibi dişi erkeği seçer.
Erkek seçilmeyi beklemektedir ve bu sebeple, yani seçilebilmek için her türlü yeteneğini kullanır.  Bu durumda eğer dişi, kendi eksiğinin/yeteneğinin farkında olsaydı, seçimi şöyle yapardı:
Kendi eksiği olan fiziksel canlılığı bulacağı en iyi erkeği seçerdi.
Oysa bu eksiğini bilmediğinden, aslında onda eksik olmayan başka kıstaslara göre seçim yapmaktadır; nedir bunlar? Hepimizin bildiği şeyler; statü, para, güvence…
Bunlarla zaman/uzayda ne yapılabilir ki! İş baştan sakatlanmaktadır. Üstelik dişi bu yanlış seçiminin sonuçlarını yaşarken kabahati de erkeğe yükleme eğilimine girer çoğunlukla. Eşinin işkolik olduğundan, ilgisizliğinden ve anlayış noksanlığından yakınır.
Bazen tesadüfen bu gereksiz özelliklerinin yanında fiziksel gücü yüksek bir erkek de bulunabilir tabii, evrende çareler tükenmez ama işi tamamen kazaya bırakmış oluyoruz.
Gelelim erkeğin seçimine;
Erkek kendinde olmayan ilham, şifa ve vizyonu alabileceği kadına mı kur yapıyor (onun tarafından mı seçilmek istiyor)? Çoğunlukla hayır.
Ne yapıyor? Dişinin fiziksel özelliklerine bakıyor!!!
İşin çarpıklığını görebiliyor musunuz?
Her biri kendindekini dışarda arıyor, eksik olanı değil!

 Hangi hallerde cinsel enerji aktarımı yapılabiliyor?

Cinsel enerji, uzay/zamanla zaman/uzay arasında bir çeşit titreşimsel köprü kurulmasını sağlar. Köprü kurulduktan sonra oradan gelecekleri tahmin edemezsiniz ama şundan emin olabilirsiniz; gelenler, sizin hazır olduğunuz yeniler olacaktır.
Bunu tekrar açıkladıktan sonra bu tür köprünün kurulmasının şartlarına bakalım.

Cinsel birleşimde bulunan kişi, hem kendisinin hem de eşinin bir “birlikte yaratan” olduğunun bilincinde olmalıdır.

Bu enerji, köprüyü kurmak üzere kırmızı kök çakradan yukarı fırlar, sırasıyla turuncu ve sarı çakraları geçip yeşil yani kalp çakrasına ulaşması beklenir çünkü köprü orada kurulur. Fakat enerji merkezleri tıkalıysa ve yukarıda söylediğimiz birinci şart yani “birlikte yaradan” olma durumu eşlerden biri tarafından bilinmiyor/hissedilmiyor ise, enerji aktarımı ikinci yani turuncu merkezde kalır.

Peki köprünün kurulamadığı nasıl belli olur?

Yeşil ışın titreşimi başlamamış kişide (eşinde başlamış olduğunu varsayalım) tatminsizlik ve doyumsuzluk hissi görülür. Cinsel aktarım alamayan kişi günlerce aç kalmış birinin haliyle cinsel ilişkiye doyamaz hale gelir. Bu durum bedenin ulaşamadığı köprüye uzanmak için tamamen reflekssel çabası olarak görülebilir.
Enerji aktarımı, potansiyel farkının (kutuplar arasında) salıverilmesi ile oluşmaktadır. En güçlü olarak eşlerin aynı anda orgazm olması sırasında aktarılır. Fakat bu şart değildir; kendini diğerine sunma gayreti, isteği, onun yaratan olduğu bilinci, sadece dokunarak bile aktarım köprüsünü kurar.

 Çakraların açılması için bazı basit meditasyon önerileri var. Fakat bunların muntazam yapılması daha önemli bir şart. Tensegrity hareketlerinin ve doğa yürüyüşlerinin de katkısı olacağını düşünüyorum.  Aslında önce bir bioenerji uzmanı ya da reiki ustası tarafından hangi çakraların tıkalı olduğu tespit edilse ve yoğunlukla onlar üzerine çalışılsa daha da iyi olur.

Bazen çakraların hepsi açık olsa da uyumlu ve dengeli çalışmama durumları olabiliyor. Çevrenizde kimler var? Bunları dikkatle gözlemenizi tavsiye ediyorum. Çünkü auralar birbirine değiyor özellikle uzun saatler (hele bir de aynı mekanda uyunuyorsa) birlikte olan kişilerin aura karışıklıklarını birbirlerine bulaştırdıkları bir gerçektir.
Eğer böyle bir uzmana danışma imkanı yoksa, başka imkanlar da mevcut. isteyene evren herşeyi altın tabakta sunuyor.
Benim tavsiyem şu; hayatınızda şu anda aşık olduğunuz biri var mı? Varsa çok şanslısınız, mümkün olan tüm zamanları ona yakın geçirin. (tutku ya da sevgi adına kullanılan şeyleri değil gerçek aşk’ı kastediyorum)
Eğer şu anda böyle bir durum yoksa yine çaremiz var:
Yoğun olarak hayranlık duyduğunuz, eğer imkan olsa onun gibi olmak istediğiniz kişiyi tespit edin. Bu kişi tarihe mal olmuş biri de olabilir, dini bir lider, mahallenin çöpçüsü ya da babaanneniz, hiç farketmez. Ölmüş olması da hiç farketmez! Mesafeler geçersizdir, dünyanın öbür ucunda da olabilir.
Sizin için bu kişi kim?! Önce onu bulun.
Sonra, fırsat bulduğunuz her an onu düşünün, ona olan hayranlığınız ve sevginize odaklanın. Varsa  resmine bakın, yazılarını okuyun, çevrenizdeki kişilere onun isminden sıkça bahsedin. Onun ismini, kulağınız, gözünüz, burnunuz ve deriniz sürekli olarak algılasın. Gece yattığınızda ona ait hayaller kurun.
Ve bunları yaparken kendinize zaman tanıyın.
Bir süre sonra inanılmaz şeyler olacak.

Birlikte Yaratan nedir?

Birlikte yaratan tanımlamasını burada metafizik anlamda biraz izah etmeye çalışacağım ama bu işin esası kuantum fiziğindeki;
gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler.
altın sözünde tam olarak kendini ifade ediyor.  

Evrenin bir yaratıcısı, yani ilk olan bir gücün varlığını kabul etmeye yatkınız; çünkü daha iyi bi fikir aklımıza gelmedi. Buna bilim adamları zeki enerji diyor, ben BİR diyorum. Dini inanç sahipleri Tanrı diyor.
Bizim güneş sistemimizin yaratıcısı olan Bir’in sapmış bölümü (sevgi), işe önce ışığı yaratarak başladı, sonra gerisi geldi. Yaratma işlemi esnasında Sevgi (bir‘in sapmışı olan bölümü) , yarattıklarına “özgür irade” verdi.
Özgür irade, seçim yapabilmek anlamına gelir basitçe. İnsanlar seçim yaparak yaratanın işlerine katkıda bulunmaya başladılar, yani birlikte yaratmaya başladılar.
Bu yetki, insan için bir onur/görev dir. Bunun farkında olmak, insanı hem sevince hem de sorumluluğa mahkum eder.
Konumuza dönecek olursak, insan kendisinin ve diğer insanların “birlikte yaratan” olduğunu hatırladığı oranda, farkındalığı gelişir (bileşim noktası hareket eder).

 Birlikte yaratan olma durumu “sevgi” olduğunu hatırlamaktır.

Sonuç olarak, cinsel enerji aktarımı için etaplar basitçe şöyle olabilir:

 

  1. En üst, nihai niyetim; farkındalığın yüseltilmesi  olmalı.
  2. Bunun bedava olmadığını bilmeliyim. Bana enerji gerekiyor.
  3. Bu enerjiyi alabilmenin yollarından birinin (en önemli ve kolayı) cinsel birleşim olduğunu biliyorum.
  4. Bunun için şartlarımı uygun hale getiriyorum; çakralarımın normal ve dengeli çalışmasını sağlıyorum.
  5. Cinsiyetim ne ise “bende eksik olan unsurun” tamamlanması için uygun eşi seçiyorum, ya da seçilebilmek için çalışıyorum. (aşk varsa bu maddeye gerek yok, otomatik pilottayız demektir. Malum aşk, ışıktır ve o da BİR’in sapması sevginin ilk tezahürüdür.)
  6. Seçtiğim eşin benim gibi “birlikte yaradan” olduğunu aklımdan/gönlümden çıkarmıyorum. Bu, onu seviyorum/saygı duyuyorum/benden en büyük faydayı sağlamasını ümid ediyorum demektir.
  7. Birleşim süresince her iki taraf da kendini karşıdakine bağışlamalıdır (Kendinizden kurtulun derim). Zamanı unutup, ANda kalınmalıdır. Estetik, sonsuz bir danstır bu. Eğer kutsal olan bi şey varsa dünyada işte budur.
  8. Bu disiplin korunursa bir zaman içinde, enerjinin kök çakrasından çıkışını, bütün çakraları kolayca kat ettiğini, an be an izleyebilirsiniz. Hedef 6.cı çakraya, yani çivit maviye kadar yükseltebilmektir. Çünkü o nokta, evrensel sevginin kucağı ve BİRe açılan kapıdır.
  9. Her şey yolunda gitmişse, erkek uyumak isteyecektir; çünkü fiziksel enerji aktarımı yaptı. Fakat uykuya giderken yanında götüreceği bi kucak ilham, şifa ve kutsama olacaktır.
    Eğer yolunda gitmemişse, bezginlik, boşunalık duyguları, doyumsuzluk, öfke, ihtiras vs vs vs…

Tabi anlattıklarım, sizler gibi bir “birlikte yaratan”ın kendi dünyasında derleyip toparladıklarıdır. Hekes kendi dünyasını güzelleştirmeye çalışıyor

İnsan aklına perde inmeden önce varlıkların en çok yaptığı şey şevişmekti. O zamanlar hiç bir şartı  ayarlamak da gerekmiyordu; çünkü herkes bu şartlara sahipti. Enerji ganiydi. Biz o günlere cennet diyoruz. Sonra cennetten kovulduk ve aklımıza perde indi. Şimdi herşey için dışarıya/içeriye mahkum olduk.

Bir erkek sahip olduğu ilham ve şifa ile ne yapar?
Ne yaparsa yapar ben karışmam!

Belki sabah uyanır, aklına çöle gidesi gelir, orada kendi Don Juan Matus’unu  bulur.
 

Sibel Atasoy

Ortaköy-11.06.05

Gurdjieff at-araba örneği:

 İki atın koşulmuş olduğu perdeleri kapalı bir araba ve arabacı düşünelim. Atlar duyguları temsil etmektedir (hatta iki atın negatif ve pozitif duyguları temsil ettiği de söylenir.) Araba fizik bedeni temsil eder. Arabacı ise akıldır. Arabanın içinde bir kişi oturmaktadır, perdelerin arkasından yalnızca belli belirsiz bir siluet şeklinde algılarız onu. İşte o saklı kişi efendi dir. Yani içimizdeki gerçek BEN (bunu nasıl tarif edeceğimizi tam olarak bilemiyorum, belki bilinç altı bağlantımız, belki eğer öyle bir şey varsa ruhumuz ya da yüksek benliğimiz)
Şimdi buradaki aksiyon şöyle tecelli eder;Arabayı (fizik bedeni) harekete geçiren tek etken atlardır (duygular). Atlar harekete geçtiğinde araba yola çıkar. Arabacı (akıl) elindeki dizginlerle atların aşırılık yapmasını yan yollara sapmasını, ya da gereksiz hızlanmasını/durmasını engellemek üzere görev yapar.
Arabacı (yani akıl) bir emir kuludur, yolcuyu hedefe taşımak için arabayı salimen idare etmekle görevlidir. Arabacı, arabayı nereye götüreceği ile ilgili talimatı yolcudan almıştır ve bazen onun talimatlarına uygun olarak aksiyon değişiklikleri de yapar.
Buradaki sorun şudur derler; (ben de buna katılıyorum) Arabanın içindeki yolcu simgesel bir lisanla konuşmaktadır (işte bu sebeple onun bilinç altı olduğunu düşünüyorum) Arabacı bu lisanı bilmez fakat her nedense bildiğini varsayar!
İnsana tavsiye edilen ise simgesel lisanı öğrenmenin hayati bir durum olduğudur.

 Son ikibin yıldır, giderek artan oranda arabacının yetkileri artırılmış, hatta arabacının efendi olduğu yolunda her türlü empoze yapılmıştır, bu sebeple yetkisinin ve kabiliyetinin üstünde sorumlulukla donatılan arabacı (akıl) atlar üzerinde oldukça despot bir idare geliştirmiştir, çağımızın hastalığı kanser, depresyon gibi deformasyonların sebebi bu yanlış yetkilendirmedir bana göre.