Bana soruyorsun: Aydinlandigin zaman ne oldu?

Bana soruyorsun: Aydinlandigin zaman ne oldu?

Kahkaha attim, hakiki, gürültülü bir kahkaha; aydinlanmaya çalismanin
bütün saçmaligini görmüstüm. Bütün bunlar aptalcaydi çünkü biz
aydinlanmis dogariz ve zaten var olan bir sey için ugrasmak en saçma
seydir. Zaten sende varsa, onu elde edemezsin yalnizca sahip
olmadigin, benliginin esas parçasi olmayan seyleri elde edebilirsin.
Ama aydinlanma senin doganin kendisidir.

Ben pek çok yasam boyunca bunun için çabalamistim — çok, pek çok yasam
boyunca tek hedefim olmustu. Ve ona erismek için olasi her seyi
yapmistim ama hep basarisiz olmustum. Öyle olmak zorundaydi çünkü bu
bir erisme olamaz. Bu senin dogandir, bu yüzden nasil erisme olur? Bu
bir hirs olamaz.

Zihin hirslidir — para için, güç için, prestij için hirslanir. Ve
sonra bir gün, bunca disadönük eylemden biktigi zaman, aydinlanma,
özgürlesme, nirvana, Tanri hirsina kapilir. Ama ayni hirs geri
dönmüstür yalnizca hedefi degismistir. Ilk önce hedef disaridadir,
simdi hedef içeridedir. Ama tavrin, yaklasimin degismemistir; ayni
çukurda, ayni tekdüzelikte ayni kisisindir.

Aydinlandigim gün yalnizca basarilacak hiçbir sey olmadigini,
gidilecek hiçbir yer olmadigini, yapilacak hiçbir sey olmadigini fark
ettigim gün anlamina gelir. Biz zaten ilahîyiz, biz zaten mükemmeliz —
oldugumuz gibi. Hiçbir gelismeye ihtiyaç yoktur, hem de hiç. Tanri
asla kimseyi kusurlu yapmaz. Kusurlu birine rastlasan bile,
kusurlulugunun kusursuz oldugunu göreceksin. Tanri asla kusurlu bir
sey yaratmaz.

Bokuju isminde bir Zen ustasi duydum, bu gerçegi, her seyin mükemmel
oldugunu müritlerine anlatiyormus. Bir adam ayaga kalkmis — çok yasli
ve kambur bir adammis ve söyle demis, ya ben- ben bir kamburum. Bana
ne diyorsun? Bokuju söyle demis: Hayatim boyunca böyle mükemmel bir
kambur görmedim.

Aydinlanmaya ulastigim gün dedigim zaman yanlis dil kullaniyorum —
çünkü baska dil yok, çünkü dilimizi biz yarattik. Basari, ulasma,
hedef, gelisme, ilerleme, evrim gibi sözcüklerden olusuyor. Dillerimiz
aydinlanmis insanlar tarafindan yaratilmadi ve aslinda onlar isteseler
de dil yaratamazlar çünkü aydinlanma sessizlik içinde olur. O
sessizligi nasil sözcüklere dökersin? Ve ne yaparsan yap, sözcükler o
sessizligin bir kismini yok eder.

Lao Tzu söyle der: Gerçek ileri sürüldügü anda yanlis olur. Gerçegi
aktarmanin yolu yoktur. Ama dil kullanilmalidir, baska yol yoktur. Bu
yüzden her zaman dili, deneyim için yeterli olamayacagi kosulu ile
kullaniriz. Dolayisiyla söyle diyorum, Aydinlanmaya ulastigim gün. Bu,
ne bir ulasma ne de bana ait.

O gün, onca aptalligim, ona ulasmak için gösterdigim aptalca çabalar
yüzünden güldüm. O gün kendime güldüm ve o gün bütün insanliga güldüm
çünkü herkes basarmaya çalisiyordu, herkes ulasmaya çalisiyordu,
herkes gelismeye çalisiyordu.

Bana eksIksiz bir gevseme durumunda oldu — hep o durumda olur. Her
seyi denemistim. Ve sonra, tüm çabalarin bosunaligini görmüs, projeyi
tamamen birakmistim. Onu unutmustum. Yedi gün boyunca olabildigince
siradan bir sekilde yasamistim.

Birlikte yasadigim insanlar çok sasirmisti çünkü ilk defa beni siradan
bir hayat yasarken görmüslerdi. Bunun disinda tüm yasamim mükemmel bir
disiplindi.

Iki sene boyunca o aile ile yasadim ve sabahin üçünde kalktigimi,
sonra yedi sekiz kilometrelik bir yürüyüse ya da kosuya çiktigimi,
sonra irmakta yikandigimi biliyorlardi. Her sey mutlak bir tekdüzelik
içinde geçiyordu. Atesim olsa, hastalansam bile bir fark olmuyordu:
Ayni sekilde devam ediyordum.

Benim saatlerce meditasyon yaparak oturdugumu biliyorlardi. O güne
kadar pek çok sey yememistim. Çay, kahve içmezdim; ne yiyecegim, ne
yemeyecegim konusunda kati bir disiplinim vardi. Yedi gün boyunca
gevseyince, her seyi birakip, ilk gün dokuzda uyandigim, çay içtigim
zaman aile sasirdi. Ne oldu dediler. Düstün mü? Beni büyük bir yogi
olarak görüyorlardi.

O günlerden bir resim hala duruyor. Tek bir parça kumasim vardi, o
kadar. Gündüz bedenimi onunla örterdim, geceleyin battaniye gibi
kullanirdim. Bambudan bir hasirin üzerinde uyurdum. Tek konforum buydu
— o battaniye, o bambu hasir. Hiçbir seyim yoktu — baska hiçbir malim
yoktu. Dokuzda uyandigimda sasirdilar. Yolunda olmayan bir sey var.
Çok mu hastasin, ciddi sekilde hasta misin? dediler.

Dedim ki, Hayir, ciddi bir hastaligim yok. Yillardir hastaydim artik
mükemmel bir sagligim var. Artik yalnizca uyku beni terk ettigi zaman
uyanacagim ve ancak uyku bana geldiginde uyuyacagim. Artik saatin
kölesi olmayacagim. Bedenim ne yemek isterse onu yiyecegim, canim ne
isterse onu içecegim. Dedim ki, Bu kadar yeter. Ve yedi günde tüm
projeyi tamamen unuttum, onu bir daha hatirlamamak üzere unuttum.

Ve yedinci günde oldu — hiç yoktan oldu. Ve ben kahkaha atinca,
bahçivan kahkahayi duydu. Benim biraz deli oldugumu düsünegelmisti ama
beni o sekilde gülerken hiç görmemisti. Kosarak geldi. Sorun ne? dedi.

Endiselenme dedim. Deliydim, biliyorsun — simdi zirdeli oldum. Kendime
gülüyorum. Sen alinma. Git uyu.

Osho, provokatör mistik, sf: 98-101

Yaşamın tanıklığındır..Tanıklığın yaşamın..

İçinde bir ANlayış duyumsarsın
Tam merkezinde kalır ve bakarsın
Yaşamın tanıklığındır
Tanıklığın yaşamın
Özdeşleşmeden OLanla
Reddetmeden, benimsemeden
Yapışmadan ve yapıştırmadan
Kalbinin sesi olup AKarsın
Yaşamın tanıklığındır
Tanıklığın yaşamın
Gürültü içinde sessiz kaldığında
Her sesin içindeki renkli tınısı ile uyanırsın
Dışında bildiğin her ses
İçinden çıkmakta ve yankılanmakta
GÖZün, kalbin ve yaşam merkezin
Işığının piramidinin noktalarıdır
Her nokta, geçtiğin kapılardan
Anlayışınla dolar ışıkla
Her kapı içinden bir başka kapıya açılır
Birini kapatırken diğerine açılırsın
Sarmalın her noktası ışıkla dolar
Sen ışık OLursun
Yaşamın ışıktır
Işık yaşamın ilk kaynağı
Işığın karanlığında BiR noktadır
Tüm noktalar BiR Olur ışığınla
Dönerek kapılardan geçer
İçinde BiR anlayış duyumsarsın
Yaşamın tanıklığındır
Tanıklığın yaşamın..

Düş / 31.07.2008

Bir Adı Vardı…

Sönmekte olan bir yıldız

Ağzında büyüyen bir lokma ekmek parçasını boğazına düğümlenen hıçkırıklar arasında yutmaya çalışıyordu. Masamıza izin isteyip oturduğundan itibaren zorla tutmaya çalıştığı gözyaşları, aniden bardak boşanırcasına yanaklarından aşağıya süzülmeye başladı. Elindeki ekmeği masasına bıraktı. Başını ellerinin arasına alarak sarsılarak ağlamaya devam ediyor ve titreyen dudakları arasından anlamsız kelimeler dökülüyordu. Kardeşim ve oğlıumla birlikte ne yapacağımızı , ne söyleyeceğimizi bilmeden şaşkın gözlerle onu izliyorduk. Bir müddet sonra toparlanmaya çalışarak, yaşlarla dolu ıslak gözlerini bana çevirdi. ‘Lütfen bana yardım edin! Ben kötü bir kadın değilim’ Bozuk bir plak gibitekrarladığı sözlerine bir son vermesini ve sakin olmasını söyledim. Gözlerini uzattığım peçeteye kurularken tekrar’ bana yardım edecekmisiniz?’diye sordu.

Herşey o kadar ani olmuştu ki..Kimdi? Nereye gidiyordu? Benden nasıl bir yardım istiyordu? Neden beni seçmişti? Ona ne söylemeli nasıl yardım etmeliydim? Hayatımda yeteri kadar problem vardı zaten, ben sorunlardan kaçıyordum. Bu yolculuğa çıkmaktaki amaçım sorunlarımdan biraz uzaklaşmak, çocuğumla ilgilenmek ve kendimle başbaşa kalmaktı. Oysaki Ankaradan ayrılalı henüz dört saat olmuş ve ilk mola yerinde yağmurdan kaçarken doluya yakalanmış, üstelik hiç tanımadığım biri benden yardım istiyordu. Ona ve söyleyeceklerine nasıl inanabilirdim? İyi niyetli biri olup olmadığını nasıl bilebilirdim? Nasıl güvenebilirdim? Cevap bekleyen bir yığın soruyla karşı karşıya idim. En önemli soru isei doğru olan ‘size yardımcı olamam, lütfen bizi rahat bırakın’ diyerek arkamı dönüp çekip gitmekmiydi? Yoksa onu dinleyip istediği her ne ise o yardımı ona sunmakmıydı? Çoğu insan böyle bir durumda hangi seçeneği seçerdi dersiniz?
Maalesef ben çoğunluğun yaptıklarını her zaman doğru olduğuna inanan biri değilim. Farklı davranmak, farklı düdüşnmek ve farklı olayları hayatıma çekmek gibi bir özelliğim vardı. Çevremdeki olaylara duyarsız kalmak beni anlatmıyordu. Gerçi bu duyarlılığım bana her zaman pahalıya mal olmuştu. Onu dinlemekle bir şey kaybetmezdim. Belki yapabileçeğim bir şey isteyecekti. İyi niyetimin suistimal edilme ihtimalina rağmen, yüreğimdeki minik sese kulak verdim. Bana sadece doğruları söyleyeceği takdirde elimden gelen bir yardımı yapabileceğimi söyledim.

Bir adı vardı YILDIZ.

Karanlık gecelerde gökyüzünde parlayan yıldızlar içinde sönmekte olan bir yıldız. Beline kadar uzanan düz ve kumral saçları, zayıf bir yüzü kahverengi gözleri, konuşurken sağa doğru hafifce kayan ince dudakları ile masum bir ifadesi vardı. Kısa boyu küçük bedeniyle uyum sağlıyordu. 20 yaşında , evli ve beş yaşında bir çocuk annesi. Gece yarısı yapılan bir kavgadan sonra kocası onu yaka paça dışarı atmıştı. Gidecek bir yeri, sığınacak sıcak bir ailesi yoktu. Sonunun ne olacağını bilmeden karanlık ve ıssız sokaklarda koşmuş, yolda gördüğü herkesten yardım dilenmişti. Kimi onu dinlemek istememiş, kimi para istediğini düşünerek birkaç lira verip başından def etmeye, kimileride ahlaksız tekliflerde bulunarak fuhuşa teşvik etmeye çalışmışlardı. Ankaraya giden bir otobüsün şöförüne rica etmişti. Neden Ankara diye sordum. 2oradaki insanların iyi olduğunu duydum. Büyük bir şehir işte beni orada kimse bulamaz hem sonra bir iş bulurum diye düşündüm. Otobüsteki muavin bana çok iyi davrandı.’ Üzerindeki eskimiş, yıpranmış hırkayı göstererek, üzerime giymem için işte bu hırkayı o verdi. Ayaklarındaki kocaman erkek terliklerini işaret etti ‘ aha bunları da’O ürkek ve şaşkın bakışların esir aldığı gözleri tekrar dolmuştu.

‘Abla ayakkabılarımı giyecek fırsat bile vermedi. Muavine başımdan geçenleri yolculuk boyunca anlattım. Bana Ankara da senin için birşeyler düşünürüz. Nasıl olsa otobüs boş para vermene de gerek yok dedi.!

‘peki düşündümü?’

‘İlk hayal kırıklığımı yaşatan da o oldu. Ankaraya geldiğimizde terminalin içinde bir kafeteryaya gittik. Bana bir tost ısmarladı, geri döneceğini ve beklememi söyledi gitti. Orada onu bir saat bekledim sonra kaytan bıyıklı, iri yarı bir adam geldi. Muavinin gönderdiğini, beni almaya geldiğini söyledi. Beni yine terminalin içinde küçük pis bir odaya götürdü ve kapıyı kilitleyip bana iyi bir parça olduğumu bu güzellikle çok para kazanabileceğimi ama önce onunla birlikte olmam gerektiğini, nazlanmamamı söyledi.’

Gözlerimin içine ona inanmamı istercesine baktı ve ‘abla ben kötü bir kadın değilim’ Başını öne eğdi, ellerini yüzüne kapatıp tekrar hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Onu teselli edecek bir şeyler söylemeliydim ama sanki dilim tutulmuştu. Her zaman hiç susmayan ben şimdi konuşacak bir şey bulamıyordum. Bir müddet sessizce bekledikten sonra kaldığı yerden tekrar anlatmaya başladı.

‘ Derhal kapıyı açmasını beni bırakmasını yoksa çığlıklar ataçağımı’ söyledim. Bana pis pis gülümsedi ‘bizi beğenmedim herhalde…..’ dedi. Oradan nasıl çıktığımı bilemedim. Köşede bekleyen bir polis memuruna anlattım derdimi söylediklerime inanmadı ve beni evden kaçan küçük bir kız çocuğu sandı. Biletimi alarak beni bu otobüse yerleştirip evine git dedi. Ailem ben küçükken öldü. 3 kardeşim ve beni, yetiştirme yurduna verdiler kardeşlerim nerde bilmiyorum. Beni bir aileye evlatlık vermişlerdi. Önceleri iyiydim ama sonra kendi çocukları olunca benim için o evde işkence başladı. Beni başlarından atmak içinde 15 yaşında evlendirdiler.’

Onu dinlerken insanın sahip çıkacak kimsesinin olmaması ne kadar kötü diye düşünüyordum.

Sahipsizlerin neden bu kadar suç işlediklerini düşünmemiz gerekiyor. İnsan yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için hiç bir çıkış yolu bulamamışsa , hırsız da olabilir, katil de, fahişe de. Toplum olarak suçlulara ve fahişelere hep önyargılı yaklaşıyor ve onları oraya getiren nedenleri anlamak istemiyoruz oysaki çoğu zaman temiz insanları kirleten de işte bizim bu önyargılarımız değilmi?

Sistem acımasız arkadaşlar, hep sevgi diyorum diye eleştiriliyorum bazen ama kusura bakmayın sevmeyi, inanmayı, güvenmeyi unuttuk. İnsan olarak sorumluluklarımızdan kaçınmak içinde, ‘ olmaz öyle şey kanunlar var diyoruz’ ya da kişileri suçluyoruz. Ama unutmamak gerekir herkes aynı değil ve önyargılı davranmamak için önce dinlemek , anlamak gerekir. Şu 20 yaşındaki yaşamında sevgisizlikten başka bir şey görmemiş bu çocuğun suçu ne? Böyle bir psikoloji ile bu insanın nasıl doğru ve akıllı kararlar vermesini bekleyebiliriz?

Yazmak ve söylemek o kadar kolay ki… ama ya yaşamak…

Sıyrılmak ve Beklemek

“Konuşuyoruz, konuşuyoruz ve hiç aklımıza getirmiyoruz ki, sözcüklerin gerçekten var olmak için dinleyişle beslenmeleri gerekir.”

Susanna Tamaro’nun bu cümlesini okuduktan sonra, “susmanın” ve “dinlemenin”, gündelik hayatın bizi içine çeken “zamansızlığını” aşmak olduğunu hissettim. Yaşamak, kendimize, sevdiklerimize ve susmaya zaman ayırmaktı. Belki de sadece gün batımına bakarak, bir ağacın yapraklarında kaybolarak, bisikletimizle giderken bizi okşayan rüzgarı selamlıyarak, ya da yanımızdan geçen bir çocuğunu başını okşayarak “kaybettiğimizi” sandığımız ama aslında kazandığımız anlardı yaşam…

“Zamanı anlayabilmek için, onun en derin manasını kavrayabilmek için, onu yorumlamak yerine, ondan sıyrılmayı bilmek gerekir”, diyor Tamaro ve ekliyor:

“Sıyrılmak ve beklemek”.

“Çünkü bir tohum aylarca toprakta sessizce yatabilir ama bu karanlık bekleyiş içerisinde suyu arzulamaktan, onu beklemekten vaz geçmez. Suyu ve kabuğunu kırarak yukarıya doğru gelişmesibe, ışığın ve soluğun evrenine yükselmesine yardım edecek gücü bekler.Başlangıçtan beri üstlenmek üzere dünyaya çağrıldığı formu nihayet keşfetmek için bekler.”

Susanna Tamaro, Her sözcük bir tohumdur.

irade

Öncelikle sayın sonsuz, bu kelimeyi sitenizde arattım( hani sonra bu konu zaten sitede vardı demeyesiniz) fakat o kadar çok -irade- içerikli yazı çıktı ki karşıma açıkçası hepsine bakmaya üşendim fakat aradığım sorunun cevabını onlarda bulamayacağımı hissettim.

Nasıl iradeli olunur bunu merak ediyorum. bu sitedeki arkadaşlar nasıl iradeli oluyorlar? bir karar alıp sonra da kararın arkasında durarak iradeli olmanın beş temel şartını arıyorum, kısaca deneyimlere ihtiyacım var. (lütfen kimse ukalalık satmasın, bunun ne bana ne de ukalaya bi faydası olur, yani şu tarz cümleler okumak istemiyorum: siz iradeli olmayı kendiniz becermelisiniz, bu konuda kimse size yardımcı olamaz… bu yaşa geldiniz iradeniz yok mu(!) iradesiz olmak kişiliksiz olmaktır…..)

Bazı site sorumluları da -iradesiz olmayı önemsemeyiniz, siz önemsemezseniz bu hastalık zamanla kendiliğinden ortadan yok olacaktır- üslubunda sorumu hafife almasınlar lütfen.

Eveeeet sanırım tüm şartlarımı ve ihtiyaçlarımı dile getirdim, şimdi beklentim yardımlarınız yönünde, şimdiden teşekkürler.